3. Hukuk Dairesi 2020/1614 E. , 2020/3624 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf talebi üzerine davacı vekilinin istinaf talebinin reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili; davalı belediyeye ait 603 ada 2 parsel sayılı taşınmazı ihale ile satın aldığını, taşınmaz üzerine bir takım muhdesatlar yaptığını, davalı tarafça açılan tapu iptal ve tescil davası neticesinde kendisi adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın tekrar davalı belediye adına tescil edildiğini, söz konusu karar 17.05.2007 tarihinde kesinleşmiş ise de, taşınmazın zilyetliğinin davacı elinde kalmaya devam ettiğini, akabinde taşınmazın 21.05.2008 tarihinde davacı şirket ortaklarının sahibi olduğu diğer bir şirkete kiraya verilerek davacı şirketin taşınmazı kullanmaya devam ettiğini, taşınmazın satış bedeli ve üzerine yapılan muhdesatlar yönünden ... Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2014/43 E. sayılı dosyasında fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000.000,00-YTL sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak, 200.000,00-YTL maddi tazminat ve 100.000,00-YTL manevi tazminat davası açtıklarını, söz konusu davanın değerini ıslah ile 2.737.710,00-YTL artırarak toplamda 4.037.710,00-YTL üzerinden karar altına alınmasını talep ettiklerini, mahkemece, kısmen kabul kararı verilerek bozmadan sonra ıslah olmayacağı gerekçesiyle 2.737.710,00-YTL"lik artırılan miktar yönünden karar verilmediğini ve kararın taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 09/05/2018 tarihinde kesinleştiğini, söz konusu davada talep ettikleri ıslah konusu miktar olan 2.737.710,00-TL için eldeki ek davayı açtıklarını ileri sürerek; 2.737.710,00 TL alacağın tapu iptal ve tescil davasında verilen kararının kesinleştiği 17.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ve HUMK 329"a göre vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili;zamanaşımı itirazında bulunarak davacı şirketin 603 ada 2 parselde kayıtlı taşınmazı ihale yolu ile müvekkili belediyeden satın aldığını, davacı şirketin bu taşınmazı çelik sanayi tesisi kurulmak üzere satın aldığı halde bu amaç doğrultusunda kullanmadığını, bu nedenle ... Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2005/131 E. sayılı tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verilerek davacının tapu kaydının iptal edildiğini ve kararın 17/05/2007 tarihinde kesinleştiğini, müvekkili belediyenin herhangi bir sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
./...
-2-
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile, mahkemenin 2014/43 E. 2018/61 K. sayılı kararı ile tahsilde tekerrür oluşturmamak üzere sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan 2.737,710,00 TL"nin ana dava tarihi olan 17/05/2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, HUMK 329 uyarınca talep edilen vekalet ücretinin davalıdan tahsiline ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan raporun, yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmemiş ise kesin delil olarak değerlendirilemeyeceği, somut olayda, kısmi davada verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden ek dava açısından kesin delil oluşturmayacağı, davacının, taşınmaz üzerinde gerçekleştirdiğini iddia ettiği iyileştirme giderlerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalıdan isteyebilmesi için yaptığı giderlerin mal varlığından çıkmış ve davalı tarafın mal varlığına geçmiş olmasının gerekeceği, dosyaya sunulan beyanlar (özellikle dosyaya sunulan 27/11/2018 tarihli dilekçe) ile davacı şirketin dava konusu taşınmazı boşaltmadığı ve halen de kullanmaya devam ettiğinin anlaşılması, keza, taşınmazı davalı belediyeden 17/05/2008 tarihinde kiralayan dava dışı şirket ile davacı şirket arasında organik bağ bulunması dolayısıyla davacının dava konusu taşınmazı kullanmaya devam etmesi karşısında davalının sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemeyeceği, kaldı ki içinde güncelleştirilmiş satış bedelinin tahsilinin de bulunduğu kısmi davanın kesinleşmiş olup, davalı açısından sebepsiz zenginleşme gerçekleşmediğinden davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile esasa girilerek hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 15/05/2019 tarihli, 2018/86 E. 2019/62 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK"nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-)Dava; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkin ek davadır.
Davacı, davalıdan satın aldığı ancak daha sonra tapu iptal ve tescil davası nedeniyle tekrar davalı adına tescil gören taşınmaz için davalıya ödediği taşınmaz satış bedeli ve taşınmaz üzerine yaptığı muhdesatların bedeline ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/71 E. (Yargıtay bozmalarından sonra aldığı esas 2014/43 E.) sayılı dosyasında kısmi dava açmıştır.Anılan mahkemenin 16.02.2018 tarih, 2014/43 E. 2018/61 K. sayılı ilamı ile, davacı tarafın uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerine yaptığı yapılar nedeniyle davalı tarafın sebepsiz olarak zenginleştiği, taşınmazın yolsuz tescili nedeniyle tapu iptal ve tescil davasının davalı lehine sonuçlandığı, buna ilişkin kararın 17.05.2007 tarihinde kesinleştiği, davalı tarafın sebepsiz zenginleştiğini öğrendiği tarih olarak bu tarihin esas alınması ve bu bağlamda faizin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiği ,taraflar arasındaki işin ticari nitelikli olduğu, TTK 19/2 maddesi uyarınca davacı vekilinin talebi doğrultusunda avans faizi uygulanması gerektiği, YİB kararı gereği bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı, davacı tarafın maddi ve manevi zarara uğradığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı, bu bağlamda maddi manevi taminata ilişkin taleplerinin reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının sebepsiz zenginleşmeden doğan alacağına yönelik talebin kabulü ile 1.000.000,00 TL"nin 17.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verildiği ve kararın taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 10.05.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.Davacı, eldeki dava ile kısmi davada saklı tuttuğu bakiye kısmın davalıdan tahsilini istemiştir. Bir başka ifade ile eldeki dava, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan ek dava niteliğindedir. İlk derece Mahkemesinin, davanın sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bakiye alacak yönünden kısmen kabulüne dair verdiği karar davalının istinaf talebinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılarak, davacının dava konusu taşınmazı kullanmaya devam etmesi karşısında davalının sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemeyeceği, kaldı ki içinde güncelleştirilmiş satış bedelinin tahsilinin de bulunduğu kısmi davanın kesinleşmiş olup, davalı açısından sebepsiz zenginleşme gerçekleşmediğinden davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir. Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki, bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.(Bkz. HGK.2007/15-126 E, 2007/210 K. 18.04.2007 tarih) Kısacası; ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda, mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup, mahkemeler ve Yargıtay"ca res"en göz önünde tutulmalıdır. Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 esas, 1980/186 karar sayılı; 02.06.1982 gün ve 1981/11-1130 esas, 1982/549 karar sayılı ve 09.11.1988 gün ve 1988/15-5/ esas, 1988/898 sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafından davalı aleyhine açılmış bulunan ve yukarıda ayrıntıları ile safahatı açıklanan kısmi dava taleple bağlı kalınarak sonuçlanmış; böylece davaya dayanak alınan hukuki ilişkinin varlığı saptanarak, davalının sorumluluğu da kesinleşen bu hükümle tespit edilmiştir.Kısmi davaya ilişkin hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek veya geçmeden kesinleşmesi arasında bir fark yoktur. Kesinleşen bu kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan eldeki ek dava için kesin hüküm oluşturacağında kuşku bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; kesin hüküm bulunan konuda mahkemece hukuki yarar tartışılamayacağından, işin esasına göre inceleme yapılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 2.bentte açıklanan nedenle davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine, kararın bir örneğinin de ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 29/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.