
Esas No: 2015/11941
Karar No: 2015/11941
Karar Tarihi: 9/10/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
SÜLEYMAN BARAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/11941) |
|
Karar Tarihi: 9/10/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 7/11/2019-30941 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Selahaddin
MENTEŞ |
Raportör |
: |
Volkan
SEVTEKİN |
Başvurucu |
: |
Süleyman
BARAN |
Vekili |
: |
Av. Mahmut
Nedim ELDEM |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, özel hayat kapsamında kalan eylemi gerekçe
gösterilerek başvurucunun naklen atanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının;
atama işleminin iptali istemiyle açılan davanın uzun sürmesi nedeniyle de makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde
ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Ankara Millî Eğitim Müdürlüğünde ilköğretim müfettişi olarak
çalışan başvurucu hakkında birtakım isnatlar nedeniyle disiplin soruşturması
başlatılmıştır. Bu kapsamda "bir siyasi
partinin kongresine katıldığı, devamlı alkol aldığı için görevine sık sık geç
geldiği, bazen grup çalışmalarına
katılmadığı, başkanlıkça düzenlenen genel kurul toplantıları ve seminer
çalışmalarının sonuna gelerek imza attığı, teftiş için gittiği kurumun
telefonlarını özel işleri için kullandığı, eşinin dostunun işlerini takip
ettiği, teftiş için gittiği kurumların müdür odasında veya müfettişler için
ayrılan odada saz temin ettirerek çaldığı ve şarkı söylediği, öğretmen teftişi
için öğretmenin en az iki saat dersini izlemesi gerektiği halde izlemeden
dersin ortasında derse girip öğretmenin kimliğini alıp çıktığı ve daha sonra
yüksek puanlar vererek durumu kurtarmaya çalıştığı" şeklinde iddialar ileri sürülmüştür.
Bunun yanında "teftiş için gittiği
kurumlarda Atatürk, devlet, askerler ve polisler aleyhinde veya siyasi içerikli
konuşmalar yaptığı, bayan idarecilere Barış Annelerine destek olmaları yönünde
baskı yaptığı, inceleme ve soruşturma raporlarını bir başkasına yazdırdığı,
ifadeleri başkalarına aldırdığı, öğretmen teftiş formlarını başkalarına
doldurttuğu, yemek için gittiği lokantalarda müfettişin itibarını düşürecek
şekilde küçük pazarlıklar peşinde olduğu ve yersiz tartışmalara girerek eğitim
camiasını küçük düşürdüğü, teftiş bölgesi Ş. S.M. Lisesinde görev yapan S.
isimli dul bir bayan öğretmenle sık sık bir araya geldiği, hoş olmayan davranış
ve ilişki içinde olduğu, sık sık gruptan ayrılarak bu bayanla içki içmeye
gittikleri" şeklinde başvurucu aleyhinde başkaca isnatlarda
bulunulduğu da anlaşılmaktadır.
9. Başvurucunun meslek ve
özel yaşantısına ilişkin ileri sürülen iddialarla ilgili olarak Millî
Eğitim Bakanlığı başmüfettişlerince 26/4/2004 tarihli soruşturma raporu
hazırlanmıştır.
10. Anılan rapor doğrultusunda başvurucunun kınama cezası ile
cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvuruya konu 3/9/2004 tarihli işlem ile
de başvurucunun Erzurum İl Millî Eğitim Müdürlüğüne ilköğretim müfettişi olarak
atanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, atamasının yapıldığı
yeni görevine başlamak üzere Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü ilköğretim
müfettişliği görevinden 27/9/2004 tarihinde
ayrılmıştır. Diğer yandan başvurucu, kınama cezasına itiraz etmesine rağmen
itirazının reddedildiğini ancak yasal mevzuat gereği kınama cezasına karşı dava
açamadığını belirtmiştir.
11. Başvurucu, atama işleminin iptali istemli 20/9/2004
tarihinde dava açmıştır. Ankara 11. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 18/10/2005
tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"Bu durumda, hakkında
yapılan disiplin soruşturması sonucu ileri sürülen iddiaların bir kısmının
sübut bulması üzerine kınama cezası ile tecziye edilen davacı hakkında tesis
edilen atamanın, soruşturma raporu doğrultusunda oğlunun özür durumu da dikkate
alınarak tesis edildiği gözönünde bulundurulduğunda
anılan Kanun ve Yönetmelik uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka
aykırılık görülmemiştir."
12. Başvurucunun yürütmeyi durdurma talepli olarak temyiz istemi
üzerine Danıştay İkinci Dairesinin (Daire) 27/11/2006 tarihli kararı ile dava
konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Bu karar
sonrasında başvurucunun yeniden Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü emrine
ilköğretim müfettişi olarak atamasının yapıldığı ve anılan göreve 24/1/2007
tarihinde başladığı anlaşılmaktadır.
13. Temyiz incelemesi sonucu karar Dairenin 9/3/2007 tarihli
kararıyla bozulmuştur. Karar gerekçesinde; başvurucuya isnat edilen eylemlerin
birçoğunun sübuta ermediği gibi sübuta erdiği ileri sürülen eylemlerle ilgili
olarak alınan tanık ifadelerinden de bu iddiaların gerçekleşmediği, görevini
gereği gibi yapamadığı ve başarısız olduğuna ilişkin yeterli bir saptama
bulunmadığı, ayrıca disiplin yönünden aldığı kınama cezasının görev yerinin
değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı görüldüğünden dava konusu
işlemde sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka uyarlık görülmediği
açıklanmıştır.
14. Davalı Millî Eğitim Bakanlığının karar düzeltme talebi
Dairenin 14/11/2007 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
15. Dairenin bozma kararı üzerine Mahkeme 24/1/2008 tarihli
karar ile bozma kararına uymayarak davanın reddi yönündeki ilk kararında
direnmiştir.
16. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri
Kurulunun (Kurul) 11/3/2013 tarihli kararı ile kararın usul ve hukuka uygun
bulunduğu, ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte olmadığı gerekçesiyle direnme kararının oyçokluğuyla onanmasına
hükmedilmiştir.
17. Altı üye karara muhalif kalmıştır. Muhalif üyeler karşıoy görüşlerinde, Dairenin bozma kararında belirtilen
gerekçeyi tekrar etmişlerdir.
18. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Kurulun 9/2/2015 tarihli
kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir.
19.Nihai karar22/6/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ
edilmiştir.
20. Başvurucu tarafından 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuru
yapılmıştır.
21. Başvuru konusu olaya ilişkin 26/4/2004 tarihli soruşturma
raporunun Anayasa Mahkemesine gönderilmesi istenmiş ancak Millî Eğitim
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından ilgili soruşturma raporu
gönderilmemiştir. Ankara 11. İdare Mahkemesince gönderilen dosya evrakı içinde
de söz konusu soruşturma raporunun bulunmadığı anlaşılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
22. 23/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu"nun
"Memurların kurumlarca görevlerinin ve
yerlerinin değiştirilmesi" kenar başlıklı 76. maddesinin ilgili
kısmı şu şekildedir:
"Kurumlar, görev ve unvan eşitliği
gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro
derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum
içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.
..."
23. 657 sayılı Kanun"un "Disiplin
cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller"
kenar başlıklı 125. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Devlet memurlarına
verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve
haller şunlardır:
...
B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı
ile bildirilmesidir.
Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller
şunlardır:
a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında
yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine
getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve
gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,
...
d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve
güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,..."
24. 13/8/1999 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 23785 sayılı
mülga Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları
Yönetmeliği"nin "Hizmetin gereği olarak
yapılacak yer değiştirme" kenar başlıklı 55. maddesinin (b)
bendi şöyledir:
"Başkan, başkan
yardımcıları, müfettişler ve müfettiş yardımcılarından, haklarında yapılan
soruşturma sonucu görev yerlerinin değiştirilmesi kamu veya kendi yararı
bakımından gerekli veya uygun görülenler ile iki kez üst üste olumsuz sicil
alanların görev yerleri, bulunduğu il ve bölge hizmetini tamamlayıp
tamamlamadıklarına bakılmaksızın aynı hizmet bölgesine ya da görev yapmadıkları
başka hizmet bölgesine dahil bir il olacak biçimde Bakanlıkça değiştirilir."
B. Uluslararası Hukuk
25. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Namet Sevinç (B. No: 2015/9155, 10/1/2019, §§ 16-24) ve Sevilay Sümer (B. No: 2016/7091,
18/7/2019, §§ 40-46) başvuruları hakkında verilen kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata Saygı
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu; isimsiz ve imzasız bir ihbar mektubu sonrasında
soruşturma konusu edilemeyecek hususlarla ilgili olarak görevini gereği gibi
yapmadığına ve görevinde başarısız olduğuna ilişkin bir saptama da
yapılmaksızın özel hayatı kapsamında kalan eylemler gerekçe gösterilerek idari
yaptırım uygulandığını ifade etmiştir. Bu süreçte gerekmediği hâlde özel
yaşamının sorgulandığını ve atama işleminin gerekçesi yapıldığını, yargılama
sırasında hakkındaki iddialara karşılık savunmaları değerlendirilmeden ve
gerekçe gösterilmeksizin karar verildiğini ifade eden başvurucu, ayrıca görev
değişikliği nedeniyle %90 oranında engelli olup özel eğitim alan oğlundan ve
kamu görevlisi olan eşinden uzun süre ayrı kaldığını belirterek adil yargılanma
hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu bir bayanla sık sık bir araya
gelerek içki içmeye gittiği şeklindeki isnatları belirterek özel hayatı
kapsamında kalan hususlar nedeniyle hakkında atama işlemi tesis edildiğini
ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu çocuğunun %90 oranında engelli ve
özel eğitime muhtaç olduğunu, söz konusu görev değişikliğinin bu yönüyle de
özel ve aile hayatında ciddi şekilde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade
etmiştir. Başvurucunun söz konusu iddialarının niteliği itibarıyla özel hayata
saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
29. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak
20. maddesi şöyledir:
"Herkes, özel hayatına
ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve
aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel
hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
31. Mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında
sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak kişilerin
davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel hayatın
gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660,
21/1/2015, § 37; Bülent Polat, B.
No: 2013/7666, 10/12/2015, § 63; Ata Türkeri,
B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 33).
32. Somut olayda özel yaşama ilişkin davranış ve ilişkilerin
başvurucu hakkında soruşturma başlatılmasında belirleyici olduğu ve buna göre
tesis edilen idari işlemin de sebebi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda meslek
hayatıyla ilgili atama işleminde kişinin özel yaşamına ilişkin eylemleri
sorgulanarak dayanak alınması suretiyle özel hayata saygı hakkına müdahalede
bulunulduğu sonucuna varılmıştır.
ii. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
33.Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34. Bu kapsamda yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar
tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere
dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun
olma koşulları yönünden incelenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
35. Başvurucu hakkında tesis edilen idari işlem 657 sayılı
Kanun"un 76. maddesi ile buna dayalı ikincil mevzuat temelinde yürütülmüştür. Dolayısıyla
somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni
bir dayanağının mevcut olduğu ve yargısal kararların yeterli bir hukuki temele
sahip olduğu anlaşılmıştır.
(2) Meşru
Amaç
36. Başvurucunun naklen atamasının yapılması suretiyle özel
hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin Anayasa"nın 129. maddesinin birinci
fıkrası kapsamında kalan kamu görevlisinin Anayasa ve kanunlara sadakat
yükümlülüğü çerçevesinde, kamu hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve
mesleki disiplinin sağlanması meşru amacına dayandığı anlaşılmaktadır.
(3) Demokratik
Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a) Genel
İlkeler
37. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin
ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratik
toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.
38. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir
toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu başlık
altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere
başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden
bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde
iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün
parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).
39. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı
karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması,
başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini
göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak
istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir
toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat Üstündağ, § 46).
40. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile
başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret
etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun
menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer
bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret
etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin
diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran
açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi
yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).
41. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,
kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi bir
vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda
gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve
sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması
doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli
yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu
alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu
makamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).
42. Ayrıca tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin
hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel
hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki
etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi
üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması, bu hususlardaki
değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca
tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları
dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,
§ 60).
43. Buna göre özel hayata saygı hakkına yapılan bir müdahale,
zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal
ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(b) İlkelerin
Olaya Uygulanması
44. Somut olayda mahkeme kararında ve dayanağı olan disiplin
soruşturma raporunda; Ankara Millî Eğitim Müdürlüğünde ilköğretim müfettişi
olarak çalışan başvurucunun özel yaşam alanı kapsamındaki sosyal hayatına,
diğer bir ifade ile mesleki faaliyetleri sırasında dış dünyayla kurduğu ve
geliştirdiği ilişkilere yönelik iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı
anlaşılmaktadır. Dairenin kararında; başvurucuya isnat edilen eylemlerin
birçoğunun sübuta ermediği ve soruşturma raporunda sübuta erdiği ileri sürülen
eylemlerle ilgili olarak da alınan tanık ifadelerinden bu iddiaların gerçekleşmediği,
diğer bir ifadeyle özel hayatını ilgilendiren hususların görevini yapmasını
olumsuz etkilediği ya da görevini gereği gibi yapmasına engel olduğuna ilişkin
yeterli bir saptama bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca disiplin yönünden aldığı
kınama cezasının görev yerinin değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı
açıklanarak dava konusu idari işlem hukuka uygun görülmemiştir. Mahkeme ve
Kurul kararlarında ise isnat edilen eylemlerin hangisinin sübuta erdiği, başvurucunun
hangi tutum ve eylemleri nedeniyle görevini gereği gibi yapmadığı ya da özel
hayatına ilişkin hangi konuları meslek hayatına olumsuz bir şekilde yansıttığı,
diğer bir ifade ile kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesine engel olduğu
yönünde herhangi bir tespit ve açıklama bulunmamaktadır.
45. Öte yandan başvuru konusu olan atama işleminin doğurduğu
sonuçlar bakımından özel hayat üzerindeki etkilerinin de incelenmesi gerekir (Namet Sevinç, §§ 20-22; Sevilay Sümer, §§ 42-44). Atama işleminin
temelini oluşturan özel hayata konu unsurların soruşturma konusu yapıldığı söz
konusu yargılama sürecinde fiziksel, bilişsel, konuşma ve yürüme özürleri
bulunan oğlunun %90 oranında engelli ve özel eğitime muhtaç olduğu, Ankara"da
bir eğitim uygulama okulu ve iş eğitim merkezinde özel eğitim aldığı, bu okula
uyumunun zorlukla sağlanmış bulunduğu belirtilmiştir. Görev değişikliği
nedeniyle oğlunun sağlık durumunun özel hayatına ciddi etkilerinin bulunduğuna
yönelik başvurucunun iddiaları cevapsız bırakılmıştır. Bunun yanında
başvurucunun disiplin yönünden aldığı kınama cezasının görev yerinin
değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı ve görevini gereği gibi
yapamadığına ilişkin bir tespitin de bulunmadığı yönündeki Daire kararının
aksine bir açıklama dahi yapılmamış, herhangi bir gerekçe de gösterilmemiştir.
Dolayısıyla inceleme konusu yargılama kapsamında başvurucunun eylemlerinin
mesleğine bir etkisinin bulunduğunun ortaya konulamadığı değerlendirilmektedir.
46. Olaydaki şartlar bütüncül bir şekilde değerlendirildiğinde
özel hayat kapsamında kaldığı açık olan birtakım eylemlerin başvurucunun
mesleki hayatı ve kamu hizmetinin işleyişi üzerindeki etkisine ve risklerine
dair ilgili ve yeterli gerekçelerin gösterilemediği, tesis edilen işlemin
başvurucunun sicili gözetilerek ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, başka
bir ifadeyle söz konusu müdahalenin gerekçelerinin ortaya konulamadığı
görülmektedir. Bu nedenlerle sonuç olarak Mahkeme ve Kurul tarafından verilen
kararların özel hayata saygı hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla
ilgili ve yeterli gerekçe içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda
yukarıdaki açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun özel
hayatına ilişkin eylemlerin ifa ettiği görevi etkileyen bir unsur olarak
değerlendirilerek görev yerinin değiştirilmesinin kamu hizmetinin gereği gibi
yürütülmesini sağlamak amacıyla alınmasının zorunlu bir tedbir olduğu da
söylenemez.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucu 20/9/2004 tarihinde açtığı davanın on yılı aşkın
bir sürede tamamlandığını belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
49. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve
30495 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 25/7/2018
tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek
Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
50. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
51. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi;
yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç
veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018
tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat
Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,
başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı
yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
52. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi
olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan
başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
53. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 50. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme
sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar
verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere
dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel
mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla
yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
57. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın
bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
58. Mehmet Doğan
kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece
mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece
mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna
göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden
yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen
yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi
sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece
mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı
verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir
derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine
bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği
doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla
yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken
şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından
bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali
gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,
kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit
edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.
Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir
işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa
söz konusu usul işleminin hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha
önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık
ihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince yapılan
veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının
sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği
hâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan
mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek
ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
60. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesine ve lehine 50.000 TL
manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
61. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan
özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
62. Bu durumda başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik
ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216
sayılı Kanun"un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama
sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan
mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal
sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun
yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
63. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili yargı
merciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun tazminat
talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata
saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara
11. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE (E.2008/11, K.2008/240),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.