
Esas No: 2021/4048
Karar No: 2022/1193
Karar Tarihi: 17.02.2022
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/4048 Esas 2022/1193 Karar Sayılı İlamı
Özet: (Bu özet Yapay Zeka tarafından yazılmıştır. Hukuki olarak geçerliliği yoktur.)
Sanığın taksirle öldürme suçundan hüküm giydiği dava, temyiz edilerek Ceza Dairesi'nde incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda sanığın eyleminin \"taksirle öldürme\" suçunu oluşturmadığı ancak \"sezeryan ameliyatı sonrası genel durumu kötü olan hastanın takip ve tedavisini yapmamak\" şeklindeki eyleminin TCK'nın 257/2. maddesindeki ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu belirlenmiştir. Ancak suç tarihinin 11/11/2005 olduğu ve TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca 12 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, bu nedenle zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle hüküm BOZULMUŞ, kamu davası DÜŞMÜŞTÜR. Kanun maddeleri ise şu şekildedir:
- TCK'nın 85/1, 22/3, 62, 63. maddeleri
- TCK'nın 257/2. maddesi
- TCK'nın 66/1-e. maddesi
- TCK'nın 67/4. maddesi
- CMK'nın 223/8. maddesi
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/1, 22/3, 62, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık ...’un olay tarihinde Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde icapçı doktor olarak görev yaptığı, ölen ...’in 8 aylık hamile olup, baş ağrısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye müracaat ettiği, hastaneye gelmeden önce de şikayetleri nedeniyle evinde aspirin içtiği, sanık doktorun muayene sonucu “eks fetus” tespit etmesi nedeniyle öleni sezeryan ameliyatına aldığı, ameliyat sonucu ölenin uyandırılması sırasında ağzından kan geldiği, spontan solunum olduğu ancak şuurunun açılmadığı, muhtemelen anesteziye bağlı komplikasyon ve pulmoner emboli düşünüldüğünden anestezi teknisyeni ile birlikte ölenin yoğun bakım ünitesi bulunan Ağrı Devlet Hastanesine sevk edildiği, yoğun bakım ünitesinde ölenin kanamasının başladığı, ölenin yatışı yapıldıktan sonra yoğun bakım hemşiresi olan tanık ... tarafından sanık defalarca arandığı halde, telefonunun kapalı olması nedeniyle kendisine ulaşılamadığı, daha sonra tanık ...’nın tekrar araması ve sanığa hastanın durumunun kötü olduğunu bildirmesi üzerine de sanığın “hastayı Erzurum’a sevk etmelerini” söylediği, sonra da yoğun bakımda görevli doktor tanık ... ile sanığın hastanın teşhis ve tedavisi ile ilgili görüştükleri, ölene kan verildiği, müdahale yapıldığı, sanık doktorun da yoğun bakım ünitesine geldiği ancak, ölenin kurtarılamadığı olayda, Yüksek Sağlık Şurası’nın 28-29.05.2015 tarih, 13664 sayılı kararında ve Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 23.10.2019 tarih, 2465 sayılı raporunda “kişinin ölümünün bebeğin intrauterin ölümü ve plesentanın erken ayrılmasına bağlı gelişen komplikasyonlar (hemorajik hipoolemik şok, DIC) sonucu meydana geldiğinin belirlendiği, dosyada kayıtlı belgelere göre 8 aylık gebe hastanın intrauterin ex bebek ve plasenta dekolmanı tanısıyla Dr.... tarafından sezeryana alınmasının tıp kurallarına uygun olduğu, sezeryan ameliyatı sonrası genel durumu kötü olan hastanın takip ve tedavisini yapmayan Dr....’in eyleminin tıp kurallarına uygun olmadığı cihetle kusurlu olduğu, ancak meydana gelen komplikasyon olan DIC’in (dissemine intravasküler koagülasyon) mortalitesi yüksek olduğu,müdahale edilse de ölümle sonuçlanabileceği, kurtulmasının kesin olmadığı oybirliği ile mütalaa edilmiş olup;
Tüm bu belirlemeler karşısında; sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, dosyada içeriğine göre sanığın kusurlu eylemi ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı tereddütsüz ve şüpheden uzak bir şekilde kurulamadığı, bu nedenle, sanığın eyleminin “taksirle öldürme” suçunu oluşturmayacağı, ancak Adli Tıp raporu ve Yüksek Sağlık Şurası raporunda da belirtildiği üzere sanığın “sezeryan ameliyatı sonrası genel durumu kötü olan hastanın takip ve tedavisini yapmamak” şeklindeki eyleminin TCK'nın 257/2. maddesindeki ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suçun TCK'nın 66/1-e. maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu sürenin 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağı, soruşturma izninin talep edildiği 28/11/2005 tarihi ile izin kararının itirazsız kesinleştiği, 26/05/2007 tarihi arasındaki sürede zamanaşımı durmuş ise de; suç tarihi olan 11/11/2005 tarihinden itibaren TCK’nın 66/1-e ve 67/4.maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, durma süresi de hesaplandığında inceleme tarihinden önce 01/06/2019 tarihinde gerçekleşmiş olmakla, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, TCK’nın 66/1-e, 67/4, CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE, 17.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.