
Esas No: 2015/14955
Karar No: 2015/14955
Karar Tarihi: 26/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ÖMER GÖKENCİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/14955) |
|
Karar Tarihi: 26/9/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
Raportör |
: |
Heysem KOCAÇİNAR |
Başvurucu |
: |
Ömer GÖKENCİ |
Vekili |
: |
Av. Mehmet Reha AKAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, işçilik alacağı nedeniyle açılan davanın aynı maddi
olaya dayanılarak açılan başka davalarda verilen kararlardan aksi bir sonuca
ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunulmasına gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Elektrik Üretim A.Ş.nin (EÜAŞ) Seyitömer Termik Santrali"nde işçi olarak çalışan
başvurucu, hizmet kolunda faaliyette bulunan TES-İŞ"e
(Sendika) çalıştığı kuruma ait işyeri numarası ile üye olma talebinde
bulunmuştur. Sendika, başvurucunun üyelik taleplerini kabul ederek üyelik
başvuru formunu kuruma göndermiştir. EÜAŞ, başvurucunun kendi personeli
olmadığını belirterek belgeleri iade etmiştir.
9. Başvurucu, üyelik taleplerinin kabulü nedeniyle Sendika ile
işveren arasında imzalanan ve hâlen yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi
hükümlerinden yararlanması gerektiğini ileri sürerek bu sözleşmeden kaynaklanan
işçilik alacaklarının tahsili isteğiyle dava açmıştır.
10. Kütahya İş Mahkemesi, yapmış olduğu yargılama sonunda
verdiği 30/5/2014 tarihli kararlarla başvurucunun taleplerini kabul etmiştir.
Mahkeme; Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen aynı mahiyetteki çok sayıda
dosyayı da emsal göstererek hizmet alım ihalesini alan alt işverenler
değişmesine rağmen başvurucuların çalışmaya devam ettiği, hizmet alımına konu
işin asıl iş niteliğinde olduğu ve bu itibarla asıl işveren ile alt işveren
arasındaki hizmet alımının muvazaalı olduğu yönünde bir saptamaya yer
vermiştir.
11. Kütahya İş Mahkemesinin başvuruya konu olan kararları
yanında benzer nitelikteki çok sayıda karar davalı EÜAŞ tarafından temyiz
edilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen
belgelerden Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 12/11/2014 tarihinde yapmış olduğu
temyiz incelemesi sonucunda başvurucuyla birlikte çok sayıda işçi hakkında
verilen kabul kararını bozduğu saptanmıştır. Bozma kararlarında, elektrik
üretimi yapan davalı Şirketin 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun"un 15. maddesinde
tanınan imtiyazlara sahip olması nedeniyle asıl işin tamamı veya bir kısmını
alt işverene devredebileceği tespitinde bulunulmuş ve bu saptamadan hareketle EÜAŞ"ın hizmet alım usulünde muvazaalı alt işverenlik
ilişkisinden bahsedilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Yargıtay bozma kararında
ayrıca alt işverenlik hususunun ilk defa 4628 sayılı Kanun"un 15. maddesi
kapsamında değerlendirildiğine de işaret etmiştir.
12. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin bozma kararları üzerine
aralarında başvurucunun da bulunduğu bazı işçiler tarafından açılan davalar
Kütahya 2. İş Mahkemesine, bazı davalar da Kütahya 1. İş Mahkemesine tevzi
edilmiştir.
13. Kütahya 1. İş Mahkemesi bozma üzerine yapmış olduğu
yargılama sonucunda iki yüz elliden fazla dosyada direnme kararı vermiş olup bu
kararlar da temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) direnme
üzerine yapmış olduğu 30/9/2015 tarihli inceleme sonucunda davalı kamu tüzel
kişiliği ile yapılan hizmet alım sözleşmelerinin içeriği, alt işverenlerin
değişmesine rağmen çalışan işçilerin değişmemesi, alınacak işçilerin
unvanlarının şartnamede ayrı ayrı belirtilmesi, alt işverenin ücret
bordrolarını tutan bir işçi dışında diğer işçileri sevk ve idare eden işçisinin
bulunmaması, puantaj kayıtlarının EÜAŞ tarafından belirlenen kişilerce
tutulması, işe alan ve işten çıkaranın EÜAŞ olması, davacı ve alt işveren
şirket işçilerinin asıl işveren EÜAŞ işçileri ile aynı şekilde ve üretimin her
bölümünde çalışması, emir ve talimatların EÜAŞ tarafından verilmesi, çalışma
şartlarının ve yıllık izinlerin EÜAŞ tarafından belirlenmesi, alt işveren
işçilerinin yapılan iş ve hizmette EÜAŞ tarafından temin edilen ve yine
davalıya ait araçları kullanması gibi nedenleri gözönünde
tutarak davalı Şirket ile alt işveren arasındaki hizmet alım sözleşmesinin
muvazaalı olduğu ve davacıların asıl işveren Şirketin işçisi olduğu
gerekçeleriyle direnme kararlarını yerinde bulmuştur. HGK, Özel Daire
tarafından incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi amacıyla
dosyaları Özel Daireye göndermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, direnme
kararının yerinde bulunması üzerine önüne gelen budosyalarda
kamu tüzel kişisi olan davalının imzaladığı alt işverenlik sözleşmesinin
muvazaa sebebiyle geçersiz ve davacıların da baştan itibaren kamu tüzel
kişisinin işçisi olduğu HGK kararıyla kabul edildiğinden uygulama birliği ile
hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri uyarınca bu dosyaları onadığını
bildirmiştir.
14. Kütahya 2. İş Mahkemesi ise aralarında başvurucunun
dosyasının da bulunduğu iki yüz otuz iki dosyada Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin
12/11/2014 tarihli bozma ilamına uyarak davanın reddine karar vermiştir.
15. Başvurucu, davanın reddi kararını temyiz etmiştir. Yargıtay
22. Hukuk Dairesi 29/6/2015 tarihli kararla bozmaya uygun olarak verilen ilk
derece mahkemesi kararını onamıştır. Aynı Daire, Kütahya 2. İş Mahkemesinin
bozma üzerine verdiği muhtelif tarihli hükümlerden bazılarının temyiz
incelemesinde, HGK"nın 30/9/2015 tarihli kararıyla
muvazaanın varlığı kabul edilmiş ise de 12/11/2014 tarihli bozma kararındaki
görüşünü korumasına rağmen hukuki istikrar adına HGK"dan
geçen dosyaları onadığına işaret etmiştir. Daire, kendisi tarafından bozulup
ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması nedeniyle HGK"nın
önüne çıkmayan başvuruya konu dosya ve benzer durumdaki dosyalarda ise davalı
lehine usule ilişkin müktesep hak oluştuğuna da işaret ederek onama kararı
vermiştir.
16. Bu arada aralarında başvurucunun vekilinin de bulunduğu
avukatlar tarafından 15/5/2015 tarihli dilekçeyle Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ve
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kararları arasında
asıl işveren ile alt işveren arasındaki iş ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı
hususunda içtihat aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek içtihadın
birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 3/3/2016
tarihli ve 74 sayılı karar ile muvazaa iddiasının her somut olayın özelliğine
göre çözümlenmesi gerektiğinden içtihadı birleştirme yoluna gidilmesine gerek
olmadığına karar vermiştir.
17. Nihai karar 30/7/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ
edilmiştir. Başvurucu 28/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Hakan Altıncan ([GK],
B. No: 2016/13021, 17/5/2018, §§ 20-36) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucular; aynı işyerinde benzer koşullarda çalışan
-aralarında kendilerinin de bulunduğu- çok sayıda işçi tarafından açılan alacak
davalarının bir kısmının Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin önceki içtihatlarından
ayrılan bir yaklaşım benimsemesi nedeniyle aleyhe sonuçlandığını, Dairenin
benimsemiş olduğu yaklaşımın öngörülemez olup hukuki belirlilik ve güvenlik
ilkelerine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkı ile eşitlik
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, eşitlik ilkesinin de ihlal
edildiğini ileri sürmüşse de iddiaların özünün adil yargılanma hakkının
güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu
ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
24. Başvuru konusuna ilişkin ilkeler Anayasa Mahkemesince daha
önce Hakan Altıncan
kararında ortaya konulmuştur.
25. Buna göre adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların
çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.
Anayasa"nın 2. maddesinde Cumhuriyet"in nitelikleri arasında sayılan hukuk
devleti, Anayasa"nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
26. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk
güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve
E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı
amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39,
K.2013/65, 22/5/2013).
27. Özellikle aynı somut olay ve hukuksal durumdaki farklı
kişilerce açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşılması hukuki
belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Anılan ilkelerin bir
sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan güveni muhafaza etme bakımından
yargı mercilerinin kararlarında belli bir istikrar sağlaması beklenir. Bu
itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali
sonucunu doğurmaz ise de bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer
uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gereklidir (Hakan Altıncan, §
48).
28. Somut olayda Yargıtay 22. Hukuk Dairesi yeni bir yaklaşım
benimsemiş ve 2008 yılından beri yürürlükte bulunan kanun hükmüne dayalı olarak
davalı şirketin işin tamamı ya da bir kısmını alt işverene devretme imtiyazına
sahip olduğundan asıl işveren ile alt işveren arasındaki hizmet alımının
muvazaa oluşturmayacağına hükmetmiştir. Anılan tarihten önce bu tür
uyuşmazlıkların temyiz mercii olan Yargıtay Daireleri ile direnme üzerine gelen
dosyaları inceleyen HGK, şartları bulunduğu takdirde iş ilişkisinin muvazaalı
olduğuna ilişkin kararlar vermiştir (Hakan Altıncan, §
52).
29. Anayasa Mahkemesi, somut olayla aynı mahiyetteki Hakan Altıncan
kararında Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin içtihat değişikliğine giderek
benimsediği yeni yaklaşımın uygulanması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde görev
alan Daire ve Kurula göre farklı ve birbiriyle çelişkili kararlar ortaya
çıktığını ve usule ilişkin müktesep hak gerekçesiyle de olsa aynı somut olaydan
kaynaklanan uyuşmazlıklardaki zıt sonuçların hukuki belirsizliğe yol açtığnı tespit etmiştir. Mahkeme, başvurucu için
öngörülemez nitelikte olan bu uygulama nedeniyle bir bütün olarak yargılamanın
hakkaniyetinin zedelendiği sonucuna ulaşmıştır.
30. Somut olayda da anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir
durum bulunmamaktadır.
31. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
Kadir Özkaya bu sonuca farklı gerekçe ile katılmıştır.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
33. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal
sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
34. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin
ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet
Doğan, §§ 57, 58).
35. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi
amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul
kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak
yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın
kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi
bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin
gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek
üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet
Doğan, § 59).
36. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve gerek görülmemesi
hâlinde ise maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
37. Anayasa Mahkemesi, istikrarlı olarak uygulanmayan bir
içtihat değişikliği sonucunda aynı somut olaydan kaynaklanan uyuşmazlıkların
birbirine zıt olacak şekilde neticelenmesi hakkaniyete aykırı olduğundan adil
yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut
başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
38.
Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul
hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü bir
düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre
ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden
yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline
yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini
ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
39. Adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu
sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
40. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama
giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete
uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere Kütahya 2. İş Mahkemesine ( E.2015/752,K.2015/200) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 22. Hukuk Dairesine
( E.2015/18547, K.2015/22394) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
Mahkememiz çoğunluğunca başvuruya konu olayda; işçilik alacağı
nedeniyle başvurucu tarafından açılan davanın, aynı maddi olaya dayalı olarak
başkaları tarafından açılan davalarda verilen kabul kararlarının aksine bir
sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Mahkememiz çoğunluğunca kabul edilen ihlal gerekçesine,
17.05.2018 günlü ve 2016/13021 başvuru numaralı kararda kullandığım karşı
oyumda belirttiğim nedenlerle katılmamakla birlikte, başvurunun karara
bağlandığı tarih itibarıyla, aynı veya benzer konulara ilişkin olarak yapılan
başvurularda Anayasa Mahkemesince istikrarlı bir biçimde ihlal kararları
veriliyor olması, dolayısıyla bu konudaki Anayasa Mahkemesi görüşünün yerleşik
hale gelmiş olması nedeniyle ihlal kararına sonucu itibarıyla katılıyorum.
|
|
|
|
Üye Kadir ÖZKAYA |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.