20. Hukuk Dairesi 2017/5590 E. , 2019/6927 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2006 tarih 2006/3152 E.–3986 K. sayılı bozma kararında özetle: “Kısa karar 37412 sicil numaralı Hakim....tarafından tefhim edildiği halde gerekçeli kararın başlığında 34386 sicil numaralı .... ismi açılmış, kararın altına kısa kararı tefhim edilen hakimin sicil numarası açılmak suretiyle imza edilmiştir. Kararda bulunması gereken hususları düzenleyen .... maddesinin 1. bendinde kararda hükmü veren Hakimin ad, soyad ve sicil numarasının gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kısa karar ile gerekçeli karardaki Hakimlerin isimleri yönünden ortaya çıkan bu farklılık nedeniyle karar usulün anılan maddesine uygun olarak düzenlenmemiş olduğu ve dava dilekçesi pek açık olmamakla birlikte davacılar vekili yol ile 153 parselden ayrılan taşınmazın tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece hüküm fıkrasında 153 parselin krokisinde belirtilen belli bölümünün tapu kaydının davacılar adına paylı olarak kayıt ve tesciline denilmiştir. Dosya arasındaki tapu kayıt örneğine göre 153 parsel davacıların miras bırakanları .... adına paylı mülkiyet esasına göre tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Mahkemece, davacıların miras bırakanı adına kayıtlı bulunan yerin bir bölümünün iptaline karar verilmeden tesciline karar verilmiş olması çifte tapuya yol açar. Ancak dava dilekçesinin içeriğine göre davacıların amacı 153 parselden ayrılan taşınmaz bölümünün 70 seneyi aşkın zilyetlik nedeniyle tescili isteğidir. Mahkemece davacıların isteği gereği gibi açıklattırılmadan, olay karıştırılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı" gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra; davacıların davasının reddine, 153 parsele bitişik 2850 m2’lik yerin orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davacılar vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 11/10/2010 gün ve 2010/8540 E.- 2010/12077 K. sayılı bozma kararında özetle: “Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki;
1) Davacılar vekili bozmadan sonra 25.03.2007 tarihli dava dilekçesi ile dava ettikleri yerin 153 parsel sayılı taşınmazın dışında kalan ve bu parselin devamı niteliğinde olan, tel örgü ile çevrili 2819,02 m2 yüzölçümündeki kısım olduğunu; ayrıca 153 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 2/B şerhinin kaldırılmasını talep ettiklerini dava dilekçesini bu şekilde açıkladıklarını ve ıslah ettiklerini bildirmiştir. Dava dilekçesinde davacıların 153 parsele yönelik bir davası söz konusu değildir. Islah yolu ile davanın konusu değiştirilemeyeceği gibi davacılar vekili bozmadan sonra ıslah talebinde bulunmuş olduğundan Yargıtay İçtihadı BirleştirmeBüyük Genel Kurulunun 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E.- 1948/3 K. sayılı kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece davacıların ıslah talebinin reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu yada olumsuz hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırıdr.
2) Dosyada mevcut 25.06.2007 tarihli 1. keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile 17.12.2009 tarihli 2. keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu birbiri ile çelişkili olup çelişkili bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulamaz. Mahkemece çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1939 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu ile 1988 yılında yapılan kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin tahdit belgeleri getirtilerek önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6831 sayılı Orman Kanuna göre orman kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı DOkuzuncu bölümde yazılı esaslar göz önünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı Yönetmelikler ile Teknik İzahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülerek çekişmeli taşınmazın orman tahdit sınırları içinde kalıp kalmadığı belirlenmeli; bu şekilde yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içinde orman sayılan yerlerden olduğunun belirlenmesi halende ; çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın 6831 sayılı Kanunun 22/son maddesi hükmü gereğince tapuya tescil edilip edilmediği araştırılmalı, tapuya tescil edilmiş ise mükerrer tapu kaydı oluşturulamayacağından davanın reddi ile yetinilmesi gerektiğinin, tapuya tescil edilmemiş ise fenni bilirkişi tarafından infaza elverişli ölçekli kroki çizdirilerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tapuya tescil edilmesi gerektiğinin dikkate alınması gerekmektedir.
Yukarıda belirlenen şekilde yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları dışında orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde; davacılar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile birlikte yargılama sırasında 4 Ağustos 926 tarihli dört dönüm atik yüzölçümlü ....dere sınırlarını okuyan tapu kaydına dayanmış olduklarından tapu kaydının tedavül kayıtları getirtilerek kadastro sırasında revizyon görüp görmediği, 4785 sayılı Kanun kapsamında hukuki değerini yitirip yitirmediği araştırılarak eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, bu belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.-K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E-.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.-K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli;, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davacıların davasının reddine, davaya konu ....köyü 153 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde bulunan ve 06.10.2015 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (B) harfi ile gösterilen 2.834,51 metrekare miktarlı taşınmazın TMK"nın 713/6 maddesi uyarınca Hazine adına orman vasfı ile kayıt ve tesciline, davaya konu..... parsel yönünden ise; ıslah talebinin reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tescil istemine ilişkindir.
Yörede, 3116 sayılı Kanuna göre 1939 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile 1988 yılında yapılan aplikasyon ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması çalışması bulunmaktadır. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede genel arazi kadastrosu 1958 yılında yapılmış ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 25/11/2019 gününde oybirliği ile karar verildi.