
Esas No: 2016/8240
Karar No: 2016/8240
Karar Tarihi: 20/11/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
EMİNE NALAN OĞUL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/8240) |
|
Karar Tarihi: 20/11/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
Engin
YILDIRIM |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Volkan
ÇAKMAK |
Başvurucular |
: |
1. Emine
Nalan OĞUL |
|
|
2. Kübra
BAYKAN |
|
|
3. Mehmet
Celalettin BAYKAN |
|
|
4. Müjgan
BAYKAN |
|
|
5. Zeynep
KAKTIN |
|
|
6. Ali
Haydar KARADAĞ |
|
|
7. Asuman
OĞUZ |
|
|
8. Begüm
Şayan KAYA |
|
|
9. Bihter
Ebru YAŞAR |
|
|
10. Burçin
Volkan YILDIRIM |
|
|
11. Neriman
AKGÜN |
|
|
12. Fadime
Esin İŞBORA |
|
|
13. Fahriye
Songül BİLDİK |
|
|
14. Nurten
ÇELİK |
|
|
15. Rukiye
YILDIRIM |
|
|
16. Zeliha Nejla KARACA |
|
|
17. Zübeyde
ÖZYAŞAR GÜRBÜZ |
Vekilleri |
: |
Av. Mehmet
KISAYOL |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taşınmazın yıkılması nedeniyle oluşan zararın
tazmini istemiyle açılan davada hakkaniyete aykırı hüküm kurulması, dava açılmasını
anlamsız hale getirecek şekilde aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesi ve
yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/4/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. 2016/3130, 2016/2985, 2017/17156 numaralı bireysel başvuru
dosyaları aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2016/8240
numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme 2016/8240
numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
9. Adıyaman ili sınırları içinde mukim ve başvurucuların da
dairelerinin bulunduğu binanın taşıyıcı kolonları herhangi bir müdahale olmadan
patlamıştır. Adıyaman Belediye Başkanlığı (Belediye) tarafından teknik inceleme
yaptırılarak binanın yıkılacak derecede
tehlikeli yapı olduğu yönünde karar alınmıştır. Bu karar üzerine
3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu"nun 39. maddesi uyarınca bina
belediye ekiplerince yıkılmıştır.
10. Binanın yıkılmasını müteakip başvurucular Belediyeye 120.000
TL tutarındaki zararın giderilmesi için başvurmuştur. Talebin zımnen reddi
üzerine Şanlıurfa İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde 120.000 TL maddi tazminat
istemli tam yargı davası açılmıştır.
11. Mahkeme 18/9/2008 tarihli kararı ile davayı kısmen kabul
etmiştir. Mahkeme aynı olay nedeniyle Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde
açılan tazminat ve tespit davalarında yaptırılan bilirkişi incelemelerini
dikkate almıştır. Bu raporlarda bağımsız bölümün değeri 83.250,00 TL olarak
saptanmıştır. Raporlarda binanın yapım aşamasındaki hatalardan kaynaklanan
kusur; kalitesiz imalat, projelendirme hatası ve yapı denetim kusuru olarak
toplamda 7/8 oranında değerlendirilerek bu sorumluluğun müteahhid,
yapı denetimi yapan kurum ve proje sorumlusuna ait olduğu ifade edilmiştir.
Belediyenin de yapı kullanma izni verdiği için 1/8 oranında kusurlu olduğu
tespit edilmiştir. Bununla birlikte kararda idarenin daha sonra sorumluluğu
bulunan diğer kişilere rücu edebileceği ve fenni mesulün, müteahhidin kusurunun
bulunmasının idarenin vatandaşa karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı ifade
edilerek belediyenin zararın tamamından sorumlu olduğu vurgulanmıştır. Sonuç
olarak raporda belirtilen tutara karşılık gelen maddi tazminatın idareye
başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz ile birlikte ödenmesine
hükmedilmiştir.
12. Bu hüküm Danıştay Altıncı Dairesi tarafından bozulmuştur.
Bozma gerekçesinde, bilirkişi raporları uyarınca maddi zarara neden olan
yıkımın gerçekleşmesinde idarenin kusurunun 1/8 oranında olduğu ve bu nedenle
diğer kişilerin kusurundan doğan sorumluluğun idareye yüklenmesinin mümkün
olmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca kusuru bulunan diğer kişiler aleyhine
başvurucuların murisi tarafından tazminat davası açıldığının altı çizilmiştir.
Diğer taraftan taşınmazın maliyet değerinin saptanmasına yönelik unsurlar
dışında hususlara yer verilmesi ve yıpranma payının dikkate alınmaması
suretiyle taşınmazın piyasa değerinin hesaplandığı belirtilerek ulaşılan maddi
değerin gerçek zararın tespitine esas alınamayacağı ifade edilmiştir.
13. Mahkeme 5/11/2012 tarihli kararıyla Danıştay Altıncı
Dairesinin bozma ilamına uymuştur. Mahkeme öncelikle taşınmazın değerine
ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Kullanılan malzeme, genişlik,
nitelik ve yıpranma payı dikkate alınarak hazırlanan rapor uyarınca bağımsız
bölümün maddi değerinin 51.092,00 TL olduğu ifade edilmiştir. Diğer taraftan
kusur oranı ve kusurdan doğan sorumluluk bağlamında Danıştay Altıncı Dairesinin
bozma kararındaki hukuki değerlendirmeyi benimseyen mahkeme belediyenin
taşınmazın değerinin 1/8 oranında mali sorumluluğu bulunduğunu ifade ederek başvurucular
lehine 6.386,50 TL maddi tazminat ödenmesine fazlaya ilişkin istemlerin reddine
hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca reddedilen tazminat tutarını dikkate alarak
başvurucular aleyhine 11.139,08 TL tutarında vekalet ücretine hükmetmiştir.
14. Söz konusu hükümler temyiz ve karar düzeltme aşamalarından
geçerek kesinleşmiştir. Nihai kararın tebellüğ edilmesinin ardından süresi
içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
15. UYAP aracılığıyla yapılan inceleme neticesinde başvurucu
Fahriye Songül Bildik"in bireysel başvuruda
bulunduktan sonra 23/8/2019 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. Anayasa"nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi
eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu
hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelini
oluşturmaktadır. Özel hukuktan farklı olarak -somut bazı konuları düzenleyen
birkaç istisna dışında- idarenin idari nitelikteki işlem ve eylemlerinden doğan
zararlara ilişkin mali sorumluluğunu düzenleyen genel bir kanun hükmü yoktur.
İdarenin kamu hukuku alanından kaynaklanan mali sorumluluğunun çerçevesi ile
hüküm ve esasları, Anayasa"nın anılan hükmünden yola çıkılmak suretiyle
Danıştay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay içtihatlarına göre idarenin
mali sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk şeklinde ikiye
ayrılmakta; kusursuz sorumluluk da dayandığı sebebe göre tehlikeli faaliyetler,
mesleki risk, sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi biçiminde tasnif
edilmektedir. Kusur sorumluluğunda idarenin kusurlu bulunması (hizmet kusuru)
sorumluluğun temel şartı iken kusursuz sorumluluk hâllerinde idarenin kusuru
bulunmasa dahi mali sorumluluğu söz konusu olabilmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§28, 29, 30).
17. 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri
ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun
Hükmünde Kararname "nin 14. maddesinin (1) numaralı
fıkrası şöyledir:
"Tahkim usulüne tabi
olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili
sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri,
hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu
davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve
takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar
üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucu Fahriye
Songül Bildik Bakımından
19. Başvurucu Fahriye Songül Bildik"in,
başvuru tarihinden sonra 23/8/2019 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.
20. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 80.
maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Bölümler ya da Komisyonlarca
yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:
...
ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden
ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden
görülmemesi.
..."
21. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunduktan sonra ölmesi
nedeniyle başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin
kalmadığı anlaşılarak ölen başvurucu açısından başvurunun düşmesine karar
verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi
gerekir.
B. Diğer Başvurucular Bakımından
1. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucuların
İddiaları
23. Başvurucular, yargılamaların makul sürede tamamlanmadığını
ileri sürmektedir.
b. Değerlendirme
24. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya
da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin
yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini
tartışmıştır.
25. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli
giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
26. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Mahkemeye Erişim Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucuların
İddiaları
28. Başvurucular, dava açıldığı dönemde ıslah imkanı
bulunmaması nedeniyle gerçek zararın tazminin sağlanması adına talebin yüksek
tutulduğunu, tazminat talebinin reddedilen kısmı üzerinden idare lehine yüksek
vekalet ücretine hükmedildiğini ve bu durumun dava açmayı anlamsız hale
getirdiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmektedir.
b. Değerlendirme
i. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
29. Başvurucuların, aleyhe hükmedilen avukatlık ücretinin
mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan
yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun
bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
30. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan
mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve
uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına
gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız
hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren
sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §
52).
31. İdari ve askerî idari yargıda görülen davalarda talep edilen
tazminat miktarlarının reddedilen kısmı üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin mahkemeye
erişim hakkını ihlal edebileceği Anayasa Mahkemesinin benzer olaylara ilişkin
birçok kararında ortaya konmuştur (İbrahim
Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014; Mehmet Tekin, B. No: 2013/7611, 20/5/2015; Nevriye Sağır ve Salim Sağır, B. No:
2014/6129, 20/5/2015).
32. Bu kararlarda idari ve askerî idari yargıda 15/11/2012
tarihinden önce ıslah imkânının bulunmadığı gözetilerek tarafların ileride hak
kaybına uğramamak için dava talep miktarlarını yüksek tutmalarından kaynaklı
olarak reddedilen kısım üzerinden aleyhlerine yüksek tutarlarda vekâlet
ücretine hükmedilmesinin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır (İbrahim Can Kişi, § 44; Mehmet Tekin, § 62; Nevriye Sağır ve Salim Sağır, § 29).
33. Somut olayda başvurucuların dava açtığı sırada ıslah
imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek
tuttuğu, talep edilen ancak yargılama sonucunda reddedilen maddi tazminat
tutarı üzerinden 11.139,08 TL avukatlık ücretini davalı idareye ödemek zorunda
kaldığı görülmüştür. Dolayısıyla somut olayda da Anayasa Mahkemesinin benzer
durumlarda verdiği yukarıda belirtilen (bkz. §§ 27,28) kararlarda belirlediği
ilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu
durumda başvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin ölçülü olmadığı ve
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
3. Diğer İhlal İddiaları
a. Başvurucuların
İddiaları
35. Başvurucular, mahkemenin hatalı yorumla hukuka aykırı karar
verdiğini, benzer davalarda idarenin kusurun tamamından sorumlu tutulmak
suretiyle tazminata hükmedildiğini belirterek anayasal haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
b. Değerlendirme
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Şikâyetlerin özü Mahkeme tarafından hatalı
bir yorumla karar verildiği iddialarına yönelik olduğundan şikâyetin yargılama
sonucuna yönelik olduğu ve bu kapsamda değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile
uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki
hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
38. Öte yandan farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması
tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir. Bu kapsamda
bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın
değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Türkan Bal [GK],
B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §§ 53, 54). Mahkemelerce hukuk kurallarının
yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya
da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş bir yasanın
yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamana ihtiyaç
duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi de tek başına
adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Mehmet Emin Yılmaz, B. No: 2014/3928,
15/12/2015,§ 58).
39. Somut olayda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı incelenerek
ilgili kısımları yukarıda belirtilen (bkz. § 13) gerekçe ile hüküm kurulmuştur.
Mevzuatın, somut olayın ve delillerin yorumlanması yukarıda anılan ilkeler
uyarınca uyuşmazlığı çözmekle görevli mahkemenin takdirinde olup bireysel
başvuruda değerlendirmeye konu edilemez.
40. Bu hâle göre başvurucular tarafından ileri sürülen iddialar,
delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup
kararda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının
kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir..
4. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
43. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin ortadan nasıl kaldırılacağı hususunda genel ilkeler
belirlenmiştir.
44. Başvurucular; ihlalin tespitini, maddi ve manevi tazminata
hükmedilmesini istemiştir.
45. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından
salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlar karşılığında net
10.200 TL manevi tazminatın hüküm fıkrasında belirtildiği şekilde ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen harç ve 2.475 TL vekâlet
ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara hüküm fıkrasında
belirtildiği şekilde ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucu Fahriye Songül Bildik açısından ileri sürülen ihlal
iddialarının incelenmesinin sürdürülmesini
haklı kılan bir neden kalmamış olması nedeniyle bu başvurucu
açısından başvurunun DÜŞMESİNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Bireysel veya murisler tarafından açılan davalarda hak sahibi
olma durumuna göre katlanılan külfet dikkate alınarak; başvurucu Ali Haydar
Karadağ"a 10.200 TL; başvurucular Emine Nalan Oğul, Kübra Baykan, Mehmet
Celalettin Baykan, Müjgan Baykan ve Zeynep Kaktın"a
MÜŞTEREKEN 10.200 TL; başvurucular Begüm Şayan Kaya, Bihter Ebru Yaşar, Burçin
Volkan Yıldırım ve Rukiye Yıldırım"a MÜŞTEREKEN 10.200 TL; başvurucular Asuman
Oğuz, Neriman Akgün, Fadime Esin İşbora, Nurten
Çelik, Zeliha Nejla Karaca ve Zübeyde Özyaşar Gürbüz"e MÜŞTEREKEN 10.200 TL manevi tazminat
ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç
bedelinin başvurucular Asuman Oğuz, Neriman Akgün, Fadime Esin İşbora, Nurten Çelik, Zeliha Nejla
Karaca ve Zübeyde Özyaşar Gürbüz"e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE;
diğer başvuruculara ise yatırdıkları 239,50 TL tutarındaki harç bedellerinin
AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
2. 2.475 TL vekâlet ücretinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN
ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.