1. Ceza Dairesi 2019/324 E. , 2019/2876 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : TCK"nin 81, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ... hakkında maktul ...’e yönelik kasten öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun niteliği tayin ve takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, bozma sonrası verilen hükümde bir isabetsizlik görülmediğinden; sanık müdafilerinin temyiz dilekçesi ve duruşmalı incelemedeki, eksik incelemeye, sanığın ceza ehliyetinin olmadığına, meşru savunmanın varlığına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine, kastının yaralama olduğuna, takdiri indirim nedenlerinin uygulanması gerektiğine vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, re’sen de temyize tabi hükmün tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak ONANMASINA, sanık hakkında tayin olunan ceza miktarı ile tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık müdafilerinin tahliye taleplerinin reddine, 21/05/2019 gününde Üye ...’in sanık hakkında haksız tahrik uygulanması gerektiğine ilişkin muhalefeti ve oy çokluğuyla, tahliye hususunda oy birliği ile karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık ... hakkında, Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesince, ..."i kasten öldürdüğü gerekçesi ile 5237 sayılı TCK"nin 81, 53. maddeleri uyarınca neticeten müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararını sanık vekillerinin temyiz istemi üzerine, Dairemizce yapılan incelemesi sonrası heyetimizin hükmün onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne bir kısım noktalarda katılmadığımdan muhalifim.
Şöyle ki;
İncelenen tüm dosya kapsamına göre, öncelikle üzerinde durulması gereken sanık ... ile maktul ... arasındaki gayrı meşru ilişkinin rızaya dayalı olup olmadığı, bu hususun tespitinden sonra ise öldürme nedeninin tespiti noktasında toplanmaktadır.
Olay, Isparta ili Yalvaç ilçesi, Koru yaka/ Bağ konak köyünde küçük bir çevrede meydana gelmiştir. Tüm dosya kapsamında dinlenilen, köy sakinleri, maktul yakınlarından oluşan tanıklar, maktul ... ile sanık ... arasındaki cinsel boyuta taşınan gayri resmi ilişkilerinin, her iki tarafında rızasına dayalı olduğuna dair beyanda bulunmaktadırlar. Ancak, mahkemece dinlenilen bu beyanların tanıkların ve tarafların düşüncelerinden ibaret olup, iki kişi arasında yaşanan bu ilişkinin rızaya dayalı olduğuna dair, kesin bir kanıya varmak mümkün müdür? Yerel Mahkemece bu husus tam olarak irdelenmemiştir. Evet, dosya kapsamında sadece bu düşünceye dayalı tanık beyanları olmakla birlikte, sanığın ve maktulün resimlerinin de olduğu sabittir. Fakat resimlerden biri irdelendiğinde, sanığın yarı baygın vaziyette olduğu da sabittir. Sanığın bu poz esnasında iradesi yerinde olmadığı, çok açık ve nettir. O halde rızası vardır denilebilir mi? Yine, bir başka resimde sanığın maktule ait gözlüğü takarak bir resminden bahsedilmektedir. Tarafların zaten akraba oldukları, işçi olarak gittikleri yerlerde akraba olduklarından dolayı aynı yatak odasını paylaşabilecek bir ortamda oldukları da düşünüldüğünde, zaten birbirleri ile çok uzak olmayan ortamlarda çekilen sırf bu resim de taraflar arasındaki rızai ilişkinin bir kanıtı olabilir mi? Şahsi kanaatimce olamaz.......
Tüm bu hususlar gözetilerek maktul ile sanık arasındaki gayrimeşru ilişkinin rızaya dayalı olduğunun kabulüne ilişkin görüşün aksine sanık ... tüm aşamalarda, ilişkinin niteliği ile ilgili olarak, maktul ile arasındaki ilişkinin kendi rızası dışında geliştiğini ve süregeldiğini, rızası dışında ondan hamile kaldığını, bebeği aldırmak için hastaneye gittiğinde kalp atışları başladığı için aldıramadığını, bebeği istemediğini belirtir şekilde istikrar gösteren savunmalarda bulunmuştur.
Yargıtay ve Ceza Mahkemeleri, cinsel suçların doğası gereği açık kanıtların olmadığı durumlarda da destekleyici delillere, tarafların beyanlarının tutarlı olup olmamasına göre, her olayı kendi öznelliği içerisinde değerlendirmek durumundadır.
Maktul yakınlarının beyanları ile birlikte köy halkından beyanlarına başvurulan bir kısım tanıkların beyanlarından ilişkinin rızaya dayalı olduğu belirtilmekte ise de,
yukarıda belirttiğim gibi, cinsel suçların doğası gereği sadece bu beyanların olayın aydınlanmasında göz önünde tutulmaması gerekeceği bir gerçektir. Bu nedenle, iki kişi arasındaki cinsel ilişkinin sanığın istikrarlı savunmasının varlığına rağmen sırf göreceli köy halkının beyanlarına neden üstün tutulduğu tam olarak yerel mahkeme kararına yansıtılamamıştır. Evet, ilişkinin rızaya dayalı olduğuna dair mahkemece verilen bir kısım kıstaslar vardır. (Örn. Sanığın, Antalya"da çalışan eşine attığı hakaret dolu mesaj.) Ancak, bu hususlarda da sanık hepsine makul bir şekilde açıklık getirmektedir. (Bu mesajı kendisinin, eşine atmadığını, cep telefonunun kendinde olmadığını, maktulün kaynı..."a yaşı küçük olduğu için kendi adına cep telefonu hattı alınması amacıyla verdiği kimliğini kötüye kullanarak aldığı hat ile maktul tarafından eşi ile arasının açılması amacıyla atıldığını sonradan öğrendiğini belirtmektedir.)
İşin özü, maktulün kendisine gelişen süreç içerisinde müteaddit kereler tecavüz ettiği gerçeğine karşı sanığın dirençsiz kalması da bir gerçektir.
Peki, sanığın bu durumu hiç kimseye söylememesi, resmi makamlara başvurmayarak pasif durması nasıl değerlendirilmelidir.
Adli makamların tecavüze uğrayanlara ön yargılı yada eleştirel yaklaşımları, utanma, olaydan kendini sorumlu hissetmesi, toplumda sahip olduğu statüyü koruma, evliliği ve çocukları gibi gelecek endişesi, yasal işlemler korkusu, sanığın özellikle yaşadığı köy hayatında çok etkin bir hale gelmektedir. Bu nedenle sanığın şikayetçi olamayacağı düşünülmelidir.
Olay gününe gelirsek,
Dosya kapsamında olay gün ve saatine ilişkin sanığın savunması dışında tek bir delil bulunmamaktadır. Sanığın savunmasının aksine, maktul ile sanık arasında, Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesinin kabul ettiği, sayın çoğunluk görüşünün de benimsediği şekli ile taraflar arasında rızai ilişkinin varlığı halinde, sanığın olay günü maktulü eşinin evde olmadığından bahisle çağırıp, henüz eve dahi girmeden, kayınpederine ait tüfek ile onu vurması, süreç içerisinde 7 kez ateş etmeye devam etmesi, sonra bıçaklaması,hatta ve hatta bıçak ile maktulün başını vücudundan ayırıp, bıçağı onun göğsüne saplar şekilde bırakması (Ki, maktulün vücudundan elde edilen bu bıçak üzerinde sanığın da dahil hiçbir parmak izine rastlanılmaması da düşündürücü olmakla birlikte) ne şekilde açıklanabilecektir. Bu husus hayatın olağan akışına, insanın tabiatına da aykırı bir durumdur.
Sanığın maktul ile ilişkisinin rızai, ya da zora dayalı olduğuna ilişkin tam bir tespit yapmak dosya kapsamına göre mümkün değil iken, yerel mahkeme sanığın yaşadığı çevrenin sosyal ve psikolojik konum ve durumlarını hiç değerlendirilmeden, ortada gözüken şekle göre bir karar verilmiştir.
Ancak, ilişkinin rızai olmadığına ilişkin lehe de bir şüphe bulunmaktadır. Bu da, TCK"nin “şüpheden, sanık yararlanır” genel prensibi çerçevesinde sanık lehine değerlendirilmeli ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 29. maddesi asgari dahi olsa,
sanık lehine uygulanmalı düşüncesiyle kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan yerel mahkeme hükmünün onanmasına ilişkin, sayın çoğunluk görüşüne muhalifim.
Muhalif
21/05/2019 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı ..."un huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii Avukatlar... Konuk, ... ve ..."nun yokluklarında 23/05/2019 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.