Hukuk Genel Kurulu 2017/111 E. , 2018/1261 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “marka hakkına yapılan tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.07.2012 gün ve 2007/203 E., 2012/181 K. sayılı karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 13.11.2013 gün ve 2013/1446 E., 2013/20314 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, "FLAT" markasının müvekkili adına 07.05.2004 tarihinde TPE nezdinde tescil edildiğini, davalılardan ...’ın öncesinde müvekkili şirkette usta olarak çalıştığını, daha sonra kendi işyerini kurduğunu ancak müvekkili şirketten öğrendiği yöntem ve tasarımları kullanarak, müvekkiline ait broşürleri birebir taklit ettiğini, “FLAT” markasını kendi ürünlerinde ve web sayfasında kullanarak haksız rekabette bulunduğunu, müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiğini ve müvekkilinin itibarını zedelediğini ileri sürerek, müvekkili şirketin "FLAT" markası ve eserden doğan hakları ile haksız rekabet teşkil eden fiillerin tespiti ve önlenmesini, tecavüzün giderilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla markaya tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olarak 5.000,00 TL, eser niteliğindeki broşürlerin taklidi nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olarak 2.000.00 TL maddi tazminat ile 2.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiş, 19.04.2012 tarihinde, maddi tazminat talebini 15.785,34 TL olarak ıslah etmiştir
Davalı vekili, müvekkillerince sanatsal mozaik işinin davacı taraftan değil dava dışı Tacettin Polat"tan öğrenildiğini, davacı şirkette bir süre çalışan müvekkillerinin, alacaklarının ödenmemesi nedeniyle davacı şirketten ayrıldıklarını, cins isim olan ve “yassı taş” anlamına gelen "FLAT" kelimesinin, marka olarak tescil edilemeyeceğini, müvekkillerince bu ibarenin uluslararası alanda, internette ve broşürlerde kullanıldığını, broşürler arasında taklit olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve bilirkişi raporlarına göre, davaya konu çakıl taşı ile yüzey kaplama şeklindeki desen oluşumunun FSEK anlamında güzel sanat eseri niteliği taşımadığı, bu nedenle FSEK"e dayalı hak ihlali ile tazminat taleplerinin yerinde olmadığı; ancak, davalı tarafça hazırlanan broşürlerde ve fiyat listesi gibi belgelerde davacı tarafın tescilli “FLAT” markasının kullanılmak suretiyle markaya tecavüzde bulunulduğu, açıklanan fiillerin TTK’nın 57/5. Maddesi uyarınca haksız rekabet fiilini oluşturduğu ve uğranılan zararın da 15.785,34 TL olduğu, fiilin yoğunluğu ve sunulan delillere manevi tazminatın takdir edildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının tescilli markasına davalının tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespiti ile men ve ref"ine, 15.785,00 TL maddi ve takdiren 2.000,00 TL manevi tazminatın ıslah tarihi olan 19.04.2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istem ile diğer taleplerin reddine, hükmün ilanına karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hakkına yapılan tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat istemine ilişkindir. Davalılarca davacı şirket adına tescilli 2004/12822 sayılı “FLAT” ibareli markanın hükümsüzlüğü için dava açıldığı savunulmuş, temyiz aşamasında dosyaya ibraz edilen İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 29.12.2011 gün, 2010/102-260 Esas ve Karar sayılı kararı ile, “FLAT” markasının 35. sınıfın “müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi” hizmetleri yönünden hükümsüzlüğüne, diğer sınıflar yönünden hükümsüzlük talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
O halde, marka hükümsüzlüğüne ilişkin yukarıda anılan kararın kesinleşip kesinleşmediğinin ve işbu karar ile hükümsüzlüğüne karar verilen 35. sınıf hizmetler bakımından somut davaya etkisinin, 556 sayılı KHK’nın 43. maddesi çerçevesinde değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, marka hakkına yapılan tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, "FLAT" markasının müvekkili adına 07.05.2004 tarihinde TPE nezdinde tescil edildiğini, davalılardan ...’ın öncesinde müvekkili şirkette usta olarak çalıştığını, daha sonra kendi işyerini kurduğunu, ancak müvekkiline ait broşürleri taklit ettiğini, “FLAT” markasını kendi ürünlerinde ve web sayfasında kullanarak müvekkili markasına haksız rekabette bulunduğunu, müvekkilinin marka hakkına tecavüz ettiğini ve müvekkilinin itibarını zedelediğini ileri sürerek, müvekkili şirketin "FLAT" markasına haksız rekabet teşkil eden fiillerin tespitine ve önlenmesine, tecavüzün giderilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla markaya tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle uğranılan maddi zarara ilişkin olarak 5.000,00-TL, eser niteliğindeki broşürlerin taklidi nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olarak 2.000,00-TL maddi tazminat ile 2.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş; 19.04.2012 tarihinde, maddi tazminat talebini 15.785,34-TL olarak ıslah etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkillerince sanatsal çakıl mozaik işinin davacıdan değil, dava dışı Tacettin Polat"tan öğrenildiğini, davacı şirkette bir süre çalışan müvekkillerinin davacı şirketten ayrıldıklarını, cins isim olan ve “yassı taş” anlamına gelen "FLAT" kelimesinin, marka olarak tescil edilemeyeceğini, müvekkillerince bu ibarenin uluslararası alanda, internette ve broşürlerde marka olarak kullanmadıklarını, broşürlerin taklit olmadığını, davacı markasıyla benzerlik taşımadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacı yanın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) anlamında eser niteliğinde olduğunu iddia ettiği çakıl taşı ile yüzey kaplama şeklindeki desen oluşumunun çok uzun yıllardır kullanılan bir uygulama olduğu, desenlerin anonim niteliği taşıdıkları, özgün olmadıkları, davacı şirketin yetkilisi olan ve desenleri oluşturduğu iddia olunan şahsın hususiyetini taşımadığı ve dolayısıyla FSEK anlamında güzel sanat eseri niteliğini taşımadığı gerekçesiyle davacı yanın FSEK"e dayalı olarak hak ihlali ve buna dayalı tazminat taleplerinin reddine; markaya dayalı tecavüz ve tazminat iddiası ile ilgili yapılan değerlendirmede ise, davalı yanın çakıl taşı döşeme işi ile ilgili hazırladığı broşürlerde ve fiyat listesi gibi belgelerde davacının tescilli flat markasını kullanmak suretiyle markaya tecavüzde bulunduğu, aynı zamanda bu fiilin haksız rekabet de oluşturduğu gerekçeleriyle, bu fiillerin tespiti ile men"ine, haksız fiile dayalı uğranılan zarar talep edildiğinden ve muhasip bilirkişi raporu ile de bu miktarın 15.785,34-TL olduğu anlaşılmakla, maddi tazminat talebinin bu miktar üzerinden kabulüne, yine dosya kapsamı, fiilin yoğunluğu ve sunulan deliller nazara alınarak takdiren 2.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline ve karar kesinleştiğinde özetinin ilanına karar verilmiştir.
Davalılar vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece önceki gerekçelerle ve “…her ne kadar davada dayanak olan markanın hükümsüzlüğü talepli açılan davanın sonuçlanmasının ve kararın kesinleşmesinin beklenilmesi gerekmekte ise de, tespit edildiği ve görüldüğü üzere, mahkememizce dosyaya bildirilmeyen hükümsüzlük talepli davanın sonucunun beklenilmesine karar verilmesi ya da sonuçlanan davaya göre 43. madde kapsamında davacının aktif dava ehliyeti konusunda değerlendirme yapması mümkün değildir. Kaldı ki, Yargıtay bozmasından sonra dosyaya sunulan bahsi geçen İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/05/2013 tarihli ilamı ile onandığı, kararın kesinleştiği, davacının tescilli 2004/12822 sayılı FLAT ibareli markasının sadece 35. sınıf alt grubunda yer alan “müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi” hizmetleri yönünden kısmen hükümsüz kılındığı, davacı markasının 35. sınıftaki çok değişik hizmetler grupları ile tescilli olduğu, dosyamızdaki davaya dayanak hizmetler yönünden ise tescilin devam ettiği, bu hâlde de davacının 556 sayılı KHK 43. maddesinde belirtilen dava açabilecek şahıslardan olduğu, dolayısıyla İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin kısmi kabul kararındaki hükümsüzlük talebi reddedilen hizmetler kapsamında olması sebebiyle de davacı yanın aktif dava ehliyetinin de bulunduğu anlaşıldığından…” ek gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında, işin esasına geçilmesinden önce bozma kararı ile direnme kararının içerikleri gözetildiğinde mahkemece direnme adı altında verilen kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, varılacak sonuca göre de temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429’uncu maddesi). Başka bir ifadeyle, mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukuki olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Aynı tespitlere Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2014 gün ve 2014/23-610 E., 2014/646 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.
Somut olaya gelindiğinde ise; yerel mahkemenin ilk kararı Özel Dairece İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2010/102 E., 2010/260 K. sayılı kararının kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmesi ve hükümsüzlüğüne karar verilen 35’inci sınıf hizmetler yönünden eldeki davaya etkisinin 556 sayılı KHK’nın 43’üncü maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, mahkemece de bozma kararında belirtildiği şekilde anılan kararın onanmak suretiyle kesinleştiği belirlendikten sonra davaya etkisi de tartışılarak “direnme” olarak adlandırılan karar verilmiştir.
Görüleceği üzere, mahkemece bozma gerekleri yerine getirilerek, Özel Daire bozma kararına eylemli olarak uyulmuştur.
Bu durumda direnme kararının varlığından söz edilemeyeceğinden, yerel mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu karar yeni hüküm niteliğindedir.
Hâl böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi ise, Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
S O N U Ç : Yukarıda gösterilen nedenlerle davalılar vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 27.06.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.