Abaküs Yazılım
Birinci Bölüm
Esas No: 2015/11217
Karar No: 2015/11217
Karar Tarihi: 9/10/2019

        Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

NEVZAT KOÇAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/11217)

 

Karar Tarihi: 9/10/2019

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucu

:

Nevzat KOÇAK

Vekili

:

Av. Nezahat PAŞA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin fiziki ve silahlı güç kullanımı sonucu meydana gelen yaralanma ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının; derece mahkemelerince makul süre içinde tarafsız bir yargılama yapılmaması, temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması, kolluk görevlilerinin güç kullanımı nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesi, karar düzeltme talebinin reddi nedeniyle idari para cezasına hükmedilmesi, idari eylem nedeniyle açılacak tazminat davalarının adli yargı yerine idari yargı mercilerince karara bağlanması ve yargılamanın sonucunun adil olmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Kolluk görevlilerince düzenlenen 5/5/2006 tarihli tutanağa göre 5/5/2006 günü saat 21.15 sıralarında işledikleri iddia edilen çeşitli suçlar nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan başvurucu ve bir başka kişi, aynı gün saat 22.00 sıralarında bir cadde üzerinde görülmüştür. Kolluk görevlilerinin dur ihtarına riayet etmeyen şüpheliler yaya olarak kaçmıştır. Kolluk görevlilerinin takibi esnasında başvurucu, kolluk görevlilerine doğru, kolluk görevlileri ise havaya doğru ateş etmiştir. Bir sokak üzerindeki düğün kalabalığına yaklaşan başvurucu, kolluk görevlilerine doğru silahla ateş etmiş; diğer şüpheli ise tüfek doğrultmuştur. Teslim olması için kolluk görevlilerinin yaptığı sesli uyarıyı ve havaya yapılan atışı dikkate almayan başvurucu kaçmaya çalışırken yere düşmüştür. Kafasında kanama olan başvurucu, cankurtaran yardımıyla bir sağlık tesisine götürülmüştür.

9. Çeşitlik sağlık kuruluşlarınca düzenlenen tıbbi belgelerden ateşli silahla kafasından yaralandığı ve tedavisi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyat edildiği anlaşılan başvurucu 7/6/2006 tarihinde taburcu edilmiştir.

A. Başvurucunun Yaralanması Nedeniyle Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

10. Başvurucu, vekili aracılığıyla Menemen Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği 16/5/2006 tarihli dilekçesinde; kendisine yönelik aşırı şiddet ve kötü muamele nedeniyle teslim olmadığını, polis memurlarının öldürme kastıyla ateş ettiklerini ve olay nedeniyle üç kez ameliyat olduğunu iddia etmiştir.

11. Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma sonunda 31/7/2006 tarihinde;

- İşlediği iddia olunan pek çok suç nedeniyle polis memurlarının yakalamak istediği başvurucunun silahla ateş ederek yakalamaya direndiği, başvurucunun başını hedef almak suretiyle ateş edilmesi ihtimalinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve bu nedenlerle olayda hukuka uygun nedenlerin bulunduğu,

- Polis memurlarının eylemlerinin başvurucunun tekrar ateş etmesine engel olmaya ve başvurucuyu etkisiz hâle getirmeye yönelik olduğu, yere düşmesinden sonra başvurucunun darbedildiğine dair delil bulunmadığı gerekçeleriyle başvurucunun iddiaları yönünden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kovuşturmasızlık kararı) vermiştir.

12. Başvurucu 29/8/2006 tarihinde, şikâyet dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar yanında soruşturmadaki eksikliklere de dikkat çekerek vekili aracılığıyla kovuşturmasızlık kararına itiraz etmiştir.

13. Başvurucunun itirazı hakkında karar verilip verilmediği tespit edilememiştir.

B. Başvurucu Hakkında Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

14. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezlekeye istinaden Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun da aralarında bulunduğu birkaç şüpheli hakkında Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır.

15. Ceza Mahkemesi 25/9/2007 tarihinde başvurucunun bazı suçlardan beraatine, bazı suçlardan ise mahkûmiyetine karar vermiştir.

16. Başvurucu vekilinin talebi üzerine temyiz incelemesini yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesi 19/12/2017 tarihinde bazı suçlar yönünden verilen kararlarının onanmasına, bazı suçlar yönünden açılan davaların ise dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.

C. Tam Yargı Davası Süreci

17. Başvurucu, kim olduğu tespit edilemeyen bir polis memurunun silahla ateş etmesi sonucu yaralandığını ve gözaltına alınmak istenirken kolluk görevlilerinin şiddetine maruz kaldığını belirterek24/9/2008 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünden tazminat talep etmiştir.

18. Tazminat talebinin reddi üzerine başvurucu, vekili aracılığıyla 31/12/2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı aleyhine İzmir 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, kovuşturmasızlık kararına yapılan itiraz hakkında herhangi bir tebligat yapılmadığı belirtilmiştir.

19. İdare Mahkemesi 8/1/2009 tarihinde, süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Bakılan davanın, 05.05.2006 tarihinde İzmir Menemen Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli polis memurlarınca davacının kafasına silahla ateş edilmesi neticesinde yaralandığından dolayı meydana gelen zararın tazmini istemiyle açıldığı, anılan zararın polis memurlarının eylemi sonucu meydana gelindiğinin davacı tarafından bilindiği bu hususun gerek davacı tarafından Menemen Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 16.05.2006 günlü şikayet dilekçesinde gerekse dava dilekçesinde belirtildiği anlaşılmakta olup, olayda dava açma süresinin davacının, kafasına hangi polis memuru tarafından ateş edildiğinin belirlendiği tarih değil, davacı tarafından da bilindiği üzere bu eylemin polis memurları tarafından işlendiğinin ileri sürüldüğü 05.05.2006 tarihinden itibaren başlatılması gerekmektedir.

Bu durumda, zararla bu zararlı sonucun doğmasına etkisi olan eylemi gerçekleştirenlerin (polis memurları) olayın meydana geldiği 05.05.2006 tarihinde davacı tarafından bilindiğinin kabulü gerektiği, böylece bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareyebaşvurarak haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken 24.09.2008 tarihinde, olay tarihinden itibaren yaklaşık ikibuçuk yılgeçtikten sonraki bir tarihte yapılan başvuru sonucu verilen cevabi yazı üzerine 31.12.2008 tarihinde açılan bu davanın süre aşımı nedeniyle esastan incelenme olanağı bulunmamaktadır.

..."

20. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 21/3/2013 tarihinde, başvurucu vekilinin temyiz istemini reddederek İdare Mahkemesince verilen kararı onamıştır.

21. Başvurucu vekili 29/5/2013 tarihinde özetle cismani zararın meydana geldiği durumlarda dava açma süresinin meydana gelen zararın kesin sağlık raporuyla tespit edilmesinden sonra başlayacağını, sağ kulakta %82, sol kulakta ise %8 duyma kaybı meydana geldiğini, zararın devam ettiğini, taleplerine rağmen İdare Mahkemesinin zararın tespitine ilişkin rapor aldırmadığını, 25/9/2007 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kraniyoplasti (kafatası anomalilerinin cerrahi yolla düzeltilmesi) ameliyatı yapıldığını, failin tespitini beklemeleri nedeniyle idareye daha önce başvuru yapmadıklarını, kovuşturmasızlık kararına yaptıkları itirazın sonucunun kendilerine tebliğ edilmediğini, delillerin toplanmadığını ve idareye yaptıkları başvuru ile akabinde açtıkları davanın süresinde olduğunu belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur. İdare Mahkemesi ile yapılan yazışmalardan İdare Mahkemesine veya Daireye bahsi geçen kraniyoplasti ameliyatına veya meydana gelen bedensel zararın kapsamına ilişkin herhangi bir sağlık raporu ibraz edilmediği, dosyada tıbbi belge olarak yalnızca;

- 5/5/2005 tarihli genel adli muayene raporunun,

- 5/6/2006 tarihli hasta çıkış raporunun,

- 7/6/2006 tarihli epikriz formunun,

- İşlediği iddia edilen suçlar yönünden başvurucunun cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 27/6/2006 tarihli raporunun,

- Başvurucuya 25/5/2013 tarihinde Menemen Devlet Hastanesinde yapılan bir işitme testine ilişkin formun bulunduğu anlaşılmıştır.

22. Karar düzeltme istemi Dairenin 26/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda, karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucuya idari para cezası verildiğine dair bir hüküm yer almamaktadır.

23. Nihai karar başvurucu vekiline 3/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.

25. 5271 sayılı Kanun"un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" kenar başlıklı 173. maddesinin başvurucunun kovuşturmasızlık kararına itiraz ettiği tarihte yürürlükte olan hâlinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.

(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.

(3) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./26.mad) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./26.mad) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.

..."

26. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

..."

2. İdari Yargı Uygulaması

27. Pek çok Danıştay kararında; idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olan tam yargı davalarının açılabilmesinin eylemin idariliğinin ve zararın bilinmesine bağlı olduğu, bir eylemin idariliği ve doğurduğu zararın bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabildiği, bazı durumlarda ise eylemin idariliğinin zararın görev kusurundan doğup doğmadığının ceza yargılamasıyla belirlenmesinden sonra saptanabileceği ifade edilmiştir (birçok karar arasından bkz. Danıştay Onuncu Dairesinin 17/12/2013 tarihli ve E.2010/11294, K.2013/9173 sayılı; 21/6/2018 tarihli ve E.2015/3111, K.2018/2156 sayılı; 27/6/2018 tarihli ve E.2015/3392, K.2018/2256 sayılı kararları).

28. Danıştay Onuncu Dairesi 24/12/2013 tarihli ve E.2010/8633, K.2013/9417 sayılı, 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637, K.2017/180 sayılı kararlarında yargılamaya konu olaylarda eylemin idariliğinin kamu görevlileri hakkında kovuşturmasızlık kararı verilmesiyle ortaya çıktığını ve dava açma süresinin kovuşturmasızlık kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını belirtmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

29. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Sultani Acar (B. No: 2014/16344, 22/3/2018, §§ 37-61) ve Tahir Ağgün (B. No: 2015/3544, 14/11/2018, §§ 24-28) başvuruları hakkında verilen kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkı ile Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; yakalama işlemi sırasında kim olduğu tespit edilmeyen bir polis memurunun öldürmek amacıyla kasten kafasına silahla ateş etmesi sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, bu olay nedeniyle ameliyatla kafa kemiğinin alındığını ve başkaca ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıktığını, failin tespiti ve cezalandırılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri şikâyet dilekçesi ile ilgili herhangi bir kararın kendisine tebliğ edilmediğini, devletin silah kullanımı değerlendirecek mekanizmaları da içerecek şekilde polis teşkilatının oluşumu ve polislerin eğitimi de dâhil olmak üzere yaşam hakkını korumak için gerekli önlemleri almadığını, başvuruya konu olayda silah kullanımı için gerekli şartların bulunmadığını, yere düştükten sonra polislerin tekmelemek suretiyle kendisini yaraladıklarını, kendisine yönelik eylemlerin cezasız bırakıldığını ve kovuşturmasızlık kararında yapılan tespitlerin makul olmadığını belirterek Anayasa"nın 17., 36., 38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

2. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu öz itibarıyla kendisini yakalamak amacıyla kullanılan silahlı gücün gereksiz ve orantısız olduğundan, yakalama esnasında kendisine fiziki şiddet uygulanarak kötü muamelede bulunulmasından ve bu olaylar hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesinden yakınmaktadır.

33. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20). Ölüm gerçekleşmemiş ise başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenmeyeceğinin tespitinde diğer faktörlerle birlikte kişiye karşı kullanılan gücün derecesi, türü, kullanımının ardında yatan niyet ve amaç birlikte değerlendirilir (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69).

34. Somut olayda, başvurucuyu yakalamak için kullanılan silahlı güç ölümle neticelenmese dahi başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmuştur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi; başvurucunun kendisini yakalamak amacıyla kullanılan silahlı gücün gereksiz, orantısız ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğuna ilişkin şikâyetlerini yaşam hakkı kapsamında inceleyecektir. Başvurucunun silahla yaralanıp yere düştükten sonra fiziki şiddete maruz kaldığına ve bu olayla ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine yönelik iddiaları ise kötü muamele yasağı kapsamında tetkik edilecektir.

35. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."

36. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

37. Yaşam hakkının maddi boyutuyla ilgili iddialar yönünden başvuruya uygulanabilir ilkeler, devletin yaşam hakkı bağlamında yüklendiği negatif yükümlükle ilgili olanlardır. Bu ilkeler Serpil Kerimoğlu ve diğerleri (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51), Cemil Danışman (B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 44, 45, 50, 57, 63), Nesrin Demir ve diğerleri (B. No: 2014/5785, 29/9/2016, § 108) ve Cezmi Demir ve diğerleri (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 76) başvuruları hakkında verilen kararlarda yer almaktadır.

38. Başvurucunun kötü muamele yasağının maddi boyutuyla ilgili şikâyetleri yönünden başvuruya uygulanabilir ilkeler de Anayasa Mahkemesinin negatif yükümlük konusunda benimsediği ilkelerdir. Bahse konu ilkeler, yukarıda zikrolunan Cezmi Demir ve diğerleri (anılan kararda bkz. §§ 80, 81, 83-85, 88-90, 95) ve Tahir Canan (anılan kararda bkz. § 23) başvuruları hakkında verilen kararlarda bulunmaktadır.

39. Anayasa"nın 17. maddesi uyarınca devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında birtakım pozitif yükümlülükleri vardır. Pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin boyutu gereğince devletin kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama vakalarında sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmesi gerekir. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi ihlali gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55; Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

40. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetleri açısından olayda sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması konusunda makul bir başarı şansı sunabilecek olan başvuru yolu, etkili bir ceza soruşturmasıdır.

41. Başvurucunun şikâyetleriyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın 31/7/2006 tarihinde verilen kovuşturmasızlık kararıyla son bulduğu, bu nedenle soruşturma sürecinin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı düşünülebilir. Ne var ki bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz hakkında bir karar verilip verilmediği tespit edilememiştir. Başvurucu da tam yargı davası sürecinde verdiği 29/5/2013 tarihli karar düzeltme dilekçesinde itirazın sonucunun kendisine tebliğ edilmediğini belirtmiştir (bkz. § 21). Bireysel başvurunun mevcut başvuru yollarının tüketilmesinden itibaren yapılması gerekliliğinden ve zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihine kadar başvurucunun kovuşturmasızlık kararına yaptığı itiraz hakkında karar verilmediği varsayımından hareket eden Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden zaman bakımından yetkisinin bulunduğu kanaatindedir.

42. Bununla birlikte başvurucunun açtığı tam yargı davasının başvuru süresine bir etkisi bulunmadığından süre aşımına ilişkin kabul edilebilirlik kriteri yönünden bir değerlendirme yapılması gerekir.

43. Yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği şikâyetleriyle ilgili soruşturmaların etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

44. Diğer taraftan başvurucunun yetkili makamlara müracaat etmesine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa başvurucudan soruşturmanın sonucunu beklemesini istemek makul olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucu, gerekli özeni göstermeli ve şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucu, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucunun etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varması gerektiği her başvurunun şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B. No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87).

45. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvurucudan başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunması beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucu, durumun farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 88).

46. Somut olayda kovuşturmasızlık kararına 29/8/2006 tarihinde itiraz etmesine rağmen itirazın sonucuyla ilgili olarak başvurucuya herhangi bir bildirim yapılmamıştır. Buna rağmen başvurucu, itirazı hakkında karar verilmesini sağlamak için itirazı incelemeye yetkili merciyi harekete geçirmeye yönelik hiçbir çaba göstermemiş ve bireysel başvuru yapmak için tam yargı davasının sonuçlanmasını beklemiştir.

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

48. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

49. Bireysel başvuru yapmada güçlük çektiği yönünde bir iddiası bulunmayan başvurucunun 23/9/2012 tarihinden itibaren kovuşturmasızlık kararına yaptığı itiraz hakkında bir karar verilmediğini ve bu bağlamda soruşturmanın etkisiz olduğunu belirterek bireysel başvuru yapma imkânının bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, yaptığı itiraz hakkında karar verilmediğinin açıkça farkında olduğu anlaşılan başvurucunun 29/6/2015 tarihinde yaptığı başvurusunun süresi içinde yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Hakkında Yürütülen Ceza Yargılamasına İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; Yargıtayın tarafsız olmadığını, etkili bir temyiz incelemesi yapılmadığından iki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğini, temyiz incelemesinin duruşmasız yapıldığını, gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğini, temyiz incelemesinin uzun sürdüğünü, yargılamanın makul süre içinde sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa"nın 36., 38. ve 40. maddelerinde güvence alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

52. Başvurucu, ihlal iddialarını belirli bir yargılama sürecinden söz ederek dile getirmemiş ve başvuru formunda, hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin süreç hakkında bilgi vermemiştir. Bununla birlikte Yargıtay, yalnızca başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecinde görev almıştır. Bu sebeple mezkûr şikâyetlerin başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Başvurucunun iddialarının özü makul sürede yargılama yapılmadığına, temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılama hakkının ihlal edildiğine, Yargıtayın tarafsız olmadığına ve yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun bütün iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.

a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

54. Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.

55. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

56. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

57.Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Diğer İhlal İddiaları

60. Başvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de başvurucu hakkındaki yargılama süreci inceleme tarihinden önce son bulmuştur. Bu nedenle başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır (benzer değerlendirme için bkz. Ziver Demircan, B. No:2014/235, 3/2/2016, §§ 46-48).

61. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa"nın 141. maddesinde düzenlenen, yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Ali İlhan Bayar, B. No: 2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46; Mustafa Doğan, B. No: 2014/1836, 28/9/2016, §§ 66-68).

62. Başvurucu somut olayda ilk derece mahkemesinde duruşmalı olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma yapılmamasının aleni yargılanma hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

63. Başvurucu Yargıtayın tarafsız olmadığına ilişkin iddiasını soyut olarak dile getirmiş olup ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma ile temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddianın temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

64. Gerek Yargıtayın onama kararında gerekse kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşen Ceza Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun bulunmadığı dikkate alındığında etkili bir temyiz incelemesi yapılmadığına ve gerekli inceleme yapılmadan onama kararı verildiğine ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Tam Yargı Davasına İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

66.Başvurucu 25/9/2007 tarihinde yapılan ameliyattan sonra bir yıl içinde olaydan kaynaklanan zararlarının tazmini için idareye başvuru yaptığını, başvurusunun reddi üzerine de dava açma süresi içinde tam yargı davası açtığını, idari yargı mercilerinin dava açma süresinin zararın kesin raporla öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacağını dikkate almadığını, sağlık durumunun tespitine ilişkin olanlar da dâhil delil toplamadığını oysa davanın açıldığı tarihte tedavisinin devam ettiğini, tedaviler için hâlâ masraf yaptığını, sürekli iş göremezlik oranında her bir artışın ayrı bir olgu olduğunu ve her bir olgunun ayrı bir davanın konusu oluşturduğunu, temyiz incelemesinin duruşmasız yapıldığını, karar düzeltmeye ilişkin kanun yoluna başvurmadan bireysel başvuru yapılamadığını, karar düzeltme yoluna başvuran kişi aleyhine idari para cezasına hükmedildiğini, 5/5/2006 tarihinde başlayan soruşturmanın karar düzeltme talebinin reddedilmesi ile sona ermesi nedeniyle makul sürede yargılama yapılmadığını, davayı adli yargı yerine idari yargıda açmak zorunda kalması nedeniyle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğini, maruz kaldığı olay nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmediğini belirterek Anayasa"nın 35., 36, 37, 38 ve 40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

67. Başvurucunun ihlal iddialarının özü makul sürede yargılama yapılmamasına, açtığı tam yargı davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi ve karar düzeltme talebinin reddi sonucunda kendisine verilen idari para cezası verilmesi nedeniyle mahkemeye erişememesine, temyiz incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve adli yargı yerine idari yargıda açmak zorunda kalması nedeniyle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvurucunun bütün iddiaları yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenecektir.

a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasının makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiası hakkında başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (bkz. §§ 54-59). O sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Davanın Süre Aşımı Nedeniyle Reddedildiğine İlişkin İddia

70. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

71.Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34).

72. Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını aşırı sınırlandıracak şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir (Mohammed Aynosah, § 40).

73. İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).

74. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

75. Somut olayda başvurucu, dava açma süresinin çok kısa olduğuna ve bu süre nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dair bir iddiada bulunmamakta; yalnızca dava açma süresinin olay tarihinden itibaren başlatılmasına itiraz ederek 25/9/2007 tarihinde ameliyat olduğuna ve zararın devam ettiğine dikkat çekmektedir. Buna karşın başvurucu, ne tam yargı davası sürecinde ne de yaptığı bireysel başvuruda iddialarını ispat etmek için herhangi bir sağlık raporu ibraz etmiştir (bkz. § 21). Bundan başka başvurucu, kim olduğunu bilmese bile bir polis memurunun açtığı ateş sonucu yaralandığını bilmektedir. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 16/5/2006 tarihli şikâyet dilekçesinde bu husus dile getirilmiştir. Bu nedenle İdare Mahkemesinin idari başvuru yapılması gereken sürenin başlangıcına başvurucunun yaralandığı 5/5/2006 tarihini esas almasını ve anılan tarihte başvurucunun zarardan haberdar olduğuna ilişkin kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı söylenemez.

76. Bu durumda İdare Mahkemesinin dava açma süresinin başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun ve mevzuata dair değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı, başvurucunun dava açmasını aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım sergilemediği sonucuna varılmıştır.

77. Buna göre başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğu, dolayısıyla belirtilen şikâyet bağlamında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

78. Açıklanan gerekçelerle davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Karar Düzeltme Talebinin Reddedilmesi Sonucunda Para Cezası Verilmesine İlişkin İddia

79. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucu aleyhine idari para cezasına hükmedilmemiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla başvurucunun iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.

80. Açıklanan gerekçelerle karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Diğer İhlal İddiaları

81. 2577 sayılı Kanun"un 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun"un 16. maddesiyle değiştirilmeden önceki şeklinde temyiz ve itirazlarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu hükme bağlanmıştır.

82. Somut olayda başvurucu, temyiz aşamasında duruşma talep ettiğine ve bu talebin reddedildiğine dair bir belge ibraz etmediği gibi kanun yolu incelemesi duruşmalı yapılmış olsaydı İdare Mahkemesi önünde dile getiremediği hangi iddiaları ileri süreceğine ilişkin olarak herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu sebeple aleni yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

83. Anayasa"nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur; sanığın veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeyle suçun işlenmesinden sonra çıkarılacak bir kanunla, oluşturulacak mahkeme önüne davanın götürülmesi ve böylece kişiye ya da olaya özgü mahkeme kurulması yasaklanmıştır (AYM, E.2009/52, K.2010/16,21/1/2010). Dolayısıyla başvurucunun idari eylem nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlarının tazmini için adli yargı yerine idari yargı merciinde dava açmak zorunda olması tabii hâkim ilkesini ihlal etmemektedir.

84. Açıklanan gerekçelerle tam yargı davasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tam yargı davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi sonucu verilen idari para cezasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tam yargı davasına ilişkin sair ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi