
Esas No: 2021/1087
Karar No: 2021/3191
Karar Tarihi: 06.10.2021
Danıştay 13. Daire 2021/1087 Esas 2021/3191 Karar Sayılı İlamı
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/1087
Karar No:2021/3191
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurulu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: (1) II-22.1 sayılı Geri Alınan Paylar Tebliği'nin (Tebliğ) 10. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak ... Yatırım Holding A.Ş.'nin (Şirket) nakit sermaye artırım süreci devam etmesine rağmen geri alınan paylarının satıldığından ve (2) Tebliğ'in 19. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olarak Şirketin geri almış olduğu payları borsada satış yöntemi yerine borsa dışında satmış olduğundan bahisle işlemin gerçekleştiği tarihte yönetim kurulunda bulunan davacı hakkında her bir aykırılık için 30.961,00-TL olmak üzere toplam 61.922-TL idarî para cezası uygulanmasına ilişkin ...tarih ve ...sayılı Sermaye Piyasası Kurulu (Kurul) kararının kendisine yönelik kısmının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesi'nce verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; Şirketin hem sermaye artırım süreci devam ederken geri aldığı payları satması hem de kendi paylarını borsa dışında devretmesi olmak üzere, aynı maddi olaydan kaynaklı iki adet mevzuata aykırılık meydana geldiğinden bahisle Kurulca asgari tutardan iki ayrı idari para cezası tesis edildiği görüldüğünden söz konusu işlemlerin ayrı ayrı incelenmesi gerektiği, 1. Şirketin sermaye artırım süreci devam ederken geri aldığı payları satmasının hukuka uygun olup olmadığına yönelik yapılan incelemede, 25/10/2018 tarihinde Şirketin yönetim kurulu tarafından sermaye artırımı kararı alınarak 20/11/2018 tarihli başvuru ile kayıtlı sermaye tavanı içerisinde ihraç ve halka arz edilecek nominal değerli şirket paylarına ilişkin izahnamenin ve tasarruf sahiplerine satış duyurusunun Kurulca onaylanmasının talep edildiği, bilahare 24/01/2019 tarih ve 6/132 sayılı Kurul kararıyla anılan talebin reddedilmesine karar verildiği, bu arada sermaye artırımı kararı çerçevesinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin inceleme devam ederken Şirketin 29/11/2018 tarihli özel durum açıklamasında, ayrılma hakkı kullanımı dolayısıyla geri alınan payların M.U.B.'a virman yoluyla satıldığının belirtildiği, Şirketin, Tebliğ'in 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olarak nakit sermaye artırım süreci devam etmesine rağmen Ayrılma Hakkı Tebliği kuralları kapsamında pay sahiplerine ayrılma hakları kullandırılmak suretiyle geri aldığı payları M.U.B.'a satması nedeniyle davacı hakkında tesis olunan idarî para cezasında hukuka aykırılık görülmediği, öte yandan, her ne kadar davacı tarafından, Şirketin 29/11/2018 tarihinde M.U.B.'a devretmiş olduğu paylarının Tebliğ kapsamında geri alınmış olan paylar olmadığı ve anılan payların şirket pay sahiplerine ayrılma haklarının kullandırılması çerçevesinde pay sahiplerinden alınan paylar olduğu, bu nedenle söz konusu paylar hakkında Tebliğ düzenlemelerinin uygulanmayacağı iddia edilmekte ise de, Kurulca hazırlanıp yürürlüğe konulan Önemli Nitelikteki İşlemlere İlişkin Ortak Esaslar ve Ayrılma Hakkı Tebliği'nin 10. maddesinin 8. fıkrasında; ''Ayrılma hakkının kullanılması sonucunda geri alınan paylar, ortaklıkların kendi paylarını geri almasına ilişkin Kurul düzenlemelerine tâbidir'' kuralına yer verildiği, anılan kurala göre Tebliğ'in ayrılma hakkının kullandırılması sonucu geri alınan paylar için de uygulama alanı bulacağı; 2. Şirketin kendi paylarını Borsa dışında devretmesinin hukuka uygun olup olmadığı yönünden yapılan incelemede, Tebliğ'in 19. maddesinin 6. fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca, payları borsada işlem gören ortaklıklar usulüne uygun olarak geri alınan paylarını ilgili geri alım programı süresince veya program sona erdikten sonra ancak borsada satış yoluyla elden çıkarabilecekken, somut olayda Şirket tarafından, henüz sermaye artırım süreci devam ederken, ayrılma hakları kullandırılarak iktisap edilmiş olan ve kendi nezdinde bulunan 888.202 lot payın 29/11/2018 tarihinde M.U.B.'a Borsa dışında virman yoluyla satıldığı anlaşıldığından, davalı idarece tesis olunan idarî para cezasında hukuka aykırılık görülmediği, öte yandan, davacı tarafından şirket paylarının şirketten olan alacağına karşılık M.U.B.'a ayrılma hakkı kullanım fiyatı olan pay başına 2,2616-TL üzerinden virman yoluyla devredildiği ve küçük yatırımcıların hisselerinin değer kaybetmemesinin sağlandığı iddiasında bulunulmuş ise de, Borsa ortaklıklarının geri aldıkları payları borsada satmalarının öngörüImesindeki amacın, geri alınan payların satışında fiyatın borsa kurallarına göre oluşmasını ve işlemin tarafları konusunda şeffaflığın sağlanması olduğu, söz konusu kurala Tebliğ'in 19. maddesinin 7. ve 8. fıkrası hükümlerinde çok sınırlı hâllere ilişkin istisnalar getirildiği, fiyatın daha yüksek olması hâlinde satışın Borsa dışında yapılabileceğine ilişkin herhangi bir istisna öngörülmediği, söz konusu kuralın sınırlı istisnai durumlar dışında Borsada işlem gören bütün şirketler için uygulanmasının zorunlu olduğu ve Tebliğ düzenlemelerine aykırılık hâlinde Sermaye Piyasası Kanunu'nun 103. maddesinin 1. fıkrası uyarınca idarî para cezası tesis edilmesinin Kurul'un yalnızca yetkisi değil, aynı zamanda görevi olduğu dikkate alındığında davacının anılan iddiasının da yerinde görülmediği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Tebliğ uyarınca yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olabilmeleri için ortaklık organınca gerçekleştirilen bir ortaklık işleminin bulunmasının zorunlu olduğu, hâkim ortak olan yönetim kurulu başkanı R.Ş. ile yönetim kurulu üyesi M.U.B. arasında gerçekleştirilen işlemlerden diğer yönetim kurulu üyelerinin bilgisi ve haberinin olmadığı, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişinin şahsen yapacağı her işlemden yönetim kurulu üyelerinin haberdar olmasının mümkün olmadığı, dava konusu işlemin cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, tek ve aynı işlemden dolayı iki farklı idari para cezası uygulandığı, idari para cezasına konu işlemler nedeniyle herhangi bir gelir veya menfaat elde edilmediği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Şirketin sermaye artırım süreci devam ederken geri aldığı payları satmasının ve paylarını borsa dışında devretmesinin mevzuata aykırı olduğu, söz konusu ihlâller nedeniyle davacının sorumluluğunun bulunduğu, Tebliğ'in 22. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun açıkça düzenlendiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
...Yatırım Holding A.Ş. yönetim kurulu tarafından 25/10/2018 tarihinde sermaye artırımı kararı alınarak 20/11/2018 tarihli başvuru ile kayıtlı sermaye tavanı içerisinde ihraç ve halka arz edilecek nominal değerli şirket paylarına ilişkin izahnamenin ve tasarruf sahiplerine satış duyurusunun Kurulca onaylanması talep edilmiştir.
Öte yandan, Şirketin 07/11/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında ... Yapım Sinema Prodüksiyon Turizm Yatırım ve Ticaret A.Ş. (... Sinema) paylarının satın alınması reddedilmiş, ... Proje ve Gayrimenkul Yatırımları Geliştirme A.Ş.'nin (... Proje) satışına ise onay verilmesine karar verilmiştir. Söz konusu olağanüstü genel kurul toplantısında ... Projenin satışına ilişkin olumsuz oy kullanan ve muhalefet şerhini Genel Kurul Toplantı Tutanağına işleten pay sahiplerine yönelik olarak 15/11/2018-28/11/2018 tarihlerinde 2,2616-TL fiyat üzerinden ayrılma hakkı kullandırılmıştır.
Sermaye artırımı kararı çerçevesinde Kurul'a yapılan başvuruya ilişkin inceleme devam ederken, Şirket tarafından 29/11/2018 tarihinde yapılan özel durum açıklamasında, ayrılma hakkı kullanımı dolayısıyla geri alınan 888.202 lot ... Yatırım Holding A.Ş. hisse senedinin M.U.B.'a 2,2616-TL fiyatla virman yolu ile satıldığı ifade edilmiştir.
Bunun üzerine, Şirketten 07/12/2018 tarih ve E....sayılı Kurul yazısı ile nakit sermaye artırım kararı bulunmasına rağmen geri alınan payların satılmasına ve söz konusu satışın Borsada satış yöntemi yerine virman yoluyla yapılmasına ilişkin açıklama talep edilmiş, ayrıca Tebliğ'in 22. maddesinde yer alan "Ortaklıkların bu Tebliğ kapsamında gerçekleştirecekleri işlemlerden ortaklıkların yönetim kurulu üyeleri sorumludur." kuralı uyarınca işlemin gerçekleştiği tarihlerde yönetim kurulunda bulunan aralarında davacının da bulunduğu kişilerden 06/02/2019 tarihli yazı ile savunmaları talep edilmiştir.
Alınan savunmaların değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen 11/04/2019 tarih ve ...sayılı Kurul kararıyla, söz konusu satış işlemi ile Tebliğ'in "sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu kararı alındığı tarihten sermaye artırım işlemlerinin tamamlandığı tarihe kadar, ortaklıklar ve/veya bağlı ortaklıkları tarafından bu Tebliğ kapsamında bir geri alım veya satım işlemi yapılamayacağı"na ilişkin 10. maddesinin 2. fıkrası ve "payları borsada işlem gören ortaklıkların, geri alınan paylarını borsada satış yoluyla elden çıkarabilecekleri"ne ilişkin 19. maddesinin 6. fıkrası kurallarının ihlâl edildiğinden bahisle, işlemin gerçekleştiği tarihte yönetim kurulunda bulunan aralarında davacının da bulunduğu kişilere her bir aykırılık için ayrı ayrı 2018 yılı için belirlenen asgari tutar üzerinden hesaplanan 30.961,00-TL (toplam 61.922,00-TL) idarî para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine anılan Kurul kararının ilgili kısmının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında, "Ceza sorumluluğu şahsidir.
" kuralına yer verilmiştir.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun ''Genel Esaslar'' başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında işlem tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle, "Bu Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişilere Kurul tarafından yirmi bin Türk Lirasından iki yüz elli bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Ancak, yükümlülüğe aykırılık dolayısıyla menfaat temin edilmiş olması hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaatin iki katından az olamaz."; ikinci fıkrasında ise, "Birinci fıkradaki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde, ayrıca tüzel kişi hakkında da birinci fıkra hükmüne göre idari para cezası verilir. Aykırılığın, temsilcisi olunan veya adına hareket edilen tüzel kişinin zararına bir sonuç doğurması hâlinde, tüzel kişiye idari para cezası verilmez." kurallarına yer verilmiştir.
03/01/2014 tarih ve 28871 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren II-22.1 Geri Alınan Paylar Tebliği'nin (Tebliğ) "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, Tebliğ'in ortaklıkların kendi paylarını satın alması veya rehin olarak kabul etmesine, geri alınan payların elden çıkarılması veya itfasına, bu hususların kamuya açıklanmasına ve geri alımların bilgi suistimali veya piyasa dolandırıcılığı sayılmayacağı hâllere ilişkin usul ve esasları düzenlediği; ''Geri alım ve satım işlemlerinin yapılamayacağı hâller'' başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında, esas sermaye sisteminde olan ortaklıklar tarafından sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararı alındığı tarihten, kayıtlı sermaye sisteminde olan ortaklıklar tarafından ise sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu kararı alındığı tarihten sermaye artırım işlemlerinin tamamlandığı tarihe kadar, ortaklıklar ve/veya bağlı ortaklıkları tarafından bu Tebliğ kapsamında bir geri alım veya satım işlemi yapılamayacağı; ''Geri alınan payların elden çıkarılması ve itfası'' başlıklı 19. maddesinin 6. fıkrasında, payları borsada işlem gören ortaklıkların, geri alınan paylarını Tebliğ'in 12. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca açıklanan süre hariç olmak üzere ilgili geri alım programı süresince veya program sona erdikten sonra borsada satış yoluyla elden çıkarabileceği; ''Sorumluluk'' başlıklı 22. maddesinde ise, ortaklıkların Tebliğ kapsamında gerçekleştirecekleri işlemlerden ortaklıkların yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğu kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa'nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında ceza sorumluluğunun şahsî olduğu belirtilerek, herkesin kendi fiilinden sorumlu tutulacağı ve başkalarının suç oluşturan fiillerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun evrensel ilkelerindendir. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Dolayısıyla bu ilke kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini de kapsamaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede de, ''Fıkra, ceza sorumluluğunun 'şahsî' olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve 'kusura dayanan ceza sorumluluğu' ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır." denilmektedir. Anayasa'nın 38. maddesinde idarî ve adlî cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idarî para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir (AYM kararı, E:2014/52, K:2014/139, Karar tarihi: 11/09/2014; Aynı yönde: AYM kararı, E:2014/161, K:2015/26, Karar tarihi: 05/03/2015).
Fransız Danıştayı ve Fransız Anayasa Konseyi içtihadında da, idarî cezalar bakımından cezaların şahsîliği ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmektedir (ULUSOY Ali, İdari Yaptırımlar, 2013, İstanbul, s. 121).
6362 sayılı Kanun'un 103. maddesinde, yaptırım (idarî para cezası) uygulanacak kişiler, "Kanuna dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden kişiler" olarak belirlenmiştir. Ayrıca, birinci fıkradaki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde, ayrıca tüzel kişi hakkında da idarî para cezası verileceği kurala bağlanmıştır.
Tüzel kişilerin niteliklerinin tabiî bir sonucu olarak iradelerinin organları vasıtasıyla oluştuğu ve hukukî işlem ve eylemlerini organları veya temsilcileri aracılığıyla gerçekleştirdikleri, başka bir anlatımla fiillerini organları yahut bu organların yetkilendirdikleri temsilciler vasıtasıyla işledikleri açıktır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 8. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere; Yeni Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde tüzel kişi hakkında suç dolayısıyla ceza yaptırımı uygulanamaz. Buna karşılık, idarî para cezasının niteliği ve amacının farklılığı dolayısıyla, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenen kabahat nedeniyle bu tüzel kişiye de idarî para cezası verilebilecektir.
Bu noktada, Kabahatler Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrası ile Sermaye Piyasası Kanunu'nun 103. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kuralların da değerlendirilmesi gerekmektedir. 6362 sayılı Kanun'un 103. maddesinin ikinci fıkrasında, ayrıca, birinci fıkradaki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya organ veya temsilcisi olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde, ayrıca tüzel kişi hakkında da idarî para cezası verileceği belirtilmiştir. Nitekim benzer şekilde, 5326 sayılı Kanun'un "Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında da, organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabileceği kurala bağlanmıştır.
Söz konusu kurallar, kusuru bulunan (kabahat işlemiş) organ veya temsilcinin davranışından dolayı "tüzel kişiliğin sorumluluğu" hususunu düzenlemekte olup, aksi bir uygulamaya, yani tüzel kişiliğin bir kabahati nedeniyle kusuru bulunmayan organ veya temsilcinin objektif sorumluluk esasına göre cezalandırılmasına imkân vermemektedir. Zaten bu yöndeki bir kural yahut mevcut bir kurala getirilen bu yöndeki bir yorum, kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini de kapsayan cezaların şahsiliği ilkesi ile bağdaşmayacağından Anayasa'ya da aykırı olacaktır.
Netice itibarıyla, 6362 sayılı Kanun'un 103. maddesine göre organ, temsilcilik veya hizmet ilişkisi çerçevesinde bir özel hukuk tüzel kişisi adına hareket eden kişinin regülatif para cezası niteliğinde idarî yaptırım gerektiren bir fiili işlemesi durumunda, öncelikle fiili işleyen gerçek kişinin kendisi hakkında ve ayrıca ilgili (adına hareket ettiği) tüzel kişi hakkında ceza uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Anılan kurallar uyarınca mevzuata aykırı hareket sebebiyle 6362 sayılı Kanun'un birinci maddesini ihlâl eden gerçek kişiler ile bu gerçek kişinin bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi olması veya tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi olması hâlinde tüzel kişi açısından sorumluluk, kendi kusurlu fiilinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, söz konusu kişiler açısından Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak dava konusu işlem incelendiğinde, Tebliğ'in 10. maddesinin ikinci fıkrası ile 19. maddesinin altıncı fıkrasının ihlâli nedeniyle işlemin gerçekleştiği tarihte yönetim kurulunda bulunan kişiler açısından cezaî sorumluluğun, objektif (kusursuz) sorumluluk esası benimsenerek öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, yönetim kurulu üyesi olan ve aralarında davacının da bulunduğu kişilerin, hukuka aykırı olduğu belirtilen işlemler bakımından kusurunun bulunup bulunmadığı, anılan işlemlerin (somut olayda geri alınan şirket paylarının yasak olan dönemde ve Borsa dışında satışı) yapılmasında dahli veya izni olup olmadığı değerlendirilmeden idare tarafından yaptırım uygulanmıştır. Bu durum, işlemediği bir fiilden dolayı, salt şirketin yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle davacıya yaptırım uygulanmasına neden olabilecek niteliktedir. Dolayısıyla, dava konusu Kurul kararının maddi sebebini oluşturan ayrılma hakkı kullanımı dolayısıyla geri alındığı ve M.U.B.'a virman yoluyla satıldığı belirtilen Şirket paylarının satışına ilişkin hukukî işlemin Şirket adına hangi kişi veya kişiler tarafından gerçekleştirildiği ve bu konuda (söz konusu payların satışı, satış için yetki verilmesi vb. hususlara ilişkin) Şirketin yönetim kurulu tarafından alınan herhangi bir karar bulunup bulunmadığı hususları araştırılmaksızın, sadece yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle davacıya yaptırım uygulanması cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, davalı idare tarafından, Tebliğ'in "Sorumluluk" başlıklı 22. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin Tebliğ düzenlemelerine aykırılıktan sorumlu olduğunun açıkça düzenlendiği, anılan kural çerçevesinde Şirketin Tebliğ kapsamındaki tüm işlemlerine ilişkin sorumluluğun yönetim kurulu üyelerine ait olduğu, Tebliğ'in ihlâline neden olan işlemlerin gerçekleştirilmesinden her bir yönetim kurulu üyesinin ayrı ayrı sorumlu olduğu, bu doğrultuda, mevzuata aykırı işlemlerin doğrudan davacı tarafından fiilen gerçekleştirilmesi ve hukuka aykırı kararda imzasının bulunması zorunluluğu olmaksızın yönetim kurulu üyelerinin tamamının 6362 sayılı Kanun'un 103. maddesi uyarınca ayrı ayrı sorumlulukları bulunduğu ileri sürülmüş ise de, ceza sorumluluğunun şahsiliği ile kusursuz suç ve ceza olmayacağına ilişkin genel hukuk ilkeleri uyarınca, yönetim kurulu üyeleri bakımından objektif sorumluluk öngören Tebliğ'in 22. maddesindeki kuralın, cezaî değil hukukî sorumluluğa yönelik olduğu ve bu şekilde anlaşılması ve uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Tebliğ'e aykırı olduğu belirtilen hukukî işlemin Şirket adına hangi kişi veya kişiler tarafından gerçekleştirildiği ve bu konuda (söz konusu payların satışı, satış için yetki verilmesi vb. hususlara ilişkin) Şirketin yönetim kurulu tarafından alınan herhangi bir karar bulunup bulunmadığı hususları araştırılmaksızın, sadece yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle objektif sorumluluğu bulunduğundan bahisle davacı hakkında idarî para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk; davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan ...-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya idareye iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 06/10/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.