14. Hukuk Dairesi 2012/6214 E. , 2012/7547 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.09.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.01.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir" hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen "komşu hakkı" bölümünde "kullanım biçimi" başlığı altında yer alan 737. maddesi; "Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır" hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zarar giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Somut olayda; mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen çevre bilirkişisi raporlarında; "tesisin, kömür eleme, yıkama, kırma faaliyeti sırasında gürültü kirliliği ve hava kirliliğine de sebep olabilecek nitelikte faaliyet gösterdiği, tesisin davacıya ait eve mesafesinin 35-40 m civarında olduğu, tesisin faaliyeti sırasında oluşabilecek gürültü ve hava kirliliğinden davacının olumsuz yönde etkilendiği" görüşüne yer verilmiştir. Mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporu somut verilerden uzak ve hüküm kurmaya yeterli değildir. Bilirkişi raporunda, tesisin yaptığı gürültü ve kirliliğinin ölçümü yapılmamış, yasa ve yönetmeliklerle belirlenen sınırların aşılıp aşılmadığı üzerinde durulmamıştır. Ayrıca dava konusu tesisin çevreye verdiği zararın başka yollarla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konusunda da araştırma yapılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, çevre mühendisi, makine mühendisi ve hukukçu bilirkişilerin refakatinde yeniden keşif yapılarak düzenlenecek raporda; davalıya ait tesiste ölçüm yapılarak davacıya verdiği zarar somut verilerle belirlenmeli; zarar mevcut ise ne şekilde giderilebileceği araştırılmalı ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Eksik inceleme ve araştırma ile, bilirkişilerin yeterli olmayan raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine 28.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.