
Esas No: 2015/11217
Karar No: 2015/11217
Karar Tarihi: 9/10/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NEVZAT KOÇAK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/11217) |
|
Karar Tarihi: 9/10/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Selahaddin
MENTEŞ |
Raportör |
: |
Murat İlter
DEVECİ |
Başvurucu |
: |
Nevzat KOÇAK |
Vekili |
: |
Av. Nezahat PAŞA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlilerinin fiziki ve silahlı güç
kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olay hakkında etkili bir ceza
soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının;
derece mahkemelerince makul süre içinde tarafsız bir yargılama yapılmaması,
temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması, kolluk görevlilerinin güç kullanımı
nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesi, karar
düzeltme talebinin reddi nedeniyle idari para cezasına
hükmedilmesi, idari eylem nedeniyle açılacak tazminat davalarının adli yargı
yerine idari yargı mercilerince karara bağlanması ve yargılamanın sonucunun
adil olmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Kolluk görevlilerince düzenlenen 5/5/2006 tarihli tutanağa
göre 5/5/2006 günü saat 21.15 sıralarında işledikleri iddia edilen çeşitli
suçlar nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan başvurucu ve bir başka kişi,
aynı gün saat 22.00 sıralarında bir cadde üzerinde görülmüştür. Kolluk
görevlilerinin dur ihtarına riayet etmeyen şüpheliler yaya olarak kaçmıştır.
Kolluk görevlilerinin takibi esnasında başvurucu, kolluk görevlilerine doğru,
kolluk görevlileri ise havaya doğru ateş etmiştir. Bir sokak üzerindeki düğün
kalabalığına yaklaşan başvurucu, kolluk görevlilerine doğru silahla ateş etmiş;
diğer şüpheli ise tüfek doğrultmuştur. Teslim olması için kolluk görevlilerinin
yaptığı sesli uyarıyı ve havaya yapılan atışı dikkate almayan başvurucu kaçmaya
çalışırken yere düşmüştür. Kafasında kanama olan başvurucu, cankurtaran
yardımıyla bir sağlık tesisine götürülmüştür.
9. Çeşitlik sağlık kuruluşlarınca düzenlenen tıbbi belgelerden
ateşli silahla kafasından yaralandığı ve tedavisi için Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesinde ameliyat edildiği anlaşılan başvurucu 7/6/2006 tarihinde
taburcu edilmiştir.
A. Başvurucunun
Yaralanması Nedeniyle Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci
10. Başvurucu, vekili aracılığıyla Menemen Cumhuriyet
Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği 16/5/2006 tarihli
dilekçesinde; kendisine yönelik aşırı şiddet ve kötü muamele nedeniyle teslim
olmadığını, polis memurlarının öldürme kastıyla ateş ettiklerini ve olay
nedeniyle üç kez ameliyat olduğunu iddia etmiştir.
11. Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma sonunda
31/7/2006 tarihinde;
- İşlediği iddia olunan pek çok suç nedeniyle polis memurlarının
yakalamak istediği başvurucunun silahla ateş ederek yakalamaya direndiği,
başvurucunun başını hedef almak suretiyle ateş edilmesi ihtimalinin hayatın
olağan akışına uygun olmadığı ve bu nedenlerle olayda hukuka uygun nedenlerin
bulunduğu,
- Polis memurlarının eylemlerinin başvurucunun tekrar ateş
etmesine engel olmaya ve başvurucuyu etkisiz hâle getirmeye yönelik olduğu,
yere düşmesinden sonra başvurucunun darbedildiğine
dair delil bulunmadığı gerekçeleriyle başvurucunun iddiaları yönünden
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kovuşturmasızlık
kararı) vermiştir.
12. Başvurucu 29/8/2006 tarihinde, şikâyet dilekçesinde ileri
sürdüğü hususlar yanında soruşturmadaki eksikliklere de dikkat çekerek vekili
aracılığıyla kovuşturmasızlık kararına itiraz
etmiştir.
13. Başvurucunun itirazı hakkında karar verilip verilmediği
tespit edilememiştir.
B. Başvurucu Hakkında
Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
14. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezlekeye istinaden
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun da aralarında bulunduğu birkaç
şüpheli hakkında Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde
kamu davası açmıştır.
15. Ceza Mahkemesi 25/9/2007 tarihinde başvurucunun bazı
suçlardan beraatine, bazı suçlardan ise mahkûmiyetine
karar vermiştir.
16. Başvurucu vekilinin talebi üzerine temyiz incelemesini yapan
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 19/12/2017 tarihinde bazı suçlar yönünden verilen
kararlarının onanmasına, bazı suçlar yönünden açılan davaların ise dava
zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.
C. Tam Yargı Davası
Süreci
17. Başvurucu, kim olduğu tespit edilemeyen bir polis memurunun
silahla ateş etmesi sonucu yaralandığını ve gözaltına alınmak istenirken kolluk
görevlilerinin şiddetine maruz kaldığını belirterek24/9/2008 tarihinde Emniyet
Genel Müdürlüğünden tazminat talep etmiştir.
18. Tazminat talebinin reddi üzerine başvurucu, vekili
aracılığıyla 31/12/2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı aleyhine İzmir 2. İdare
Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava
dilekçesinde, kovuşturmasızlık kararına yapılan
itiraz hakkında herhangi bir tebligat yapılmadığı belirtilmiştir.
19. İdare Mahkemesi 8/1/2009 tarihinde, süre aşımı nedeniyle
davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Bakılan davanın, 05.05.2006 tarihinde İzmir
Menemen Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli polis memurlarınca davacının
kafasına silahla ateş edilmesi neticesinde yaralandığından dolayı meydana gelen
zararın tazmini istemiyle açıldığı, anılan zararın polis memurlarının eylemi
sonucu meydana gelindiğinin davacı tarafından bilindiği bu hususun gerek davacı
tarafından Menemen Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 16.05.2006 günlü şikayet
dilekçesinde gerekse dava dilekçesinde belirtildiği anlaşılmakta olup, olayda
dava açma süresinin davacının, kafasına hangi polis memuru tarafından ateş
edildiğinin belirlendiği tarih değil, davacı tarafından da bilindiği üzere bu
eylemin polis memurları tarafından işlendiğinin ileri sürüldüğü 05.05.2006
tarihinden itibaren başlatılması gerekmektedir.
Bu durumda, zararla bu zararlı sonucun
doğmasına etkisi olan eylemi gerçekleştirenlerin (polis memurları) olayın
meydana geldiği 05.05.2006 tarihinde davacı tarafından bilindiğinin kabulü
gerektiği, böylece bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareyebaşvurarak
haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken 24.09.2008 tarihinde, olay
tarihinden itibaren yaklaşık ikibuçuk yılgeçtikten sonraki bir tarihte yapılan başvuru sonucu
verilen cevabi yazı üzerine 31.12.2008 tarihinde açılan bu davanın süre aşımı
nedeniyle esastan incelenme olanağı bulunmamaktadır.
..."
20. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 21/3/2013 tarihinde,
başvurucu vekilinin temyiz istemini reddederek İdare Mahkemesince verilen
kararı onamıştır.
21. Başvurucu vekili 29/5/2013 tarihinde özetle cismani zararın
meydana geldiği durumlarda dava açma süresinin meydana gelen zararın kesin
sağlık raporuyla tespit edilmesinden sonra başlayacağını, sağ kulakta %82, sol
kulakta ise %8 duyma kaybı meydana geldiğini, zararın devam ettiğini,
taleplerine rağmen İdare Mahkemesinin zararın tespitine ilişkin rapor aldırmadığını,
25/9/2007 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kraniyoplasti (kafatası anomalilerinin cerrahi yolla
düzeltilmesi) ameliyatı yapıldığını, failin tespitini beklemeleri nedeniyle
idareye daha önce başvuru yapmadıklarını, kovuşturmasızlık
kararına yaptıkları itirazın sonucunun kendilerine tebliğ edilmediğini,
delillerin toplanmadığını ve idareye yaptıkları başvuru ile akabinde açtıkları
davanın süresinde olduğunu belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
İdare Mahkemesi ile yapılan yazışmalardan İdare Mahkemesine veya Daireye bahsi
geçen kraniyoplasti ameliyatına veya meydana gelen bedensel
zararın kapsamına ilişkin herhangi bir sağlık raporu ibraz edilmediği, dosyada
tıbbi belge olarak yalnızca;
- 5/5/2005 tarihli genel adli muayene raporunun,
- 5/6/2006 tarihli hasta çıkış raporunun,
- 7/6/2006 tarihli epikriz formunun,
- İşlediği iddia edilen suçlar yönünden başvurucunun cezai
ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun
27/6/2006 tarihli raporunun,
- Başvurucuya 25/5/2013 tarihinde Menemen Devlet Hastanesinde
yapılan bir işitme testine ilişkin formun bulunduğu anlaşılmıştır.
22. Karar düzeltme istemi Dairenin 26/3/2015 tarihli kararıyla
reddedilmiştir. Kararda, karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle
başvurucuya idari para cezası verildiğine dair bir hüküm yer almamaktadır.
23. Nihai karar başvurucu vekiline 3/7/2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat
24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”
kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi
sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde
edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer
olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi
alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı,
süresi ve mercii gösterilir.
25. 5271 sayılı Kanun"un "Cumhuriyet
savcısının kararına itiraz" kenar başlıklı 173. maddesinin
başvurucunun kovuşturmasızlık kararına itiraz ettiği
tarihte yürürlükte olan hâlinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Suçtan zarar
gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği
tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren
Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en
yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının
açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./26.mad)
Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu
hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir;
kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli
olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet
savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye
bildirir.
(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353
S.K./26.mad) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame
düzenleyerek mahkemeye verir.
..."
26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu"nun "Doğrudan doğruya tam yargı
davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"1. İdari eylemlerden
hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı
bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve
her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak
haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen
veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden
itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu
sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
..."
2. İdari Yargı Uygulaması
27. Pek çok Danıştay kararında; idari eylem nedeniyle uğranılan
zararın tazminine yönelik olan tam yargı davalarının açılabilmesinin eylemin idariliğinin ve zararın bilinmesine bağlı olduğu, bir
eylemin idariliği ve doğurduğu zararın bazı
durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve
incelemelerden hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabildiği, bazı
durumlarda ise eylemin idariliğinin zararın görev
kusurundan doğup doğmadığının ceza yargılamasıyla belirlenmesinden sonra
saptanabileceği ifade edilmiştir (birçok karar arasından bkz. Danıştay Onuncu
Dairesinin 17/12/2013 tarihli ve E.2010/11294, K.2013/9173 sayılı; 21/6/2018
tarihli ve E.2015/3111, K.2018/2156 sayılı; 27/6/2018 tarihli ve E.2015/3392,
K.2018/2256 sayılı kararları).
28. Danıştay Onuncu Dairesi 24/12/2013 tarihli ve E.2010/8633,
K.2013/9417 sayılı, 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637, K.2017/180 sayılı
kararlarında yargılamaya konu olaylarda eylemin idariliğinin
kamu görevlileri hakkında kovuşturmasızlık kararı
verilmesiyle ortaya çıktığını ve dava açma süresinin kovuşturmasızlık
kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını belirtmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
29. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Sultani Acar (B. No: 2014/16344,
22/3/2018, §§ 37-61) ve Tahir Ağgün (B. No: 2015/3544, 14/11/2018, §§ 24-28)
başvuruları hakkında verilen kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; yakalama işlemi sırasında kim olduğu tespit
edilmeyen bir polis memurunun öldürmek amacıyla kasten kafasına silahla ateş
etmesi sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, bu olay nedeniyle
ameliyatla kafa kemiğinin alındığını ve başkaca ciddi sağlık sorunlarının
ortaya çıktığını, failin tespiti ve cezalandırılması amacıyla Cumhuriyet
Başsavcılığına verdikleri şikâyet dilekçesi ile ilgili herhangi bir kararın
kendisine tebliğ edilmediğini, devletin silah kullanımı değerlendirecek
mekanizmaları da içerecek şekilde polis teşkilatının oluşumu ve polislerin
eğitimi de dâhil olmak üzere yaşam hakkını korumak için gerekli önlemleri almadığını,
başvuruya konu olayda silah kullanımı için gerekli şartların bulunmadığını,
yere düştükten sonra polislerin tekmelemek suretiyle kendisini yaraladıklarını,
kendisine yönelik eylemlerin cezasız bırakıldığını ve kovuşturmasızlık
kararında yapılan tespitlerin makul olmadığını belirterek Anayasa"nın 17., 36.,
38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal edildiğini öne
sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu öz itibarıyla kendisini yakalamak
amacıyla kullanılan silahlı gücün gereksiz ve orantısız olduğundan, yakalama
esnasında kendisine fiziki şiddet uygulanarak kötü muamelede bulunulmasından ve
bu olaylar hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinden
yakınmaktadır.
33. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi
için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla
birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı
çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet
Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20). Ölüm gerçekleşmemiş ise
başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenmeyeceğinin tespitinde diğer
faktörlerle birlikte kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türü, kullanımının
ardında yatan niyet ve amaç birlikte değerlendirilir (Mustafa Çelik ve Siyahmet
Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69).
34. Somut olayda, başvurucuyu yakalamak için kullanılan silahlı
güç ölümle neticelenmese dahi başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmuştur. Bu
nedenle Anayasa Mahkemesi; başvurucunun kendisini yakalamak amacıyla kullanılan
silahlı gücün gereksiz, orantısız ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın
etkisiz olduğuna ilişkin şikâyetlerini yaşam hakkı kapsamında inceleyecektir.
Başvurucunun silahla yaralanıp yere düştükten sonra fiziki şiddete maruz
kaldığına ve bu olayla ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine yönelik
iddiaları ise kötü muamele yasağı kapsamında tetkik edilecektir.
35. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak
"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve
manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası
ile üçüncü fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse
insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."
36. Anayasa’nın "Devletin
temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili
bölümü şöyledir:
"Devletin
temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
37. Yaşam hakkının maddi boyutuyla ilgili iddialar yönünden
başvuruya uygulanabilir ilkeler, devletin yaşam hakkı bağlamında yüklendiği
negatif yükümlükle ilgili olanlardır. Bu ilkeler Serpil Kerimoğlu ve diğerleri (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51), Cemil Danışman (B. No: 2013/6319,
16/7/2014, §§ 44, 45, 50, 57, 63), Nesrin
Demir ve diğerleri (B. No: 2014/5785, 29/9/2016, § 108) ve Cezmi Demir ve diğerleri (B. No: 2013/293,
17/7/2014, § 76) başvuruları hakkında verilen kararlarda yer almaktadır.
38. Başvurucunun kötü muamele yasağının maddi boyutuyla ilgili
şikâyetleri yönünden başvuruya uygulanabilir ilkeler de Anayasa Mahkemesinin
negatif yükümlük konusunda benimsediği ilkelerdir. Bahse konu ilkeler, yukarıda
zikrolunan Cezmi Demir ve diğerleri (anılan
kararda bkz. §§ 80, 81, 83-85, 88-90, 95) ve Tahir
Canan (anılan kararda bkz. § 23) başvuruları hakkında verilen
kararlarda bulunmaktadır.
39. Anayasa"nın 17. maddesi uyarınca devletin yaşam hakkı ile
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında birtakım pozitif
yükümlülükleri vardır. Pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin boyutu gereğince
devletin kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve
yaralama vakalarında sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân
verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmesi gerekir. Bu tür olaylarda,
yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat
ödenmesi ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir
(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §
55; Cezmi Demir ve diğerleri, §
110).
40. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetleri açısından olayda
sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması konusunda makul bir başarı
şansı sunabilecek olan başvuru yolu, etkili bir ceza soruşturmasıdır.
41. Başvurucunun şikâyetleriyle ilgili olarak yürütülen
soruşturmanın 31/7/2006 tarihinde verilen kovuşturmasızlık
kararıyla son bulduğu, bu nedenle soruşturma sürecinin Anayasa Mahkemesinin
zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı düşünülebilir. Ne var ki bu karara
başvurucu tarafından yapılan itiraz hakkında bir karar verilip verilmediği
tespit edilememiştir. Başvurucu da tam yargı davası sürecinde verdiği 29/5/2013
tarihli karar düzeltme dilekçesinde itirazın sonucunun kendisine tebliğ
edilmediğini belirtmiştir (bkz. § 21). Bireysel başvurunun mevcut başvuru
yollarının tüketilmesinden itibaren yapılması gerekliliğinden ve zaman
bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihine kadar başvurucunun kovuşturmasızlık kararına yaptığı itiraz hakkında karar
verilmediği varsayımından hareket eden Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkı ile kötü
muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden zaman bakımından
yetkisinin bulunduğu kanaatindedir.
42. Bununla birlikte başvurucunun açtığı tam yargı davasının
başvuru süresine bir etkisi bulunmadığından süre aşımına ilişkin kabul
edilebilirlik kriteri yönünden bir değerlendirme yapılması gerekir.
43. Yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği
şikâyetleriyle ilgili soruşturmaların etkili olup olmadığı yönünden inceleme
yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın
makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl
sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma
mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,
B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
44. Diğer taraftan başvurucunun yetkili makamlara müracaat
etmesine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,
başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl
almışsa başvurucudan soruşturmanın sonucunu beklemesini istemek makul
olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucu, gerekli özeni göstermeli ve
şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira
soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde
anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir
(Yasin Ağca, B. No: 2014/13163,
11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucu, etkili bir soruşturma
yürütülmediğinin farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren otuz gün
içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucunun etkili bir
soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varması gerektiği her başvurunun
şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B. No:
2014/15732, 24/1/2018, § 87).
45. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici
gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini
sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvurucudan başvuru yollarını tüketmeden
bireysel başvuruda bulunması beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi soruşturmanın
daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucu, durumun farkına vardığı veya
varması gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır
(Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,
§ 88).
46. Somut olayda kovuşturmasızlık
kararına 29/8/2006 tarihinde itiraz etmesine rağmen itirazın sonucuyla ilgili
olarak başvurucuya herhangi bir bildirim yapılmamıştır. Buna rağmen başvurucu,
itirazı hakkında karar verilmesini sağlamak için itirazı incelemeye yetkili merciyi harekete geçirmeye yönelik hiçbir çaba göstermemiş
ve bireysel başvuru yapmak için tam yargı davasının sonuçlanmasını beklemiştir.
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
48. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının
tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten
itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
49. Bireysel başvuru yapmada güçlük çektiği yönünde bir iddiası
bulunmayan başvurucunun 23/9/2012 tarihinden itibaren kovuşturmasızlık
kararına yaptığı itiraz hakkında bir karar verilmediğini ve bu bağlamda
soruşturmanın etkisiz olduğunu belirterek bireysel başvuru yapma imkânının
bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, yaptığı itiraz hakkında karar
verilmediğinin açıkça farkında olduğu anlaşılan başvurucunun 29/6/2015
tarihinde yaptığı başvurusunun süresi içinde yapılmış bir başvuru olarak kabul
edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle yaşam
hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
B. Başvurucu Hakkında
Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin İhlal İddiaları
1. Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu; Yargıtayın tarafsız
olmadığını, etkili bir temyiz incelemesi yapılmadığından iki dereceli
yargılanma hakkının ihlal edildiğini, temyiz incelemesinin duruşmasız
yapıldığını, gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğini, temyiz incelemesinin
uzun sürdüğünü, yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılmadığını belirterek
Anayasa"nın 36., 38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
52. Başvurucu, ihlal iddialarını belirli bir yargılama
sürecinden söz ederek dile getirmemiş ve başvuru formunda, hakkında yürütülen
ceza yargılamasına ilişkin süreç hakkında bilgi vermemiştir. Bununla birlikte
Yargıtay, yalnızca başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecinde
görev almıştır. Bu sebeple mezkûr şikâyetlerin başvurucu hakkında yürütülen
ceza yargılamasına ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Başvurucunun iddialarının özü makul sürede yargılama yapılmadığına,
temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılama hakkının
ihlal edildiğine, Yargıtayın tarafsız olmadığına ve
yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun
bütün iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.
a. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
54. Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren
25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve
6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların
Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
55. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların
uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra
edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel
başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
56. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya
da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin
yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini
tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).
57.Ferat Yüksel
kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması
ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş
şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden
mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması
ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması
nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu
hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa
Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden
yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile
bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı
gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
59. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
b. Diğer İhlal İddiaları
60. Başvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını
tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de başvurucu
hakkındaki yargılama süreci inceleme tarihinden önce son bulmuştur. Bu nedenle
başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır
(benzer değerlendirme için bkz. Ziver Demircan, B.
No:2014/235, 3/2/2016, §§ 46-48).
61. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa"nın 141. maddesinde
düzenlenen, yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Anayasa
Mahkemesi daha önceki kararlarında ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı
yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya
üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz
edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013,
§ 32; Ali İlhan Bayar, B. No:
2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46; Mustafa
Doğan, B. No: 2014/1836, 28/9/2016, §§ 66-68).
62. Başvurucu somut olayda ilk derece mahkemesinde duruşmalı
olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma
yapılmamasının aleni yargılanma hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
63. Başvurucu Yargıtayın tarafsız
olmadığına ilişkin iddiasını soyut olarak dile getirmiş olup ihlal iddiasına
ilişkin delillerini sunma ile temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine
ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddianın temellendirilemediği
sonucuna ulaşılmıştır.
64. Gerek Yargıtayın onama kararında
gerekse kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşen Ceza Mahkemesi kararında
bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir
durumun bulunmadığı dikkate alındığında etkili bir temyiz incelemesi
yapılmadığına ve gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğine ilişkin
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında yürütülen ceza
yargılamasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
C. Tam Yargı Davasına
İlişkin İhlal İddiaları
1. Başvurucunun İddiaları
66.Başvurucu 25/9/2007 tarihinde yapılan ameliyattan sonra bir
yıl içinde olaydan kaynaklanan zararlarının tazmini için idareye başvuru
yaptığını, başvurusunun reddi üzerine de dava açma süresi içinde tam yargı
davası açtığını, idari yargı mercilerinin dava açma süresinin zararın kesin
raporla öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacağını dikkate almadığını, sağlık
durumunun tespitine ilişkin olanlar da dâhil delil toplamadığını oysa davanın
açıldığı tarihte tedavisinin devam ettiğini, tedaviler için hâlâ masraf
yaptığını, sürekli iş göremezlik oranında her bir artışın ayrı bir olgu
olduğunu ve her bir olgunun ayrı bir davanın konusu oluşturduğunu, temyiz
incelemesinin duruşmasız yapıldığını, karar düzeltmeye ilişkin kanun yoluna
başvurmadan bireysel başvuru yapılamadığını, karar düzeltme yoluna başvuran
kişi aleyhine idari para cezasına hükmedildiğini, 5/5/2006 tarihinde başlayan
soruşturmanın karar düzeltme talebinin reddedilmesi ile sona ermesi nedeniyle
makul sürede yargılama yapılmadığını, davayı adli yargı yerine idari yargıda
açmak zorunda kalması nedeniyle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğini, maruz
kaldığı olay nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmediğini belirterek
Anayasa"nın 35., 36, 37, 38 ve 40. maddelerinde güvence altına alınan
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
67. Başvurucunun ihlal iddialarının özü makul sürede yargılama
yapılmamasına, açtığı tam yargı davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle
reddedilmesi ve karar düzeltme talebinin reddi sonucunda kendisine verilen
idari para cezası verilmesi nedeniyle mahkemeye erişememesine, temyiz
incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ve adli yargı yerine idari yargıda açmak zorunda kalması nedeniyle
tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvurucunun bütün
iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.
a. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
68. Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında yürütülen ceza
yargılamasının makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiası hakkında başvuru
yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (bkz. §§ 54-59). O sonuçtan
ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
69. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
b. Mahkemeye Erişim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Davanın Süre Aşımı
Nedeniyle Reddedildiğine İlişkin İddia
70. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi
ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi
için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.
Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden
yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:
2013/8896, 23/2/2016, § 33).
71.Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili
bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada
açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki
ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal
edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve
Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34).
72. Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve
dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebilir. Özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle
ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim
hakkını aşırı sınırlandıracak şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir (Mohammed Aynosah, § 40).
73. İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle
açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada
idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı
bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya
yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı
veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra
başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar
ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).
74. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye
erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem
taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],
B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte
başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece
mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma
süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin
bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,
dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili
derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut
olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet
Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma
süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve
somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin
bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız
kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
75. Somut olayda başvurucu, dava açma süresinin çok kısa
olduğuna ve bu süre nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dair
bir iddiada bulunmamakta; yalnızca dava açma süresinin olay tarihinden itibaren
başlatılmasına itiraz ederek 25/9/2007 tarihinde ameliyat olduğuna ve zararın
devam ettiğine dikkat çekmektedir. Buna karşın başvurucu,
ne tam yargı davası sürecinde ne de yaptığı bireysel başvuruda iddialarını
ispat etmek için herhangi bir sağlık raporu ibraz etmiştir (bkz. § 21). Bundan
başka başvurucu, kim olduğunu bilmese bile bir polis memurunun açtığı ateş
sonucu yaralandığını bilmektedir. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığına verilen
16/5/2006 tarihli şikâyet dilekçesinde bu husus dile getirilmiştir. Bu nedenle
İdare Mahkemesinin idari başvuru yapılması gereken sürenin başlangıcına
başvurucunun yaralandığı 5/5/2006 tarihini esas almasını ve anılan tarihte
başvurucunun zarardan haberdar olduğuna ilişkin kabulünü haklı kılan nedenlerin
bulunmadığı söylenemez.
76. Bu durumda İdare Mahkemesinin dava açma süresinin
başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun ve mevzuata dair
değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı, başvurucunun dava açmasını
aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım
sergilemediği sonucuna varılmıştır.
77. Buna göre başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik
müdahalenin ölçülü olduğu, dolayısıyla belirtilen şikâyet bağlamında mahkemeye
erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
78. Açıklanan gerekçelerle davanın süre aşımı gerekçesiyle
reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Karar Düzeltme
Talebinin Reddedilmesi Sonucunda Para Cezası Verilmesine İlişkin İddia
79. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucu
aleyhine idari para cezasına hükmedilmemiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla
başvurucunun iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.
80. Açıklanan gerekçelerle karar düzeltme talebinin reddedilmesi
nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Diğer İhlal İddiaları
81. 2577 sayılı Kanun"un 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun"un 16. maddesiyle değiştirilmeden önceki
şeklinde temyiz ve itirazlarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve
Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu hükme
bağlanmıştır.
82. Somut olayda başvurucu, temyiz aşamasında duruşma talep
ettiğine ve bu talebin reddedildiğine dair bir belge ibraz etmediği gibi kanun
yolu incelemesi duruşmalı yapılmış olsaydı İdare Mahkemesi önünde dile
getiremediği hangi iddiaları ileri süreceğine ilişkin olarak herhangi bir
açıklamada bulunmamıştır. Bu sebeple aleni yargılanma hakkının ihlal edilmediği
sonucuna ulaşılmıştır.
83. Anayasa"nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi,
yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden
sonra kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur; sanığın veya
davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeyle suçun
işlenmesinden sonra çıkarılacak bir kanunla, oluşturulacak mahkeme önüne
davanın götürülmesi ve böylece kişiye ya da olaya özgü mahkeme kurulması
yasaklanmıştır (AYM, E.2009/52, K.2010/16,21/1/2010). Dolayısıyla başvurucunun
idari eylem nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlarının tazmini için adli yargı
yerine idari yargı merciinde dava açmak zorunda olması tabii hâkim ilkesini
ihlal etmemektedir.
84. Açıklanan gerekçelerle tam yargı davasına ilişkin sair ihlal
iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
2. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin sair
ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin
açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tam yargı davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin
mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
6. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi sonucu verilen idari
para cezasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Tam yargı davasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.