Hukuk Genel Kurulu 2015/1101 E. , 2017/148 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Van İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.09.2013 gün 2012/240 E., 2013/409 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.01.2014 gün 2013/24469E. 2014/1306 K. sayılı kararı ile;
"…1-Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasanın Ek 12. maddesidir. Anılan maddede, “Bu Kanuna göre ilk defa sigortalı olanların sağlık yardımından yararlanmaları, en az sekiz ay, yeniden sigortalı olanların ise en az dört ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta prim borcu bulunmaması şartına bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir. 14.09.1992 tarihinden itibaren anılan Yasa kapsamında sigortalı bulunan davacının, 31.01.2000-10.05.2002 tarihleri arasını kapsayan 24 adet prim ödemesinin, yapılan denetim sonucu gerçeğe aykırı olarak, bilgisayar programı sayesinde ödenmiş gibi Kurum kayıtlarına işlendiğinin belirlenmesi nedeni ile, 20.11.2002-17.01.2005 tarihleri arasındaki tedavi bedellerinin borç kaydedildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, öncelikle davacıdan, Kurumun gerçek olmadığını iddia ettiği primlere yönelik ödeme makbuzlarının bulunup bulunmadığı sorulmalı, ibraz edilememesi halinde, yukarıda zikredilen yasal düzenleme karşısında, sağlık yardımlarından yararlanabilmek için prim borcunun bulunmaması gerekmekte olup, davacının sağlık yardımlarından yararlandığı 20.11.2002-17.01.2005 arasındaki dönemde pirim borcunun varlığı araştırılarak, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesinin 1. fıkrasının “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü çerçevesinde, davacının yaşlılık aylığı tahsisi yönünde talebinin bulunmaması karşısında, mahkemece, anılan yasal düzenlemelerin amir hükümlerine aykırı olarak, talep aşılarak karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Sosyal Güvenlik Kurumunun davacının ve ailesinin sağlık karnelerinin iptaline dair işleminin iptali, davacının özlük haklarının iadesi ile davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili; hayali prim yüklemesi yapıldığından bahisle müvekkilinin sağlık karnesinin iptali ile yaptığı tedavi giderlerinin ödenmesinin talep edildiğini, müvekkilinin yıllarca esnaflık yaparak tüm zorluklara rağmen prim borçlarını zamanında ödemeye gayret ettiğini, hayali prim yüklemesi yapılmasında müvekkilinin ihmali veya kastının söz konusu olmadığını, davalı Kuruma da herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek davalı kurumun müvekkilinin ve ailesinin sağlık karnelerinin iptaline ilişkin işleminin iptaline, davalı kuruma borçlu olmadığının tespitine, özlük haklarının müvekkiline geri verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) vekili; Kurumca yapılan teftişte, kurumda çalışan bazı personel tarafından maddi kazanç karşılığı, sigortalıların kayıtlarına hayali prim ödemesi yüklendiğinin ortaya çıktığını, davacının da hesabına yüklenen ödemelerle ilgili prim tahsilatı yapılmadığının tespit edildiğini, davacının prim borcu olmadığı hususunun gerçeklerden uzak olduğunu, sağlık sigortası yardımlarından yararlanabilmek için Sağlık Sigorta Prim borcunun bulunmaması gerektiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece; davacı sigortalının Bağ-Kur numarasına gerçekte ödenmediği halde hayali prim yüklendiği yönünde kanaat oluştuğu, hayali prim yüklenmesi eylemine davacı sigortalının katılıp katılmadığı maddi olarak saptanmamış ise de sonuç itibariyle bu eylemden davacı sigortalının yararlandığı, Kurum raporunun aksinin de kanıtlanamadığı ancak bu durum gerekçe gösterilerek sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının ortadan kaldırılmasının Sosyal Hukuk Devleti gereklerine uygun görülmediği, ayrıca davacı sigortalının 04.01.2010 tarihi itibariyle yaşlılık sigortasından yararlanma şartlarını yerine getirdiği gerekçesiyle Kurum işleminin iptaline, 04.01.2010 tarihinden itibaren yaşlılık sigortasına bağlı tüm haklarının verilmesine, prim borcu bulunmadığının tespitine, tedavi bedeli konusunda ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davalı ... vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece,davacının dava dilekçesinde özlük haklarının kendisine geri verilmesi talebinde de bulunduğu, davanın devamı sırasında Kurum tarafından davacıya yaşlılık aylığının tahsis edildiğinin belirtildiği, bu nedenle davacının özlük haklarının kendisine geri verilmesi talebinin bu kapsamda nitelendirildiği ve tespit hükmü kurulmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, hayali olarak yüklendiği belirtilen primler nedeniyle, prim borcu olan davacının davaya konu dönemde sağlık yardımlarından yararlanma hakkının olup olmadığı ve yaşlılık aylığı tahsisi yönünde hüküm kuran mahkemenin talep aşımında bulunup bulunmadığı, noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki, dava; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkindir, ancak 5510 sayılı Kanunun geçiş hükümlerini düzenleyen Geçici 7. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20"nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.” hükmü uyarınca ve kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının mülga 1479 sayılı Esnaf Ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu olduğu belirgindir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar (Bağ-Kur) Kanunu’nun Ek 11. maddesinde sağlık yardımlarından yararlanacak olanlar tek tek sayılmıştır. Ek 11. maddeye göre sağlık sigortası yardımından zorunlu sigortalı olanlar ile eş ve bakmakla yükümlü oldukları çocukları, ana ve babaları yararlanacaktır. 24.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 37. maddesi ile 1479 sayılı Kanunun Ek 11. maddesinde değişikliğe gidilerek Kanunun 24. maddesine göre sigortalı olanlardan sigortalılığı devam edenler ile eş ve bakmakla yükümlü oldukları çocukları, ana ve babalarının sağlık sigortası yardımlarından yararlanacağı belirtilmiştir.
1479 sayılı Kanunun 04.10.2000 gün ve 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 29. maddesi ile değişik 12. maddesinde ise sağlık sigortasından faydalanma şartları gösterilmiştir. Buna göre ilk defa veya yeniden sigortalı olanların sağlık yardımından yararlanmaları için en az sekiz ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta prim borçlarının bulunmaması gerekmektedir.
24.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 1479 sayılı Kanunun Ek 12. maddesinde değişikliğe gidilmiş, ilk defa sigortalı olanların sağlık yardımından yararlanmaları, en az sekiz ay, yeniden sigortalı olanların ise en az dört ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta prim borcunun ise bulunmaması şartına bağlanmıştır.
Diğer yandan, 1479 sayılı Kanunun Ek 18. maddesinde, sağlık sigortası yardımlarının şekil ve şartları, bu yardımlardan yararlanma ve bu amaçla kullanılacak sağlık karne ve/veya kartlarının verilmesi, geçerlilik süresi ve kullanımına ilişkin esas ve usuller, ilaç bedelinden katkı payı alınmayacak hastalıklar, tedavi süresince gerekli görülen ilaçlar, sürekli kullanılan ilaçların ilaç katkı payından muafiyetine ilişkin sağlık raporlarının taşra teşkilatınca onaylanması, diş hastalıkları tedavisi, gözlük, işitme cihazı, ortez, protez ve iyileştirme vasıtaları ve benzeri yardımların yapılması ile bunların cinsi, evsafı, miktarı, kullanma süresi ve Kurumca ödenecek bedel tespitine ilişkin esasların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Bu konuda düzenlenen yönetmelik ise Bağ-Kur Sağlık Sigortası Yardımları Yönetmeliğidir.
Bağ-Kur Sağlık Sigortası Yardımları Yönetmeliği’nin muayene ve tedavi hakkının başlangıcı ve faydalanma şartları başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasına göreilk defa sigortalı olanların sağlık sigortası yardımlarından yararlanabilmeleri için en az sekiz ay, yeniden sigortalı olanların ise en az dört ay sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta prim borcu ile gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır.
Görüldüğü üzere, Bağ-Kur sigortalısının sağlık yardımlarından yararlanabilmesi için sadece sigortalı olması yetmemektedir. Sigortalılığın yanında 1479 sayılı Kanunun Ek 12. maddede sayılan şartlarında birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlardan birisinin bile oluşmaması halinde sigortalı sağlık yardımından yararlanamayacaktır.
Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 26.maddesinin 1.fıkrasına göre "" hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir "" hükmünü içermektedir.
Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davacının işe giriş bildirgesini Kuruma vermesi üzerine14.09.1992 tarihi itibariyle başlayanvergi kaydına istinaden, 14.09.1992 tarihinden itibariyle kayıt ve tescilinin yapıldığı, Bağ-Kur kaydı nedeniyle ilk primin 20.08.2002 tarihinde rızaen tahsil edildiği, davacı 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalı iken 12.12.2006 tarih ve 3 sayılı müfettiş raporu ile Bağ-Kur numarasına bilgisayar programı sayesinde primler ödenmiş gibi Kurum kayıtlarına işlendiğinin ve bu şekilde hayali prim yüklemesi yapıldığının belirlendiği, 31.01.2000 – 10.05.2002 tarihleri arasında 24 adet hayali prim yüklemesi yapıldığı, davacının hayali prim yüklemesi nedeniyle ortaya çıkan 9.678,00 TL prim borcunu 28.08.2008 tarihinde Kuruma ödediği ancak Kurumca davacının sağlık sigortasından yararlandığı 20.11.2002 – 17.01.2005 tarihleri arasında prim borcu oluştuğundan yapılan sağlık giderlerinin yersiz olduğu belirtilmek suretiyle borç çıkartıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, sağlık yardımlarından yararlanabilmek için 1479 sayılı Kanunun Ek 12 ve ilgili yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca sağlık ve sigorta prim borcu bulunmaması şartı arandığından, 20.11.2002-17.01.2005 arasındaki dönemde davacının pirim borcu bulunup bulunmadığı hususu yöntemince araştırılarak, sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli araştırma yapılmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozulmasını gerekmiştir.
Öte yandan, hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Eldeki davada davacının yaşlılık aylığının tahsisine yönelik bir talebi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacının özlük haklarının geri verilmesine yönelik talebi aşılarak yaşlılık aylığı yönünden hüküm kurulması da hatalıdır.
Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.01.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.