
Esas No: 2016/4642
Karar No: 2016/4642
Karar Tarihi: 20/11/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HATİCE TURHAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/4642) |
|
Karar Tarihi: 20/11/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
Engin
YILDIRIM |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Engin GÜNDÜZ |
Başvurucu |
: |
Hatice
TURHAN |
Vekili |
: |
Av. Rumi
MERCAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi
nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/3/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
7. Başvurucu 16/10/2008 tarihinde akşam saatlerinde doğum
belirtilerinin başlaması üzerine Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine
(Hastane) başvurmuştur. Yatışı yapılan başvurucu 17/10/2008 günü saat 12.45
sıralarında Berra adında bir kız çocuğu dünyaya
getirmiştir. Doğum sonrası ilk muayenesinde genel durumu iyi olan bebeğin
sonraki gün yapılan muayenesinde emmede azalma ve yeni doğan reflekslerinde hipoaktivite
(ağır hareket etme) tespit edilmiş, havale geçirmesi nedeniyle yeni doğan yoğun
bakım ünitesinde takip edilen bebek 27/10/2008 tarihinde ileri tetkik ve tedavi
amacıyla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Yirmi
sekiz gün boyunca tedavi gören bebek düzenli nöroloji muayenesi ve fizik tedavi
uygulanması önerisiyle taburcu edilmiştir. 15/7/2009 tarihli sağlık kurulu
raporunda hipoksik ensefalopati, motor retardasyon ve paraparezi
tanısıyla bebekte %60 oranında vücut fonksiyon kaybı bulunduğu tespit
edilmiştir.
A. İdari Soruşturmaya İlişkin Süreç
8. Başvurucunun tıbbi ihmal iddiasıyla şikâyette bulunması
üzerine Antalya Valiliği ilgili sağlık personeli hakkında ön inceleme
başlatmıştır. İnceleme sonucu düzenlenen 21/8/2009 tarihli raporda; alınan
ifadelere ve bilirkişi raporlarına göre doğumun doğal seyrinde devam ettiği,
doğum sonunda bebeğin genel durumunun iyi olarak tespit edildiği, bununla
birlikte doğum esnasında bir hipoksinin (dokularda oksijen oranının azalması)
oluşma ihtimalinin bulunduğu, durumun personelin ihmalinden kaynaklanıp
kaynaklanmadığı kesin olarak tespit edilemediğinden ilgili doktor ve ebeler
hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir. Antalya Valisi
3/9/2009 tarihinde soruşturma izni verilmesine karar vermiş, karara yapılan
itirazlar Antalya Bölge İdare Mahkemesinin 9/12/2009 tarihli kararıyla
reddedilmiştir.
B. Ceza Soruşturmasına
İlişkin Süreç
9. Soruşturma izni verilmesi üzerine Antalya Cumhuriyet
Başsavcılığı (Başsavcılık) görevi kötüye kullanma nedeniyle olay hakkında
soruşturma başlatmış, bu kapsamda müştekinin bebeğinin özürlü doğmasında
şüpheli doktor ve ebelerin kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp
Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor istemiştir.
10. ATK dosya üzerinde yaptığı incelemede, doğumla ilgili travayda
çekilen NST (Non
Stres Test-Bebeğin, anne karnında iken yeterli oksijen alıp
almadığının kontrolü için kullanılan, kalp atışlarını takip ederek kaydeden kardiyotokografi
aleti ile yapılan test) çıktılarının aslına ihtiyaç duyduğunu bildirmiştir.
Hastane ise bu talebe, daha önce gönderilen evrak asılları dışında Hastanede
kalan dosya fotokopilerinde NST çıktılarının bulunmadığı yönünde cevap
vermiştir.
11. ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından küçüğün
muayenesi yapılmak suretiyle hazırlanan 18/3/2011 tarihli bilirkişi raporunda;
bebeğin ilk muayenesinde genel durumunun iyi ve yeni doğan reflekslerinin doğal
olduğu, mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu,
gebenin travayda (doğum eyleminde) ÇKS"nin (çocuk kalp sesi) yakından takip edildiği, bebeğin intrauterin
(rahim içi) sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların mevcut olmadığı
belirtilmiştir. Raporda ayrıca, gebede prenatal
dönemde herhangi bir patolojinin söz konusu olmadığı, doğumdan yirmi dört saat
sonra başlayan sistemik ve nörolojik bulguların
neonatal inme ile ilişkili olabileceği, bu
tür inmelerin büyük kısmında sebebin belli olmadığı, doğum yaptıran hekim ve
sağlık personeli ile doğumdan sonra bebeği takip ve tedavi eden personelin
eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir.
12. Başsavcılık 3/10/2012 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer
olmadığına karar vermiştir. Kararda şüpheli ifadeleri ve bilirkişi raporu
neticesinde şüphelilerin atılı suçu işlediğine dair müştekinin soyut iddiası
dışında hakkında kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığı
belirtilmiştir.
13. Başvurucu ve eşi NST kayıtlarının, doğum sırasındaki tıbbi
olguların elektronik olarak kaydedildiği ve sonradan müdahale edilemeyen
objektif veriler olduğunu, ATK"nın bu kayıtları
incelemeden varsayıma dayalı olarak düzenlediği rapora itibar edilemeyeceğini
belirterek Başsavcılığın kararına itiraz etmiştir. Manavgat 2. Ağır Ceza
Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir.
C. İdari Yargıda Açılan
Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
14. Başvurucu ve eşi, doğum sırasındaki tıbbi ihmal nedeniyle
uğradıkları zararların tazmini talebiyle 28/12/2009 tarihinde Sağlık
Bakanlığına (Bakanlık) başvuruda bulunmuşlardır. Bakanlık 15/2/2010 tarihli
işlemiyle talebi kabul etmediğini başvurucuya bildirmiştir.
15. Başvurucu ve eşi 22/4/2010 tarihinde Bakanlık aleyhine
Antalya 1. İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açmışlardır. Dava
dilekçesinde; bebeğin başı çıkımda göründüğü hâlde doğumun gerçekleşmesi için
gerekli müdahalenin yapılmadığı, kayıt altına alınan teknik verilerin gereği
gibi değerlendirilmediği, normal yoldan doğum için iki saat kırk beş dakika bu
şekilde beklendiği, suni sancıyla doğurtulan bebeğin ağlama tepkisi vermediği
ve emme refleksinin olmadığı, doğum öncesi kontrollerinde sağlıklı olan bebeğin
doğum sırasındaki gecikme nedeniyle sakat kaldığı belirtilmiştir.
16. İdare Mahkemesi 18/3/2011 tarihli ATK raporunu temin edip
inceledikten sonra 16/11/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar
gerekçesinde Kurulca hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olayda
idarenin tazmin sorumluluğunu gerektirecek ağır hizmet kusurunun bulunmadığı
belirtilmiştir.
17. Başvurucu ve eşi tarafından NST kayıtları olmadan hazırlanan
bilirkişi raporuna itibar edilemeyeceği iddiasıyla temyiz edilen karar,
Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/6/2014 tarihli
toplantısında onanmış, karar düzeltme istemi de Dairenin 17/12/2015 tarihli
kararıyla reddedilmiştir.
18. Nihai karar 11/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
19. 7/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. İlgili hukuk için bkz. Fesih
Aydar (B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30) kararı.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve
Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; bebeğin başı çıkımda görünmesine ve doğumun
normal seyrinde gitmediği NST kayıtlarından anlaşılmasına rağmen gerekli
müdahale yapılmayarak uzun süre beklendiğini, bu esnada oksijensiz kalan
bebeğin bir kısım beyin hücresinin öldüğünü, NST kayıtları temin edilmeden
maddi gerçeğin ortaya çıkarılamayacağını, bu kayıtların hasta dosyasında
saklanmamasının ayrıca kusur oluşturduğu belirtilerek yaşam, vücut bütünlüğünün
korunması ve kişisel verilerin gizlenmesi haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
2. Değerlendirme
23. Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
24. Anayasa"nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.
maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan
fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
27. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu
olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki
tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
incelemiştir (Melahat Sönmez, B.
No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,
B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
28. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun
tıbbi ihmale dayalıtüm şikâyetlerinin Anayasa"nın 17.
maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını
koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
30. Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının
bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin
müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
31. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin
maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî
müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler
nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve
manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,
15/10/2015, § 49). Nitekim
Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık
alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
32. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi
varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları
tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi
ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini
sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet
Acartürk,§
51).
33. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda
temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk
veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
34. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki
sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat
davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi
gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda
Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir
inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa
Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri
tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin
daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu
önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin
Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,
25/1/2018, § 32).
35. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna
ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların
ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden
hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek
Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet
Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi
ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul
yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir
şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece
mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip
etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek
için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,
§ 44).
36. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların
kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak
surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli
açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere
dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,
§ 45).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
37. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa"nın 17. maddesi
kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine
getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,
devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin
pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
38. Başvurucu; doğum esnasında hatalı ve geç yapılan müdahale
nedeniyle bebeğinin oksijensiz kaldığını, bu durumu tespit eden NST kayıtları
incelenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu iddia etmektedir.
39. Tıbbi müdahale sonucunda vücutta sakatlık ya da maddi ve
manevi varlığı zedeleyen diğer rahatsızlıkların meydana geldiği vakıalarda
müdahalenin tıp biliminin güncel ve genel kabul gören kurallarına uygun olarak
gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti büyük ölçüde teşhis ve tedavi
sürecindeki kayıtların incelenmesiyle mümkün olabilmektedir. Bu nedenle bu
kayıtların tutulması, saklanması ve gerektiğinde yargısal mercilere ibraz
edilmesi büyük önem taşımaktadır. Teşhis ve tedavi sürecindeki verilerin
kaydedilmesi ve makul bir süre saklanması sorumluluğu, tıbbi müdahaleyi
gerçekleştiren sağlık kuruluşuna aittir.
40. Somut olayda bebeğin doğumdaki sağlık durumunun takibi
amacıyla NST ve ÇKS olmak üzere iki ayrı kayıt tutulduğu anlaşılmaktadır. ATK
yaptığı incelemede dosyada bulunmayan NST kayıtlarına ihtiyaç duyarak bu
kayıtların temin edilmesini talep etmiştir. Bu durum ATK"nın
konuya ilişkin değerlendirmesinde NST kayıtlarına bir değer atfettiğini
göstermektedir. Bununla birlikte ATK, bahse konu kayıtların Hastane arşivinde
mevcut olmadığının bildirilmesi üzerine dosyada bulunan ÇKS kayıtlarını
incelemek suretiyle kanaatini oluşturmuştur. ATK bu noktada NST kayıtlarının
niteliği, olayı aydınlatmadaki elverişliliği, bu kayıtların temin
edilememesinin yapılan değerlendirmeye etkisi ile ÇKS kayıtlarının NST ile aynı
işlevi görüp görmediği hususlarında bir açıklama yapmamıştır.
41. Diğer taraftan derece mahkemeleri, hasta hakkında tutulan
tüm tıbbi kayıtları saklama ve istenildiğinde yetkili mercilerin incelemesine
sunma yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu hususunu gözetmeden ve bu
durumun kusur sorumluluğuna ne yönde etki edeceğini değerlendirmeden ATK raporu
doğrultusunda hüküm kurmuştur. Netice itibarıyla kararlarda başvurucunun esaslı
iddialarına karşı makul ve yeterli ölçüde yanıt verilmemiştir.
42. Buna göre uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan tıbbi ihmal
iddialarının ATK raporunda tüm yönleriyle ele alınıp aydınlatılmadığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu raporu dayanak alan derece
mahkemelerinin, başvurucunun iddialarını Anayasa"nın 17. maddesinin
gerektirdiği özen ve derinlikte incelediği, kararlarında konuyla ilgili ve
yeterli gerekçelere yer verdiği söylenemez. Bu durumda kamu makamlarının,
başvuru konusu olaydaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna
ulaşılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci
fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma
hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
45.31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013
tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı
Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde
eklenmiştir.
46. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
47. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel Ferat Yüksel (B. No:
2014/13828, 12/9/2018) kararında; yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da
hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen
bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının
getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli
giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek
etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
48. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli
giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı
sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul
edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,
§§ 35, 36).
49. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan
ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
53. Mehmet Doğan
kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın
bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).
54. Mehmet Doğan
kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece
mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece
mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna
göre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden
yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen
yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi
sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece
mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı
verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir
derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine
bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği
doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla
yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
55. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken
şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından
bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali
gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,
kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit
edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.
Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir
işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa
söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha
önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık
ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince
yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının
sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği
hâllerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan
mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek
ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
56. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti ve
tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
57. Başvuruda, başvurucunun doğuma ilişkin tıbbi ihmal iddiası
yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya
konulmadığından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır.
58. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere
Antalya 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
59. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı
merciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun tazminat
talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığını
koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılama yapılmak üzere Antalya 1. İdare Mahkemesine (E.2010/436, K.2012/1423)
GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminata ilişkin talebin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.