20. Hukuk Dairesi 2017/6003 E. , 2019/6428 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; .... köyünde bulunan 1734 parsel sayılı taşınmazın 15/09/2009 tarihinde müvekkili tarafından satın alındığını, taşınmazın önceki sahibi .... tarafından 31/05/2010 tarihinde....Mahkemesinin 2010/300 Esas sayılı dosyası ile açtığı tapu iptali ve tescil davası sonucu müvekkili adına olan tapu kaydının iptali ile....adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve kararın kesinleştiğini, tapu sicilinin yolsuz tutulması sebebiyle taşınmazının davacının elinden çıktığını belirterek Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince 10.000,00.-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiş, 22/10/2014 havale tarihli dilekçe ile de dava dilekçesindeki tazminat miktarını harcını yatırmak suretiyle 1.198.800,00.-TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; ...Mahkemesinin 2010/300 E. - 2011/396 K. sayılı dosyasının taraflar arasında kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiş, Dairemizin 03.11.2015 gün ve 2015/11238 E. - 10318 K. sayılı kararı ile de “4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi, tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin yansımasının sonucu olarak, mülkiyet hakkı ya da başkaca bir aynî hak edinen kişinin, bu sicilin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, buna göre "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E. -2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. - 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince davalı sıfatı Hazinenin olup tapu müdürlüğünün davalı sıfatı bulunmadığından tapu müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumetten reddi gereklidir.
Diğer taraftan; Yüksek Hukuk Genel Kurulunun HGK. 2010/7-70-86 sayılı kararında da değinildiği gibi, aleyhine dava açılanların davalı sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir. HUMK’nın 179/1. maddesi gereğince dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin ad ve adreslerinin bildirilmesi gereklidir.
Bu bildirim esnasında yapılan yanlışlıklardan bazıları, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi sonucunu doğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi, davalının temsilcisinde yanılmış olması halinde olduğu gibi olanak dahilindedir. Somut olayda, tapu müdürlüğünün davalı gösterilmesi ve tapu müdürlüğünün de Hazine vekili tarafından temsil edilmiş olmanın temsilcide yanılgı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Davanın niteliğine göre, husumetin Hazineye yöneltilmesi gerekirken, taraf sıfatı bulunmayan tapu müdürlüğü hasım gösterilmiştir. Dava dilekçesindeki anlatım ve istemden, asıl dava edilmek istenenin tapu müdürlüğü değil, Hazine olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın davalı olarak sadece tapu müdürlüğüne yöneltildiğinden söz edilemez. Ortada belirgin biçimde temsilcide yanılma hali vardır. Mahkemece temsilde yanılma hali re"sen gözetilerek, davanın Hazineye yönlendirilmesi için davacı yana olanak verilmesi, Hazinenin delillerinin toplanması oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Kabule göre de; 6100 sayılı HMK’nın 303. maddesi uyarınca bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın, taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekmektedir. Kesin hüküm kabul edilen 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/300 E. - 2011/396 K. sayılı dosyasında davacı ..., imzası taklit edilerek tapu sicilinde adına kayıtlı .... parsel sayılı taşınmazın devrinin sağlandığı iddiasıyla davalılar ... ve tapu müdürlüğü aleyhine tapu iptali ve tescil davası açtığı, yargılama sonunda tapu müdürlüğüne yönelik davanın husumet nedeniyle reddedildiği, ..."e yönelik davanın ise kabulüne, 1734 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile ...adına tapuya tesciline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği; eldeki davanın ise TMK"nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat istemine yönelik olduğu, ilk dava ile tarafları, dava sebepleri ve talep sonucunun farklı olması nedeniyle tapu iptali ve tescil davasının tazminat davasına kesin hüküm oluşturmayacağı, mahkemece yapılan kesin hüküm değerlendirmesinin usûl ve kanuna aykırı olduğu anlaşılmaktadır.” gereğine değinilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak Hazine davaya dahil edilmiş, davanın kısmen kabul kısmen reddine, Tapu Müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumetten reddine, 1.198.800,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edilmesi sebebiyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından, dava konusu ..... parsel sayılı 2960 m² yüzölçümündeki bağ nitelikli taşınmazın 1965 yılında tapulama ile ....adına tespit ve tescil edildiği, 2006 yılında intikal ile ....’a geçtiği, aynı tarihte ... adına satım ile tescil edildiği, ....’ten..... tarih ..... yevmiye numaralı işlem ile ...’in satın aldığı, ...’den ..... tarih 15867 yevmiye numaralı işlem ile ....’un satın aldığı; ..... tarih ... yevmiye nolu satış işlemi ile de ... adına tescil edildiği, ... Mahkemesinin 18/07/2011 gün ve ...... sayılı kararı ile davacı adına olan tapu kaydının iptaline karar verildiği, hükmün temyiz incelemesinden geçerek 27/09/2012 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 08/01/2013 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
....Mahkemesinin 18/07/2011 gün ve 2010/300 E. 2011/396 K. sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı ... davalılar Tapu Müdürlüğü ve ... aleyhine 1734 parsel sayılı taşınmazın yolsuz şekilde devrinin yapıldığı iddiası ile dava açtığı, mahkemece dava konusu taşınmaza ait resmi senet, tapu kaydı ve dosya kapsamından dava konusu .... köyü 1734 sayılı parselin resmi senede dayalı olmadan davalı ... adına tescil edildiği, bu parselin alım-satım konusu olmadığı, hakkında resmi senet düzenlenmeden yolsuz bir şekilde tapu kütüğünde intikal sağlandığı gerekçesiyle davanın
kabulü ile taşınmazın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10.04.2012 tarih ve 2011/13207 Esas - 2012/4182 Karar sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istemleri de aynı dairece reddedilerek hüküm 27/09/2012 tarihinde kesinleşmiştir.
Türk Medenî Kanununun 1007. maddesinde öngörülen sorumluluk kusursuz sorumluluk olup, Hazinenin sorumlu tutulabilmesi bakımından;
a)-Tapu sicilinin tutulmasından dolayı bir zararın doğmuş bulunması,
b)-Memurun hukuka aykırı eyleminin olması,
c)-Zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunması, yani illiyet bağının kesilmemiş olması koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; .... sayılı parselin tapu kütük sayfasına göre davacının malik olmasına dayanak işlem, 15.09.2009 tarih ve 15937 yevmiye numaralı işlemdir. 15.09.2009 tarih ve .... yevmiye numaralı işlemin resmi senedi incelendiğinde, satıcının dava dışı...., alıcının dava dışı ... olduğu, resmi senedin konusunun .... köyü ..... parsel ile ... köyü .... parsel olduğu, davacı ...’in bu işlemin tarafı olmadığı gibi dava konusu ..... Köyü 1734 parsel sayılı taşınmazın da bu işleme konu olmadığı anlaşılmaktadır. Davacının 1734 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi ile zararı doğmamıştır. Davacı adına oluşan tapu kaydının, tapunun iptaline ilişkin temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen ....Mahkemesinin 18/07/2011 gün ve 2010/300 E. - 2011/396 K sayılı dosyası kapsamından da yolsuz tescil olduğu sabittir.
Mahkemece, davacının tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan bir zararının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru bulunmamış, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 07/11/2019 günü oy birliği ile karar verildi.