1. Hukuk Dairesi 2018/1569 E. , 2020/6336 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın davacı Hüsnü ... yönünden açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Davacılar, ortak mirasbırakanları ... ..."un 579 parseldeki 7/16, 827 parseldeki 7/16, 1824 parseldeki 2/24, 1159 parseldeki 2/16 payını, mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak torunu olan davalıya satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, mirasbırakanın çekişmeli taşınmazlardaki paylarını bedeli karşılığında rayiç değeri üzerinden satın aldığını, resmi akde vekil kıldığı ... aracılığıyla katıldığını, satış bedelini vekil adına banka aracılığıyla gönderdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davacı ... bakımından davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar bakımından ise davanın esastan reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; “...gerekçeli kararda davacı ... tarafından açılan davanın HUMK"nun 409.maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, kısa kararda bu husus yönünden hüküm tesis edilmeyerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda ... ve ... mirasçılarından ..., ..., ... bakımından davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar bakımından ise davanın kabulü ile tapu kayıtlarının miras payları oranında iptali ile adlarına tesciline dair karar, Dairece “Davacılardan ... bakımından; davayı bizzat veya vekili aracılığıyla takip etmediği saptanmak suretiyle HUMK.’nın 409. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacılardan ...’ya gelince; eldeki davanın 19.04.2004 tarihinde açıldığı, yargılama sırasında 2005 tarihinde ..."nün öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ..., çocukları ..., ... ve davalı olan ...’yı bıraktığı, mirasçıları arasında husumet bulunduğu gözetilerek ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.05.2009 tarih, 2009/238 Esas, 321 Karar, sayılı karar ile ... terekesine ... ...’nın temsilci atandığı, 13.11.2012
tarihli celsede ...’nın davayı takip etmediği gerekçesiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği ancak 15.11.2012 tarihinde yenileme talebinde bulunulduğu, takip eden 11.12.2012 tarihli ilk ve 10.01.2013 tarihli son oturuma tereke temsilcisi ...’nın katıldığı öteyandan UYAP ortamından elde edilen nüfus kayıt tablosuna göre de ...’nın hükümden sonra 21.09.2013 tarihinde öldüğü dosya kapsamı ile sabittir. Hemen belirtilmelidir ki, ... terekesine “...” temsilci atandığına göre, davanın sürdürülmesi onun veya vekil kıldığı avukatı huzuru ile gerçekleştirileceği tartışmasızdır. Tereke temsilcisi atanmakla davacının/davacıların davadaki sıfatlarının sona ereceği kuşkusuzdur. Nitekim davacılardan ... terekesine temsilci atanan ... oturumlara iştirak etmiştir. Davada terekeye temsilci atanmasıyla sıfatı kalmayan tereke ortaklarından bir veya birkaçının davayı takip etmemesi veya takip etmeleri neticeye etkili değildir. Hâl böyle olunca; ..."nın terekesine temsilci atanan ... oturumlara katıldığına göre tereke ortaklarından ... - ...-... bakımından takip etmedikleri gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi tereke temsilcisi ... hükümden sonra öldüğüne göre ...’nın miras şirketine yeni tereke temsilcisi atanması, usuli işlemin ikmalinden sonra yetkili kılacağı vekil aracılığıyla davanın yürütülmesi öte yandan; ... davada kendi adına da asaleten yer aldığına ve hükümden sonra öldüğüne göre veraset belgesi veya mirasçılarını gösterir aile nüfus kayıt örneğinin temin edilmesi, mirasçıları tam olarak belirlenerek davaya dahil edilmesi için usulünce süre verilmesi, belirlenen süre içerisinde anılan usulü eksiklikler tamamlanarak taraf teşkilinin bu yönden sağlanmasından sonra esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı Hüsnü ... yönünden davanın açılmamış sayılmasına (tashih-i karar ile ... yönünden yapıldı), ..., ... mirasçıları ..., ...,..., ... Mirasçısı ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden ise temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ... ...’un 13.05.1996 tarihinde 1159 parsel sayılı taşınmazdaki 2/16 payını, 1824 parsel sayılı taşınmazdaki 2/24 payını, 579 ve 827 parsel sayıl taşınmazlardaki 7/16’şar payını davalı torunu ...’e satış suretiyle temlik ettiği, mirasbırakanın 12.06.1997 tarihinde öldüğü geriye mirasçı olarak çocukları ..., ... ve ...’nın kaldığı, ...’nün 15.04.2005 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ... ile çocukları ..., ..., ... ve ...’ın kaldığı, ...’nın ise 21.09.2013 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ... ile çocukları ..., ..., ..., ’in kaldığı, ... terekesine temsilci olarak ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/21 esas sayılı davası ile ...’in atandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile TMK"nin 6. maddesi gereği davacı tarafa aittir.
Somut olayda, mirasbırakanın diğer mirasçılarından mal kaçırma amacıyla temlik yaptığı konusunda somut bir olgu ortaya konulamadığı gibi öncesinde tanık olan sonrasında annesi ...’nün ölümü ile taraf sıfatı kazanan ...’un da, "davalı ...’in davaya konu payları mirasbırakan anneannesinden 1.000 DM karşılığı aldığının aile arasında konuşulduğu, bunu annesi, teyzesi ve kardeşi ...’tan duyduğu, kardeşi ... ile 23 yıldır görüşmediği ve küskün oldukları" yönünde beyanda bulunduğu gözetildiğinde temliklerin muvazaalı olmadığı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, bedeller arasındaki fark da tek başına muvazaanın kanıtı değildir.
Hal böyle olunca, davacıların iddialarını ispatlayamadıkları gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, karar tarihinden önce taşınmazlarda 3402 Sayılı Kanunun 22/A maddesine göre yenileme çalışması yapılmış olmasına rağmen, infazda sorun yaratacak şekilde güncel tapu kayıtları getirtilmeden eski parsel numaraları üzerinden hüküm tesis edilmesi de doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.