
Esas No: 2020/4654
Karar No: 2021/4225
Karar Tarihi: 22.09.2021
Danıştay 10. Daire 2020/4654 Esas 2021/4225 Karar Sayılı İlamı
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2020/4654
Karar No: 2021/4225
TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, …'a velayeten …, …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacılardan …'un hamileliği boyunca ve 30/07/2001 tarihinde Malatya Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen doğum esnasında gerekli ilgi ve özenin gösterilmemesi nedeniyle müşterek çocukları …'un psiko motor sosyal gerilik tanısı ile fiziksel ve zeka engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen toplam 300.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın doğum tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, … İdare Mahkemesince davanın reddi yolunda verilen, temyiz aşamasından geçerek kesinleşen karar sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde alınan karar üzerine yargılamanın yenilenmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davacıların yargılanmanın yenilenmesi dilekçesinde yalnızca maddi tazminat yönünden talepte bulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 25/06/2019 tarih ve 54969/09 başvuru numaralı kararında İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 8. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine ve davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verildiği, davacıların taleplerinin yalnızca maddi tazminata ilişkin olması ve anılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında davacıların maddi tazminat talebinin kabul edilmemesi ve bu yönüyle haklarının esas yönünden ihlal edilmediğine karar verilmesi nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından davacılar lehine manevi tazminata hükmedildiği ve davacıların yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde manevi tazminat talebi olmadığı dikkate alındığında, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kararın İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 8. maddesini ihlal etmediği ve bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmediğinden, olayda yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu karar verildiği, somut olayın bilimsel raporlar ile açıklanması gerektiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin usul yönünden kusurlu bulunduğu, maddi tazminat talebi reddedilirken idari yargıda yürütülen tam yargı davasında yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılacak açıklamalarda bulunulduğu, küçüğün doğumunun yanlışlık ve tıbbi eksiklik neticesinde zorlama ile gerçekleştirildiği, bu nedenle oksijensiz kalarak beyin hasarı oluştuğu, yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilerek maddi zararlarının giderilmesi, bulunamayan tıbbi kayıtların sorumluluğunun davalı idareye yükletilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI :Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan …'un, 30/07/2001 tarihinde Malatya Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen doğumuyla davacılardan …'un dünyaya geldiği, küçüğün yapılan muayenesinde "genel durumu kötü, apneik, periferik siyanoz, şuuru kapalı, yenidoğan refleksleri alınmıyor, apgarı 3" olarak tespit edilmesi üzerine oksijen verilerek aspire edildiği, devamında da yatarak takip ve tedavi altına alındığı, durumunda bir değişiklik olmaması sebebiyle 01/08/2001 tarihinde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Servisine sevk edildiği, burada yapılan muayenesinin ardından HİE + MAS + Sepsis tanılarıyla takip altına alındığı, spontan solunumunun giderek azalması sebebiyle entübe edildiği, takiplerinde spontan solunumunun gelmesi sonrasında ekstübe edilerek verilen oksijenin kademe kademe azaltıldığı, oral alımının artması, antibiyotik tedavisinin sona ermesinin ardından da pediatrik nöroloji kontrolüne gelmek üzere taburcu edildiği, küçüğün serebral palsy + epilepsi + malnutrisyon tanılarıyla bir takım ilaçları kullandığı, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 09/01/2003 tarihli pediatri polikliniği raporunda, psikomotor sosyal gerilik teşhisiyle özel bireysel ve grup eğitimi alması gerektiğinin belirtildiği görülmektedir.
Davacılar tarafından, küçük …'in fiziksel ve zihinsel engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 26/02/2003 tarihli dilekçeyle davalı idareye başvuruda bulunulmuş, bu başvurunun … tarih ve …sayılı yazı ile reddi üzerine bakılan dava açılmış, İdare Mahkemesinin istemi üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, "…'un 30/07/2001 tarihinde Malatya Devlet Hastanesinde gerçekleşen doğum travayının seyrine ait tıbbi belge, NST kayıtları gibi hiçbir bilgi olmamakla birlikte, çocuğun doğumundan sonraki ilk 5 aylık süre içinde gelişiminin normal seyrettiği ve doğum sırasındaki beynin oksijensiz kalmasına bağlı tablolarda mevcut olan klinik özelliklerin bir çoğunu göstermediği, her ne kadar radyolojik tetkikte iskemik lezyonlar tanımlanmış ise de, mevcut bulguların yenidoğanın ciddi sepsisi (tüm vücut sistemlerini etkileyen ağır enfeksiyon hali) tablosunda da ortaya çıkabileceği, bu nedenle mevcut tablo ile doğum eylemi arasında illiyet olduğu yönünde yeterli tıbbi kanıt bulunmadığı, doğum öncesi takiplerin tıp kurallarına uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiş, İdare Mahkemesince anılan rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş, bu karar temyiz incelemesi neticesinde onanarak kesinleşmiş, akabinde davacılar tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 25/06/2019 tarih ve Başv. No:54969/09 sayılı kararıyla, başvurunun İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesinin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin) 8. maddesine yönelik kısmının kabul edilebilir olduğuna, geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna, anılan maddenin esas yönünden ihlal edilmediğine, usul yönünden ihlal edildiğine, manevi tazminat olarak 15.000,00 avronun ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilerek davacılara ödenmesine karar verilmiş, bu kararın 04/11/2019 tarihinde kesinleşmesi üzerine davacılar tarafından, … İdare Mahkemesine hitaplı 16/03/2020 kayıt tarihli dilekçe ile, bakılan davada yapılan yargılamanın yenilenmesi ile maddi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Yargılamanın yenilenmesi" başlıklı 53. maddesinde, "Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.
....
ı) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.
Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.
Yargılamanın yenilenmesi süresi, (1) numaralı fıkranın (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (1) numaralı fıkranın (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır." hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bakılan davada, davacılar tarafından, İdare Mahkemesinin, olaya yönelik olarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca hazırlanan rapor doğrultusunda davanın reddi yolundaki kararının kesinleşmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde alınan kararda özetle;
Başvuranların şikayetlerinin, genel olarak doğum öncesi risklerin ve doğum travayına bağlı risklerin doğru değerlendirilmemesiyle ilgili olduğu, bu sebeple mevcut davanın esas amacının, basit tıbbi ihmal veya hataların iddia edilmesi ve dolayısıyla, Türkiye Devletine düşen maddi pozitif yükümlülüklerin, hastaları koruyabilecek bir çerçevenin etkin şekilde oluşturulması ve uygulanmasıyla sınırlı olduğu, dava dosyasından, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan düzenleyici çerçevede, Devletin bu türden bir eksikliğinin bulunduğunun anlaşılmadığı, başvuranların da bu türden bir eksiklik ileri sürmediği, dolayısıyla somut olayda Sözleşme’nin 8. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediği,
Türk Hukuk Sisteminin, başvuranlara, teoride Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan usuli yükümlülükler bağlamında riayet edilmesi gereken kurallara cevap veren hukuk yollarını sunduğu, başvuranların, bütün yolları kullandığı, dolayısıyla bu yollara ilişkin olarak açılan davalar bütünüyle değerlendirildiğinde, başvuranların davalarının hakkaniyete uygun şekilde görülmesine izin verip vermediğinin araştırılması gerektiği,
Bu kapsamda, 26/02/2003 tarihinde açılan disiplin soruşturmasının, Başhekim Yardımcısı … tarafından düzenlenen (aynı hastanede görevli doğum uzmanı … ve çocuk uzmanı … danışarak hazırladığı) bir rapora dayanılarak, soruşturma açılmasına gerek olmadığına kanaat getirilerek sonlandırıldığı, bu raporun 4483 sayılı Kanun tarafından öngörülen rejim sebebiyle sonuçlanamayan ceza soruşturmasının da merkezinde rol aldığı, 4483 sayılı bu Kanun tarafından dayatılan rejimin, bu rejimi uygulayan soruşturma organlarının bağımsızlıktan yoksun olması sebebiyle, birçok defa eleştirildiği ve cezalandırıldığı, bu hususa … …. ve … isimli uzmanların ve suçlanan sağlık personellerinin çalıştığı hastanede görevli olan doktorlar ..., ..., …. ve …’nın, caydırıcı nitelikli soruşturmaların kapanmasında belirleyici bir rolü bulunması koşulunun da eklendiği, bu durumun, kesinlikle bilirkişi işlemlerinin mutlaka cevap vermesi gereken hem resmi hem de somut bağımsızlık gerekliliğine aykırı olduğu, somut olayda yürütülen caydırıcı ceza ve disiplin soruşturmalarının, içerdikleri eksiklikler bakımından, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca etkin kılınmadığı,
Başvurucuların idari yargıda açtığı tam yargı davasının olgusal koşullarının karmaşıklığına rağmen, davanın merkezinde yer alan ihtilaf konusunun, Adli Tıp Kurumunun cevap vermekle görevli olduğu soruların, İdare Mahkemelerinin iddia edilen tıbbi ihmaller hakkında karar vermek için incelemesi gereken sorularla karıştırıldığı, hakimlerin, suçlanan kişilere atfedilebilir herhangi bir kusur bulunmadığı sonucuna varan bilirkişi raporunun, kararlarını vermeleri için yeterli olduğu kanaatine vardığı, bu sebeple, söz konusu rapora ağırlık verildiği, başvuranların, yeni bir bilirkişi incelemesine ilişkin taleplerinin de, söz konusu rapor dayanak gösterilerek reddedildiği,
Uzmanların bilimsel değerlendirmelerine sunulan konuların usulüne uygun şekilde inceledikleri kanaatine varılıp varılamayacağının tespitinin önemli olduğu, Adli Tıp Kurumunun, somut olayda, Mehmet’in klinik tablosunun “doğum öncesi ve doğum sonrasında yapılan hatalardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının” araştırılması için görevlendirildiği, düzenlemiş olduğu raporda “güncel klinik tablo ile doğum eylemi arasında illiyet bağı kurulabilmesi için yeterli tıbbi delil bulunmadığı” sonucuna vardığı, bu sonucun iki ayrı unsurla gerekçelendirildiği, Adli Tıp Kurumu’na göre, ilk olarak, …’in gelişiminin doğumu izleyen beş ay boyunca normal olarak seyrettiği ve çocuğun, doğum sırasında serebral oksijen eksikliğine ilişkin özellikleri teşkil etmediği, ikinci olarak, MRG testlerinde gözlemlenen iskemik lezyonların, mutlaka doğum anından değil de, yenidoğan sepsisinden de kaynaklanabildiği,
Bu incelemenin, …’in klinik tablosu ile doğum sırasında meydana gelmiş olması muhtemel bir travma arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının araştırılmasıyla sınırlandırıldığı, sağlık personelinin, başvuranları, kendilerine göre yanlış bir seçim olan, doğum öncesinde fetusun sağlığına ilişkin tehditleri en aza indirgeyebilecek sezaryen doğum yerine, bir ebenin ellerinde, riskli bir normal doğuma zorladığına dair şikâyetleriyle ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği, başvuranların, doğum öncesinde preeklampsi sendromuna bağlı riskleri engelleyebilecek tıbbi bakımın yapılmadığı şikayetlerine ilişkin bir cevap da içermediği,
Türk İdare Hukukunun özellikleri sebebiyle, somut olayda uzmanların atanmasına ve uzmanlara yöneltecekleri soruların tespitine karışamayan başvuranların, seslerini etkin olarak duyuramadıkları, sadece söz konusu raporun sunulmasından sonra dolaylı olarak duyurabildikleri, başvuranların, sağlık hizmetine ilişkin anlaşmazlıklarda karşı bilirkişi raporu taleplerine verilen ve Adli Tıp Kurumunun incelemesini içeren cevapla ilgili olarak ortaya çıkan çekincelerden etkilenmiş bir uygulamayla karşılaştıkları, ayrıca ihtilaf konusu raporun eksik niteliğine ve başvuranların buna ilişkin itirazlarına rağmen İdare Mahkemesince, başvuranlar tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına dair talebin haklı olduğu kanaatine varılmadığı, Danıştay'ın ise, konu hakkındaki yerleşik içtihatlarını bertaraf etmeyi seçerek, gerekçe göstermeksizin, başvuranlar tarafından çok sayıda koşullu iddialar dayanak gösterilerek sunulan yeni bir rapor düzenlenmesine ilişkin talebi görmezden geldiği,
Başvuranın tıbbi dosyasının kaybedilmesinin, gerçeklerin tespit edilmesine engel teşkil ettiği, Hükümetin, bu türden bir dosyanın “ilgili doktorlar tarafından düzenlendiğini ve hastanenin arşiv birimine teslim edildiğini”, ancak 2002 yılında arşivlerin düzenlenmesi sırasında kaybedildiğini kaydettiği, Türk Hukukunda, tıbbi verilerin kaybedilmesinden dolayı idarenin sorumlu bulunmaması ve zarar gören kişilerin gerçeği asla bilemeyecek olmaları sebebiyle, böyle bir olayın tıbbi arşivlerin saklanması konusunda mevzuatın ihlal edilmesine sebep olduğu ve Danıştay’a göre, bu durumun, kamu sağlık hizmetlerinin yönetiminde zararın telafi edilmesini gerektiren ağır bir kusur teşkil ettiği, somut olayda verilen kararlarda, başvuranın tıbbi dosyasının kaybedilmesi sebebiyle idarenin herhangi bir sorumluluğunun bulunup bulunmaması hakkında hiçbir şey belirtilmediği, Danıştay’ın da kabul ettiği gibi, bu olayın, sadece ağır hizmet kusuru değil, aynı zamanda öncelikle (a priori) Bakanlığın, başvuranların uğradığı zarardan sorumlu olup olmadığı konusunda hukuki denetim yapılmasına bir engel teşkil ettiği, bu durum dolayısıyla iddia edilen ihlalin mümkün olduğu kadar telafi edilmesi imkanına da başvurulmadığı,
Somut olayda şikayet edilen idari yargılamanın da Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan usuli yükümlülükler bakımından etkinlikten yoksun olduğu hususlarına yer verilmiş; ulusal makamların, başvuranların şikayetlerine ve iddialarına dayanan uygun ve bilimsel bir cevap veremediği, davayı tanıyarak sağlık personelinin olası sorumluluğunu değerlendiremediği, ulusal mahkemelerin de kararlarında, hem bağımsızlık gerekliliğini ihlal ederek hem de incelenmesi gereken temel konuları bertaraf ederek ve tatmin edici şekilde incelemeyerek düzenlenen resmi raporlara dayandığı, bütün olarak değerlendirildiğinde, ulusal sistemin Sözleşme’nin 8. maddesi açısından Devlete düşen pozitif yükümlülüğe uygun bir cevap vermediği, dolayısıyla, bu hükmün usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varılmış; tespit edilen usul yönünden ihlal ile iddia edilen maddi zarar (…'in kazanç kaybı, tedaviler için yapılan harcamalar) arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığından davacıların maddi tazminat talepleri reddedilmiş, manevi tazminat bağlamında müştereken 15.000 avro ödenmesine karar verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, Sözleşmenin 8. maddesinin usul yönünden ihlal edilmesi ile davacıların uğradığını iddia ettiği maddi zararlar arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiş ise de; esasen usul yönünden ihlal tespitinin, mevcut Adli Tıp Kurumu raporunun davacıların iddialarını karşılamaktan uzak bulunmasından kaynaklandığı, nitekim anılan kararda Adli Tıp Kurumu raporunun davacıların iddialarına yönelik bilimsel değerlendirme ve yeterli açıklama içermediği, İdare Mahkemesince davacı küçüğün klinik tablosunun “doğum öncesi ve doğum sonrasında yapılan hatalardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının” araştırılmasının istenilmesine karşın Adli Tıp Kurumunca incelemenin, "güncel klinik tablo ile doğum eylemi arasındaki illiyet bağı"na indirgendiği, doğum öncesindeki preeklampsi sendromuna bağlı riskleri engelleyebilecek tıbbi bakımın yapılıp yapılmadığı hususunun yanı sıra doğum öncesi fetusun sağlığına yönelik riskleri asgariye indirebilecek sezaryen doğum yerine ebeyle normal doğum yaptırılmasının tıbben yerinde bir karar olup olmadığı konusunda da herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, eksik inceleme ile hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporuna rağmen İdare Mahkemesince davacıların yeni bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiği hususlarına açıkça yer verilmesi karşısında; davacıların maddi tazminat taleplerinin, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu reddedildiği anlaşılmış olup, AİHM kararının gerekçesi dikkate alınarak davacıların yargılamanın yenilenmesi istemlerinin kabul edilerek, uyuşmazlığın esası hakkında yeniden bir inceleme yapılması gerekmektedir.
Bu durumda, dosyadaki mevcut tüm belgelerin, (küçüğün tedavi sürecinde yer alan Erciyes Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi öğretim üyeleri hariç olmak üzere) üniversite öğretim üyelerinden (kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk nörolojisi uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanından) oluşturulacak bilirkişi heyetine gönderilerek, davacı …'un güncel durumunun tespit edilerek, klinik tablosunun doğum öncesi ve doğum sonrasındaki müdahalelerden kaynaklanıp kaynaklanamayacağı, annenin preeklampsi (tansiyon yüksekliği) şikayetine bağlı olarak bebekte oluşabilecek riskleri engelleyecek yeterli tıbbi bakımın yapılıp yapılmadığı, söz konusu doğumda sezaryen endikasyonu bulunup bulunmadığı, adı geçene davalı idareye ait hastanede gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, hasta dosyasının bulunamaması sebebiyle dosyaya sunulamayan NST ve ÇKS gibi kayıtların olaydaki niteliği, olayı aydınlatmadaki elverişliliği, bu kayıtların temin edilememesinin yapılan değerlendirmeye etkisinin ne olduğu hususları ile taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken, bu yönde bir araştırma ve inceleme yapmaksızın davacıların yargılamanın yenilenmesi istemlerinin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,
2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle, davacıların yargılamanın yenilenmesi istemlerinin reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X) - KARŞI OY :
Temyize konu … İdare Mahkemesi'nin … günlü; E:…, K:… sayılı kararı, usule ve hukuka uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden de bulunmadığından, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği düşüncesi ile aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum. 22/09/2021
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.