Hukuk Genel Kurulu 2014/1011 E. , 2016/596 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul (Kapatılan) 27. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.10.2012 gün ve 2011/18 E., 2012/226 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.05.2013 gün ve 2013/2494 E., 2013/9558 K. sayılı kararı ile;
“...Davacı vekili, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin tek taraflı ve haksız olarak davalı tarafça feshedildiğini, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi nedeniyle müvekkili şirketin zarara uğradığını, davalı şirketin sözleşmenin fiili olarak yürürlüğe girdiği tarihten beri taahhüt ettiği yıllık tonajda ürün almayarak sözleşmeyi ihlal ettiğini, ayrıca sözleşme ilişkisi sebebi ile davalıya ariyet olarak bırakılan tüm demirbaşların iadesi için gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.000,00 TL cezai şart ve kar mahrumiyeti alacağı ile demirbaş bedeli olarak 7.000,00 TL olmak üzere toplam 14.000 TL"nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacı taleplerinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin, davalının akaryakıt istasyonunda münhasıran Turkuaz"dan veya Turkuaz"ın belirleyeceği yerden satın alacağı akaryakıt ürünlerini satmayı, başka şahıs ve şirketin petrol mahsullerini hiçbir şekilde satmamayı taahhüt ettiği 1. maddesi senelik belli miktar akaryakıt ve madeni yağı Turkuaz"dan satın almayı taahhüt ettiği 2. maddesi ürünlerin yeniden satış fiyatını Turkuaz"ın temyiz edeceği ve davalının da bu fiyata göre satış yapmayı taahhüt ettiği 4/e maddesi ile anlaşmanın 07.08.2010 tarihine kadar geçerli olacağı ve hatta 6 aydan önce yazılı feshi ihbar edilmediği takdirde 1"er yıl daha uzamış sayılacağını öngörmek suretiyle belirsiz süreli olmasını sağlayan 12. maddesi hükümlerinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili tebliğ hükümlerine aykırı olup, bu dikey anlaşmanın 2002/2 sayılı Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında ve bu sebeple de hukuka uygun ve geçerli olarak değerlendirilebilmesinin mümkün olmadığından sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren geçersiz olduğu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna aykırı hükümler taşıyan ve kendisine açıkça kanuna aykırı edimler yüklemiş olan sözleşmeyi feshetmesinin haklı bir sebeple gerçekleşmiş olduğundan ve sözleşme başlangıçtan itibaren geçersiz olduğundan cezai şart istenemeyeceği, tarafların geçersiz olan bu sözleşme kapsamında yürüyen ticari ilişkiden karşılıklı olarak menfaat elde etmiş olmaları ve davacının da sözleşmenin uygulandığı dönemlerde davalı tarafın her yıl eksik miktarda ürün olmasına itiraz etmemesi dikkate alındığında bilirkişilerin MK"nun 2/2 maddesine dayalı değerlendirmenin yerinde olmadığı, davacı şirketin geçersiz sözleşme kapsamında ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca verdiklerini geri isteyebilecekleri davacı tarafça yaptırılan tespitte ariyet malların davalı tarafça sökülerek kendisine ait depoda muhafaza ettiği belirlendiğinden, bu malların davacıya aynen iadesi mümkün olup, davacının iadeyi değil, sözleşmenin 9. maddesine göre cezai şart talep ettiği, sözleşme hukuka aykırı ve geçersiz olduğundan bu talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, bayilik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi nedeniyle cezai şart, kar mahrumiyeti ve ariyet olarak bırakılan demirbaşların bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece, sözleşme hükümlerinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun"a aykırı olup, başlangıçtan itibaren hukuka aykırı ve geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hukukumuzda sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Herkes kanuna, ahlaka aykırı olmamak koşuluyla sözleşme akdedebilme özgürlüğüne sahiptir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin serbest iradeleri ile yapıldığı ve kanuna, ahlaka aykırı olmadığı gibi kamu düzenine de aykırı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sözleşmenin haksız feshedilip, feshedilmediği üzerinde durulup, toplanacak deliller ve varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın reddi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava cezai şart, kâr mahrumiyeti ve demirbaş bedeli alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 4/e maddesi ile anlaşmanın 07.08.2010 tarihine kadar geçerli olacağı ve feshin 6 aydan önce yazılı olarak ihbar edilmediği takdirde birer yıl daha uzamış sayılacağını öngörmek suretiyle belirsiz süreli olmasını sağlayan 12 nci maddesinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili tebliğ hükümlerine aykırı olduğu ve bu itibarla sözleşmenin başlangıçtan itibaren geçersiz olduğu; bedeli istenen malların da depoda muhafaza edildiği ve aynen iadesinin mümkün bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen gerekçeyle bozulmuştur.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna ve kamu düzenine aykırı olup olmadığı ve buradan hareketle feshin haksızlığının araştırılmasına gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği ve davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19 uncu maddesi sözleşme serbestîsi ilkesini benimsemekle birlikte yasaya, ahlak kurallarına, kamu düzeni ile kişilik haklarına aykırı sözleşmelerin geçerli olmayacağını açıkça göstermiştir. Bu geçersizlik hali “butlan” olarak adlandırılmakta olup, butlanın taraflarca her zaman ileri sürülebileceği ve hâkim tarafından da her zaman ve re’sen dikkate alınabileceği tartışmasızdır.
Hemen belirtmek gerekir ki Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesi butlanın etkisi konusunda önemli bir düzenleme getirmiş ve sözleşmedeki şartların yalnız bir kısmının batıl olması halinde bunun –kural olarak– bütün sözleşmeyi etkilemeyeceğini, yalnız o şartın geçersiz olacağını; şu kadar ki, bu şart olmasaydı tarafların sözleşmeyi hiç yapmayacağının belirgin olması durumunda bütün sözleşmenin geçersiz sayılacağını vurgulamıştır.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda sözleşmelerin süresini sınırlandıran ilke niteliğinde bir düzenleme bulunmamaktadır. Sadece Yasanın “muafiyet” başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması (m. 4/I-a), tüketicinin bundan yarar sağlaması (m. 4/I-b), ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması (m. 4/I-c) ve fıkranın ilk iki bendinde yazılı amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan fazla sınırlanmaması hallerinin tamamının varlığı halinde Rekabet Kurulunun teşebbüslerarası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararlarının bu madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verebileceği kabul edilmiştir. Maddenin (5388 sayılı Yasanın 1 inci maddesi ile değişik) ikinci fıkrasında ise muafiyetin belirli bir süre için verilebileceği kabul edilmiştir.
Resmi Gazete’nin 14.07.2002 gün ve 24815 sayılı nüshasında yayımlanan Rekabet Kurulunun 2002/2 sayılı “Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği”nin 2 nci maddesi ile dikey anlaşmalar, bir diğer ifade ile üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmalar, anılan Tebliğde belirtilen koşulları taşıması kaydıyla, Kanunun 4 üncü maddesindeki yasaklamadan Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak grup olarak muaf tutulmuştur. Ancak bu muafiyet de Tebliğin 5 inci maddesinin (a) bendi ile “alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan rekabet etmeme yükümlülüğü” bakımından sınırlandırılmıştır. Eş söyleyişle belirsiz süreli ya da süresi beş yılı aşan ve rekabet yasağını içeren sözleşmeler bakımından muafiyet uygulaması söz konusu olamayacaktır.
Ayrıca Tebliğin Geçici 2 inci maddesi; “2007/2 sayılı Tebliğ’in yürürlüğe girdiği tarihte 2002/2 sayılı Tebliğ ile sağlanan grup muafiyetinden yararlanmakta olan, ancak 2002/2 sayılı Tebliğ’in 2007/2 sayılı Tebliğ ile değişik 2 nci maddesinde öngörülen kapsamın dışında kalan anlaşmaların bu Tebliğ’in yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde 4054 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde düzenlenen şartlara uygunluğunun sağlanması gerekir. Bu süre içerisinde anılan anlaşmalara 4054 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde öngörülen yasaklama uygulanmaz” hükmünü getirerek, sınırlamanın daha önce akdedilmiş sözleşmeler bakımından da dikkate alınacağını kararlaştırmıştır.
Somut olayda bakıldığında taraflar arasında 03.09.2003 tarihinde petrol ürünleri dağıtımını konu alan bir bayilik sözleşmesi akdedildiği ve buna göre sözleşmenin 07.08.2010 tarihine kadar geçerli olduğu ve süre sonundan altı ay evvel yazılı şekilde feshedilmedikçe sözleşme süresinin bir yıl daha uzayacağı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Bu haliyle sözleşmenin yalnızca süre bakından Yasayla ve Tebliğ ile uyumlu olmadığı tartışmasızdır.
Ne var ki, bu Yasaya aykırılık hali sözleşmenin tamamı için değil, sadece süre sınırı bakımından söz konusudur. Yukarıda da açıklandığı üzere sözleşmedeki şartların sadece bir kısmının Yasaya aykırılığı, bütün sözleşmeyi değil sadece aykırı şartın batıl olması sonucunu doğurur. Bütün sözleşmenin geçersizliği ancak süre şartı olmasaydı bu sözleşmenin taraflarca hiç yapılmayacağının anlaşılması halinde söz konusu olur. Oysa süre şartı tek başına bütün sözleşmeyi batıl kılacak nitelikte esaslı bir unsur değildir. Bu şart olsa olsa davacının yapacağı yatırımlar, vereceği primler ve sair faydalı kalemleri bakımından farklı hesaplamayı gerektirecek sonuçlar doğurur. Nitekim eldeki dava ile istenen de zaten taraflar arasında belirlenen sürenin kısalması nedeniyle oluşan karşılıklı menfaat farkların belirlenmesini ve tahsilini hedef almaktadır.
Bütün bu açıklamalardan sonra, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin baştan beri ve tamamen batıl olmadığı, sözleşmenin Yasada ifadesini bulan “sözleşme serbestîsi” ilkesine uygun biçimde yapıldığı ve geçerli olduğu; sonradan yapılan düzenleme ile getirilen sınırlamanın sadece süre bakımından sözleşmeye etki ettiği ve bu itibarla mahkemece taraflar arasında uyuşmazlık konusu edilen “feshin haklı olup olmadığı” hususunun ve buradan varılacak sonuca göre dava dilekçesi ile talep edilen diğer alacak kalemlerinin belirlenmesi gerekliliğidir.
O halde, mahkemece bozma ilamında belirtildiği üzere inceleme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.
Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 11.05.2016 gününde oy birliği ile karar verildi.