Abaküs Yazılım
1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/1223
Karar No: 2020/6169
Karar Tarihi: 19.11.2020

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019/1223 Esas 2020/6169 Karar Sayılı İlamı

1. Hukuk Dairesi         2019/1223 E.  ,  2020/6169 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
    DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-BEDEL-TENKİS

    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-bedel-tenkis istekli dava sonunda, ilk derece mahkemesince bedel yönünden davanın kabulüne dair verilen kararın davacı tarafından istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın iptal tescil yönünden kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
    -KARAR-
    Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, bu da olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
    Davacı, mirasbırakan annesi ...’in ölümü üzerine davalı ... ile birlikte mirasçı kaldıklarını, hukuki ehliyeti haiz olmayan mirasbırakanın, dava konusu 3683 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümü 06.08.2009 tarihinde davalı oğlu ...’e, adı geçenin de muvazaalı olarak 09.10.2009 tarihinde davalı ...’e, onun da 06.06.2013 tarihinde iyiniyetli olmayan davalı ...’e satış yoluyla temlik ettiğini, mirasbırakanın temlikinin öncelikle ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olup, ayrıca mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu 3683 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümün tapu kaydının miras payı oranında iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde ½ miras payına isabet eden bedelin davalı ...’den tahsilini, bu da olmazsa tenkisini istemiştir.
    Davalı ..., davacının 13.915 TL borcu ve ...’deki evin değeri olan 70.000 TL ile birlikte toplam 83.915 TL borçlu olduğunu, dava konusu evin değerinin ise 85.000 TL olup, alacağının davaya konu ev bedeline mahsubu ile sulh olmak istediğini belirterek davanın reddini savunmuş; davalı ..., davaya cevap vermemiş; davalı ..., dava konusu taşınmazı emlakçı aracılığı ile ikinci el davalıdan 170.000 TL bedelle satın aldığını, taşınmaz üzerindeki 18.925 TL’lik ipoteği kaldırıp, banka hesabından çektiği paralar ile 131.075 TL’ yi elden ödediğini, kalan 20.000 TL için bono verdiğini ve bunu da ödeyip bonoyu geri aldığını, yazlığını 17.04.2013 tarihinde sattığı için dava konusu taşınmazı satın aldığını, tapu kaydına güvenen iyiniyetli 3. kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    İlk derece mahkemesince, mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetsiz olduğunun saptandığı, ancak son kayıt maliki davalı ...’in iyiniyetli olduğu gerekçesiyle iptal tescil isteğinin reddine, satış tarihindeki değer olan 126.000 TL’den davacının ½ miras payına isabet eden 63.000 TL’nin davalı ...’den tahsiline, davalı ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın davacı tarafından istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetsiz olduğu saptandığından muris muvazaasının incelenmesine gerek bulunmadığı, davacı ile davalı ... dışında başkaca mirasçı bulunmayıp, davalı ...’in aynı zamanda işlemin tarafı olması nedeniyle ehliyetsizliğe dayalı olarak pay oranında açılan davanın dinlenilebilir olduğu, ancak mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetsiz olması nedeniyle 11.06.1941 tarih 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca son kayıt maliki davalı ...’in iyiniyet savunmasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırarak davanın iptal tescil isteği yönünden kabulü ile davacının miras payı oranında iptal tescile karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1932 doğumlu mirasbırakan ...’in 19.03.2013 tarihinde ölümü üzerine davacı oğlu Kamil ile davalı oğlu ...’in mirasçı kaldıkları, dava konusu 3683 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümün tamamı mirasbırakan adına kayıtlı iken 06.08.2009 tarihinde davalı oğlu ...’e, adı geçenin de 09.10.2009 tarihinde davalı ...’e, onun da 06.06.2013 tarihinde davalı ...’e satış yoluyla temlik ettiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuna göre, mirasbırakanın 06.08.2009 işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığının belirlendiği anlaşılmaktadır.
    Ehliyetsizlik iddiasının kamu düzeniyle ilgili olması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde diğer nedenlerin incelenmesine gerek kalmayacağı hususları gözetildiğinde, anılan isteğin öncelikle ele alınması gerekir.
    Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. Maddesi, şahsın hak elde edebilmesini, borç (yükümlülük) altına girebilmesini, fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
    TMK"nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
    Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mal varlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
    Öte yandan; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
    Hemen belirtilmelidir ki; bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK"nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
    Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
    Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
    Kötüniyet iddiasının 14.02.1951 gün ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da, davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerektiği benimsenmiştir.
    Somut olaya gelince, hukuki ehliyeti haiz olmayan mirasbırakandan taşınmazı iktisap eden ve ilk el konumunda bulunan davalı ... bakımından oluşan sicilin geçersizliği tartışmasızdır. Ancak ilk elden taşınmazı edinen kişinin iktisabını kayda göre yaptığı, ikinci el konumuna geldiği ve koşulların varlığı halinde Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanabileceği muhakkaktır. O halde, ikinci el davalı ...’in ve son kayıt maliki olan davalı ...’in, tapu sicilindeki kayda güvenerek iyiniyetle taşınmazı iktisap etmeleri durumunda Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinde öngörülen koruyuculuktan yararlanacakları kuşkusuz olup, her ne kadar bölge adliye mahkemesince 11.06.1941 tarih 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak davalının iyiniyet savunması üzerinde durulmamış, bu konuda inceleme ve araştırma yapılmamış ise de, 11.06.1941 tarih 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının ehliyetsiz kişi tarafından ilk ele yapılan temlikte uygulanabileceği, ilk elden sonraki temliklerde ise uygulama yeri bulunmadığı gözetildiğinde bölge adliye mahkemesinin bu husustaki değerlendirmesinin hatalı olduğu açıktır.
    Hâl böyle olunca, ilk elden sonraki temliklerin, bir başka ifadeyle ikinci el davalı ... ile taşınmazı ondan edinen son kayıt maliki davalı ...’in iktisabının iyiniyetli olup olmadığının yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Davalı ...’in değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371/1-a maddesi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.














    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi