
Esas No: 2016/3693
Karar No: 2016/3693
Karar Tarihi: 20/11/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ADALET SEVİN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/3693) |
|
Karar Tarihi: 20/11/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
Engin
YILDIRIM |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Sinan
ARMAĞAN |
Başvurucu |
: |
Adalet SEVİN |
Vekili |
: |
Av. Murat
Deha BODUROĞLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylara
müdahale edilmesi sırasında tazyikli su sıkılması sonucu yaralanma meydana
gelmesi ve bu olayla ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmemesi
nedenleriyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele
yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi
(UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. 1946 doğumlu olan başvurucu; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri
olarak bilinen olaylar sırasında 6/7/2013 tarihinde metroya binebilmek için
Taksim"e gitmek istediğini, kapatılan yollar ve polis barikatı nedeniyle
İstiklal Caddesi"ne doğru ilerlemek zorunda kaldığını, kalabalık içinde
bulunduğu sırada toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) sıkılan su
nedeniyle yere düştüğünü ve yerde sürüklendiğini, bu nedenle sağ el bileğinin
kırıldığını, dizlerinde zedelenme olduğunu belirtmiştir.
10. Taksim Meydanı"ndan acil servis ambulansıyla alınan
başvurucunun ilk tedavisi Şişli Hamidiye Etfal Eğitim
ve Araştırma Hastanesinde yapılmıştır. Söz konusu hastanenin hazırladığı
6/7/2013 tarihli adli muayene raporunun Olay
Öyküsü bölümü "tazyikli su
etkisinde yaklaşık iki metre sürüklenme şikâyeti" şeklinde
doldurulmuştur. Ortopedi Polikliğine sevk edilen
başvurucunun yapılan muayenesinde sol radius uç kırığı saptanmıştır.
11. 5/9/2013 tarihinde başvurucu hakkında İstanbul Bilim
Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından sağlık raporu düzenlenmiştir. Düzenlenen
raporda, ortaya çıkan sonucun "sağ median sinirin duyusal ve motor iletisini çok hafif düzeyde
etkilediği karpal tünel sendromu ile uyumlu bulunduğu"
tespitine yer verilmiştir.
12. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık)
10/10/2013 tarihinde avukatı aracılığıyla verdiği dilekçede Taksim Meydanı"nda
bulunan metro istasyonuna gitmek isterken yakın mesafeden tazyikli su ile
yapılan müdahale sonucu kolunun kırıldığını ve hâlen kolunun kullanılamaz
durumda olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca bir internet sitesinde de yayımlanan
olaya ilişkin kamera görüntülerini CD marifetiyle ibraz etmiştir. Başvurucu,
gereksiz ve orantısız şekilde güç kullanarak yaralanmasına sebep olduğunu iddia
ettiği polislerden şikâyetçi olmuştur.
13. Savcılık yürüttüğü soruşturma kapsamında olay sırasında iki TOMA"dabulunan şoförlerin ve operatörlerin (su sıkıcı)
tespitini yaparak bu kişilerin şüpheli sıfatıyla ifadelerini almıştır. Olay
yerindeki MOBESE kayıtları ve olaylar sırasında kullanılan TOMA"nın
kamera görüntüleri İstanbul Emniyet Müdürlüğünden (Emniyet) istenmiştir.
Emniyet, Savcılığın söz konusu taleplerine Gezi Parkı eylemleri sırasında
MOBESE kameralarına göstericiler tarafından hasar verilip devre dışı
bırakıldığı, TOMA"dan birinin (63537 kodlu)
kayıtlarının silindiği diğer aracın (T-2 kodlu) ise başka bir il bünyesinde
bulunduğu gerekçeleriyle olumsuz yanıt vermiştir.
14. Başvurucu tarafından olay anına ilişkin olduğu belirtilen
görüntülerle ilgili olarak bilirkişiden rapor almıştır. Düzenlenen raporun
sonuç kısmı şu şekildedir:
"...
Dosya ekinde bulunan ve Bilirkişi Raporu ile
çözümlenmesi istenilen cadde üzerinde yer alan tarih ve saati belli olmayan cep
telefonu marifeti ile çekilen kamera görüntülerinin incelenmesi neticesinde;
cadde üzerinde bulunan gösterici grubun üzerine TOMA araçlarının tazyikli su
ile müdahale ettiği, müdahale sonucu tazyikli suyun etkisi ile yere düşen
kişilerin olduğu, bunun üzerine göstericilerden bazılarının TOMA aracına taş
attığı, bazı göstericilerinde TOMA aracının üzerine çıktığı kamera
kayıtlarından anlaşılmıştır. "
15. Başvurucunun ifadesi 10/4/2014 tarihinde avukatı olduğu
hâlde Cumhuriyeti Savcısı tarafından müşteki sıfatıyla alınmıştır. Başvurucu
ifadesinde şunları söylemiştir:
"Ben 1946 doğumluyum olay tarihinde Kadıköyde bir kısım arkadaşlarımla buluşmuştum. Beşiktaşta vapurdan indik. Karşıdan minibüse binerek
Taksimdeki türk hava yolları ofisine gidecektik.
Benim gösterilerle ilgim alakam yoktur. Amacım THY den
bilet alacaktım. Ancak minibüs H. otelin önünde beni bıraktı. Çünkü
gösterilerden dolayı he taraf kapalıydı. Ben de tek başıma Taksimdeki THY ye
yürüyerek gidiyordum. Polisler zaman zaman bazı yerlere girmek istediysem de
yasak olduğunu söyleyip beni sokmadılar. Onların açtığı koridorları yürüyerek
olay mahallinde vardım. Olay mahalli İstiklal Caddesi Fransız Konsolosluğuna
150-200 metre mesafede idim. Galatasaray lisesi önüne Taksim merkeze doğru
yürüyordum. Kültür merkezine yukarıda da söylediğim gibi 150-200 metre
kalmıştı. Benim bulunduğum noktaya doğru ellerinde BDP ve TKP bayrakları olan
bir grup benim bulunduğum yere doğru gelmeye başladılar. Bende bundan dolayı
korktum. İstiklal caddesine binanın yanında sağ tarafta durdum. Bir ihtiyar bay
bana mavi renkli taksim dayanışma derneği bayrağı verdi. Bunu al seni BDP liler ve TKPliler ile
karıştırmasınlar diye söyledi. Ve korkma dedi. Bende bu bayrakları elime aldım.
Bu esnada ara sokaktan bir TOMA çıkıp bana doğru yaklaşmaya başladı.
Ayaklarımdan su geçti. Heyecandan ve korkudan olduğum yerde kaldım. TOMA ilk
suyu sıktığında su ayaklarımda kalmıştı. Bana doğru hareketine devam etti.
Aramızda 4-5 metre kala bana doğru tazyikli su sıktı. Suyu direk beni hedef
alarak sıktı. Sanırım ben kaçmadığım için hedef gözeterek suyu sıktı. Çünkü
kalabalık geriye doğru kaçmıştı. Ben kaçmamıştım. Bunu sanki kendisine bir
meydan okuma veya direnme olarak algıladığı için sanırım bana o yüzden sıktı.elimde sarı bir çanta vardı.
Sapı da yeşildir. Jean giyiyorum ve üzerimde de gri bir bluz vardır. Kısa kollu
t shirt vardır. Bu suyun bana çarpması sebebiyle
kolumun üstüne ayağımın yerden kesilip kolumun üzerine düştüğünü anladım. Bu
esnada kolumun da kırıldığını hissettim. Bu görüntüleri internetten alarak
dosyaya sunduk. Hatta su sıkılırken binada oturan ve videoyu çeken bayanın
polis memurlarını yapmayın diye bağırdığını duydum. ben
tazyikli suyun etkisiyle duvara çarpıp ölebilirdim. Bir adet vesikalık resmimi
dosyaya sunacağım şüpheli polislerden şikayetçiyim. Beni olay yerinden ambulans
alarak götürdü. benim arkamda sokakta göstericilerde
vardı. Ancak suyu polis memuru bana direk sıktı. Ve demir çubuk gibi bir su
idi. Başka bir diyeceğim yoktur. ayrıca ben sağ
kolumun sinirlerim sıkıştığından ameliyat olmam gerek."
16. Savcılık tarafından başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumundan
(ATK) sağlık raporu aldırılmıştır. ATK"nın 30/10/2013
tarihli raporunda yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir
tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olmadığı, kırığın yaşam
fonksiyonlarına etkisinin orta (2) derecede olduğu bildirilmiştir.
17. Savcılık 23/6/2013 tarihinde, olay sırasında TOMA"da bulunan dört polis ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde
görevli polis ve amirler hakkında ceza soruşturması açılmasına izin verilmesi
için dosyayı İstanbul Valiliğine göndermiştir.
18. İstanbul Valiliğinin 15/4/2015 tarihli yazısı üzerine
Emniyet Genel Müdürlüğü, Polis Başmüfettişleri C.Ü. ve E.G.yi ön inceleme ve disiplin soruşturması yapmak için
araştırmacı olarak görevlendirmiştir.
19. Araştırmacılar, adları geçen dört polis memurunun ve
başvurucunun ifadelerini almış ve 18/8/2015 tarihli raporu hazırlamışlardır.
Raporda Emniyet Genel Müdürlüğünün 15/2/2008 tarihli ve 19 sayılı Göz Yaşartıcı
Gaz Silahları ve Mühimmatları konulu Genelgesi ile 4/7/1934 tarihli ve 2559
sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu"ndan bahsedilerek gaz silahı kullanan
polisler, bu emri veren rütbeliler ve yetkililerin kendilerine verilen yetkiyi
kullanarak görevlerini yaptıklarından dolayı kusurlu olmadığı belirtilmiştir.
Sonuç itibarıyla araştırmacılar, isimleri tespit edilen dört polis memuru
hakkında soruşturma izni verilmemesi görüş ve kanaatine ulaşmıştır.
20. İstanbul Valiliği 2/9/2015 tarihinde anılan ön inceleme
raporuna uygun olarak soruşturma izni verilmemesi yönünde karar vermiştir.
21. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş ancak İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi Birinci Kurulu 12/1/2016 tarihli kararı ile itirazı reddetmiştir.
Kararda müştekinin iddiaları üzerine yapılan ön inceleme sonucunda hazırlık
soruşturması yapılması için dosyada yeterli bilgi ve belgenin bulunmadığı
gözetilerek soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın usule ve kanuna uygun
olduğu belirtilmiştir. Karar, başvurucuya 22/1/2016 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
22. Başvurucu 22/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
23. Öte yandan Savcılık 8/2/2016 tarihli kararında, görevi
kötüye kullanma ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aşılması suçlarından
soruşturma izni verilmediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına
(soruşturma yapılmasına yer olmamasına) karar vermiştir.
24. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz, İstanbul 4.
Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/3/2016 tarihli kararıyla usul ve yasaya uygun olduğu
gerekçesiyle reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. İlgili hukuk için bkz. Selçuk
Yıldız (B. No: 2014/10382, 15/2/2017, §§ 21-29) başvurusu hakkında
verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylar
sırasında Taksim"de bulunan metroya gitmek isterken İstiklal Caddesi üzerinde TOMA"dan sıkılan tazyikli suya maruz kalarak yere
düştüğünü, bu sebeple sağ el bileğinin kırıldığını ve dizlerinin zedelendiğini
belirtmiştir. Evine gitmek isterken polis barikatı nedeniyle yolunun
kesildiğini ifade eden başvurucu; kolluğun kasıtlı şekilde aşırı ve orantısız
güç kullanması sonucu yaralandığını, şikâyetçi olmasına rağmen etkili bir
soruşturma yapılmadığını, alınan bilirkişi raporunun taraflı ve yetersiz olduğunu
iddia etmiştir. İstanbul Valiliğince sorumlular hakkında soruşturma izni
verilmemesi yönünde karar verildiğini söyleyen başvurucu, işleme karşı itiraz
etmiş olsa da itirazının Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi
nedeniyle olayın faillerinin cezasız kaldığını ifade etmiş; olaylar sırasında
yapılan müdahale nedeniyle yaralanması ve bu kapsamda yürütülen soruşturmanın
etkisiz olması nedeniyle Anayasa"nın 10., 17., 23., 36. ve 40. maddelerinin
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına
atıfta bulunularak somut olayın koşulları ile olaya müdahale eden polis
hakkında yürütülen ön inceleme ve soruşturma sonucunda tespit edilen hususların
ifade edilen içtihatlar bağlamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
29. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle ileri
sürülen iddiaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla,
dosya muhteviyatıyla uyuşmadığını belirterek başvuru formundaki şikâyetlerini
tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve
eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya
muameleye tabi tutulamaz."
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun soruşturma izni verilmemesi
nedeniyle hak arama imkânının ortadan kalktığı ve eşitlik ilkesinin ihlal
edildiği şikâyetleri kamu görevlileri tarafından yaralanmasına dayanmakta olup bu
iddia Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü
muamele yasağı çerçevesinde incelendiğinden Anayasa’nın 10., 36. ve 40.
maddelerinden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Bunun
dışında başvurucu, polis barikatı nedeniyle seyahat hürriyetinin ihlal
edildiğini iddia etmiş ise de Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları
uyarınca bu hürriyet, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanına girmeyip Anayasa
Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışında kaldığından bu iddia yönünden de
ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır. (benzer
yöndeki kararlar için bkz. Fevzi Doğaner,
B. No: 2014/6453, 20/12/2017, § 14; Mehmet Takımsu, B. No: 2016/63712, 7/11/2013, §§
78-80).
32. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin
devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul
boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif
yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da
cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem
bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir
soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma
yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,
negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün
alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer
yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve
diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas,
B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
33. Somut olayda başvurucu, kolunun kırılmasıyla sonuçlanan
olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığının yanı sıra söz konusu yaralanmaya
neden olan eylemin kolluk güçleri tarafından gerçekleştirildiğini, başka bir
deyişle devletin maddi yükümlülüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Her ne
kadar sağlık raporlarıyla da tespit edilen yaralanma açık olsa da bu
yaralanmanın polis müdahalesinden kaynaklandığı konusunda sadece başvurucunun
iddiası söz konusudur. Başvurucunun CD"de sunduğu ve soruşturma dosyasındaki
bilirkişi raporuna da konu olan video kaydının bir yerinde 63537 kodlu TOMA"dan su sıkılması sonucu kalabalık içindeki iki kişinin
yere düştüğü görülmektedir. Görüntüleri izleyerek bu kişilerin kimler olduğunu
çıplak gözle tespit etmek pek mümkün değildir. Ayrıca bu görüntülerden
başvurucunun olay yerinde bulunup bulunmadığı veya başvurucunun kayıtta gözüken
hangi kişi olduğu kesin şekilde anlaşılamamakta olup soruşturma dosyasında da
bu yönde bir tespit yer almamaktadır. Bu bağlamda başvurucunun Anayasa
Mahkemesine kötü muamele iddialarını destekleyecek ve yaralanmanın kolluk
müdahalesinden kaynaklanması ile ilgili olarak şüpheleri giderecek nitelikte,
yeterince delil sunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle somut olaya ilişkin
değerlendirme, başvuruya konu olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak
Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, sadece devletin pozitif
yükümlülüğüne bağlı olarak etkili soruşturma yükümlülüğü yönünden yapılmıştır.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü
muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
35. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu
bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve
ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa
cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek
durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları
önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları
olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında
meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).
36. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka
aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye
tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde
Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.
maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir
soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların
belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün
olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve
bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak
kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün
olacaktır (Tahir Canan,§ 25).
37. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve
cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.
Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma
makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların
tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü
muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve
derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları
ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını
temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
38. AİHM kararlarında; bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına
alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği
durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama
getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma
yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları
ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme"nin 3. maddesi anlamında açık sorunların
ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 94).
39. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına
soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması kötü
muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,
resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile
işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda
soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,
bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve
bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 116).
40. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele
hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve
tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir.
Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının
olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir.
Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edilebilmesi için öncelikle
soruşturmanın bağımsız yürütülebilir bir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
41. Somut olayda başvurucu, gösteriye müdahale eden kolluğun
sıktığı tazyikli su sonucu yere düşerek yaralandığını ve kolunun kırıldığını
iddia etmektedir. Başvurucunun sunduğu sağlık raporlarından da kolunun kırılmış
olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin somut delillerle savunulabilir iddiaları
olduğunun, böyle bir iddia karşısında devletin sorumlu kimselerin tespit
edilmesine ve cezalandırılmasına olanak sağlayabilecek kapsamlı ve etkili bir
soruşturma yürütme zorunluluğunun doğduğunun kabulü gerekir.
42. Genel İlkeler
kısmında belirtildiği üzere kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların
etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarınca, şikâyet
öğrenilir öğrenilmez veya yeterince açıklığa kavuşmayan bir şikâyet açıklığa
kavuşturulur kavuşturulmaz soruşturma başlatılması gerekmektedir. Şikâyetin
olmadığı ancak yasağa ilişkin bir muamelenin mevcudiyetine ilişkin ciddi delil
veya emareler bulunduğunun farkına varıldığı bir durumda ise savcılığın resen
harekete geçme yükümlülüğü devam etmektedir.
43. Olay sonrasında götürüldüğü hastanede başvurucu hakkında
adli muayene raporu düzenlenmiş, başvurucunun tazyikli su etkisinde
sürüklendiği şikâyetiyle hastaneye müracaat ettiği tespit edilmiş ve
başvurucuya kol kırığı teşhisi konulmuştur (bkz. § 10). O hâlde söz konusu
raporun düzenlendiği tarihte kamu makamlarının başvurucunun iddialarından
haberdar olduğunu kabul etmek gerekir. Buna rağmen derhâl soruşturma başlatma
ilkesine aykırı davranılarak beklendiği ancak başvurucunun avukatı aracılığıyla
şikâyetçi olmasından sonra Savcılığın harekete geçtiği söylenmelidir. Bu
gecikmenin sonucunda başvurucunun iddiasına konu olan TOMA"daki
kamera kayıtlarına -silinmesi nedeniyle- ulaşılamadığına dikkat çekilmelidir
(bkz. § 13).
44. Şikâyetin yapılmasından sonra olayın faili olabilecek kamu
görevlilerinin tespit edildiği ve belirlenen kişilerin ifadelerine şüpheli
sıfatıyla başvurulduğu görülmektedir (bkz. § 13). Ayrıca başvurucunun ifadesi
bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından müşteki sıfatıyla alınmıştır. Bunun
dışında başvurucunun yaralanmasına ilişkin ATK"dan
rapor aldırılmış ve de başvurucunun sunduğu görüntüler bilirkişi marifetiyle
incelenerek rapor düzenlettirilmiştir (bkz. § 16). Bunlar yapılmış olmakla
birlikte kamusal alanda gerçekleştiği anlaşılan olaya ilişkin görüntü delili
elde etme amacıyla sadece MOBESE ve TOMA"nın
kayıtları istenmiştir. İddiaya konu olayın gerçekleştiği yerin çevresinde
bulunan bina veya işyerlerinde kayıt yapan kamera bulunup bulunmadığı konusunda
bir araştırma yapılmamıştır. Başvurucunun sunduğu görüntülerin incelendiği bilirkişi
raporunda başvurucunun olay yerinde bulunup bulunmadığı konusunda bir belirleme
yapılmadığı da dikkate alındığında iddiaları aydınlatıp olayın gelişimini
ortaya koyacak önemli bir delilin toplanmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan
başvurucudaki yaralanmanın eldeki görüntülere konu olan olay sırasında mı
meydana geldiği gerektiği takdirde tanık dinleme gibi bir delile başvurularak
şüphe bırakmayacak bir açıklıkla araştırılmamıştır. Bu eksiklikler Savcılığın
gerçeği ciddiyetle öğrenme çabası içinde olmadığı kanaati uyandırmaktadır.
45. Savcılık, soruşturma dosyasının bu muhteviyatına rağmen
şikâyetin 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması HakkındaKanun kapsamında
soruşturma izni gerektirdiğini değerlendirerek ön inceleme yapılması amacıyla
dosyayı İstanbul Valiliğine göndermiştir. Valilik, ön incelemeci olarak iki
emniyet başmüfettişini görevlendirmiş ve hazırlanan rapor doğrultusunda
soruşturma izni verilmemesi kararı vermiştir. Bunun sonrasında Savcılık,
başkaca bir soruşturma işlemi yapmadan kovuşturma yapılmasına yer olmadığı
sonucuna ulaşmıştır.
46. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa etmeleri ve
görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı olarak sık
sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile karşı karşıya
olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin belirli bir
makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B.
No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106).
47. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında
memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan
ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında-
kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu
hüküm altına alınmıştır (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 107).
48. Anayasa"nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa
kurallarının bir arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde
tutularak uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve
kamu görevlilerinin soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen
kurallar bütününün birbiri ile uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir.
Bununla birlikte soruşturulması izin şartına bağlı olmayan suçlarda izin
mekanizmasının işletilmesi, soruşturmanın etkililiği bakımından sorun
oluşturabilir (Hidayet Enmek
ve Eyüpsabri Tinaş,
§ 108).
49. Nitekim başvuruya konu soruşturma kapsamında Cumhuriyet
Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvurucunun
yaralanmasının neden kaynaklandığı tespit edilmediği gibi 4483 sayılı Kanun
hükümleri çerçevesinde ilgili görevliler hakkında yürütülen ve soruşturma izni
verilmemesi ile sonuçlanan ön inceleme prosedürüne atıf yapılırken soruşturma
konusu suçların 4483 sayılı Kanun"un izin şartına bağlı olmaksızın resen
kovuşturulması gereken suçların düzenlendiği 2. maddesinin son fıkrası kapsamında
olup olmadığı anlaşılır şekilde tartışılmamıştır.
50. Soruşturmanın etkililiği bağlamında yetkililer, olay ve
olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sona erdirmek ya da
kararlarını temellendirmek için aceleci davranarak temelden yoksun tespit ve
gerekçelere dayanmamalıdır. Aynı şekilde kanunun güç kullanılmasına cevaz
verdiği durumlarda kişiye uygulanan muamelenin orantılı olup olmadığının da
olayın tüm unsurları ortaya konularak çok yönlü olarak değerlendirilmesi
gerekir (Cemil Danışman, B. No:
2013/6319, 16/7/2014, § 99).
51. Başvurucunun iddiaları tazyikli su etkisiyle yere düşerek
yaralandığı çerçevesinde şekillenmesine rağmen soruşturma izni verilmemesi
kararında göz yaşartıcı gaz silahları ve mühimmatlarının kullanılmasına ilişkin
düzenlemelere atıf yapılarak bir sonuca ulaşıldığı, ayrıca somut olay
bağlamında bir değerlendirmenin kararda yer almadığı görülmektedir. Bunun
yanında Bölge İdare Mahkemesince ön inceleme süreci, yalnızca dosyada yer alan
bilgi ve belgeler çerçevesinde denetlenmiş; soruşturma izni verilmemesine dair
kararda ortaya konulan olay, olgu ve gerekçelerin başvurucunun tüm iddialarını
karşılayıp karşılamadığı ve soruşturma izni talep edilen eylemlerin 4483 sayılı
Kanun"un (izin şartına bağlı olmaksızın resen soruşturulması gereken suçların
düzenlendiği) 2. maddesinin son fıkrası kapsamında olup olmadığı
tartışılmamıştır. Soruşturmanın etkililiğinin denetlenmesine ilişkin bu
tespitlerden bir bütün hâlinde ön inceleme sürecinin makul bir özenle
yürütüldüğü konusunda yeterli kanaate sahip olunamadığı gibi bu tespitlerin
soruşturulan olayın aydınlatılması ve gerektiğinde sorumluların
cezalandırılmasının sağlanmasını da zorlaştırdığı anlaşılmıştır.
52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu bakımından
ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
B. Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
53. Başvurucu, kendi isteğiyle gösteriye katılmadığını, polisin
sürüklemesiyle kendisini kalabalık arasında bulduğunu, buna rağmen kolluğun
orantısız güç kullanarak yaptığı müdahale nedeniyle gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
54. Bakanlık, bu konuda bir görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
55. Anayasa Mahkemesi Ali
Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 62) ve Onur Cingil (B. No: 2013/7836, 16/4/2015,
§ 62) başvurularına dair kararlarında, kolluk kuvvetinin orantısız güç
kullanarak bir toplantıya veya gösteri yürüyüşüne müdahalede bulunması
nedeniyle hem kötü muamele yasağının hem de toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarını içeren başvuruları nasıl
inceleyeceğini belirtmiştir. Anılan kararlarda kolluk kuvvetinin kötü
muamelesine maruz kalındığı şikâyeti sonrası adli makamlarca yürütülen ceza
yargılaması süreci ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline
ilişkin iddianın bir bütün hâlinde incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
56. Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında iddia konusu
yaralanmanın kolluk müdahalesiyle meydana gelip gelmediği ortaya konulamadığı
gibi başvurucunun söz konusu gösteriye katılıp katılmadığı da kendi beyanı
dışında başka delillerle net şekilde anlaşılamamaktadır. Şu hâlde kötü muamele
yasağına ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirmede (bkz. § 52) etkin
soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesine bağlı olarak kötü muamele
yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varıldığından toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından bu aşamada ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvurucu, yeniden etkili bir soruşturma yapılmasına karar
verilmesi talebinde bulunmuştur.
59. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal
sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi
hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
60. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa İçtüzüğü’nün 79.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir
örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
61. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi
amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul
kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak
yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın
kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi
bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin
gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek
üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet
Doğan, § 59).
62. Başvuruda, Anayasa"nın 17. maddesinde düzenlenen kötü
muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargısal bir karara varmak için gerekli
olan deliller toplanmadan Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer
olmadığına dair karardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
63. Bu durumda kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki
yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı
Kanun"un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca
yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan kovuşturmaya yer olmadığına
(soruşturma yapılmasına yer olmamasına) dair kararın ortadan kaldırılması ve
nihayet ihlal sonucuna uygun delilleri toplayıp gerekli incelemeler yapıldıktan
sonra yeniden karar vermekten ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına
(Soruşturma No: 2013/141084) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvuruda, kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla
ihlal edildiği sonucuna varılarak yeniden etkin bir adli soruşturma yürütülmesi
amacıyla kararın bir örneğinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderilmesine karar verilmesinin yeterli bir giderim oluşturduğu
değerlendirildiğinden manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İNCELENMESİNE
GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Verilen karar 2013/141084 numaralı
soruşturma ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.