10. Hukuk Dairesi 2014/10273 E. , 2014/15669 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Kilis 1. Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Tarihi : 04.02.2014
No : 2013/156-2014/33
Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davalı S.. B.. avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacıya ait tek katlı evin avlusunun üzerine kaplanacak beton nedeniyle 30–35 m2 beton kalıbı yapılması işi için metrekaresi 7,00 TL. üzerinden davacı ile sözlü anlaşma yapan dava dışı kalıpçı ustası D.H..’nun, işçi pazarı olarak adlandırılan yerden sağladığı Ahmet ve Reşit adlı kişilerle birlikte çalışmaya başladığı, davacı tarafından ödenecek ücretlerin dağıtımının D.H.. tarafından yapılacağı, süregelen çalışma sırasında 23.05.2011 günü meydana gelen kazada Reşit’in yaşamını yitirdiği, bunun üzerine davalı Kurumca inceleme yapılarak, hayatını kaybeden kişinin 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olduğu belirlendikten sonra davacı da “işveren” olarak nitelendirilip adına işyeri tescili gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup anılan işlemin iptaline yönelik açılan davada mahkemece yapılan yargılamada, davacı ile D.H.. arasında eser sözleşmesi bulunduğu gerekçesiyle istem hüküm altına alınmıştır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 2. maddesinde, bu Kanunun uygulamasında hizmet akdinin, 818 sayılı Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade ettiği, 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacakları belirtilmiş, 5. maddesinde, haklarında bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar, 6. maddesinde, sigortalı sayılmayanlar sıralanmış, 12. maddesinde, 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlarının işveren olduğu açıklanmıştır. Buna göre sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, akitte öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, maddelerde belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır.
Diğer taraftan 818 sayılı Kanunun 313 – 354., 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 393 - 447. maddelerinde genel hizmet sözleşmesi düzenlenmiş olup 818 sayılı Kanunda akit, işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir sözleşme olarak tanımlanarak aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu belirtilmiştir.
Hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, zaman ve bağımlılık unsurları olup önemle vurgulanmalıdır ki 818 sayılı Kanundaki tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken ücret unsuruna yer verilmiş ise de 5510 sayılı Kanunun sistematiği ve madde düzenlemelerine göre, anılan unsur sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu değildir. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve bu sürede buyruk ve denetim altında edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
Hizmet akdi, çoğu kez 818 sayılı Kanunun 355. maddesinde tanımlanan eser sözleşmesi (istisna akdi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi eser sözleşmesine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. 313. madde hükmünün açıklığı gereği çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları eser sözleşmesinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin kuşkulu bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, Emniyet Polis Merkezi Amirliği’nde, C.Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, Kilis 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan 2012/62 Esas – 2013/167 Karar sayılı davanın yargılaması aşamasında bilgi ve görgülerine başvurulanların ifadeleri ile Kurum Başmüfettişince yapılan incelemede dinlenenlerin anlatımları dikkate alındığında, davacı ile D.Haşhaşoğlu arasında eser sözleşmesinin varlığından söz edilemeyeceği, davacı ile diğer 3 kişi arasında unsurlarıyla birlikte hizmet akdi ilişkisinin kurulduğu, D.H..’nun Ahmet ve Reşit’i yönlendiren ekip başı/usta başı olduğu, buna göre 5510 sayılı Kanun hükümleri kapsamında davacının “işveren”, diğerlerinin “sigortalı” konumunda yer aldığı belirgindir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.