1. Hukuk Dairesi 2018/990 E. , 2020/6561 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar tereke temsilcisi tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gider avansı süresinde gönderilmediğinden duruşma isteği reddedildi, Tetkik Hakimi ..."un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.Davacı vasisi, davalı kardeşi ... ’in kısıtlı babasından aldığı imzalı boş seneti sonradan kısıtlıyı borçlandıracak şekilde doldurarak, ... 2. İcra Müdürlüğü 2002/5848 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, kısıtlıya ait 2112 ada 2 parsel sayılı taşınmazın icra yoluyla satışı üzerine ihale ile taşınmazın davalı ... adına tescil edildiğini, açılan menfi tespit davası neticesinde takip konusu senet nedeniyle kısıtlının borçlu olmadığına karar verildiğini, böylece davalı adına oluşan kaydın yolsuz hale geldiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiş, yargılama sırasında taşınmazın el değiştirmesi üzerine yeni malike karşı davaya devam edilmiştir. Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, önceki malike karşı açılan tapu iptali ve tescil istekli davanın dinlenemeyeceği, yeni malikin ise sicile güvenerek taşınmazı satın aldığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar, Dairece ‘…Somut olayda, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortaklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK"nin 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru olmadığı gibi iddianın dayanağını oluşturan ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/207 Esas – 2011/110 Karar sayılı dava dosyasının kesinleşmesini beklemeden işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması da isabetli değildir.’ gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamanın sonucunda iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden, borçlusu ... ’a lehdarı davalı ... olan 05.01.1998 tanzim tarihli bononun davalı tarafından ... 2.İcra Müdürlüğü 2002/5848 Esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulduğu, ... adına olan çekişmeli 5 numaralı bağımsız bölümün haczedilerek 20.03.2007 tarihinde yapılan ihale ile davalı adına tescilin sağlandığı, bononun tanzim tarihinde ... ’ın fiil ehliyetini haiz olmadığı iddiasıyla
... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/207 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan menfi tespit davası sonucu iddianın sabit olduğu gerekçesiyle takibe konu bonodan dolayı ... ’ın borçlu olmadığının tespitine ve bononun iptaline karar verilerek, kararın kesinleştiği, ... ’ın yargılama sırasında 16.08.2007 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak eşi ... , çocukları ... , ... , ... , ... , ... t ve davalı ...’in kaldıkları, davalı ...’in taşınmazı 21.04.2010 tarihinde davalı ...’e, Yüksel’in de 18.04.2014 tarihinde davalı ...’ya satış suretiyle devrettiği, ... Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından terekeye temsilci atanıldığı anlaşılmaktadır.Hemen belirtilmelidir ki; taşınmazda ilk el konumunda olan Aziz adına oluşan kaydın dayanağını teşkil eden senede yönelik olarak açılan menfi tespit davası sonucunda, senet borçlusu ... ’ın hukuki işlem ehliyeti olmadığı gerekçesiyle borçlu olmadığının tespitine dair verilen kararın kesinleştiği, böylece ilk el ... adına oluşan tapu kaydının illetinin ortadan kalktığı ve tescilin yolsuz hale geldiği sabittir.Ne var ki, davalı ...’in çekişmeli taşınmazı 20.04.2010 tarihinde davalı ...’e, ... ’in de yargılama sırasında davalı ...’ya 18.04.2014’te temlik ettiği, tereke temsilcisi tarafından HMK’nın 125.maddesi uyarınca seçimlik hakkın kayıt malikine karşı tapu iptali tescil davası olarak devamı yönünde kullanıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere, hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise, bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu yüzden Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasında "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne var ki, tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Zira, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu bakımdan, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil özünde iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu kapsamda tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı"" ilkeleri 08.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Diğer yandan, 14/02/1951 gün ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere "vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyi niyet iddiasında bulunamayacak durumu belirlemiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kötü niyetin bu durumda mahkemece re"sen nazara alınabileceğine" karar verilmiştir. Öte yandan, sonradan delil gösterilmesi başlıklı HMK’nın 145. maddesinde “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” hükmü düzenlenmiştir.Somut olaya gelince, ilk el ... ’den devralan ... ’in ediniminde iyiniyetli olup olmadığı yöntemince araştırılmadığı gibi, yargılama sırasında taşınmazı devralan ve kendisine tapu iptali ve tescil isteği yöneltilen davalı ...’nın yolsuz tescili bilen konumunda olup olmadığının tespitine ilişkin yeni durum hakkında tereke temsilcisine delillerini bildirme hakkı tanınmadan sonuca gidilmesi de hatalı olmuştur.Her ne kadar son oturumda, mirasçı ... ’ın delillerin toplandığına ilişkin beyanı yeterli görülerek tahkikat aşamasına son verilmişse de, davayı açan mirasçı Bahar’ın, terekeye temsilci atanmakla birlikte artık davayı takip yetkisi kalmadığından, davanın sübutuna ilişkin bu beyanının da sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur.Hal böyle olunca; tereke temsilcisine, davalı ... yönünden HMK’nın 145. maddesi gereğince delillerini bildirmek üzere süre verilmesi, öncelikle ilk el olan ... ’den temlik alan davalı ..."in yukarıdaki ilkelere göre ediniminde iyiniyetli olup olmadığının açığa kavuşturulması, bundan sonra davalı ... yönünden bildirilecek deliller toplanmak suretiyle aynı ilkeler uyarınca TMK"nun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının belirlenmek ve sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.Kabule göre de, davalı ...’in taşınmazı yargılama sırasında diğer davalı ...’ya devretmiş olması nedeniyle HMK’nın 125. maddesi uyarınca yalnızca kendisine husumet yöneltilen davalı ... hakkında hüküm kurulması gerekirken, taşınmazı devreden ... hakkında yazılı şekilde husumet yönünden ret kararı verilmesi de doğru değildir. Davacı tereke temsilcisinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.12.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.