3. Hukuk Dairesi 2020/4501 E. , 2021/4382 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın kabulüne yönelik olarak verilen hüküm davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 19/01/2018 tarihinde davacı asil ... ve davalı vekili Av.... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması başka bir güne bırakılması uygun görüldü. 25/01/2018 tarihli ek kararla belirlenen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahalline geri çevrildiği, eksiklikler giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenildikten sonra, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, 31.12.2007 tarihli avukatlık sözleşmesi kapsamında 2008-2011 yılları arasında toplam 38 ay boyunca davalı şirketin hukuk müşavirliğini yaptığını, ayrıca adına düzenlenen birer yıl süreli vekaletnameler ile davalı şirketin leh ve aleyhindeki davaları ve icra işlerini takip ettiğini, davalı şirket adına takip ettiği Eyüp 3. İcra Müdürlüğünün 2008/6399 sayılı takip dosyasında davalı şirketin kendisinden yazılı izin almaksızın başka avukatları süresiz olarak vekil kıldığını, dosya taraflarının bir protokol imzalamak suretiyle uzlaştığını, uzlaşma protokolünde söz konusu takip sebebi ile dosya borçlusu tarafından kendisine ayrıca ödenmesi gereken yasal vekalet ücretinden feragat edildiğini tespit ederek 18.02.2011 tarihinde bahse konu icra dosyasına ilişkin avukatlık ücreti ile yasal vekalet ücretini davalı şirketten talep ettiğini, yürürlükteki avukatlık sözleşmesi ile vekaletnamenin, tarafına 01.03.2011 tarihinde tebliğ edilen 25.02.2011 tarih ve 1798 yevmiye nolu azilname ile tek taraflı olarak feshedildiğini, bu fesih işleminin haksız ve mesnetsiz olduğunu, gerçek dışı ve subjektif iddiaların sözleşmenin yürürlükte kaldığı 38 ay boyunca hiçbir şekilde gündeme gelmediğini, bu iddialar bir an için gerçek kabul edilse bile, 31.12.2007 tarihli avukatlık sözleşmesinin 2011 yılı için fiilen yürürlüğe girdiği 01.01.2011 tarihi öncesine ilişkin olduğundan hukuken de mantıken de azilnamenin keşide edildiği 25.02.2011 tarihi itibariyle fesih sebebi olarak ileri sürülemeyeceğini, bunun hakkın kötüye kullanılması olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla avukatlık sözleşmesinin süresinden önce feshi sebebi ile uğradığı maddi zarar için şimdilik 10.000,00-TL"nin 03.03.2011 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının aynı konuda üç ayrı dava açmasının usule aykırı olduğunu, davacının Avukatlık Kanunu 34 ve Borçlar Kanunu 388, 389/1, 390/1-2 maddelerine aykırı davranışları nedeniyle azledildiğini, vekalet akdinin güvene dayalı bir sözleşme olduğunu, Borçlar Kanunu uyarınca her daim taraflarca sona erdirilebileceğini, güven esasına dayanmayan vekalet ilişkisinin sürdürülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 72.912,00-TL alacağın 10.000,00-TL"sinin dava tarihi olan 19.12.2012 tarihinden itibaren, 62.912,00-TL"sinin ıslah tarihi olan 09.06.2014 tarihinden itibaren işyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklan alacak istemine ilişkindir. Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu 505 (Mülga Borçlar Kanunu 389. madde) ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil adı geçen Kanunun 506. maddesine (Mülga Borçlar Kanunu 390. madde) göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanununun 506. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davacı eldeki davada, 01.01.2011 tarihinde yenilenen sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemiştir. Davacının, davalı şirketin avukatı olarak dava ve icra dosyalarını takip etmekte iken taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin sona erdiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı, azilnamede ileri sürülenen iddiaların 01.01.2011 tarihi öncesine ilişkin olduğundan 25.02.2011 tarihi itibariyle fesih sebebi olarak ileri sürülemeyeceğini, ücrete hak kazandığını iddia ederken, davalı ise, davacı avukatın bilgisi ve rızası ile başka bir avukata daha vekalet verildiğini, ancak davacının, sadakat ve özen borcuna aykırı davranması nedeniyle haklı olarak vekaletten azledildiğini belirterek, herhangi bir ücrete hak kazanamayacağını savunmuştur. Mahkemece feshin ve azlin haksız olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacı avukatın, davalı şirket vekili olarak takip ettiği Orhangazi Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/507 esas sayılı dosyasında verilen kararı temyiz süresi geçtikten sonra temyiz etmesi nedeniyle verilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesi"nin 25.01.2011 tarihli temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddi kararının azil tarihinden önce olduğu, anılan kararın tebliğinden önce bu durumun davalı tarafından öğrenilmediğinin ispatının davacıya ait olduğu ve davacı tarafça aksinin ispatlanamadığı, kaldı ki taraflar arasındaki yazışmalar incelendiğinde, davacı avukatın üslubunun güven ilişkisini sarsıcı nitelikte bulunduğu, sonuç olarak azlin ve feshin haklı olduğu anlaşılmıştır. Azil haklı olduğu için davacı avukat, sadece azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işlerden dolayı ücrete hak kazanabilir. O halde, mahkemece, azlin ve feshin haklı olduğu kabul edilip, davacının azil tarihinde kesinleşmiş işler yönünden ücrete hak kazandığı dikkate alınarak, gerektiğinde bu yönde yeniden rapor temin edilmek suretiyle sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde bir yıllık ücretin tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/04/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.