Hukuk Genel Kurulu 2014/803 E. , 2016/586 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “vakfın mütevelliliğine ehil olduğunun tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 19.04.2012 gün ve 2010/604 E., 2012/192 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 14.02.2013 gün ve 2012/11350 E., 2013/1775 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı dilekçesinde, ... Vakfı"nın tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş; mahkemece, talep edilen vakfa ait mevcut mütevellinin görevine devam ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Tevliyet görevinin alınabilmesi için öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması sonra da vakfiyede öngörülen şartların taşınması gerekmekte olup tevliyetin dolu olması böyle bir dava açılmasına engel değildir.
Davacı kesinleşen mahkeme kararı ile aynı vakfın evladı olduğunu tespit ettirdiğine göre vakfeden ile soybağını ispatlamıştır. Davaya konu Mülhak Muhasibi Şehriyari Mustafa Paşa Şeyh Ahmet Efendi Vakfı"na ait vakfiyede tevliyet, batın şartı (ön batında sağ vakıf evladı varken sonraki batında bulunan evladın hak sahibi olamaması kuralı) ile evlada bırakıldığından, davacının bu şartları taşıyıp taşımadığı araştırılıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, vakfın tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin, Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/90 E.; 2009/90 K. sayılı ilamı ile Muhasibi Şehri Yari Mustafa Paşa Şeyh Ahmet Vakfı evladı olduğunu, Vakıflar Kanunu"na göre vakfın idaresinin ve yönetiminin sağlanabilmesi için davacının mütevelliliğe ehil olduğuna dair karar alması gerektiğini, müvekkilinin tahsili, terbiyesi ve ahlakı ile vakfın mütevelliliğini yapabilecek bilgi ve birikime sahip olduğunu beyanla, davacının, mütevelliliğe ehil olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vakıf vekili, mülhak vakfın mütevellisi olan Seyit Nazım Burhanzade’nin ... Tevcih Komisyonu tarafından göreve getirildiğini, Vakıflar Tüzüğü"nün 37. maddesindeki şartları taşıması halinde adayın mütevelli seçilmesinin mümkün olduğunu, halen görevde olan mütevellinin, kesinleşmiş tevliyete müstehiklik kararının ortadan kaldırılmadığını, zira Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 24.06.1966 tarih ve 5638 E ve 2549 K. sayılı ilamında tevliyetin tespitine ilişkin kesin hükmün gözönünde bulundurulacağını, böyle bir karar ile tevliyete müstehik olduğuna ilişkin bir kimse lehine ilamın bulunması durumunda, bu hükmün ortadan kaldırılmadığı sürece, davacının tevliyete müstehik olduğuna karar verilemeyeceğinin içtihat edildiğini, mücerret vakıf evladı olmanın tevliyete müstehik gerektirmediğini, vakfa mütevelli olabilmenin Vakıflar Tüzüğündeki ve Vakıfnamedeki koşullara bağlı olduğunu, davacının bu koşulları taşıyan kimselerden olmadığını ve bu davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili ise, mevcut bir mütevelli bulunduğunu, davacının dava açmakta hukuki menfaatinin olmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini ifade etmiştir.
Mahkemece, Mülhak Musahibi Şehriyarı Vakfının mütevellisinin Seyit Nazım Burhanzade olduğu, mütevellinin, Vakıflar Genel Müdürlüğünce bu göreve getirildiği ve görevinin devam ettiği, vakfın mütevelli heyetinin bulunduğu, mütevelliliğe ehliyet kararının ancak, vakıf mütevelliliğinin boşalması halinde, vakfın mütevellisiz kalmaması için verilmesi gereken bir karar olduğu, somut olayda, görevlendirilen ve bu görevini ifa eden mütevellinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece bozma ilamına karşı direnilmiştir.
Direnme hükmü, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, direnme olarak adlandırılan kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi).
Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukuki olguyu değiştirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Somut olayda yerel mahkemece yapılan ilk yargılamada, vakfın mevcut mütevellisinin olduğu ve görevini sürdürdüğü, mütevelliliğe ehliyet kararının ancak vakıf mütevelliliğinin boşalması durumunda verilebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş iken; direnme olarak adlandırılan kararda bu kez, daha önce alınan ilam hükmü ortadan kalkmadan tevliyete müstehiklik kararı alınamayacağı, davacının bulunduğu batından evvelki batında kimsenin bulunmaması durumunda davacının şartları taşıyıp taşımadığının araştırılmasının gerekeceği, Arşive Neşriyat Müdürlüğünün 2005 numaralı defterinde vakıf evladının erkek olanlarının en büyüğü ve en akıllısına tevliyet şartı olarak kabul edildiği, ayrıca hükmen mütevelli olan Seyit Nazım Burhanzade’nin “tevliyat şartı”ndaki yaşının, davacıdan büyük olduğu, dolayısıyla davacının davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesine yer verilerek; yeni bir hukuki gerekçeye dayalı olarak direnme olarak adlandırılan karar verilmiştir.
Buna göre mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 18.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 04.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.