1. Hukuk Dairesi 2019/5002 E. , 2020/732 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen 2012/134 Esas sayılı davanın kabulüne, birleştirilen 2010/88 Esas sayılı dosyada davalı Tapu Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl davada davacı Tapu Müdürlüğü ile asıl ve birleştirilen davalarda bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 24.09.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacı ... Muhakemat Müdürlüğü vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalılar ... ve diğerleri vekili Avukat ve diğerleri gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen davalar, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl davada davacı ... Tapu Müdürlüğü, ... parsel sayılı taşınmazın tapuda ... adına kayıtlı iken mirasçısı ... adına intikal ettirildiğini, ... tarafından da taşınmazın vekil ... aracılığı ile davalı ...’e satış suretiyle temlik edildiğini, intikalin ve temlikin sahte evraklar ile yapıldığını ileri sürerek, davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın eski kayıt maliki ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleştirilen davalarda davacılar ... parsel sayılı taşınmaz maliki ...’ın mirasçıları olduklarını, taşınmazın sahte mirasçılık belgesi ve vekaletname ile davalılara temlik edildiğini, davalılar adına oluşan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Asıl ve birleştirilen davalarda davalı ..., iyi niyetle taşınmazı satın aldığını bildirip, davanın reddini savunmuş, diğer davalılar duruşmaya gelmemiş, bir cevap vermemişlerdir.
Mahkemece iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “Davacı Tapu Sicil Müdürlüğü, Türk Medeni Kanunun 1007 maddesine dayanarak eldeki davayı açmıştır. Hernekadar tapu iptal ve tescil isteme hakkı kayıt maliki veya onun mirasçılarına ait ise de, Hazinenin Türk Medeni Kanunun 1007 maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu olduğu, eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu kuşkusuzdur.Davacı Hazine, tapu iptal ve tapu maliki adına tescil isteğinde bulunmuştur. Bu durumda, davanın asıl kayıt maliki olan ..."in mirasçılarına ihbar edilmesi, onların dava açması için mehil verilmesi, dava açılması halinde eldeki davayla birleştirilmesi ve birlikte yürütülmesi gereklidir.Hâl böyle olunca, yukarıda anılan hususların yerine getirilmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. ’’ gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda asıl davanın ve birleştirilen 2012/134 Esas sayılı davanın kabulüne, birleştirilen 2010/88 Esas sayılı dosyada davalı Tapu Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu ... parsel sayılı taşınmazın, tapuda ... adına kayıtlı iken gerçekte mirasçısı olmayan davalı ..."a intikalinin yapıldığı, sahte nüfus cüzdanı ile alınan vekaletname ile davalı ..."ın vekil tayin edildiği, vekil tarafından da taşınmazın davalı ..."e satış suretiyle temlik edildiği, ...’in .../... payı uhdesinde bırakarak , .../... payını 9.11.2007 tarihinde dava dışı ...’e satış suretiyle devrettiği, 16.11.2007 tarih ve ... yevmiye nolu işlemle taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği, oluşan ..., ... ve ... nolu bağımsız bölümlerin ... adına , ..., ..., ..., ... ve ... nolu bağımsız bölümlerin ... adına tescil edildiği, ... tarafından da, ... nolu bağımsız bölümün 17.4.2009 tarihinde davalı ...’a , ... nolu bağımsız bölümün 8.08.2008 tarihinde davalı ...’a, ... nolu bağımsız bölümün 21.04.2009 tarihinde ..."a, ...’dan ...’a, ondan da 12.06.2009 tarihinde davalı ...’a, ... bağımsız bölümün 15.07.2008 tarihinde davalı ...’e, ... nolu bağımsız bölümün 24.09.2008 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, 27.12.1939 tarih, 11/60 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ... üzerindeki sicil kaydını kendi adına intikal ettiren davalı ...’un ilk el, ondan edinen davalı ...’in ve ... tarafından taşınmazın bir kısım payının devredilerek taşınmazda kat irtifakı tesisinden sonra , dava dışı ...’ten bağımsız bölüm satın alan davalılar ..., ..., ..., ... ve ...’in ise ikinci el durumunda bulunduğu, ilk el adına oluşan kaydın yolsuz tescil niteliğini taşıdığından TMK"nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı, ancak, ondan, sicilin aleniliği ve güvenirliği prensibine istinaden edinen ... ile diğer davalılar ..., ..., ..., ... ve ...’in ikinci el konumunda bulunduğu için koşullarının gerçekleşmesi halinde aynı Yasanın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı açıktır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K’nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ancak; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re"sen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda; davalılardan ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in ikici el konumunda oldukları gözetildiğinde iktisaplarının iyiniyetli olup olmadığı, başka bir ifade ile Türk Medeni Kanunu"nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacaklarının belirlenmesi gerektiğinde kuşku yoktur.
Ne var ki, mahkemece bu konuda yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur.
Hâl böyle olunca; davalıların iktisabının iyiniyetli olup olmadığının ve Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacaklarının yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda tarafların tüm delilleri eksiksiz toplanarak açıklığa kavuşturulması, hükme yeterli araştırma ve inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözardı edilerek karar verilmiş olması isabetsizdir.
Öte yandan, kat irtifakı tesisi yoluyla oluşan bağımsız bölümler üzerinden hüküm kurulması gerekirken, infazda tereddüt yaratacak şekilde dava konusu taşınmazlardaki bağımsız bölüm numaraları gösterilmeden iptal-tescile karar verilmesi de doğru değildir.
Asıl ve birleştirilen davanın davalısı ... ile birleştirilen davanın davalıları ..., ..., ..., ..."in yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince temyiz eden taraflardan gelen davalı- birleştirilen davada davalı ... vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin diğer temyiz eden davacıdan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 10/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.