1. Hukuk Dairesi 2018/1458 E. , 2020/6738 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:TİCARET MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: ŞİRKET HİSSESİNİN TESCİLİ-TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen iptal tescil, olmazsa tazminat istekli dava sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla duruşma günü olarak saptanan 15.12.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı şirket pay devrinin iptali ile miras payı oranında tescili, olmazsa tazminat isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan babası ...’in kanser hastalığına yakalandığında çocuklarını toplayıp kendisine birinin bakması için tekrar evlenmek istediğini söylediğini ve 07.11.2007 tarihinde dava dışı ... ile evlendiğini, mirasbırakanın davalı oğlu ...’in ise mirasbırakanı ikna ederek ...İmalat Taahhüt İnş. Mal. Tic. Tur. Ltd. Şirketindeki % 45’ e tekabül eden hisselerinin kendi adına ve diğer davalı eşi ... adına 04.10.2007 tarihinde devrini sağladığını, bu hisse devrinin açıkça mirastan mal kaçırmak amaçlı ve bedelsiz olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla mirasbırakanın 45.000 TL’lik 1.800 hissesinin ¼’ ü olan 11.250 TL değerindeki 450 hissenin adına tescilini, olmazsa dava konusu şirkete ait 450 hissenin ayni ve nakdi sermaye değerleri üzerinden bilirkişi tarafından belirlenecek gerçek değerinden şimdilik 50.000 TL’nin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş; cevaba cevaplarında, mirasbırakanın devir işlemini yaparken tam teşekküllü sağlık kurulundan rapor alınmadığını, yapılan işlemlerin doğruluk derecesini değerlendirebilecek durumda olmadığını beyan etmiştir.Davalılar, asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, davanın tüm mirasçılar tarafından açılması gerektiğini, muris muvazaasının sadece tapulu taşınmazlar için uygulanabileceğini, dava konusu şirket hisselerinin devrinin usul ve yasaya uygun olup mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olmadığını, bedeli ödenmek suretiyle yapılan gerçek bir devir olduğunu, şirket işlerinden çok yorulan mirasbırakanın şirketteki hisselerini kurucu ortağı ve şirketin bugünlere gelmesini sağlayan davalı oğlu ...’a ve diğer davalı ...’ye satmak suretiyle devrettiğini, mirasbırakanın başka bir şirketteki hissesini de hiçbir karşılık almadan davacının dava dışı eşi ...’ya devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, şirket hisse devrinin geçerli olup, muris muvazaasına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kararının olayda uygulama yeri bulunmadığı, muvazaa iddiasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar Dairece, “ ...Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı şirket pay devrinin iptali ile miras payları oranında tescil ya da tazminat isteklerine ilişkindir...Ne var ki, mahkemece ehliyetsizlik yönünden araştırma ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulmuştur...Hâl böyle olunca; önemine binaen öncelikle hukuki ehliyetsizlik yönünden tarafların bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa mirasbırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. tedavi evrakının tamamının ilgili yerlerden istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde miras bırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde muvazaa iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, mirasbırakanın şirket hissesini devir tarihinde ehliyetli olduğunun Adli Tıp Kurumu raporuyla saptandığı, sair uyuşmazlık konularının ise daha önceki kararda değerlendirilmiş olup, bu hususların bozma dışında kalması nedeniyle ayrıca bir değerlendirme ve araştırmaya gerek bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1940 doğumlu mirasbırakan ...’in 23.12.2009 tarihinde ölümü üzerine dava dışı eşi ... ile ilk eşten olma çocukları davacı ..., davalı ..., dava dışı ... ve ...’in mirasçı kaldıkları, mirasbırakanın 04.10.2007 tarihli noterde düzenlenen pay devir sözleşmeleri ile ... İmalat İnşaat Malz. Tic. Ltd. Şirketindeki 600 payını davalı gelini ...’ye, 1200 payını davalı oğlu ...’a satış yoluyla devrettiği, bozma sonrası alınan Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuna göre, mirasbırakanın 04.10.2007 hisse devir tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere, 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın üzerinde tapuda kayıtlı olan taşınmazların miras bırakan ya da vekili (temsilcisi) tarafından aslında bağış olduğu halde satış biçiminde temlik edilmesi durumunda uygulama olanağı bulur. İçtihadı birleştirme kararları kapsamları ile sınırlı gerekçeleri ile yol gösterici ve sonuçları ile bağlayıcı kararlar olduğundan tapuda yapılan temlikler dışındaki işlemler yönünden belirtilen içtihadı birleştirme kararı uygulanamaz. Ancak, böyle hâllerde genel muvazaa hükümlerinin uygulanması gerekir. Gerçekten, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 19. maddesi hükmünde genel muvazaa düzenlenmiş olup, “…..tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmü getirilmiştir. Mirasçı sözleşmenin tarafı olmadığından sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığı iddiası her türlü delille kanıtlanabilir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde TBK"nin 19. maddesinin uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2009 günlü ve 1999/4-286 esas, 1999/293 karar sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir. Öte yandan, bozmaya uyan mahkemenin bozma kararında belirtildiği şekilde işlem yapmak ve orada gösterilen doğrultuda hareket etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumda bozmaya uyulmakla taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğacağından artık mahkemece bozma gereklerini yerine getirme zorunluluğu doğar.
Ne var ki; mahkemece, bozma kararına uyulmasına rağmen, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; mahkemece bozma ilamına uyularak alınan Adli Tıp Kurumu raporuyla mirasbırakanın şirket hisselerini devir tarihi itibariyle ehliyetli olduğu saptandığı halde muvazaa iddiası bakımından yukarıda açıklanan ilke ve olguları kapsar biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Hâl böyle olunca, davanın konusunu oluşturan şirket hisselerinin devri yönünden TBK’nin 19. maddesi (mülga BK 18. madde) kapsamında değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.Davacının değinilen yönden yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 3.050.00. TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.