4. Hukuk Dairesi 2021/2358 E. , 2021/8365 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; davacı vekilince dava dilekçesinde, kaza nedeniyle müvekkilinin %27 oranında malül kaldığını belirterek, maluliyet oranı %27 ile sınırlandırıldığı halde bu maluliyet oranına göre karar verilmesi gerekirken, ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi tarafından hazırlanan 31/05/2012 tarihli raporda davacının %30.4 oranında malûl olduğu kabul edilerek bu doğrultuda hazırlanan bilirkişi heyeti raporuna göre hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucunda, yeniden hesap raporu alınarak davacı zararı tespit edilmiş, davacı vekilince 13/03/2020 tarihihinde ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/192 esas sayılı dosyası ile ilk davada talep edilmeyen tazminat miktarı yönünden ek dava açılmış ve eldeki dava ile birleştirilmiştir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporuna dayanılarak asıl ve ek davanın kabulüne karar verilmiş; karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan yerinde görülmeyen temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı vekilinin asıl dava dosyasında ibraz etmiş olduğu 12/06/2015 tarihli ıslah dilekçesinde, davayı fazlaya dair haklar saklı kalarak açtıklarını, bu kapsamda 7.000,00 TL olarak talep ettikleri sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 89.356.20 TL’ye yükselttiklerini belirttiği, ancak ıslahın fazlaya dair haklar saklı kalarak yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece verilen ilk kararı da sadece davalı vekili temyiz etmiş, davacı vekili ise temyize cevabında hükmün onanması isteminde bulunmuştur.
Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
1086 sayılı HUMK"nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay"ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 esas ve 1988/89 karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm vermemesi ilkesi, usule ilişkin kazanılmış hak müessesesi ile de yakından ilgilidir." (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt;5, 2001, s; 4732 -4737). Şu halde; yerel mahkeme kararı davalı lehine bozularak mahkemece Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmesine rağmen, davalının aleyhine olarak bozma sonrasında daha yüksek miktarda tazminata hükmedilmesi ve birleşen davanın da kabul edilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 08/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.