1. Hukuk Dairesi 2016/3865 E. , 2019/824 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, bankalardan adlarına kredi kullanamamalarından dolayı para temin edebilmek maksadıyla kendisini Avukat olarak tanıtan dava dışı ... ile anlaştıklarını, kredi temini için maliki oldukları 721 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümü bedelsiz olarak Hakan’a devrettiklerini, onun da kredi kullanamaması üzerine kredi temini amacıyla bu kez de dava dışı...’a devredildiğini taşınmazı geri istediklerinde tarafların anlaşmaya uymadıkları, çekişmeli taşınmazı el ve işbirliği içerisinde oldukları davalı ...’e devredildiğini öğrendiklerini davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek taşınmazların tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazı kredi kullanarak bedeli karşılığında satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının çekişmeli taşınmazı kötü niyetle edindiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 721 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün eşit paylarla davacılar ... ve ... adına kayıtlı iken 17.02.2011 tarihinde vekil aracılığıyla dava dışı ...’na devredildiği, Ekrem Hakan’ın da 16.03.2011 tarihinde dava dışı ...’ya, ... ’ın da 14.04.2011 tarihinde davalı ...’e satış suretiyle devrettiği kayden sabittir. Diğer taraftan ilk el
konumundaki ...’nun gerçekte avukat olmadığı halde kendisini avukat olarak tanıttığı ve kendi el ürünü olduğu ileri sürülen 17.02.2011 tarihli yazılı belgede davacılar adına kayıtlı taşınmazın kredilendirilmek üzere el değiştirdiğini belirttiği, ilk temlikte vekil olarak hareket eden Mehmet Nalbantoğlu’nun da soruşturma dosyasında alınan ifadesinde, tarafların iş yapmak üzere kredi çekeceklerini, kredi temini amacıyla temlikin yapıldığını bildirdiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden inançlı işlem hukuksal nedenine dayanıldığı, 17.02.2011 tarihli belgenin de 05.02.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı yazılı belge niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olaya gelince, davacı tanığı Süleyman’ın, 19 yıldır çekişme konusu taşınmazın bulunduğu sitede çalıştığı, ara malik... ile kayıt maliki davalı ...’in kendisinden çekişmeli evi göstermesini istediklerini, şahısların satın aldıkları evin neresi olduğunu dahi bilmediklerine yönelik beyanı, davacılardan Alev tarafından davalının hesabına kredi taksiti açıklamasıyla aylık yapılan ödemelere ilişkin temlik tarihinden sonraki döneme ilişkin dekontlar ve çekişmeli taşınmazın kısa süreli birbirini takip eden akitlerle devredilmiş olması bir arada değerlendirildiğine davalının ara maliklerle el ve işbirliği içinde hareket ettiği, başka bir deyişle taşınmazı iktisabında iyiniyetli olmadığı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.