
Esas No: 2015/2105
Karar No: 2015/2105
Karar Tarihi: 19/11/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
RAMAZAN BAYTEMİR BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/2105) |
|
Karar Tarihi: 19/11/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
Raportör |
: |
Hasan SARAÇ |
Başvurucu |
: |
Ramazan BAYTEMİR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi esaslara uygun şekilde yapılmayan tedavi
sebebiyle ölümün meydana gelmesi ve bu olay üzerine açılan tam yargı davasının
eksik inceleme sonucu reddedilmesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/1/2015 tarihinde Frankfurt Başkonsolosluğu vasıtasıyla
yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi
neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 2/11/2008 tarihinde yaşamını yitiren 1991 doğumlu A.B.nin babasıdır.
A. A.B.nin Tedavi
Süreci ve Ölümü
8. Başvurucunun kızı A.B. 28/8/1991 tarihinde ağır mental retardayonu (zekâ geriliği) hastası olarak
doğmuştur. Başvurucu, kızının öksürük, balgam ve ateş şikâyetleri olduğundan
bahisle 12/10/2008 günü saat 16.30"da hastaneye müracaat ettiğini
belirtmektedir. Ancak hastane kayıtlarına göre başvurucu saat 17.45 civarında
hastaneye müracaat etmiştir.
9. Bu andan itibaren başvurucunun iddiaları ile hastane
tarafından sunulan savunmalar farklılaşmaktadır.
10. Hastane tarafından tutulan 13/10/2008 tarihli formda şu
kayıtlar bulunmaktadır:
""Hasta aspirasyon pnomisi sepsis nedeniyle danışıldı. Doğuştan mental
retarda olan hastanın yakınından alınan bilgiye göre
2 gün önce cumartesi günü öksürük, balgam şikayeti başlamış gece üşüme
titremeyle yüksek ateşi olmuş. Birkaç saat sonra nöbet geçirmeye başlamış. Arka
arkaya 7 keznöbet geçiren hasta ertesi gün acil
servise getirilmiş. Acilde 39,6 ateşi olan hastanın pugurisi?
olması nedeniyle son 2 gr başlamış. Hasta nöbetleri sırasında hafif bir kusma
olmuş. Hipotiroidi dışında başka bilinen hastalığı
yok. Sık sık ÜSYE ve pnömoni nedeniyle yılda 4-5 kez
antibiyotik kullanıyormuş. 20 yıldır epilepsi öyküsü var. En son 1.5 ay önce
nöbet geçirmiş. Hasta normal yaşantısında sıvı gıdalar yutarken boğazına
kaçırıyor.""
11. Bu kayıtlar ile diğer savunma belgelerine göre A.B.nin 11/10/2008 tarihinde nöbet geçirdiği sırada kusmaya
ve kusmuğunu yutmaya başladığı kabul edilmektedir.
12. Başvurucu ise böyle bir durum olmaksızın A.B.nin
yürüyerek hastaneye geldiğini, hastanenin kayıtlarında belirtildiği gibi bir
durumun olmadığını beyan etmiştir.
13. Bu şekilde hastanenin acil servisine müracaatından sonra
saat 17.45"te A.B.nin gözlem altına alınmasına karar
verilmiştir. Hastanın belirtilen şikâyetleri doğrultusunda aspirasyon pnömonisi, sık idrar yolu
enfeksiyonu geçirmesi ve idrar tetkikinin desteklemesi üzerine idrar yolu
enfeksiyonu şüphesiyle enfeksiyon hastalıkları ve göğüs hastalıkları
bölümlerine danışılarak tedaviye başlanmıştır.
14. A.B.nin saat 17.45"te gözlem
altına alınmasından sonra yukarıda beyan edilen işlemler sonrasında aynı gün
saat 23.00 sıralarında kusması sonrasında durumu kötüleşmeye başlamış
(tekrardan nöbet geçirme, hipertansiyon, taşikardi ve hipoksinin
gelişmesi vb.) ve hasta ARDS (yetişkin respiratuar distress sendromu/akut solunum sıkıntısı sendromu) kabul
edilerek hastanenin yoğun bakım ünitesine 13/10/2008 tarihinde yatırılmıştır.
15. A.B.yoğun bakım altındayken
2/11/2008 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
B. Gazi Üniversitesi
Rektörlüğü Aleyhine Açılan Tam Yargı Davası Süreci
16. Başvurucu, Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) olay
nedeniyle yaşamış olduğu manevi zararların tazmini için 29/11/2009 tarihinde
müracaat etmiştir.
17. Rektörlüğün ret kararı vermesi üzerine anılan kararın iptali
için başvurucu tarafından süresi içinde iptal ve 250.000 TL manevi zararın
ödenmesi için tam yargı davası açılmıştır.
18. Ankara 10. İdare Mahkemesi (Mahkeme) yargılama sırasında
Adli Tıp Kurulundan, sunulan sağlık hizmetlerinde idarenin kusurunun bulunup
bulunmadığı ve yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı
hususlarında rapor aldırmıştır. Adli Tıp Kurumunun 15/10/2010 tarihli raporunun
ilgili kısımları şöyledir:
""Hipotriodii ağır mental retardasyonu
olduğu, evde nöbet geçirmesi sonrası 12/10/2008"de getirildiği acil serviste
ateş, yüksek, taşikardik, takipneik
olup, idrar yolu enfeksiyonu, aspirasyon pnömonisi ön tanıları ile yoğun bakıma yatırıldığı, burada
takip ve tedavisi sonrası 2/11/2008 tarihinde ölduğu
ve tıbbi kayıtlarda 21 yaşında olduğu,belirtilen
Ramazan kızı [A.B.]
hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde [okunamadı];
1-Ramazan Aytemir"in
ifadesinde: "Kızım 12 Ekim 2008 tarihinde şikayetleri sebebiyle yattığı
hastanede annesinin refakatında bulunmasına izin
verilmemiş, bu arada geçirdiği epilepsi nöbeti esnasında kusmuş, bunun aspire etmiş neticede A[dult] R[espiratory] D[istress] S[yndrome] [ARDS] septik
şoka girerek vefat etmiştir. Hadise kusurlu bakım ve tedavi sürecinin
neticesinde meydana gelmiştir." dediği,
2-Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk
Müşavirliğinin yazısında; A.B.nin tedavisi ile ilgili
olarak inceleme yapmak üzere Tıp Fakültesi Dekanlığınca inceleme komisyonu
oluşturulmuştur. 26/10/2009 tarihli ilk raporda [A.B].nin Acil Tıp"ta gözlem
altındayken geçirdiği nöbet sonucu aspire edip pnömoni olmuş olması, buna bağlı ARDS ve septik şok
geliştirmesi kayıtlara göre olası görünmediği, hastanın tıbbi tahlil, dosya
notları, epikriz ve raporlarının incelenmesinden üniversitemiz Acil Tıp
Anabilim Dalına ilk başvurusu sırasında bir aspirasyon
pnömonisi tablosu bulunduğu ve aynı zamanda idrar
yolu enfeksiyonu da olmakla birlikte, dosya ve epikirizlerde
evde Acil Tıp Öncesi aspirasyon öyküsü bulunduğu yani
sürecin hastaneye başvurusundan önce başlamış olduğı
ifade edilmiştir. Raporda devamla, dosyada bulunan bilgilerden yola çıkılarak
hastanın çocukluktan beri sık sık aspirasyon pnömonisi gerçirdiği ve hastaneye
son başvuru öncesi sık nöbet geçirerek aspire
ettiğinin kaydedildiğinin izlendiği, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine
yattığı 13/10/2008 tarihinden vefat tarihi olan 2/11/2008 tarihine kadar İç
hastalıkları Yoğun bakım ünitesi dosyasının epkiriz,
gözlem notları ve hasta izlem formlarının incelenmesiyle hastanın antibiyotik, antikonvülsiyon ve mekanik vertilasyon
dahil tüm tedavilerinin aksatılmadan sürdürüldüğü, yine 5/7/2010 tarihli
inceleme komisyonu tarafından düzenlenen 2. raporda da bu durumun teyit aldığı
belirtilmiştir denildiği,
3-Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gazi
Hastanesi tarafından kişi hakkında düzenlenmiş tıbbi belgelerde, 12/10/2008"de
saat 17.45"de acile başvurusunda; 2 yaşından beri geçirmekte olduğu febril nöbetler sonrası epilepsisi olan ve hipotiroidiye bağlı ağır mental retardasyonu bulunan yılda 4-5 kez idrar yolu enfeksiyonu
atağı geçiren, destekle işlerini görüp konuşamayan hastanın 11/10/2008"de gece
ateşinin çıkmasını takiben 2 dakika süren J[eneralize]T[onik] K[lonik] tarzı nöbeti
olduğu, nöbet sabaha kadar 3 kez tekrarladığı, nöbet geçirdiği sırada
kusmasıyla beraber aspire ettiği, bu şikâyetlerle
aynı gün gecesi acile başvurduğu, 12/10/2008"te pH:7,43,pCO2:30.4,pO2 50,7
HCO3:21 olup İYE+aspirasyon pnömonisi
tanısı ile duosid 4x1 IV, Klacid
2x500 mg IV başlandığı, acilde1-2 kez daha JTK tarzı nöbet geçirince fenitoin yüklemesi yapıldığı, takipte hipoksi
vetakipne olunca entübe
edildiği, hipotansiyona taşikardi de eklenince sepsis
ön tanısı ile yoğun bakıma alındığı, N:121/dak, TA:110/90, SS:31/dak, ateş:37,5, her iki akciğer orta alt zonlardan itibaren belirgin raller
+ olup levotiron ve depakin
kullandığı, 12.9.2008"de ateş 39.6, 13.9/2008"de 38.5 olup, lokosit
beyaz küreler, 12.9.2008"de 15.700, TİT de ise 10-15 lökosit olduğu,
14.10.2008"de N:129/dak, SS:34/dak, GKS:7, ağrıyı
lokalize ediyor, pH:7,27, pCO2:31.6, HCO3:15.2, pO2:96, tazocin
başlandığı, 16.10.2008"de TA:90/80, N:127/dak, ateş 38,8, SS:29/dak, pH:7.33, PCO2 32.2, pO2:87, HCO3:16.7, lokosit 19.800, albümin :2.7, takiplerde solunum IMV
desteğinde olup takiplerinde değişiklik olmadığı, juguler,kateter,
femoralven katater, arterial kateter takılı olduğu,
21.10.2008"de ateş 37,7, 24.10.2008"de ateş 39.2, 27.10.2008"dde ateş 39 derece
olduğu
Epikriz notunda, acil servise yeniden JKT
geçiren hastaya fenitoin yüklemesi yapılmış, tekrar nöbet
olmamış ancak takibinden takipnesi ve hipoksisi gelişen hasta elektif
olarak entübe edilmiş, hipotansif
ve taşikardi gelişen hasta İYE +aspirasyon pnömonisi+ septik şok ön tanılarıyla iç hastalıkları yoğun
bakıma devralındığı, genel durumu kötü, bilinç açık, koopere
oryente, ateş 36, nabız 76/dak,
ss:33/dk, TA130/80mm Hg , her 2 hemitoraks
solunuma eşit katılıyor, bilateral ral +RONKÜS+ olup parenteral
beslendiği, hastanın almakta olduğu Dopamin infüzyon 8 mcgr/kg/dak"a düşürüldüğü, hastaya bugün de toplamda 4 kez picca kateteri ile ölçüm
yapıldığı, takibinde ateşi subfebril devam eden
hastaya antibiyotik değişikliği yeni yapıldığı için yeni değişim düşünülmediği,
picco katerer ölçüm sonunda
preload düşük saptandığı, 2500cc SF puşesi yapıldığı, picco kateter ile toplamda 5 ölçüm yapıldığı, akciğerde yüklenme
bulgusu saptanınca Lasix infüzyonu
yapıldığı, aspirasyon pnömonisi
nedeniyle almakta olduğu tedaviye klacid 2x500 mg
eklendiği, takibinde CVP 8-12 mmHg, santralven oksijen saturasyonu 70
in üzerinde tutulmaya çalışıldığı, Dopamin adrenalin ingüzyonu başlandığı, ARDS başlanması nedeniyle düşük tidal volume, yüksek PEEP
uygulandığı, takipte adrenalin infüzyonu kesildiği, picco monitörizasyona geçildiği,
17/10.2008"de vasopresinler kesildiği, actinobakter pnömonisi gelişince kalitsin tedaviye yanıt alınamayınca tigoksiklin
başlandığı, asidox nedeniyle hemofiltrasyon
uygulandığı, ancak 2/11/2008"de eksitus olduğu,
Epikrizinde "hastanın şokunun giderek
kötüleşmesi ve ARDS"sinin derinleşmesi üzerine hasta prone pozisyonunda takip edildi.. Takibinde saturasyonu düzelen hastanın bradikardisi
ve asidozu gelişmesi üzerine yeniden supin pozisyonuna alındı. Hastaya sol femoral
kateter takıldı. CVVHDF başlandı. Takibinde asidotu geriledi. İnsülin infüzyonu
almamasına rağmen hipoglisimileri olan hastada ciddi
adrenal yetmezlik düşünülerek almakta olduğu prednol
dozu 3x25mg"ye çıkarıldı, Hastaya 10 KS verildi. Hastadan ETA gönderildi. Gram
(-) basil tespit edilmesi üzerine pseudomonas? ile
aldığı tedaviyeMeropenem ve targocid
eklendi.denildiği
4- Acil Anabilim Dalı
Başhekimliğinin21/8/2009 tarihli yazısında ;12/10/2008"de hastaya 4 adet
akciğer grafisi çekildi.[G]rafilerin yoğun bakıma devredildiği belirtildiği,
5-Aynı Hastanenin İç Hastalıkları Yoğun
Bakımda Yard. Doç. Dr. [M.T.] yazısında; yatan hastalara genelde 1 kez radyolojik grafi çekildiği, taburcu edilen veya ölen hastaların
tomografi, MR gibi özel tetkikler yakınlarına verildiği, düz grafileri talep edilmezse saklamaları mümkün olmadığından
elde tutulmadığı belirtildiği kayıtlıdır.
SONUÇ:Hipotriodi, ağır mental retardasyonu
olduğu, evde nöbet geçirmesi sonrası 12/10/2008"de getirildiği acil serviste
ateşi yüksek, taşikardik, takipneik
olup, idrar yolu enfeksiyonu, aspirasyon pnömisi ön tanıları ile yoğun bakıma yatırıldığı, burada
takip ve tedavi sonrası 2/11/2008 tarihinde öldüğü ve tıbbi kayıtlarında 21
yaşına olduğu belirtilen Ramazan kızı. A.B. hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi
belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde;
1- Her ne kadar otopsi yapılarak iç organ
değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte tıbbi belgelere göre hipotiroidi, mental retardasyonu bulunan kişinin ölümünün febril
konvülziyon sonrası gelişen aspirasyon
pnömonisi ARDS sepsis ve
gelişen komplikasyonlardan ileri geldiği,
2- Her ne kadar dosyada
hastaya ait çekilen grafiler mevcut olmamakla
birlikte hastanın 12/10/2008 tarihli acil servise başvurusunda tutulan tıbbi
kayıtlar, laboratuar tetkik sonuçları birlikte değerlendirildiğinde
hastanın şikayetleri üzerine yatırılması, istenen konsültasyonlar, ayrıca konvülziyon geçirmesi üzerine yapılan müdahale ile yoğun
bakımdaki takip ve tedavilerinin de tıp kurallarına uygun olduğu oybirliğiyle
mütalaa olunur.""
19. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporu
doğrultusunda başvurucunun kızının ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan
kaynaklanmadığı, ölüm olayının bir komplikasyon olduğu, hastanın takip ve
tedavisindeki uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğunun anlaşıldığı, sonuç
olarak manevi tazminat ödenmesine hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle
davanın reddine 17/10/2011 tarihinde karar vermiştir.
20. Mahkemenin kararına karşı yapılan temyiz başvurusunda
Danıştay Onbeşinci Dairesinin 25/2/2014 tarihli ilamı
ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme başvurusu da aynı
Dairenin 30/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
21. Kesinleşen kararın başvurucu vekiline 30/12/2014 tarihinde
tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 27/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
C. İdari Yargıda Açılan Diğer Davalar
22. Başvurucu, Gazi Üniversitesi (Ünirversite)
aleyhine açılan tam yargı davasından başka olayda kusurları olduğunu
değerlendirdiği öğretim görevlileri ve acil serviste görev yapan doktorlar
hakkında ceza soruşturması yapılmak üzere bireysel başvuru yapılmadan önce ve
sonra çeşitli tarihlerde muhtelif idarelere müracaatlarda bulunmuş, akabinde bu
başvurularla bağlantılı olarak çeşitli davalar açmıştır.
23. UYAP ortamında yapılan incelemelerden tespit edilebildiği
kadarıyla taleplerin ve davaların konuları şu şekildedir:
24. Başvurucu 29/9/2009 tarihli dilekçe ile davalı idareye
başvurarak vefat olayının ilgilinin tedavisinde görevli hekimlerin kusuru
sonucu oluştuğunu belirterek söz konusu sorumlular hakkında ceza soruşturması
yapılmak suretiyle kamu davası açılmasını talep etmiştir. Rektörlük, hastanın
üniversiteye başvurmasından vefatına kadar geçen süre içinde hatalı bir
tedavinin yapılmadığı ve tıbbi bakımdan bir ihmal bulunmadığı gerekçeleri ile
soruşturma izni vermemiştir. Başvurucu anılan kararın iptali için Ankara 6.
İdare Mahkemesine dava açmıştır.
25. Ankara 6. İdare Mahkemesi; Rektörlüğün soruşturma
açılmamasına dair işlemini, gerek ilk gözlem notunda gerekse hastaya ilk
müdahaleyi yapan nöroloji konsültanı notlarında
hastanın aspirasyon pnömonisi
şikâyeti ile acil servise girişinin yapıldığı noktasında herhangi bir bilginin
bulunmaması ve müteveffayı hastaneye getiren annesi Z.B.nin
iddialarına rağmen ifadesine başvurulmaması, ayrıca E.U. isimli başka bir
hastanın refakatçisi olan tanığın dinlenilmemesi, özetle herhangi bir araştırma
yapılmaksızın söz konusu konsültasyon notundaki bilgilerin doğru kabul edilip
veri alınması sonucu hazırlanan raporun eksik incelemeyle hazırlandığı
gerekçeleriyle 11/1/2011 tarihinde iptal etmiştir.
26. Başvurucu bu kararın zamanında ve usulüne uygun olarak
uygulanmadığı gerekçesi ile Ankara 11. İdare Mahkemesinde 75.000 TL ödenmesini
talep eden manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme kusuru olanların tespiti ve
diğer işlemler açısından yapılan ve eksik olması nedeniyle mahkeme kararı ile
iptal edilen işlem üzerine davalı idarece kanunen öngörülen süre (30 gün)
içinde kararın yerine getirilmesi için işlemlerin başlatılmasına rağmen sürecin
uzun vadeye yayıldığı, gereken titizlik ve özveri gösterilmeyerek soruşturmanın
uzamasına sebep olunduğu ve mahkeme kararının şeklen uygulandığı sonucuna
vararak başvurucuya 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
27. Başvurucu, bundan başka kızının ölümü hakkında Üniversite
tarafından oluşturulan heyet üyeleri hakkında görevlerini kötüye kullandıkları
iddiasıyla ceza soruşturması açılması isteminde bulunmuştur. Başvurucu,
Rektörlüğün zımni ret kararı üzerine Ankara 16. İdare Mahkemesinde başka bir
dava daha açmıştır. Mahkeme de söz konusu öğretim üyelerinin görevleri
nedeniyle ileri sürülen iddiaların incelenmesi amacıyla ilk soruşturma yapmak
üzere uygun sayıda soruşturmacı atanması gerekirken bu yola başvurulmadığı, böylece
4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu"nda belirtilen usule
riayet edilmediği gerekçesi ile zımni ret kararının iptaline 30/5/2012
tarihinde karar vermiştir.
28. Başvurucu bu kararın da yerine getirilmemesi nedeniyle
Rektörlük aleyhine 100.000 TL"nin ödenmesi talebini içeren bir tazminat davası
daha açmıştır. Ankara 17. İdare Mahkemesi, Ankara 16. İdare Mahkemesinin
kararında belirtildiği üzere olayı tüm yönleriyle araştıran işlemlerin
yapılmaması nedeniyle verilen iptal kararına rağmen kararın uygulanmadığı
gerekçesiyle 31/3/2015 tarihinde başvurucu lehine 15.000 TL tazminata
hükmetmiştir.
29. Başvurucu Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden müracaat
ederek tazminat ödenmesine dair bu kararının da uygulanmaması nedeniyle kararı
uygulamayan Tıp Fakültesi Dekanı S.T. ile gerçeğe aykırı rapor yazdığını iddia
ettiği öğretim görevlileri N.K., G.G., B.N. hakkında da soruşturma açılmasını
istemiştir. Rektörlük tarafından oluşturulan kurulun yapmış olduğu soruşturma
sonucunda men-i muhakeme kararı verilmiştir.
30. Başvurucu bu kararın kaldırılması istemiyle Danıştay Birinci
Dairesine başvuruda bulunmuştur. Bu Daire, soruşturmada çok sayıda eksiklikler
bulunması, başvurucunun iddialarının karşılanmaması, haklarında soruşturma
yürütülen kişilerin suçlarının net olarak tanımlanmaması ve benzeri
gerekçelerle men-i muhakeme kararının bozulmasına, ayrıca yargı kararını
uygulamayan Rektör ile Dekan hakkında da Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca
ayrıca ceza soruşturması yapılması için karar alınmasına 26/2/2014 tarihinde
karar verilmiştir.
31. Bu karar üzerine Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca yapılan
soruşturmada da 30/5/2016 tarihinde men-i muhakeme kararı verilmiştir.
Başvurucu bu kararın da kaldırılması için Danıştay Birinci Dairesine müracaat
etmiştir. Daire 14/12/2016 tarihinde verdiği kararında, İdare Mahkemesinin
kararında açıkça belirtilmesine rağmen bilirkişi raporunun alınmadığını, bunun
yerine Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 15/9/2010 tarihli raporuyla
yetinildiğini kabul etmiştir. Daireye göre;
i. A.B.nin hastalığının teşhis, takip
ve tedavisinde gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği,
ii. Acil serviste hastaya öldürücü dozda dekapin ve epanutin
ilaçlarının verilip verilmediği, verilmiş ise uygulanan doz ve ilaçların
muhteviyatı itibarıyla hastada kanama durumuna yol açılıp açılmadığı,
iii. Hastadaki ARDS hâlinin söz konusu ilaçların uygulanmasından
ve hastanın mevcut sağlık durumundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarını
açıklığa kavuşturan bir rapor mevcut değildir.
32. Ayrıca başvurucunun raporun yanlı hazırlandığı iddiası
karşısında Daire, şüphelilerin görev yaptığı Üniversite dışında başka bir
üniversitede görevli ve bu üniversite rektörlüğünce atanacak, konunun uzmanı en
az üç öğretim üyesinden oluşan bilirkişi heyetinden hastayla ilgili raporların
bilimsel gerçekliğe uygun olup olmadığı, objektif kriterlerde hazırlanıp
hazırlanmadığı hususlarını açıklayan ikinci bir bilirkişi raporu temin edilmesi
gerektiği hâlde alınmadığını kabul etmiştir. Daire, bunların yanında hastanın
akciğer grafileriyle ilgili kayıtların incelenerek bu
grafilerin ne şekilde kaybedildiği, kaybolmasında
kimlerin sorumluluğu olduğu ve bu hususun bir soruşturma konusu yapılıp
yapılmadığı hususlarının da aydınlatılmasının zorunlu olduğu anlaşılmasına
rağmen bu hususların yerine getirilmediğine hükmederek Yükseköğretim Kurulu
Başkanlığının 21/3/2016 tarihli men-i muhakeme kararını kaldırmıştır.
33. Başvurucu, Rektörlüğe 8/8/2016 tarihinde yeni bir dilekçe
vererek kızının ölümünde kusurları bulunduğunu iddia ettiği acil servis
doktorları F.B., G.A., Ş.M. hakkında da ceza soruşturması açılmasını
istemiştir.
34. Rektörlük bu iddialar hakkında kurul oluşturmuş ve 25/4/2017
tarihinde men-i muhakeme kararı vermiştir. Başvurucu bu karar hakkında da
Danıştay Birinci Dairesine müracaatta bulunmuştur.
35. Danıştay Birinci Dairesi 4/7/207 tarihli kararında, yukarıda
belirtilen aynı Dairenin 2016/1249 sayılı dosyasında yer alan şüphelilerle acil
servis doktorlarının eylemlerinin iştirak hâlinde olması nedeniyle suçların
soruşturmasının birlikte yürütülmesine bu nedenle Rektörlük Yetkili Kurulunun
25/4/2017 tarihli men-i muhakeme kararının kaldırılmasına hükmetmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
36. İlgili hukuk için bkz.
Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, (B. No: 2013/4086, 20/4/2016, §§
44-51) başvurusu hakkında verilen karar.
37. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan "Yataklı Tedavi Kurumları Tıbbî Kayıt ve Arşiv
Hizmetleri Yönergesi"nin
1., 4. ve 15. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:
“Madde
1 - Bu Yönergenin amacı, yataklı tedavi kurumlarına muayene, teşhis ve tedavi
amacıyla gelen hastalara, yaralılara, acil ve adlî vak"alara
ait kayıtların, düzenlenen ve kullanılan dokümanların toplanmasına ve bu
dokümanların hastaların daha sonraki başvurularında veya araştırmacılar veyahut
adlî makamlarca her istenildiğinde derhal hazır bulundurulması için merkezi
tıbbî kayıt ve arşiv sistemi içinde tasnif ve muhafaza edilmesine ilişkin usûl ve esasları belirlemektir.
Madde 4 - Bu Yönerge"de
geçen; a) Hasta dosyası : Yataklı tedavi kurumlarına müracaat eden hastaların,muayene, teşhis ve tedavi evrakının muhafaza
edildiği; A4 kağıdı boyutlarında, kenarlarında (EK-1) ve (EK-2)"de düzenlenen
forma uygun renkli şeritler bulunan kartondan imal edilmiş ve iki kapaktan
oluşan telli saklama aracını;
...
ifade eder.
Madde 15 - Adli vak"alara
ilişkin tüm tahlil, tetkik sonuçları ile her türlü kayıt,
dökümanlar ve hasta dosyalarının en az yirmi yıl süreyle yataklı tedavi kurumunun
arşivinde muhafazası zorunludur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
38. Mahkemenin 19/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
39. Başvurucu; kızının ölümünün personelin ihmali sonucu gerçekleştiğini
ancak sağlık kuruluşlarına ilk başvurularında çekilen akciğer grafilerinin ve diğer tıbbi dokümanların imha edilmesi ile
yargılama sürecinde eksik rapora dayanılması nedeniyle Anayasa"nın 17., 36. ve
56. maddelerinde güvence altına alınan yaşam, adil yargılanma ve sağlıklı bir
çevrede yaşam haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu bireysel
başvuru yaptıktan sonra vermiş olduğu çok sayıda dilekçesinde de olay tarihinde
hastanede ortaya çıkan mikrop nedeniyle kızının ölümünde sorumlulukları bulunan
kişiler hakkında soruşturma izni verilmediğinden de şikâyetçi olmuştur.
B. Değerlendirme
40. Anayasa"nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak
17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama,.....hakkına
sahiptir."
41. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin
temel amaç ve görevleri, ...kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
1. İncelemenin Kapsamının
Belirlenmesi Yönünden
42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak
incelendiğinde başvurucu temel olarak kızı A.B.nin
yaşamının korunması için gerekli önlemlerin alınmamasından ve idari yargıda
açtığı tam yargı davasının yaşam hakkı kapsamında yeterli bir inceleme
yapılmaksızın reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Bu nedenle başvurucunun tüm
iddialarının Anayasa"nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı
kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
43. Başvurucunun iddialarının bu şekilde yaşam hakkı
çerçevesinde inceleneceği belirlendikten sonra anılan iddiaların yaşam hakkının
hangi boyutu ile inceleneceğinin de ayrıca tespit edilmesi gerekmektedir. Zira
somut olayda başvurucu, kızının ölümü ile sonuçlanan olay nedeniyle açtığı tam
yargı davasının yeterli bir araştırma yapılmadan reddedildiği iddiasının yanı
sıra kızına uygulanan tıbbi tedavinin de bu ilmin gereklerine aykırı olarak
uygulandığını, verilen ilaçların kızının ölümünde etkisi olduğunu, ilk müdahelenin tecrübesiz personelce geç yapıldığını
belirterek kızının yaşamının korunamadığı iddiasını ileri sürmüştür.
44. Başvuru konusu olayda yaşam hakkının usul boyutu yönünden
yapılan incelemede ayrıntılı bir şekilde ortaya konduğu üzere başvurucunun
kızının yaşamının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı,
yetkili makamların bu kişinin yaşamını korumak için kendilerinden makul olarak
beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadığı açık değildir. Bundan başka yukarıda
özetlenen dava dosyalarının, ileri sürülen iddiaların değerlendirilmesine
olanak verecek şekilde yeterli bilgileri içermediği ve meselenin de tıp kurallarına
ilişkin karmaşık ve teknik hususlara ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.
45. Açıklanan gerekçelerle A.B.nin
yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığı, yanlış tedavi
uygulandığı veya bireysel başvuru yapıldıktan sonra ileri sürülen ve fakat
bireysel başvuru konusu davanın esasına ilişkin olmayan diğer iddiaların
Anayasa Mahkemesi tarafından bu aşamada incelenmesinin mümkün olmadığı
değerlendirilmiştir. Bu gerekçelerle başvurucunun iddiaları sadece yaşam
hakkının usule ilişkin yükümlülüğü çerçevesinde incelenecektir.
2. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
46. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden
kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı
nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No. 2013/841,
23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda ölen A.B., başvurucunun kızıdır. Bu
nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
48. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddi
ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda
olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının veya
bireylerin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tüm
yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan
bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 94).
49. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün
yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip
gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §
55).
50. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline
kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir
yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda
mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta
disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59). Bu
ilke, kural olarak tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm
olayları ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir (Nail Artuç, B.
No: 2013/2839, 3/4/2014,§ 37).
51. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzere yürütülen
ceza soruşturmaları ile mağdurların kendi inisiyatifleri ile hukuk veya idare
mahkemesinde açtığı dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli
olmayıp bu yolların uygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın
ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir
hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona
ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme, bunun için uygun bir giderim
sunabilmesi hâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §
39).
52. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı
kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu
ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da
makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece
mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın
17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp
yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından
değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek
hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer
yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine
engel olacaktır (Cemil Danışman,
B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz
Aka, § 33).
53. Yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu tazminat
ve tam yargı davalarında derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin
gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmakla birlikte söz
konusu özen yükümlülüğünün yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar
lehine bir sonuca varılmasını garanti altına aldığı anlamına gelmediğini ayrıca
belirtmek gerekir. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki görevi, derece
mahkemelerinin belirli bir sonuca varırken Anayasa"nın 17. maddesinin gerektirdiği
dikkatli incelemeyi yapıp yapmadığını ya da ne ölçüde yaptığını yaşam hakkının
usul boyutu yönünden incelemektir (Aysun
Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 73).
b. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
54. Başvurucu, idari yargıda açtıkları tam yargı davasının
yeterli bir inceleme yapılmaksızın reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Bu
sebeple bireysel başvuru incelemesi, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
Acil Servisinde ve sonrasında uygulanan işlemlere yönelik başvurucu tarafından
ileri sürülen iddiaların Mahkemede etkili bir şekilde araştırılıp
araştırılmadığı ile sınırlı olacaktır.
55. Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek ve
hukuk kurallarını yorumlamak kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla
birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece
mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme
yapıp yapmadığının ya da ne ölçüde yaptığının Anayasa Mahkemesi tarafından
değerlendirilmesi gerekmektedir (Aysun
Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 75). Bu husus dikkate alındığında
Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının Anayasa’nın 17. maddesinin
gerektirdiği özende bir inceleme içerip içermediğinin Anayasa Mahkemesince
incelenmesi gerekir. Böyle bir inceleme, Anayasa ile Anayasa Mahkemesine
verilen temel haklardan birinin ihlal edilip edilmediğini inceleme görevinin
yerine getirilmesi bakımından gereklidir.
56. Bu bağlamda genel olarak Mahkemede görülen tam yargı davası
sürecine bakıldığında başvurucunun yukarıda özetlenen iddiaları ile Gazi
Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine tam yargı davası açtığı, kızı A.B.ye uygulanan
tedavilerde hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti hususunda Mahkemece
Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca
hazırlanan bilirkişi raporunda A.B.nin ölümünde
idarenin ihmal ve kusurunun bulunmadığı, uygulanan tedavinin tıp kurallarına
uygun olduğu noktasında görüş bildirildiği, davanın bu bilirkişi raporuna
dayanılarak reddedildiği, başvurucuların temyiz ve karar düzeltme taleplerinin
reddedilmesi ile anılan kararın kesinleştiği görülmektedir.
57. Bu durumda öncelikle A.B.nin
hastaneye yürüyerek ve ayakta geldiği, şikâyetlerinin ise sadece ateş, öksürük,
balgama ilişkin olduğu, bu serviste verilen iki ilacın ise aynı gece kusmaya
sebebiyet verdiği, ehil olmayan personelin geç müdahalesi sonrasında kusmuğunu
yutmasına bağlı olarak ARDS septik şok geliştiği iddiası ile olayın maddi
delilerinin kaybedildiği iddialarının Mahkeme tarafından nasıl tartışıldığının
incelenmesi gerekmektedir. Başvurucunun bu iddialarının idari yargıda görülen
uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur olmadığını söylemek mümkün değildir.
Bu sebeple başvurucunun ayrı ve açık yanıt verilmesini gerektiren söz konusu
iddialarının derece mahkemesi kararlarında etkili bir şekilde karşılanması
gerekir. Aksi bir tutum, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmesine neden
olabilecektir.
58. Buna ilaveten başvurucun baştan itibaren ısrarlı bir şekilde
iddia ettiği gibi verilen ilaçların ölen kişi üzerinde ne gibi etkiler
doğurduğu, ilaçların muhtemel yan etkilerinin doğuştan mental
rahatsızlığı olduğu bilinen hasta üzerindeki etkisi, yeterli ve ehil olmayan
tıbbi personel tarafından yapıldığı iddia edilen müdahalenin gece gelişen kusma
olayına neden olup olmadığı, söz konusu olayda bir ihmalin bulunup bulunmadığı,
bu süreçte herhangi bir gecikmenin yaşanıp yaşanmadığı hususlarında derece
mahkemelerince ne tür araştırmalar yapıldığının ve başvurucunun açtığı tam
yargı davasının hangi gerekçelerle reddedildiğinin de incelenmesi gerekir.
59. Mahkeme, A.B.nin ölümünde idarenin
ihmal ve kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu 1.
İhtisas Kurulu raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir. Hükme esas
alınan Adli Tıp Kurumu raporunda A.B.nin hastaneye
müracaat ettiği 12/10/2008 tarihinden vefat ettiği 2/11/2008 tarihine kadar
hastanede A.B.nin gördüğü tedavilere ilişkin hastane
kayıtlarına yer verilerek sonuç olarak hipotriodi, ağır mental retardasyonu olan hastaya uygulanan müdahale ile
yoğun bakımdaki takip ve tedavilerinin tıp kurallarına uygun olduğu şeklinde
görüş bildirilmiştir.
60. Derece mahkemesi kararında, başvurucunun dava açarken ileri
sürmüş olduğu hususlara ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu raporuna atıftan başka
herhangi bir değerlendirme yapılmamış; sadece "davacının kızının ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan
kaynaklanmadığı, ölüm olayının bir komplikasyon olduğu, hastanın takip ve
tedavisinde yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu""
şeklinde bir gerekçeye yer verilmiştir.
61. Başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden
hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmenin
Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığının bu aşamada önemle vurgulanması
gerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu,
B. No: 2014/15355, 21/2/2018).
62. Adli Tıp Kurumu raporu ve mahkeme kararının bu tespitler
sonrasında başvurucunun ileri sürdüğü hususlara ilişkin olarak yeterli bir
açıklama getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
63. İlk olarak başvurucunun kızı A.B.nin
hastaneye getirildiği ilk aşamada nöbet sonrasında kusmalarının başladığı ve
kustuklarını ise yuttuğunun hastaneye getirilir getirilmez tespit edildiği
belirtilmelidir. Yukarıda (bkz. §§ 10-18) ayrıntıları sunulduğu üzere A.B.nin 11/10/2008 günü gecesinde ateşinin çıkmasını
müteakip iki dakika süren JTK (jeneralize tonik klonik) tarzı nöbeti olduğu, nöbetin sabaha kadar üç kez
tekrarladığı, A.B.nin nöbet geçirdiği sırada
kusmasıyla beraber aspire ettiği, bu şikâyetlerle
aynı günün gecesihastanenin acil
servisine başvurduğu, kendisine tanı konularak gerekli ilaç tedavisine
başlandığı net olarak hasta dosyası ile rapordan anlaşılmaktadır.
64. Adli Tıp Kurumunun -başvurucunun iddialarının aksine- ölenin
hastaneye getirildiğinde kusmuğunu yutarak akciğerine zarar veren bir durum ile
karşı karşıya kaldığını gözeterek kusura ilişkin yeterli ve ilgili bir
değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır. Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen
ölüm sebebi ile başvurucunun iddialarının uyum gösterdiği
değerlendirilmektedir. Raporda nöbet sonrası mide içeriğinin soluk borusuna
kaçtığı ve akciğerlere zarar verdiği belirlenmiştir. Bu hâli ile raporun
başvurucunun iddiaları ile uyumlu olarak sebep-sonuç ilişkisi kurulabilen
bilgiler içerdiği, tüm belgeler söz konusu olmasa da tanı, tedavi ile hastanın
takip ve tedavi sürecinde kusur durumunu belirleyebildiği görülebilmektedir.
65. Başvurucunun iddialarında yer alan akciğer grafilerinin kaybolması ile ilgili olarak bu grafilerin gerekli tanı ve ilgili süreç bakımından
bilirkişi raporuna bir tesiri olmadığı, tek ve kritik önem arz eden bir delil
niteliği taşımadığı değerlendirilmektedir. Bilirkişi raporunda acil servise
başvurulduğunda ileri sürüldüğü gibi kusmanın akciğere kaçtığının
belirlendiğinin belirtildiği, dolayısıyla grafilere
gerek olmaksızın diğer belge ve bilgilerle ilgili ve yeterli sonuçlara
varıldığı düşünülmektedir.
66. Anayasa Mahkemesinin Yasin
Çıldır (B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57) ve Tevfik Gayretli (B. No: 2014/18266,
25/1/2018, § 32) kararlarında göstermiş olduğu yaklaşımı bu aşamada bir kez
daha hatırlatmak gerekir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarında hukuki sorumluluğu
ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul
derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerektiğini,
derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarak yürüttükleri
yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve
özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da
kendisi tarafından da değerlendirileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine
göre derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet,
yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak
ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel
olacaktır.
67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut
yargılamada Mahkemenin ve Adli Tıp Kurumunun davanın dayanağı olan iddia ve
olgulara yeterli cevap verdiği, açıklamalarda bulunduğu tespit edilerek
Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun
gereklerini yerine getirdikleri anlaşılmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi
gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
19/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.