
Esas No: 2016/2232
Karar No: 2016/2232
Karar Tarihi: 20/11/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
LÜTFİ AKBUDAK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/2232) |
|
Karar Tarihi: 20/11/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
Engin
YILDIRIM |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Ali KOZAN |
Başvurucu |
: |
Lütfi
AKBUDAK |
Vekili |
: |
Av. Cem
YILMAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taksirle yaralama suçundan yürütülen ceza
soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık
cevabında, başvuruya ilişkin görüş bildirilmesine gerek görülmediği ifade
edilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi
(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 7/10/2007 tarihinde bir aracın çarpması sonucu
yaralanmıştır. Her iki ayak bileğinde kırık oluşan başvurucu, ameliyat olmak
zorunda kalmış ve ayaklarına platin takılmıştır.
9. Kaza mahalline intikal eden polis memurları tarafından
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda olay yeri krokisi ile
olay yeri görgü tespit tutanağı düzenlenmiştir. Tutanakta, olayın meydana
geldiği yerde bir iz ve emareye rastlanılmadığı belirtilmiştir.
10. Başvurucu kazanın yaşandığı gün alınan ifadesinde, saat
14.50 sularında marketten alış veriş yapıp çıktığını
ve karşıya geçmek için market önündeki ışıklı kavşakta beklediğini, yaya yeşili
yanması üzerine karşıya geçmek istediği sırada Ankara istikametinden gelen ve
şehir merkezine doğru giden bir ambulansın hızla geldiğini gördüğünü belirtmiştir.
Ambulanstan kurtulmak isterken yere düştüğünü, aracın her iki ayağının
üzerinden geçerek gittiğini, olay yerinde olan kişiler tarafından hastaneye
kaldırıldığını ifade etmiştir. Ayrıca kendine çarpan ve olay yerinde durmayan
ambulans sürücüsünden şikâyetçi olduğunu vurgulamıştır.
11. Melikgazi Polis Merkezi Amirliği tarafından düzenlenen
10/10/2007 ve 19/7/2018 tarihli tutanaklar ile olayın failinin araştırıldığı,
arama ve yakalama çalışmalarının devam ettiği Başsavcılığa bildirilmiştir.
Ayrıca 10/8/2008 tarihinde; bir ambulansın çarptığı başvurucunun hayati
tehlikesinin olmadığı, başvurucunun şikâyetçi olduğu, faili tespit etme ve
yakalama çalışmalarının devam ettiği belirtilerek olay yeri krokisi ve görgü
tespit tutanağı Başsavcılığa gönderilmiştir.
12. Başsavcılık 14/1/2009 tarihinde daimi
arama kararı vermiştir. Anılan karar ile birlikte Kayseri Asayiş Şube
Müdürlüğüne dava zamanaşımı olan 7/10/2015 tarihine kadar şüphelinin aranması,
bulunduğunda savunmasının alınması ve arama sonuçlarının altışar aylık
dönemlerde bildirilmesi yönünde talimat iletilmiştir. Talimat doğrultusunda
İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından 5/7/2009, 5/7/2010, 5/1/2011, 22/7/2011,
11/1/2012, 9/7/2012 ve 9/11/2014 tarihli raporlar ile araştırma çalışmalarının
sonuçları Başsavcılığa bildirilmiştir. Benzer ifadeleri içeren raporlarda,
şüphelinin aranmasına devam edildiği ve yakalanması hâlinde bilgi verileceği
belirtilmiştir.
13. Başvurucu 25/12/2014 tarihli dilekçesiyle ambulansın
bulunması için hangi araştırmaların yapıldığı, il ve ilçelerdeki sağlık
kuruluşları nezdinde bir araştırma yapılıp yapılmadığı, olay yerindeki güvenlik
kameralarının kayıtlarının araştırılıp araştırılmadığı hususlarında
Başsavcılıktan bilgi talep etmiştir. Ayrıca dosyada bulunan araştırma
raporlarının aynı şekilde düzenlendiklerini vurgulayarak tutanaklarda
bahsedilen araştırmanın nasıl yapıldığı konusunda açıklama istemiştir.
14. Başsavcılık 2/11/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına
dair karar vermiştir. Kararda, yapılan tüm araştırmalara rağmen olayın failin
kimliğinin tespit edilemediği ve 26/9/2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu"nun 66. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin dolduğu ifade
edilmiştir.
15. Başvurucunun anılan karara itirazı, kararın usul ve yasaya
uygun olduğu gerekçesiyle Kayseri 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 9/12/2015 tarihli
kararıyla kesin olmak üzere reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucuya 6/1/2016 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
17. Başvurucu1/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. 5271 sayılı Kanun"un
"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"
kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka
bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu
davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini
araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin
araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî
kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri
toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla
yükümlüdür."
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
başvuruya konu suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan "Dava zamanaşımı" kenar
başlıklı 66. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan
hâller dışında kamu davası;...
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya
adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer..."
20. 5237 sayılı Kanun’un "Taksirle
yaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Taksirle başkasının vücuduna acı
veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,
üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
...
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
...
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen
ceza, yarısı oranında artırılır...
(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması
ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren
yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet
aranmaz."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; kaza sonrası kolluk kuvvetlerinin sadece kroki
çizmekle yetindiklerini, olay yerinde bulunan görgü tanıklarının ifadelerinin
alınmadığını, güvenlik kameralarının kayıtlarının araştırılmadığını,
Başsavcılığın da olaydan kısa bir süre sonra hiçbir araştırma yapmadan daimi arama kararı verdiğini belirtmiştir. Ne şekilde
inceleme yapıldığı konusunda bilgi içermeyen matbu araştırma tutanakları
hazırlandığını, etkin bir soruşturma yapılmadığının açık olduğunu, ayrıca
itiraz nedenlerinin Sulh Ceza Hâkimliği tarafından karşılanmadığını
vurgulayarak adil yargılanma ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. Anayasa’nın "Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
24. Anayasa"nın "Devletin
temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, …
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple başvurucunun maddi ve manevi
varlığına yönelik saldırılara karşı etkin bir soruşturma yapılmamış olması
nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri özü itibarıyla Anayasa’nın 17.
maddesi kapsamında kaldığından sadece bu madde yönünden inceleme yapılmıştır.
26. Somut olay incelendiğinde başvurucunun trafik kazası sonucu
hayati tehlike oluşturmayacak şekilde yaralandığı anlaşılmakla başvurunun
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile bağlantılı olarak
Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği
değerlendirilmiştir.
27. Öncelikle başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi ve bu
kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımından
değerlendirilmesi gerekir.
28. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
30. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvurunun,
başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin
öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."
31. Yukarıda anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen
kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini
önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:
2012/1027, 12/2/2013, § 20).
32. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının
anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak
ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle
temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece
mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve
bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, § 16).
33. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun
şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm
sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkili başvuru yollarıdır. Ayrıca
başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir
kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının
dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru
yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile
başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması
gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendilerinden başvuru yollarının
tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediklerinin
başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §
28).
34. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti
yapıldığında yeterli giderim sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun
bulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün
olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:
2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlali
öğrendikleri tarihten itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmaları
gerekmektedir.
35. Şikâyetleri konusunda çözüm sağlayabilecek etkili bir
başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda bulunmak,
dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğü
bulunan başvurucular en kısa sürede yetkili makamlara başvurmalıdır. Zira zaman
geçtikçe delillerin kaybolma veya bozulma ihtimali artmakta ve gerçeklerin
ortaya çıkması zorlaşmaktadır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B. No: 2014/15732, 24/1/2018, §
84).
36. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup
olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da-
yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu
makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile
getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,
17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,
B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
37. Diğer taraftan başvurucu yetkili makamlara müracaat etmesine
rağmen soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya
soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa başvurucudan soruşturmanın sonucunu
beklemesini istemek makul olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucu, gerekli
özeni göstermeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine
sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Böyle bir
durumda başvurucu, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardığı veya
varması gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda
bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucunun etkili bir soruşturma yürütülmediğinin
ne zaman farkına varması gerektiği her başvurunun şartlarına bağlı olarak
değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,
§ 87).
38. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici
gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini
sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını
tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde
dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun
farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde
bireysel başvuruda bulunmalıdır (Cuma Kaya,
Salih Kaya, B. No: 2015/5884, 15/11/2018, § 49).
39. Anayasa Mahkemesinin etkili soruşturmaya ilişkin yaşam hakkı
kapsamında belirlemiş olduğu yukarıdaki ilkelerin başvuru konusu olaya da
uygulanabileceği ve anılan ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı
anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayda 7/10/2007 tarihinde gerçekleşen trafik
kazası sonucu başvurucunun hayati tehlike olmayacak şekilde yaralandığı, kolluk
kuvvetince olay sonrası sadece olay yeri krokisi ile görgü tutanağının
düzenlendiği ve ek bir araştırma yapılmadığı görülmüştür. Başsavcılığın daimi arama kararından sonraki süreçte de araştırma sonuçlarına
ilişkin içerikleri aynı olan tutanaklar düzenlendiği ve failin tespit
edilemediği anlaşılmaktadır.
40. Öte yandan başvurucu, Başsavcılığa yapmış olduğu 25/12/2014
tarihli başvurusuna kadar soruşturma sürecini takip ettiğine dair bilgi ve
belge sunmamıştır. Anılan tarihte başvurucunun soruşturma dosyasını incelediği
soruşturmanın etkin yürütülmediğine ilişkin başvurucu dilekçesinde belirttiği
tespitlerden anlaşılmaktadır (bkz. 13). Soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili
bireysel başvuru yapmakta güçlük çektiği yönünde herhangi bir iddiası
bulunmayan başvurucunun 25/12/2014 tarihli dilekçesinden önce ve sonra
soruşturmanın etkililiğini sağlayabilecek nitelikte bir soruşturma işlemi
yapılmadığı ve bu nedenle başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak için soruşturmanın
sonuçlanmasını beklemesinin gerekmediği dikkate alındığında, başvurucunun
kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğ edildiği tarihten uzun zaman
önce soruşturmanın etkisizliğini fark etmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle 1/2/2016 tarihinde yapılan başvurunun süresi içinde yapılmış bir
başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin süre
aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin başvurunun süre aşımı
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.