Abaküs Yazılım
3. Ceza Dairesi
Esas No: 2019/79
Karar No: 2019/7315
Karar Tarihi: 04.04.2019

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2019/79 Esas 2019/7315 Karar Sayılı İlamı

Özet: (Bu özet Yapay Zeka tarafından yazılmıştır. Hukuki olarak geçerliliği yoktur.)


Sanık ile müşteki arasındaki alacak meselesinden çıkan tartışma sırasında sanığın katılanı darp ederek yaraladığı ve bu yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde olduğu ancak kişinin kalp rahatsızlığı nedeniyle yaşanan stres sonucu kalp krizi geçirdiği ve hayatının tehlikeye girdiği belirtilmiştir. Mahkeme, sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile TCK'nin 87/1-d maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermiştir. Ancak, müştekinin yaşının da gözetilmesi gerektiği ve sanığın taksirle hareket etmesi durumunda cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir. Sanığın eylemi hem TCK'nin 86/2. maddesi kapsamında yaralama, hem de TCK'nin 89. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen taksirle nitelikli yaralama suçlarını oluşturduğu belirtilmiş ve cezalandırılması gerektiği vurgulanmıştır. Kararda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 23, 44, 53, 86, 87, 89 ve 1412 sayılı CMUK'un 321. maddelerine detaylı açıklamalar yapılmıştır.
3. Ceza Dairesi         2019/79 E.  ,  2019/7315 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
    HÜKÜM : Mahkumiyet

    Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
    Gereği görüşülüp düşünüldü:
    Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    1) 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nda subjektif sorumluluk esası kabul edilmiş olup, “Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç” başlıklı 23. maddede bu durum “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” şeklinde açıklanmıştır.
    Failin, kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin gerçekleşebileceğini öngördüğü, buna rağmen eylemine devam ederek sonlandırdığı durumlarda, olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan dolayı doğrudan sorumluluğu cihetine gidilecektir. Ancak böyle bir kastın bulunmadığı, kast-taksir kombinasyonunun bulunduğu, temel suç tipinin kasıtlı, ağır ve başka neticenin ise taksirli olduğu durumda failin sorumluluğunu belirleyebilmek açısından, kasten işlenen temel suç ile ağır netice arasında öncelikle illiyet bağının varlığı aranacaktır. Nedensellik bağının, meydana gelen netice açısından varlığı zorunlu ise de bu durum tek başına yeterli olmayıp neticenin ayrıca faile yüklenip yüklenemeyeceği de değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ağır neticenin objektif olarak faile yüklenebilirliği, bu ağır ve başka neticenin temel suç tipinin işlenmesine bağlı, ona bitişik, ona özgü olan özel tehlikenin gerçekleşmesi ve doğrudan sonucu olması halinde mümkündür. Örneğin göze yapılan darbe sonucu görme kaybına neden olunması halinde failin görme kaybının gerçekleşebileceğini öngördüğü kabul edilerek gerçekleşen ağır sonuçtan sorumlu tutulacaktır. Ancak failin gerçekleşen ağır ve başka netice bakımından olası kastı olmamakla birlikte, bu ağır ve başka neticenin gerçekleşebileceğini öngörebildiği halde, failin bu netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için en azından TCK"nin 23. maddesi gereği taksiri aranacaktır. Taksirle sorumluluk bakımından neticenin objektif olarak öngörülebilir olması yeterlidir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 tarih, 2013/495 Esas ve 2016/97 sayılı kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.06.2007 tarih, 2006/6399 Esas ve 2007/4534 sayılı kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25.04.2008 tarih, 2007/2727 Esas ve 2008/3371 sayılı kararı ve Yargıtay 3. Ceza Dairemizin 26.09.2016 tarih, 2015/3550 Esas ve 2016/16244 sayılı kararı ve yine Yargıtay 3. Ceza Dairemizin 01.10.2012 tarih, 2010/6651 Esas ve 2012/32108 sayılı kararları da bu yöndedir.
    Genel nitelikteki bu açıklamalardan sonra somut olayımızı ele alacak olursak; sanık ile katılan arasında alacak meselesinden çıkan tartışma sırasında sanığın, katılanı darp ve cebir izi meydana gelmeyecek ve kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, Malatya Devlet Hastanesinin olay tarihli raporuna göre, “akut koroner sendrom” tanısı konularak tedavi altına alındığı, Adli Tıp Kurumu Malatya Şube Müdürlüğünün 23/03/2015 tarihli raporunda “künt travmaya maruz kaldığının kabulü ile yumuşak doku lezyonuna neden olan yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, ancak kişide neticesi sebebiyle ağırlaşan bir durum oluştuğu, olayın efor ve stresiyle kendisinde mevcut kalp damar hastalığının akut hale geçerek myokard infarktüsü geliştiğinin anlaşıldığı”nın belirtildiği, sonrasında İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 23.03.2015 tarihli raporda “kişi üzerindeki etkisi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte lan yaralanmaya maruz kalan kişide netice itibariyle travmanın meydana getirdiği heyecan ve sıkıntı halinin (emosyonel stres) ağırlaşan bir durum oluşturduğu, olayın efor ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının akut hale geçerek miyokard infarktüsü geliştiği anlaşılmakla, dava konusu olay ile myokard infarktüsü arasında illiyet bağı bulunduğu” açıklanmış olup, mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporunda belirtilen illiyet bağı, sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek, sanığın TCK"nin 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
    Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; olay günü sanığın kasten darp ettiği katılanı, TCK"nin 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (myokard infarktüsü / kalp krizi sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından kasten hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak müştekinin yaşı da gözetildiğinde kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörebildiği halde, sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak kasten vurması sonucu, buna bağlı ve buna özgü olarak beklenen tehlikenin değil ve fakat daha farklı, daha ağır ve daha başka bir sonuç doğuran olayla ilgili en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, katılandaki kalp rahatsızlığının sanık tarafından önceden bilinip bilinmediği araştırılmak, bilmediği takdirde sanığın taksirle yaralama suçundan TCK"nin 89/1-2. maddesi gereğince, bilmesi halinde ise bilinçli taksirle yaralamadan TCK"nin 89/1-2, 22/3. maddeleri
    gereğince cezalandırılması gerekirken, sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
    2) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK"nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 6723 sayılı Kanun"un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı BOZULMASINA, 04.04.2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
    MUHALEFET ŞERHİ

    Aralarında alacak verecek meselesi nedeniyle husumet bulunan sanık ... ile müşteki ..."ın karşılaştıklarında tartıştıkları, sanığın ittirmesi sonucu şikayetçinin yere düşerek BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, ancak bu durumun şikayetçinin kalp krizi geçirmesinde etken olduğu tesbit edilen olayda;
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.03.2019 gün ve 2018/3-95 Esas, 2019/207 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi, sanığın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde katılanı yaralama şeklinde tek olan fiilin hem TCK"nin 86/2. maddesinde düzenlenen yaralama suçunu hem de aynı Kanun"un 89. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen taksirle nitelikli yaralama suçlarını oluşturması karşısında TCK"nin 44. maddesindeki farklı neviden fikri içtima hükmü de gözetilerek en ağır cezayı gerektiren maddelerinden cezalandırılması şeklinde bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.







    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi