1. Hukuk Dairesi 2018/1797 E. , 2019/1736 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasındaki görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın davalı vekili tarafından istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla , Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil ve tazminat isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları ...’ın 247,248,1164 ve 1133 parsel sayılı taşınmazlarını davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiğini, işlemin dava dışı ikinci eşi ... lehine muvazaalı ve mal kaçırma amacıyla yapıldığını ileri sürerek, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişler, 247 ve 248 parsel sayılı taşımazların yargılamanın devamı sırasında davalı tarafından üçüncü şahsa devredilmesi nedeni ile bu parseller yönünden miras payları oranında tespit edilecek bedelin davalılardan tahsilini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında mirasbırakandan satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle 1164 ve 1133 parseller yönünden tapu iptali ve tescile, yargılama aşamasında 3.kişilere devredilen parseller yönünden bedelin tahsiline ilişkin verilen kararın davalı tarafından istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1941 doğumlu mirasbırakan ...’ın 27.01.2015 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak ilk eşi Sabine’den olan davacı çocukları ... ve ...ile 22.05.1992 tarihinde evlendiği ikinci eşi...’nin kaldıkları, mirasbırakan ...’ın 1164,247 ve 248 parsel sayılı taşınmazları ile 1331 parsel sayılı taşınmazdaki 19/28 payını 11.09.2014 tarihinde davalının oğlu olan vekili ... vasıtasıyla davalıya satış suretiyle devrettiği, yargılama devam ederken 15.02.2016 tarihinde 247 ve 248 parsel sayılı taşınmazların davalı tarafından 3.kişiye satış suretiyle temlik edildiği , bu taşınmazlar yönünden davacıların taleplerini bedele dönüştürdükleri , mirasbırakanın 11.09.2014 tarihli “ makbuz” başlıklı belge ile vekili ...’dan 151.000,00 TL satış bedelini teslim aldığına ilişkin belge düzenlediği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun(HMK) 190. Maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun(TMK) 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde yer alan hükümlerle, açılmış bir davada ispat yükünün kural olarak davacıya yüklendiği tartışmasızdır.
Somut olaya gelince; yukarıda değinilen olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, davacı taraf temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı yapıldığını, taşınmazların bilahare...’ye devredilmek üzere davalı ...’in emanetçi olarak kullandığı hususunu kanıtlayamamışlardır. Kaldı ki, 247 ve 248 parsel sayılı taşınmazlar yargılama aşamasında 3.kişi ...’e satış suretiyle temlik edilmiştir.Salt bedeller arasındaki oransızlık tek başına muvazaanın kanıtı değildir.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Sakarya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.