
Esas No: 2019/3439
Karar No: 2021/4640
Karar Tarihi: 19.10.2021
Danıştay 8. Daire 2019/3439 Esas 2021/4640 Karar Sayılı İlamı
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/3439
Karar No : 2021/4640
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … İletişim Hizmetleri A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı - …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından; Bakırköy Belediye Başkanlığı'nca tesis edilen … tarih ve …-E…. sayılı ve 1.050.866,73 TL tutarlı e-haciz işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; 6183 sayılı Kanun'un 1. madde hükmünde akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan alacakların anılan Kanun kapsamına girmediği açıkça belirtildiği halde, kira sözleşmesinden kaynaklı alacağın dava konusu haciz işlemi ile tahsil edilmeye çalışıldığı ve dava konusu işlemle davacının muhtelif bankalardaki 38 adet hesabına haciz işlemi uygulandığı, 20/12/2017 tarihinde huzurdaki davanın açıldığı, davacı tarafından 22/12/2017 tarihinde haciz işlemine konu borcun ödendiği, davalı idarece … tarih ve … sayılı işlemle uygulanan tüm haciz işlemlerinin kaldırıldığı anlaşıldığından, işbu davanın konusuz kaldığı ve davanın esası hakkında karar verilemeyeceği gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; haciz işlemine konu olan özel hukuktan kaynaklanan alacağın 6183 sayılı Kanun'a göre takip edilecek bir alacak olmadığı, bu kapsamda olduğu kabul edilse dahi ödeme emri düzenlenmeksizin doğrudan haciz işlemi uygulanamayacağı, davalı idarece dava konusu meblağın icra dairesi yerine doğrudan idareye ödenmesini sağlamak için haksız ve hukuka aykırı olarak davacı şirketin banka hesaplarına haciz/bloke konulduğu, bloke konulan banka hesaplarında haciz konulan tutardan daha fazla meblağ bulunduğu, haciz sonrasında davacının davalı idareye ödeme yapmak zorunda kaldığı, Mahkemenin davanın konusuz kaldığı değerlendirmesinin nedeni olan idarenin hacizleri kaldırmasına yönelik işleminin dava konusu işlemden ayrı bir işlem olduğu, haciz işleminin iptalinin veya geri alınmasının söz konusu olmadığı, hacze konu borç ödendiği için haczin kaldırıldığı, idari işlemin bu süreçte sonuçlarını doğurarak şirketin menfaatini zedelediği, davacının hukuki yararı ve haklarının korunması için dava konusu işlemin hukuka aykırılığının tespit edilerek iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu e-haciz işleminin davacı tarafından yapılan ödemeden sonra kaldırılması, idarece işlemin terkin edildiği, geri alındığı, iptal edildiği sonucunu doğurmayacağından, davacı tarafça ileri sürülen iddialar ile davalı idarenin savunması dikkate alınarak e-haciz işlemi hakkında uyuşmazlığın maddi yönünün açıklığa kavuşturulması amacıyla gerekli incelemeler yapılmak ve hukuki değerlendirmelerde bulunulmak suretiyle davanın esastan karara bağlanması gerekirken; dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve dolayısıyla mahkemeye erişim ve gerekçeli karar alma hakkına uygunluk görülmediğinden temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 19/10/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
(X)- Dava, Bakırköy Belediye Başkanlığı'nca tesis edilen … tarih ve … sayılı ve 1.050.866,73-TL tutarlı e-haciz işleminin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, haciz işlemine konu borcun davacı tarafından 22/12/2017 tarihinde ödenmesi üzerine davalı idarenin … tarih ve … sayılı işlemi ile haciz işlemi kaldırıldığından davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olacağı güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak da mümkün olmayacaktır (AYM, Mohammed Aynosah, B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
Öte yandan, Anayasa'nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda adil yargılanma hakkı, koşulları bulunduğu takdirde kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığın esasının incelenmesini isteme güvencesini de sağlamaktadır.
Bununla birlikte, Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir (AYM, Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de -maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla birlikte dikkate alındığında- mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir (AİHM, Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36).
Sözleşme'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesi, mahkeme tarafından önüne gelen bir davada, uyuşmazlığın özüne yönelik bir incelemenin yapılması, uyuşmazlığın sadece şekli olarak ele alınması sonucunu doğuracak bir yaklaşımdan uzaklaşılması, adil ve aleni olarak yargılanma hakkını öngören bir yargılamanın da gerçekleşmesini temel ilke olarak alan bir haktır. Bu hak kişilere belirli koşullarda "mahkemeye erişme" hakkını tanımaktadır. Mahkemeye erişme hakkı mutlak bir hak değildir. Bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak, dava açıldıktan sonra davanın önüne getirildiği mahkeme tarafından davayla ilgili bütün maddi ve hukuki sorunları incelenmesi suretiyle davanın karara bağlanması gerekmektedir. Tarafların araştırılmasını talep ettikleri maddi olayların yeterince araştırılmayıp, maddi gerçekliğin taraflardan birisinin teslim ettiği bir belgede olduğu gibi kabul edilmek suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi mümkün değildir.
Uyuşmazlık konusu olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, dava konusu e-haciz işleminin davacı tarafından 22/12/2017 tarihinde yapılan ödeme nedeniyle davalının … tarih ve … sayılı yazısı ile kaldırılması, idarece işlemin terkin edildiği, geri alındığı, iptal edildiği sonucunu doğurmayacağı gibi, işlemin etkisini ve hatta dava açma nedenlerini ortadan kaldırmadığından, amme alacağının tahsili nedeniyle e-hacizlerin kaldırıldığı yönündeki davalı idare beyanı sonrası davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, dolayısıyla mahkemeye erişim ve gerekçeli karar alma hakkına aykırılık teşkil edeceğinden bakılan uyuşmazlıkta işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu çerçevede dava dosyası incelendiğinde; davalı idarenin … tarih ve … sayılı e-haciz bildirisi ile davacı şirketin 38 banka nezdinde bulunan mal, alacak ve haklarına 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca haciz konulduğunun, bu mal, hak veya alacağın belediye adına bloke edilmesi, 7 (yedi) günlük sürenin sonunda herhangi bir itiraz yoksa haciz bildirisinde belirtilen tutarın, başkaca bir yazışmaya gerek kalmaksızın belediye hesabına aktarılması gerektiğinin ilgili bankalara bildirildiği; haciz bildirisine konu amme alacağının türü 2464 sayılı Belediye Kanunu gereğince tahakkuk eden -gecikme zammı ile birlikte toplamda- 1.050.866,73-TL vergi borcu olarak gösterilmiş ise de, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden bu alacağın davacı şirket ile davalı idare arasında imzalanan 19/12/2017 tarihli baz istasyonu kira sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak olduğu ve bu hususta taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı görülmektedir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur." hükmü ile idarelerin, akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan alacaklarının 6183 sayılı Kanun kapsamında olmadığı açıkça belirtilmiştir.
Bu haliyle, davalı Bakırköy Belediye Başkanlığı ile davacı şirket arasında imzalanan akitten doğan borcun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip ve tahsili mümkün olmadığından, söz konusu alacak hakkında tesis edilen dava konusu haciz işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda verilen İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, istinaf başvurusunun reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığından kararın bozulması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.