3. Hukuk Dairesi 2020/9800 E. , 2020/8006 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ve davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı ile birlikte, dava dışı bir şahıstan, davaya konu 9 adet tarlayı, 30/10/2009-30/10/2010 tarihleri arası, marul yetiştirmek üzere kiraladıklarını, bu tarlaların 1 yıllık kira bedelinin kendisi tarafından peşin olarak davalıya ödendiğini, aralarındaki anlaşma gereği davalı tarafından, kiralanmış olan yaklaşık 166 dönüm yere marul ekimi yapılacağını, ancak davalının, kiralanan alanın sadece bir kısmına marul diktiğini, diğer alanlarda ise hiçbir tarımsal faaliyette bulunmadığını, yine aralarındaki anlaşma gereği; dikilen alanların hasatı sonrası elde edilecek gelirden önce davacının ödediği kira bedelinin karşılanacağı, bu ödeme yapıldıktan sonra elde edilecek hasılatın %40’ının kendisine, %60’ının davalıya ödeneceğini, ancak davalının, biten marul hasatına rağmen kendisine herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek; davalıdan olan alacağı ve yoksun kaldığı kar kaybı nedeni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bilahare ıslah dilekçesi ile talebini 400.000 TL’ye arttırmıştır.
Davalı; davacı ile aralarındaki sözleşmede, marul ekimi ve hasatının normal şartlarda 2010 yılı mart ayı sonu olarak hesaplandığına dair bir ibare bulunduğunu, ayın sonu teriminin o ayın 30. gününü ifade ettiğini, ancak davacının, davasını, sözleşmede belirtilen tarihten çok önce 17/03/2010’da açarak sözleşmeye aykırı davrandığını, sözleşmede her ne kadar kendisinin 140.000 TL almış olduğu belirtilmiş ise de bu miktarda bir para almadığını, sözleşmede belirtilen rakamın 1.400 TL olmasının hayatın olağan akışına daha uygun olduğunu, aralarındaki anlaşma gereği kendisinin, kiralanmış olan taşınmazlarda sulama, traktörle sürme, ilaçlama, gübreleme, tohum ve fidan ekimi gibi çalışmalar yaptığını, bu aşamalarda sürekli olarak kendi traktörlerini ve şoförlerini kullandığını, ayrıca mal sahibinin işçisinin yanlış tarlayı göstermesi sonucu 30 dönümlük yanlış bir parseli sürmek zorunda kaldığını, tarlalarda ekim yapılıp hasatın beklendiği bir dönemde ise dolu ile karışık yoğun bir yağış olduğunu, bu nedenle tohum ekilen parsellerdeki tüm tohumların çürüdüğünü, fidan olarak ekilen marulların ise yağış nedeni ile bozulduğunu, bu nedenle çok büyük bir mağduriyet yaşadığını, hem yaptığı masrafları alamadığını hem de ürünler bozulduğu için emeğinin karşılığını alamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, davanın kısmen kabulüne 23.049 TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28/05/2013 tarih
2013/811 E. - 9941 K. sayılı ilamı ile kararın; “Somut olayda, taraflar arasında bir adi ortaklık kurulduğu hususunda duraksama bulunmadığı, davacının talebinin ortaklığın tasfiyesini de kapsadığı ve tasfiyenin BK"nun 539. ve devamı maddelerine göre yapılması gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde; yine bozma ilamından önce hazırlanan 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 23.049 TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar bozmaya uyma kararı verilmiş ise de bozma gerekleri yerine getirilmemiş, bozmaya uygun karar verilmemiştir. Şöyle ki;
Somut olayda taraflar arasında TBK’nın 620 (BK"nun 520) ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu, bila tarihli imzalanan sözleşmeyle; tarafların ortak olarak kiraladıkları taşınmazlar üzerinde marul ekimi için yapılan masraflar karşılığında davalının, davacıdan 140.000 TL aldığı, bu paranın mahsül dönüşünde ilk hasılattan karşılanıp, geri kalan kazancın %40’ının davacı, %60’ının davalı adına pay edileceğinin kararlaştırıldığı, buna göre, davacı tarafın ortaklığa sermaye olarak 140.000 TL para koyduğu, davalının ise emeğini koyduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı doğrultusunda tasfiyenin yapılabilmesi için ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren, ortaklıkla ilgili tüm belge ve faturalar ile hesap listelerinin ibrazı için taraflara süre verilmiştir. Ancak taraflarca dosyaya, dava konusu ortaklıkla ilgili herhangi bir bilgi ya da belge sunulmamıştır. Mahkemece, dosya, ek rapor alınması için talimat mahkemesine gönderilmiş ise de mali müşavir bilirkişi tarafından; ticari defter ve belgeler sunulmadan bozma ilamı doğrutusunda rapor tanziminin mümkün olamayacağı belirtilerek iade edilmiş, bunun üzerine yeniden rapor alınmadan, bozma ilamından önce hazırlanan 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmiştir.
Buna göre mahkemece; tarafların marul yetiştirerek kazanç elde etmek üzere bir ortaklık kurdukları gözetilerek konusunda uzman bir ziraat mühendisinin tasfiye memuru olarak atanması, sonrasında tasfiye memuru tarafından TBK’nın 644. madde ve diğer tasfiye hükümleri ile tespit dosyasında belirlenen marul ekilen alan da dikkate alınarak rapor alınması, davalının ortaklık için yaptığı masraflar ile davacının ortaklığa koyduğu sermayenin iade edilmesi, bu aşamadan sonra bir şey artarsa bu kazancın sözleşmede belirtilen oranlarda ortaklar arasında paylaştırılması, ortaklığın davalı tarafından yapılan giderler ödendikten sonra kalan varlığı, davacının koyduğu sermaye payını ödemeye yetmezse zararın paylaştırılması suretiyle tasfiyenin tamamlanması gerekirken, yukarıda açıklandığı üzere gerek tasfiye memurunun atanmaması gerekse tasfiyeye ilişkin diğer işlemlerin yapılmaması suretiyle uyulan bozma kararının gereğinin yerine getirilmemiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.