Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2015/1090
Karar No: 2016/590
Karar Tarihi: 11.05.2016

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/1090 Esas 2016/590 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2015/1090 E.  ,  2016/590 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

    Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziantep 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.01.2011 gün ve 2010/272 E., 2011/35 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 23.01.2013 gün ve 2011/3873 E., 2013/958 K. sayılı ilamı ile;
    "…Davacı, 01.10.2004-31.03.2010 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa"ya tabi isteğe bağlı sigortalılık süresinin geçerli olduğunun ve 01.04.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir.
    Mahkeme istemin kabulü ile davacının 01.10.2004-31.03.2010 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı olduğunun ve 01.04.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar vermiştir.
    Dosyadaki kayıtlardan davacının, 2004 yılı Eylül ayında SSK isteğe bağlı sigortalı olmak için başvurduğu, Kurumca 01.10.2004 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalılığının başlatıldığı, davacının primlerini düzenli olarak ödediği ve 31.3.2010 tarihinde yaşlılık aylığı için başvurduğu, Kurumca davacının tahsis talebine göre hizmetleri incelendiğinde 1990/3. döneminde 8138.63 sicil nolu işyerinde görülen 120 günlük çalışmanın davacıya ait olmadığı tespit edildiğinden dolayısıyla davacının isteğe bağlı sigortalılık öncesi SSK hizmetinin 1024 gün olup 1080 gün 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı çalışması bulunmadığı gerekçesi ile ödemiş olduğu isteğe bağlı primlerinin dikkate alınmadığı, emeklilik şartlarından 3600 gün prim ödeme koşulu gerçekleşmediği için yaşlılık aylığı isteminin ret edildiği anlaşılmaktadır.
    Davacının isteğe bağlı sigortalılık müracaatında bulunduğu 01.09.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa"nın 85.maddesinde, isteğe bağlı sigortalılık için en az 1080 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş olması gerektiği öngörülmüştür.
    Somut olayda isteğe bağlı sigortalılık başvurusu öncesi toplam 179 gün 506 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı çalışması bulunan davacının yasada belirtilen asgari 1080 günlük sürenin bulunmaması nedeni ile isteğe bağlı sigortalılığının iptaline ilişkin Kurum işlemi yerindedir.
    Hal böyle olunca, Mahkemece davacının koşulları bulunmayan 01.10.2004-31.03.2010 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılık ile ilgili isteminin reddine karar verilerek bu süreler dikkate alınmadan yaşlılık aylığı koşullarını değerlendirip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır..."
    gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.




    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, davacının isteğe bağlı sigortalılık süresinin tespiti ve yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
    Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
    Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının 01.10.2004-31.03.2010 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalılık koşullarının bulunup bulunmadığı varılacak sonuca göre yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Sosyal sigortaların belirgin özelliği, zorunlu oluşu ve sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilememesidir. Sigortalılığın zorunlu oluşuna 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun getirdiği istisnalardan birisi “isteğe bağlı” sigortalılıktır.  
      İsteğe bağlı sigortaya olanak tanınmasının amacı, sigortalıları, çalışma hayatında sıkça rastlanan, sürekli ve düzenli iş bulma güçlüğü karşısında, uzun süreli sigorta kolları bakımından sosyal güvenlik haklarından yoksun bırakmamaktır.  
       Nitelikleri gereği, başlama ve sona ermeleri yönünden her iki tür sigortalık arasında farklılıklar bulunmaktadır. Zorunlu sigortalılar, işe alınmakla kendiliğinden sigortalı niteliğini kazandıkları halde, isteğe bağlı sigortalılar, Kuruma başvurmadan sigortalılık niteliğini kazanamazlar. İsteğe bağlı sigortalı olabilmenin ilk koşulu bu yazılı başvurudur. Ancak, Kanunun aradığı diğer koşulların yanında düzenli prim ödemesinin de bulunması halinde, bu ödemeler, isteğe bağlı sigortalılık iradesi şeklinde yorumlanarak, sırf yazılı başvuru yokluğu, sigortalılığa engel durum yaratmayacaktır. Bu düşünce, Medeni Kanunun 2. maddesinde anlatımını bulan objektif iyi niyet kuralının bir sonucudur.  
    01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7/1. maddesinde,  
    “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve anılan Kanunun 85. maddesi olduğu kabul edilmelidir.        
     İsteğe bağlı sigortalılığı sürdürebilmenin temel koşulu, her hangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak çalışmamaktır. 506 sayılı Kanunun 85. maddesinde yapılan tüm düzenlemelerde bu koşulun korunmuş olması, isteğe bağlı sigortalılığın temelinde yatan düşünceyle uyumludur.  
    Davacının, isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildiği tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanunun 85. maddesi gereğince, isteğe bağlı sigortalı olarak tescil için, başvuru tarihinden önce 506 sayılı Kanun gereğince zorunlu sigortalı olarak tescili yeterli bulunurken, 09.04.2003 tarih ve 4842 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle, tescil için 1080 gün zorunlu sigortalılık primi ödenmesi şartı getirilmiştir.
    Somut olayda, davacının, 2004 yılı Eylül ayında SSK’na isteğe bağlı sigortalı olmak için başvurduğu, Kurumca 01.10.2004 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalılığının başlatıldığı, davacının primlerini düzenli olarak ödediği ve 31.03.2010 tarihinde yaşlılık aylığı için başvurduğu, Kurumca davacının tahsis talebine göre hizmetleri incelendiğinde 1990/3. döneminde 8138.63 sicil nolu işyerinde görülen 120 günlük çalışmanın davacıya ait olmadığı tespit edildiğinden dolayısıyla davacının isteğe bağlı sigortalılık öncesi SSK hizmetinin 1024 gün olup 1080 gün 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı çalışması bulunmadığı gerekçesi ile ödemiş olduğu isteğe bağlı primlerinin dikkate alınmadığı, emeklilik şartlarından 3600 gün prim ödeme koşulu gerçekleşmediği için yaşlılık aylığı isteminin ret edildiği, anlaşılmaktadır.
    Davacının isteğe bağlı sigortalılık müracaatında bulunduğu 01.09.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanunun 85. maddesinde, isteğe bağlı sigortalılık için en az 1080 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş olması gerektiği öngörülmektedir.
    Bu nedenle, 1990/3. dönemdeki 120 günlük sigortalılık süresinin iptal edilmiş olması nedeni ile 1024 gün zorunlu sigortalılık primi ödemesi bulunan davacının isteğe bağlı sigortalılık tescili için gerekli olan prim ödeme gün sayısı bulunmadığından Kurumca yapılan iptal işlemi yerindedir. Ne var ki davacı 1 yıl 8 aylık (600 gün) askerlik süresini 506 sayılı Kanun kapsamında 29.08.2005 tarihinde ödemiş, böylelikle isteğe bağlı sigortalılık tescili için gerekli olan 1080 gün zorunlu sigortalılık prim ödeme koşulunu gerçekleştirmiştir. Bu nedenle isteğe bağlı sigortalılık tescil iradesini  ortaya koyacak nitelikte (31.03.2010 tarihine kadar) düzenli prim ödemesi bulunan davacının askerlik borçlanma süresi de dikkate alınarak 1080 gün prim ödeme koşulunun yerine getirildiği tarihten itibaren 31.03.2010 tarihine kadar olan dönemde, isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun kabulü gerekir.
     Açıklanan nedenlerle, davacının isteğe bağlı sigortalı olarak tescil talebinde bulunduğu 01.09.2004 tarihinde 1080 gün zorunlu sigortalılık prim ödemesi bulunmadığından 1080 gün prim ödeme koşulunun yerine getirildiği 01.09.2005 tarihine kadar olan süre yönünden istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde istemin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; Kurumun isteğe bağlı sigortalılığı iptal işleminin uygun bulunması halinde, sigortalıyı Kurum karşısında hak ettiği hukuki korumadan tamamen yoksun bırakılacağı, SGK’nın (tüm) hatalı işlemlerinin olumsuz sonuçlarını hiçbir ayrım yapılmaksızın tamamen sigortalının üzerinde bırakılacağını bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.  
    SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda ilave edilen nedenler ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 11.05.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.





    KARŞI OY
    Davaya konu uyuşmazlıkta, davacının 2004 yılında davalı Kuruma isteğe bağlı sigortalı olmak için başvurduğu, 506 sayılı Kanunun 85. Maddesinde 4842 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu isteğe bağlı sigortalı olmak için aranan 1080 prim gün sayısı koşulunu taşıdığı belirtilerek isteğinin kabul edildiği, 2004-2010 yılları arasında isteğe bağlı sigortalılık primlerinin muntazaman ödendiği, 2010 yılında yaşlılık aylığı tahsis başvurusu sonrasında ise davalı Kurum yaptığı inceleme sonucunda, sigortalının hizmet cetveline karışmış 120 prim gün sayısının çıkarılması sonrasında isteğe bağlı sigortalılık için aranan 1080 gün koşulunun 2004 yılındaki başvuru anında oluşmadığının anlaşıldığı nedenle, altı yıllık sürece ödenen isteğe bağlı sigortalılık primlerini iptal ederek, davacının yaşlılık aylığı istemini reddettiği anlaşılmaktadır.
    Hukuk Genel Kurulu’nun sayın çoğunluğu, davacının 2005 yılında yaptığı askerlik borçlanmasının gözetilerek, isteğe bağlı sigortalı olmak için gerekli olan 1080 gün prim ödenmiş olması koşulunun borçlanma tarihi itibariyle gerçekleşeceği, sadece bu borçlanma tarihinden sonra ödenen isteğe bağlı sigortalılık primlerinin geçerli bulunacağını kabul ederek, değişik bozma kararı vermiştir.
    Sayın çoğunluğun değişik bozma yönündeki kabulü, “her ne şekilde ve nasıl olursa olsun” Kurumun hatalı işlemine dayalı olarak yapılan işlem ve uygulamanın kesinlikle iptal edilmesi gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Bu sonuca ulaşılırken ortaya konulan düşünce, ...’nu aldatma ve yanıltmaya yönelik kötü niyetli başvuruların çok yaygın bulunduğu, aksi yönde yapılacak değerlendirmenin bu kötü uygulamayı teşvik edici nitelikte olacağı yönündedir.
    Dosyada belirgin bulunan, davacının Kurumu yanıltıcı yönde en küçük bir eyleminin bulunmadığı, isteğe bağlı sigortalılık için o tarihte aranan 1080 prim gün sayısı koşulunun varlığına yönelik Kurum kabulünün bulunduğu, 6 yıl prim ödemesi sonrasında, yaşlılık aylığı tahsisi aşamasında iptal işlemi yapıldığıdır.
    Hatalı Kurum işlemi karşısında yapılacak değerlendirmenin nasıl olması gerektiği önem taşımaktadır.
    Bu yönde, 27.04.2016 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 2013/8074 Başvuru Numaralı bireysel başvuruya yönelik verdiği kararda benzer bir olay nedeniyle yaptığı değerlendirme ışık tutucu niteliktedir. “Tevfik Baltacı” başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince verilen kararda;
    “… ‘iyi yönetişim’ ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir … İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde; idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumu, işlemin fark edilmesinde geçen süre … önem arz etmektedir … İfade edildiği üzere iyi yönetişim ilkesi; mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir… Somut olayda idare tarafından yaşlılık aylığı ödemelerinin yersiz olduğu yönündeki hatalı işlemin dört yıl dokuz ay sonra tespit edildiği, kamu kurumlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız olduğu anlaşılmıştır … başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olmuş ve hakkın özüne dokunur şekilde ölçülülük ilkesi ihlal edilmiştir…” denilerek, “Mülkiyet hakkının ihlali ile sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın … İş Mahkemesine Gönderilmesine …” ifadelerine yer verilmiştir.
    Somut uyuşmazlıkta sigortalının davalı Kuruma yönelik hiçbir hatalı, yanıltıcı işlem ve eylemi olmaksızın, tamamen Kurumun hatalı işlemine dayalı olarak, 6 yıl boyunca ödenen isteğe bağlı sigortalılık primlerinin iptali ile bu kapsamda yapılan yaşlılık aylığı tahsis istemi reddedilmiştir. Davacı altı yıl boyunca primlerini ödemeye devam etmiştir. Kurumun hatalı işlemi olmasa, başvuru anında yapılacak askerlik borçlanması ile ya da iki aylık sigortalı çalışma sonucunda bu koşul sağlanabilecek idi.
    Sonuç itibariyle, Kurumun isteğe bağlı sigortalılığı iptal işlemini uygun bulan sayın çoğunluk, sigortalıyı, Kurum karşısında hak ettiği hukuki korumadan tamamen yoksun bırakmaktadır. SGK’nın (tüm) hatalı işlemlerinin olumsuz sonuçları hiçbir ayırım yapılmaksızın tamamen sigortalının üzerinde bırakılması doğru bulunmamalıdır.
    Bu gerekçeye dayalı bulunan yerel mahkeme direnme kararının isabetli olduğu ve işin esası hakkında inceleme yapılmak üzere dosyanın Yüksek Özel Dairesine gönderilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun değişik bozma yönündeki görüşlerine katılmamaktayım.      



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi