
Esas No: 2016/15355
Karar No: 2016/15355
Karar Tarihi: 9/10/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ENVER OKTAY BABATÜRK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/15355) |
|
Karar Tarihi: 9/10/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Selahaddin
MENTEŞ |
Raportör |
: |
Abdullah
UÇAR |
Başvurucu |
: |
Enver Oktay
BABATÜRK |
Vekili |
: |
Av. Selin
KURT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; savunma hazırlamak için gerekli
kolaylıklardan faydalanılmaması ve soruşturma aşamasında lehe olan delillerin
toplanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü
hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve
yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında
Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve
diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da
doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin
kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil
toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar
yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri
uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)
[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Başvurucu olay tarihinde 16 yaşındadır.
11. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından darbe teşebbüsüne karşı
camilerde sela okunması talimatı verilmesi üzerine
16/7/2016 tarihinde saat 01.50 civarında cami imamı olan müşteki A.H.Y., görev
yaptığı camide sela okuduktan sonra evine döndüğü
sırada başvurucunun -babası olan diğer şüpheli ile birlikte- müştekinin yolunu
keserek müştekiye, Cumhurbaşkanı"na ve Türkiye Cumhuriyeti devletine yönelik sinkaflı küfürler içeren sözler sarfettiğine
ve müştekiyi tehdit ettiğine dair görüntüleri içeren -cep telefonuyla
kaydettiği- video kaydını sunarak şikâyette bulunması üzerine Küçükçekmece
Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından başlatılan soruşturma kapsamında
19/7/2016 tarihinde gözaltına alınan başvurucu 30/7/2016 tarihinde Savcılıkta
ifade vermiştir. İfadenin ilgili bölümü şöyledir:
"Ben üzerime atılı suçlamayı anladım.
Babamın ilk kez cami hocası sela okurken ki
karşılaşmasında ve aralarında geçen diyalogta ben
yoktum. Bu olaydan haberimde yoktu. Daha sonra ben arkadaşım E.P. ile Atatürk
Havalimanına askere engel olmak için gideceğimiz sırada babam R.B.nin cami imamıyla tartıştığını gördüm, karşılıklı
olarak birbirlerine bağırıyorlardı. Ben babama "Dön eve gidelim" dedim, ancak
babamın sinir krizi geçirip fenalaştığını görünce bende önceki rahatsızlığımdan
dolayı geçirmiş olduğum ameliyat nedeniyle sinir krizleri yaşadığımdan bende
sinir krizine girdim ve amaçsızca ortalığa bağırıp çağırmaya başladım. Neler
dediğimi hatırlamıyorum, ancak daha sonradan dosya kapsamından ettiğim tehdit
ve hakaretleri görerek hatırladım. Bunları dediğimi kabul ediyorum, ancak ben
bunları söylerken kendimde değildim. Amaçsızca söyledim suç işleme kastım
yoktur. E.P. isimli arkadaşım bu olayların hiçbirisine karışmamıştır, E. benim
mahalleden arkadaşımdır, E.nin açık adresini
bilmiyorum. Suçlamayı bu haliyle kabul ederim. Ben kimseyi darp etmedim, üstünede yürümedim."
12. Savcılık 20/7/2016 tarihinde başvurucuyu Cumhurbaşkanı"na
hakaret, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik etme,
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanda bulunma (yardım etme) ve
görevi yaptırmamak için direnme suçlarından
tutuklanması istemiyle Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk
etmiştir.
13. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Ben, Savcılıkta ifade vermiştim. Bu
ifadelerimi tekrar ederim. Ben, babamla müşteki arasında oluşan ilk tartışmaya
şahit olmadım, daha sonra tartıştıklarını görünce ve babamın da fenalaştığını
görünce benim de daha önceden rahatsızlığımın olması sebebiyle sinir krizine
girdim, amaçsızca bağırmaya başladım, bu sırada ne söylediğimi hatırlamıyorum
çünkü kriz halinde idim, kasıtlı olarak bir şey söylemedim, suçlamaları kabul
etmiyorum, ben neler söylediğimi hatırlamıyorum, video kaydını izleyince neler
söylediğimi gördüm. Çok pişmanım."
14. Hâkimlik 20/7/2016 tarihinde Cumhurbaşkanı"na hakaret,
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik etme, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyanda bulunma (yardım etme) ve görevi
yaptırmamak için direnme suçlarından başvurucunun tutuklanmasına karar
vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"S.S.Çocuğun
üzerine atılı suçların vasıf ve
mahiyeti, S.S.çocuğun üzerine atılı suçları işlediği
hususunda müşteki beyanı, dosya kapsamındaki 19.07.2016 tarihli ses kaydı
dinleme ve görüntü izleme tutanağı dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesini
içeren somut olguların bulunması, üzerine atılı eylemlerin Kanunda öngörülen
ceza miktarları yine üzerine atılı TCK.nun 313
maddesinde yer alan eylemin CMK.nun 100/3.maddesinde
yer alan katalog suçlardan olması hususları gözetildiğinde Adli Kontrol
tedbirlerinin yeterli denetim sağlamayacağı, tutuklama tedbirinin bu aşamada
orantılı olabileceği değerlendirilerek S.S.Çocuğun
her bir suçtan ayrı ayrı CMK"nun 100 ve devamı
maddeleri uyarınca tutuklanmasına ... [karar verildi.]"
15.Başvurucu Cumhurbaşkanı"na hakaret suçu bakımından tutuklama
kararına itiraz etmiş, Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hâkimliği 28/7/2016 tarihli
kararıyla, tutuklama kararındakine benzer gerekçelerle başvurucunun itirazını
reddetmiştir.
16. Savcılık 27/7/2016 tarihinde, Cumhurbaşkanı"na hakaret ve
Türk milletini, Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılama
suçları bakımından soruşturma usulünün farklı olması gerekçesiyle soruşturma
dosyasının tefrik edilmesine karar vermiştir.
17. Savcılık 16/8/2016 tarihinde, başvurucunun Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik etmek, terör amaçlı olarak
kamu görevini yaptırmamak için birden fazla kişiyle birlikte tehdit ederek
direnme ve kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret suçlarını
işlediğinden bahisle hakkında kamu davası açılması için fezleke düzenleyerek
dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
18. Başvurucunun tahliye talebi üzerine tutukluluk durumunu
değerlendiren Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hâkimliği 11/8/2016 tarihinde tahliye
talebinin reddi ile tutukluluğun devamına karar vermiştir. Başvurucu 17/8/2016
tarihinde anılan karara itiraz etmiş, İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2016
tarihinde başvurucunun itirazını yeniden tahliye talebi olarak değerlendirerek
talebin reddine karar vermiştir.
19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Suçları Soruşturma
Bürosu, 26/8/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı
silahlı isyana tahrik etmek, terör amaçlı olarak kamu görevini yaptırmamak için
birden fazla kişiyle birlikte tehdit ederek direnme ve kamu görevlisine
görevinden dolayı alenen hakaret suçlarını
işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer çocuk ağır ceza
mahkemesinde kamu davası açmıştır.
20. İddianamede özetle; 15 Temmuz 2016 tarihinde
gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün yaşandığı saatlerde Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından darbe teşebbüsüne karşı camilerde sela
okunması talimatı verilmesi üzerine 16/7/2016 tarihinde saat 01.50 civarında
cami imamı olan müşteki A.H.Y, görev yaptığı camide sela
okuduktan sonra evine döndüğü sırada başvurucunun -babası olan diğer şüpheli
ile birlikte- müştekinin yolunu keserek müştekiye, Cumhurbaşkanı"na ve Türkiye
Cumhuriyeti devletine yönelik sinkaflı küfürler
içeren sözler sarfettiği, müştekiyi tehdit ettiği ve
Atatürk Havalimanını işgal eden bir kısım FETÖ silahlı terör örgütü üyesi
askere destek olmak için oturduğu mahallede arkadaşlarını toplamaya çalıştığı
belirtilmiştir.
21. İddianamede başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair
temel olarak müşteki beyanı ve olaya ilişkin olarak cep telefonuyla kaydettiği
ses ve görüntü kaydına dayanılmıştır.
22. 19/7/2016 tarihli ses kaydı dinleme ve görüntü izleme
tutanağında başvurucunun müştekinin üzerine yürüyerek "... seni
öldürürüm, kafana sıkarım, bir daha sela okuma,
polisler gelsin polislere de sıkarım .. Polisi ara
polis gelsin onlara da sıkacağım ben, o askerlere karşı gelen hepsine
sıkacağım... niye askere vuruyorsunuz lan....niye sela okuyorsun, ölün mü var sela
okuyorsun ... hadi kafanıza dayar sıkarım olum ..." şeklinde
sözler sarf ettiği ayrıca sinkaflı şekilde hakarette
bulunduğu tespit edilmiştir.
23. Başvurucu 29/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
24. İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 9/9/2016
tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2016/259 sayılı dosya
üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
25. Mahkeme 20/1/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun
tahliyesine ve adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkında sadece Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanda bulunma suçundan düzenlenen
tutuklama müzekkeresi 20/7/2016 ile 20/1/2017 tarihleri arasında infaz
görmüştür.
26. Başvurucu hakkında Cumhurbaşkanı"na hakaret suçundan açılan
kamu davasının 6/3/2018 tarihinde; Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti
devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan açılan kamu
davasının ise 15/3/2018 tarihinde Mahkemenin E.2016/259 sayılı dosyası ile
birleştirilmesine karar verilmiştir.
27. Mahkeme 12/2/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun
birden fazla kişiyle birlikte görevi yaptırmamak için direnme ve kamu
görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından toplamda 17 ay 40 gün
hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
(HAGB); Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik etmek, Türk
milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama
ve Cumhurbaşkanı"na hakaret suçlarından ise beraatına kararı vermiştir.
28. HAGB kararına karşı başvurucunun itirazı, İstanbul 1. Çocuk
Ağır Ceza Mahkemesinin 7/5/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Beraat kararı
yönünden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının istinaf istemi nedeniyle dava
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Tutuklama nedenleri" kenar
başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli
veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi
beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama
kararı verilemez.
(2)
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması
veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı
yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki
suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,
tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine
Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
30. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin
tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi
tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının
istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir.
Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz
kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.
Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği
yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
31. 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun "Tanımlar" kenar başlıklı 3.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi,
.. .
İfade eder."
32. 5395 sayılı Kanun"un "Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması" kenar başlıklı 23. maddesi
şöyledir:
"(1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı
yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı
halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi üç yıldır."
33. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (5), (6), (10), (11) ve
(12) numaralı fıkraları şöyledir:
“(5) … Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç
doğurmamasını ifade eder.
(6) …
Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar
verilmez.”
…
Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(10)
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik
tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri
bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11)
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik
tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü
açıklar. …
(12)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.”
34. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Yaş küçüklüğü" kenar başlıklı
31. maddesinin (3) numarası fıkraları şöyledir:
"(3) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz
yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını
gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği
takdirde oniki yıldan onbeş
yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu
hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan
fazla olamaz."
35. 5237 sayılı Kanun"un
"Görevi yaptırmamak için direnme" kenar başlıklı 265.
maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Kamu görevlisine karşı görevini
yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
...
(3)
Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla
kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında
artırılır.
..."
36. 5237 sayılı Kanun"un "Cumhurbaşkanına
hakaret" kenar başlıklı 299. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi,
bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)
Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu
suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır."
37. 5237 sayılı Kanun"un
"Anayasayı ihlal" kenar başlıklı 309. maddesinin (1) ve
(2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen
yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye
teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Bu
suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan
dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur."
38. 5237 sayılı Kanun"un
"Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine karşı silahlı isyan" kenar
başlıklı 313. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti
Hükumetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş
yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik
eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar
hapis cezasına hükmolunur.
(2)
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğer
kişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın tutuklandığını,
olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir
olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
41. Bakanlık görüşünde, kabul edilebilirlik yönünden 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği ileri
sürülmüştür. Esas yönünden yapılan değerlendirmede ise tutuklama kararına ve
iddianamedeki delillere atıf yapılarak somut olayda suç işlendiğine ilişkin
kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
42. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
43. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini
önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda
gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
45. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması
kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz
ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu
mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan
suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsü ile bağlantılı suç işlemiş olduğu
iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli
kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
47. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki
olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.
Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı
olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15.
maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242).
b. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
i. Genel İlkeler
48. Genel İlkeler için bkz. Furkan
Omurtag (B. No: 2014/18179, 25/10/2017, §§
70-82) başvurusu hakkında verilen karar.
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsü
ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma (bkz. § 11) kapsamında
Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahla isyana tahrik etme suçundan 5271
sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz
§ 14). Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni
dayanağı bulunmaktadır.
50. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
51. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında
isnat edilen suçlamaya ilişkin olarak müşteki beyanına ve 19/7/2016 tarihli ses
kaydı dinleme ve görüntü izleme tutanağına
değinilerek kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. §14).
52. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı
silahla isyana tahrik etme suçunu
işlediğine yönelik müşteki beyanı ve olay anında müşteki tarafından cep
telefonuyla kaydedilen ses ve görüntülere ilişkin CD inceleme tutanağına
dayanılmıştır (bkz. § 21).
53. Bu bağlamda müşteki, başvurucunun -babası olan diğer şüpheli
ile birlikte- yolunu keserek kendisine, Cumhurbaşkanı"na ve Türkiye Cumhuriyeti
devletine yönelik sinkaflı küfürler içeren sözler sarfettiğini ve sela okumasını
engellemek amacıyla kendisini tehdit ettiğini belirterek şikâyette bulunmuş ve
olaya ilişkin olarak cep telefonuyla kaydettiği ses ve görüntü kaydını
sunmuştur. Anılan kayıtta başvurucunun darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada
Diyanet İşleri Başkanlığının talimatıyla -darbeye karşı koymak amacıyla
insanları teşvik etmek üzere- sela okuyan din
görevlisini öldürmekle tehdit ettiği ve ayrıca sinkaflı
sözlerle hakarette bulunduğu görülmektedir (bkz. § 22).
54. Buna göre tutuklama kararında atıf yapılan ve içeriği
iddianamede gösterilen delillerin suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak
kabul edilmesinin temelsiz olduğu söylenemez.
55. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç
şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı
edilmemelidir.
56. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya
doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin
soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan
yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi
ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271-272; Selçuk Özdemir,§§ 78-79).
57. Somut olayda darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada teşebbüse
destek verdiği ve teşebbüse karşı koyanlara tepki gösterdiği şeklinde
değerlendirilebilecek şekilde ağır sözler kullanarak bir din görevlisine karşı
-sela okuması dolaysısıyla- ağır şekilde tehditte
bulunduğu belirtilen başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği
iddia olunan suçun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına,
suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin toplanmamış
olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 14).
58. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik
tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu
yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin
olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
59. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151). Bu bağlamda başvurucunun suç tarihinde çocuk olduğunun
ayrıca gözönüne alınması gerekir.
60. Çocuklar hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığı
durumlarda tutuklamanın çocuklar bakımından başvurulacak en son yol olduğu,
eğer tutukluluk bir zorunluluksa bunun mümkün olan en kısa sürede
sonlandırılması gerektiği dikkate alınmalıdır. Ancak bu durum, çocuklar hakkında
hiçbir şekilde tutuklama tedbirinin uygulanamayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.
Anayasa Mahkemesinin de belirttiği gibi çocuklar tarafından işlenmiş olan çok
ciddi suçlara ilişkin istisnai olaylarda tutuklama tedbirinin uygulanması
mümkündür (Furkan Omurtag,
§ 82).
61. Furkan Omurtag kararında başvurucunun hırsızlığa
teşebbüs suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi
tutuklamaya konu hırsızlığa teşebbüs suçunun somut olayın koşullarında ne denli
ciddi bir suç olduğunun ortaya konulamadığını, ayrıca başvurucuya isnat edilen
suçun cezası itibarıyla da ağır bir suç olduğunun söylenmeyeceğini belirterek
tutuklamanın ölçülü olmadığı sonucuna varmıştır. (Furkan Omurtag, § 88).
62. Somut olayda ise on altı yaşında olan başvurucunun darbe
teşebbüsü sırasında bu teşebbüsle -dolaylı bir şekilde de olsa- bağlantılı
olduğu ileri sürülebilecek bir eylem nedeniyle (bkz. § 38) tutuklanmasının
ölçülü olmadığı söylenemeyecektir. Ayrıca
başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde gözaltına alındığı ve
sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında soruşturma süreci bakımından
tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna
varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
64. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19.
maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
65. Başvurucu; soruşturma evresinde lehine olan delillerin
toplanmadığını, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanmadığını, suçlamalara ve
bunların dayanaklarına karşı savunma yapma imkânının kısıtlandığını, belirterek
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Birden Fazla Kişiyle
Birlikte Görevi Yaptırmamak İçin Direnme ve Kamu Görevlisine Karşı Görevinden
Dolayı Hakaret Suçları Yönünden
66. HAGB, sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya
hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine
bağlı olarak ertelenmesi anlamına gelmektedir. Kanunda belirtilen koşulların
gerçekleşmesine karşın sanığın kabul etmemesi hâlinde HAGB"ye
karar verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (6) numaralı
fıkrasının son cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın yargılamanın
hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezaya
hükmedilmesi durumunda HAGB"yi tercih etme imkânı
bulunmaktadır (Ali Gürsoy, B. No:
2012/833, 26/3/2013, § 19).
67. HAGB kararı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar
niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona erdiren düşme nedenlerinden
biridir. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (10) ve (11) numaralı
fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı bir suç
işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun
davranıldığı takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak
davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya
denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması
hâlinde de hükmün açıklanmasına karar verilir (Ali
Gürsoy, § 21).
68. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (12) numaralı
fıkrasında HAGB kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabileceği
düzenlenmiştir. Bununla birlikte denetim süresi içinde kasıtlı bir suç
işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı
davranılması hâlinde hükmün açıklanmasıyla ya da bu süre içinde kasıtlı bir suç
işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun
davranıldığı takdirde düşme kararıyla yargılama nihai olarak sona erdiğinde
hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilir ve esasa
ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir (Ali Gürsoy, § 22).
69. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasına
göre sanık kabul etmediği takdirde HAGB kararı verilmez. Bu durumda ilk derece
mahkemesinin kararı temyizi kabil hâle gelebilecektir. Başka bir deyişle haklarında
HAGB kararı verilmesini kabul eden sanıklar, verilen kararın Yargıtayda yapılacak esas ve usul incelemesini talep etme
hakkından vazgeçmişlerdir. Somut olayda başvurucu 9/12/2016 tarihli oturumda
hakkında HAGB kararı verilmesine rıza gösterdiğini beyan etmiştir. Dolayısıyla
başvurucu, söz konusu karar ile ortaya çıkan menfaatlerden yararlanmayı tercih
etmiştir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Adnan
Erkuş/Türkiye (k.k.), B. No: 61196/11,
4/12/2012, § 22).
70. Başvuru konusu olayda, yargılama sonunda verilen kararların
temel hakları ihlal ettiği iddiası -somut olayın özelliği de nazara
alındığında- temyiz incelemesinde de ileri sürülebilecek iddialardandır. Bu
bakımdan hatalı değerlendirme sonucu verilen kararların temel hakları ihlal
ettiği iddiası, HAGB kararı verilmiş olması ve başvurucunun HAGB kararının
verilmesini talep etmediğini belirtmemesi dikkate alındığında dayanaktan yoksun
görünmektedir.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etmek, Türk Milletini, Türkiye
Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama ve
Cumhurbaşkanı"na Hakaret Suçları Yönünden
72. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek
için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
73. Somut olayda başvurucu hakkında yapılan yargılama
neticesinde beraat kararı verildiği, yargılamanın istinaf aşamasında derdest
olduğu, başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin
bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. 1. Tutuklama hukuki olmadığı için kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin birden
fazla kişiyle birlikte görevi yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine
karşı görevinden dolayı hakaret suçları
yönünden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile ilgili
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik etmek, Türk milletini,
Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama ve
Cumhurbaşkanı"na hakaret suçları
yönünden verilen beraat kararı ile ilgili kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.