Abaküs Yazılım
Birinci Bölüm
Esas No: 2016/16204
Karar No: 2016/16204
Karar Tarihi: 26/9/2019

        Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

EDAT YÜCEL SEYHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/16204)

 

Karar Tarihi: 26/9/2019

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Edat Yücel SEYHAN

Vekili

:

Av. Gökhan GÜNAYDIN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuka aykırı olması, tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesi, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluğun hukukiliğine etkili itiraz etme imkânının bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; arama ve elkoyma kararının hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata saygı, konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.

10. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün, Yüksek Mahkeme üyelerinin de aralarında bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

12. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY, mensubu olan hâkim ve savcılara sosyal hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini gizlilik içinde nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine, kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda bulunmuştur.

iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmış; bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki iletişimde gizli haberleşme yöntemleri -ByLock ve kod adı gibi- kullandıkları belirtilmiştir.

iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY"nin yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan sonra geldiği anlayışına sahiptir.

v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır. Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre örgütlenmişlerdir. Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik olarak toplantılar yapılmaktadır.

vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya imam) iletmektedirler.

vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat kurabilen ve yapılanmanın Türkiye imamına bağlı olarak hareket eden bir yargı imamı bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler arasından seçilmektedir.

viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde bir vesayet oluşturmuştur.

B. Başvurucuya İlişkin Süreç

13. Başvurucu; 1998-2003 yılları arasında İzmir İdare Mahkemesinde, 2003-2007 yılları arasında geçici olarak Kamu İhale Kurumunda, 2007-2011 yılları arasında Ankara İdare Mahkemesinde üye olarak çalıştıktan sonra 2011 yılında Danıştay üyeliğine atanmıştır. 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun"la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu"na eklenen geçici 27. madde kapsamında başvurucunun Danıştay üyeliği, 23/7/2016 tarihi itibarıyla sona ermiştir. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Birinci Dairesinin 1/8/2016 tarihli kararnamesi ile Danıştay tetkik hâkimliğine atanmış, sonrasında HSYK’nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.

14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak 16/7/2016 tarihinde, örgüte üye olduğu değerlendirilen Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY"yi kurma, yönetme ve bu örgüte üye olma suçlarından dolayı E.2016/103606 sayılı soruşturmayı başlatmıştır.

15. Bu kapsamda Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Savcılığın talebi üzerine 17/7/2016tarihinde, anılan suçlardan yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak şüpheli veya müdafiinin dosyayı incelemesinin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması nedeniyle4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 153. maddesi gereğince dosyaya erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.

16. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/7/2016 tarihli kararı üzerine 20/7/2016 tarihinde başvurucunun ikametgâhında ve aracında yapılan arama sonucunda başvurucuya ait iki adet silaha ve silahlara ait mermilere, başvurucunun, eşine ve kızına ait cep telefonlarına ve kızına ait bilgisayara el konulmuştur.

17. Başvurucu, Danıştay üyesi olarak görev yapmaktayken anılan soruşturma kapsamında 20/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

18. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY"ye ait evlerde ve yurtlarda kalıp kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi Sınav Komisyonlarında ve soru hazırlayan komisyonlarda görev alıp almadığı, darbe girişimi sonrasında görev alıp almadığı sorulmuştur. Başvurucu, imam hatip lisesinden mezun olduktan sonra FETÖ/PDY"ye bağlı olmayan bir dershaneye gittiğini, babasının maddi durumunun iyi olması sebebiyle kirasını ödeyerek tuttuğu evlerde kaldığını, bu yapıya ait yurtlarda veya evlerde kalmadığını, kızını da bu yapıya ait olmayan dershanelere gönderdiğini, himmet adı altında kimseye para yardımında bulunmadığını, ekonomik durumu kötü olan yakınlarına yardımda bulunduğunu, Adalet Akademisinde uzmanı olduğu kamu ihale hukuku alanında ders verdiğini, eşinin Almanya"daki çalışmasından dolayı ödenen sigorta ücretini faiz hassasiyeti nedeniyle Bank Asyaya yatırdıklarını ancak bu Bankanın FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu anlaşılınca parayı hemen buradan çektiklerini, Kamu İhale Kurumunda ve Danıştayda çalıştığı dönemde çalışma ziyaretleri kapsamında birkaç günlük yurt dışına gittiğini, darbe teşebbüsüyle hiçbir alakasının bulunmadığını ve kendisine herhangi bir görev tevdi edilmesinin söz konusu olmadığını ifade etmiştir.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suç[ların]dan mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK 100/3-a-11 maddesinde tutuklama nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM"nin [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar işleme tehlikesinin bulunduğu" belirtilerek tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.

20. Başvurucunun sorgusu Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, ifadesinde; suçüstü hâlinin söz konusu olmadığını, gözaltına alınacak kişilerin listesinin 17 Temmuz"da internete düştüğünü, buna rağmen kaçmadığını, pasaportunun süresini dahi uzatmadığını, dolayısıyla yurt dışına kaçmasının da mümkün olmadığını ileri sürmüştür.

21. Başvurucu; Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016 tarihli kararıyla, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY"ye üye olma suçlarından tutuklanmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli Edat Yücel Seyhan’ın üzerine atılı bulunan cebir ve siddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarını islediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, süphelinin kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulaması yetersiz kalacağından şüphelinin hâkimliğimizin yetkisiz ve görevsiz olduğuna dair talebinin şüpheliye isnat edilen suçların ağır cezayı gerektiren suç üstü hallerinden olması nedeniyle CMK’nun 2/1-j, 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddeleri geregi reddi ile CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5.maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelinin CMK’nun 101 maddeleri uyarınca tutuklanmasına [karar verildi]."

22. Başvurucu 27/7/2016 tarihli dilekçesiyle tutuklama kararına itiraz etmiştir. Yine başvurucunun müdafii de 28/7/2016 tarihli dilekçesi ile tutuklama kararına itiraz etmiştir. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde, Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016 tarihli kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Bu karar 22/8/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 19/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında kamu davasının açılması için 29/4/2017 tarihli ve 30052 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 2. maddesiyle değişik 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 46. maddesinin 6. fıkrası (2575 sayılı Kanun"un 82. maddesinin göndermesiyle) uyarınca 17/10/2017 tarihinde düzenlenen fezleke ile dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

25. FETÖ/PDY"nin kuruluşu ve yapısı ile yargı organlarındaki örgütlenmesine ilişkin etraflıca açıklamaların yer aldığı fezlekede, başvurucunun FETÖ/PDY"nin yargıdaki yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer aldığına ilişkin birtakım olgulara dayanılmıştır. Bu kapsamda fezlekede başvurucunun B.Ç. adlı eski HSYK üyesinin evinde yapılan toplantılar sonucunda Danıştaya gönderilmesine karar verilen kişilerden olduğu belirtilmiş, ayrıca H.E.ve V.B. adlı şüphelilerin ifadelerine, diğer kişiler arasında ByLock üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine yer verilmiştir.

26. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/11/2017 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere göre soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyledir:

i. Eski Danıştay üyesi olan V.B. şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde "O dönemde Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını bildiklerim diğer hâkim arkadaşlar, …yücel edat seyhan’dı. Bu kişiler bizim sohbet gruplarına katılmasalar bileFetullah Gülen cemaati mensubu olduklarını bilirdim… Biz İstanbul Anadolu yakasında bulunan Fetullah Gülen cemaatine ait bir misafirhanede kaldık. 10-15 kişilik bir grup da müstakil bir villada kaldı. Her iki grup farklı şekilde program yaptı. Ancak her iki grubun yaptığı programın aynı nitelikte olduğunu biliyorum. Bizim grupta bulunan hatırladığım bazı kişilerin isimlerini söyleyebilirim… (isimleri sayıyor) Edat Yücel Seyhan’dır. Fetullah Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile 2011 yılında HSYK tarafından cemaat kadrosundan Danıştay üyeliğine seçilmiştir. Cemaat yapılanmasındaki konumunu bilmiyorum. Çalışkan bir insan olduğunu biliyorum. Kamu İhale Kurumunda da çalıştığını biliyorum. Fetullah Gülen cemaat mensubu olması nedeni ile İstanbul’daki cemaat toplantısına çağrılmıştır." şeklinde beyanda bulunmuştur.

ii. Eski Danıştay üyesi olan H.E. şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde "Ben 2011 yılı Mayıs ayında Danıştay üyesi olarak seçilerek göreve başladım. Ben üye olarak seçildikten sonra A.E. beni sohbete kendi evine çağırdı. Ben A.E.nin evine gittim. Evde M.Ç.,M.A.D., Edat Yücel Seyhan ve M.Ö. vardı. Evde M.Ç. bir konuşma yaparak önce işten bahsetti, sonradan genel dini konulara başladı, ayrıca müteaddit defalar Gülen’in ismi de sohbette geçti. Ayrıca benden maaşımın yüzde onu nispetinde himmet vermemi istediler ancak himmeti kimin istediğini net hatırlayamadım. Bu toplantı bu şekilde bitti ve 15 günde bir sohbet kararı alındı. Sohbetler dönüşümlü olarak katılan kişilerin evinde yapılıyordu. Ancak benim evime sohbet amaçlı hiç gelinmedi, bu sohbetlere M.Ç, M.A.D., A.E., Edat Yücel Seyhan, M.Ö. devam etmekteydik. Bu sohbetler bir müddet devam etti, bir müddet sonra ise grup değişikliği oldu. Grup değişikliğini bana H.T. ya da A.E. bildirdi. Benim yeni sohbet grubum G.C.,H.T.,İ.G., Edat Yücel Seyhan ve A.E.den oluşmaktaydı... Ben 13. Dairede görev yaparken bir çok dosyaya ilişkin bu örgütün talep ve talimatları geliyordu. Bu talep ve talimatlar bize A.E. vasıtasıyla ulaştırılmaktaydı. A.E. bu örgütün talimatlarını Edat Yücel Seyhan’a iletiyordu. A.E. ve Edat Yücel Seyhan o dönemki 13. Daire Başkanı olan N.Ö. ile kişisel samimiyetlerinden ötürü bir kısım dosyayı hayır işi adı altında başkana ilettiklerini söylemişlerdi. Kısa bir süre sonra 17-25 aralık olayları olunca, Yücel de A. da bu tip dosyaları başkana söylemediler. Dosyaları artık bu yapının elemanı olan daire tetkik hakimleri ve kıdemli tetkik hakimi üzerinden heyet ayarlayarak kendi istekleri doğrultusunda çıkarmaya çalıştılar. Ben bu şekilde takip edilen çok sayıda dosya olduğunu düşünüyorum ve somut olarak AGDAŞ dosyalarının lehe çıkması için çalıştıklarını biliyorum... Ben bu yapının adaylarına oy vermediğimde H.T. yanıma gelerek kendilerine oy vermem gerektiğini söylüyordu. A.E. ve Edat Yücel Seyhan da aynı şekilde bana geliyorlardı... Ayrıca ben, Edat Yücel Seyhan ve A.E. birlikte 13. Dairede çalışırken 17-25 Aralık sonrasında Yücel ve A.E.nin özellikle özelleştirme ve imtiyaz dosyalarında iptal kararı çıkartmaya çalıştıklarını biliyorum. Örneğin şehir dosyasında bu ikilinin yürütmeyi durdurma kararı verdirmek için ciddi şekilde çalıştıklarını ve baskı yaptıklarını biliyorum... Ben Edat Yücel ile ilişkimi yukarıda açıklamıştım. Kendisi bu örgüte müzahirdir. 37 bin sicillilerin devre mesulü M.Ç. idi. Onun yadımcısı iseF.E. ve H.G idi. F.E.nin üyelerin üstünde olduğunu düşünmüyorum. A.E. bizim daire mesulümüzdü. Edat Yücel’in ise aktif bir rolünün olup olmadığını bilmiyorum... Dairemizde cemaate mensup üye olarak A.E. ve Edat Yücel Seyhan bulunmakta idi. 17/25 Aralıktan sonra şehir hastaneleri dosyaları, imtiyaz dosyaları, özelleştirme dosyaları, BTK dosyaları ve rekabetdosyalarının, A.E. ve Edat Yücel Seyhan’ın idarenin aleyhine sonuçlandırılması için özel çaba sarfettiklerini biliyorum." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

iii. İ.O. (Eski HSYK üyesi) beyanında, Edat Yücel Seyhan"ın Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından Danıştay üyeliğine seçildiğini ifade etmiştir.

iv. B.E. (Eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı) ve A.Ş. (Eski Ankara İdare Mahkemesi Başkanı) başvurucunun ismini bu yapıya mensup olanlar arasında saymışlardır.

v. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca örgüt içinde yer aldıklarından bahisle haklarında soruşturma yapılan kişiler (yargı mensuplarından sorumlu sivil imam Ö.İ., Danıştay üyeleri Y.Ç. ve A.E. ile kimliği bilinmeyen bir başka kişi) arasında 21/1/2016 tarihinde ByLock üzerinden yapılan yazışmada, hastane dosyası olarak nitelendirilen (Fatih Üniversitesinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesinin yenilenmemesi ve MEDULA sisteminden çıkarılması üzerine Fatih Üniversitesi Rektörlüğünce iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan dava olduğu iddia ediliyor.) dosya ile ilgili olarak dairede örgüt mensubu olmayan üyelerin yürütmenin durdurulması kararının verilmesi yönünde sıkıntı çıkarabileceği düşüncesiyle hangi heyete geleceğinin belirlenmeye çalışıldığı, pazartesi olması hâlinde kararın kesin olacağının, aksi hâlde örgüt mensubu olmayanların sıkıntı çıkarabileceğinin belirtildiği ileri sürülmüştür. Ayrıca anılan dosyada, daire başkanının karşıoy kullandığı, başvurucunun ve ByLock görüşmesi yaptığı iddia edilen Y.Ç.nin de dâhil olduğu, diğer üyelerin yürütmenin durdurulması yönünde karar verdikleri belirtilmiştir. Söz konusu görüşmeler şöyledir:

Ö.İ. ile Y.Ç. arasındaki 21/1/2016 tarihli görüşme şöyledir:

"[Y.Ç.] Hastane dosyası geldi daha ilk aşama ancak sav (savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen tetkik hk. Yarın heyete girecek dosya bugün havale edildi. Heyette T. ve G. var. Sıkıntı çıkarabilirler.Yarın heyete gelse iyi mi olur. Pazartesi heyeti ise full

 [Ö.İ.] İzmir’deki hastane mi abi

 [Y.Ç.] Pazartesi o tetkik hakiminin günü değil ona pazartesi gel dedik rutin dışına çıkmış olacağız. Ancak çok nadir acil işler de yapıyoruz.

 [Y.Ç.] İstanbuldakiler.

 [Ö.İ.] Abi ttk hkm tanıdık mı

 [Y.Ç.] Açık Hukuka aykırılık var. Ancak idarenin savunmasını almadan yd vermek çok istisna

[Ö.İ.] Evet"

Y.Ç ile A.E. arasındaki 21/1/2016 tarihli görüşme şu şekildedir:

 [Y.Ç.] Hastane dosyası geldi daha ilk aşama ancak sav (savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen tetkik hk. Yarın heyete girecek dosya bugün havale edildi. Heyette T. ve G. Var. Sıkıntı çıkarabilirler.Yarın heyete gelse iyi mi olur. Pazartesi heyeti ise full

 [A.E.] Hangi gün size uygunsa abi

 [A.E.] Önemli olan hayırlı bir sonuç

 [Y.Ç.] Yani pazartesi kesin olur. Ancak imzalar tanıdık olur. Başkaları da olsa daha iyi değil mi

 [A.E.] G. sorun eder mi savunmaya kadar kabule katılır mı

 [Y.Ç.] Bilmiyorum.

 [A.E.] Sorun ederse yarın çıkmayabilir.

 [A.E.] Pzt dışardan kimse yok mu

 [A.E.] Abi sizi de sıkıntıya sokmayacak bir çözüm olmasında fayda olduğu kanaatindeyim.

Y.Ç. ile 359056 ID"li şahıs arasındaki 21/1/2016 tarihli görüşme şöyledir:

 [Y.Ç.] Hastane dosyası geldi daha ilk aşama ancak sav (savunmaya) kadar kabul olabilir. Havale edilen tetkik hk. Yarın heyete girecek dosya bugün havale edildi. Heyette T. ve G. var. Sıkıntı Çıkarabilirler.Yarın heyete gelse iyi mi olur. Pazartesi heyeti ise full

 [359056]: Bask. Garanti mi"

vi. Başvurucunun, sivil imamlar listesinde yer alan (ByLock kullanıcısı da olan) E.Y. ile 20/2/2016 tarihinde 14.52.59 ila 14.58.33 saatlerinde Yenimahalle"deki bir adreste; (ByLock kullanıcısı da olan) C.S. ile 30/10/2014 tarihinde 16.05.18 ila 16.45.27 saatlerinde Planned Sitesi"nde; (ByLock kullanıcısı da olan) C.Ş. ile 8/5/2016 tarihinde 13.10.17 ila 13.59.42 saatlerinde, 7/2/2016 tarihinde 14.47.18 ila 15.58.43 saatlerinde iki farklı adreste bir arada bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu sivil imamların ayrıca başka yüksek yargı üyeleriyle de değişik tarihlerde aynı yerde bulundukları iddia edilmiştir.

27. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli Edat Yücel Seyhan"ın terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu"nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Danıştay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerin olduğu, Danıştay"da yapılan seçimlerde örgütün önceden belirlediği amacına ulaşmak için örgüt mensuplarının seçimi kazanması yolunda diğer Danıştay üyelerinin oylarını temine çalıştığı, örgütün himmet parası da topladığı çeşitli adlar altında yapılan toplantılarına katıldığı, örgüt faaliyetleri kapsamında birçok örgüt üyesi ile 2013 yılında İstanbul"da örgüte ait bir misafirhanede yapılan toplantıya iştirak ettiği, 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemlerde örgütün yargı yapılanması içerisinde Danıştay"a görülmekte olan özellikle rekabet, BTK, özelleştirme ve imtiyaz davalarında örgüt adına hareket ederek, örgütün amacı ve talimatı doğrultusunda idarenin aleyhine karar vermeye çalıştığı, bu cümleden olarak Danıştay 15. Dairesinin 2016/264 esas sayılı dosyasında diğer örgüt mensupları Y.Ç., M.G., E.A. İle birlikte yürütmenin durdurulması kararını verdiği anlaşılmıştır."

28. İddianamenin kabul edilmesiyle birlikte Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılamaya başlanmıştır.

29. Başvurucu, savunmasında; ByLock görüşmelerine konu dosya ile ilgili olarak ocak ayının sonuna doğru Danıştay Başkanlık Kurulunun kararıyla daireler arasında değişiklik yapıldığını, 15. Daire üyesi G.nin 13. Dairede görevlendirilirken kendisinin 15. Dairede görevlendirildiğini, 29/1/2016 tarihinde bu dairede göreve başladığını ve o gün ilk heyetine girdiğini, heyet listesinin daire başkanının gözetiminde ve kıdemli tetkik hâkimi tarafından hazırlandığını, listeler önceden hazırlandığı için 15. Daire listesinde adının olmadığını, daire başkanının isteği üzerine heyete girdiğini, 29/1/2016 tarihli heyete gireceğini daire başkanından ve kıdemli tetkik hâkiminden başka kimsenin bilmediğini, ByLock görüşmelerinde 22/1/2016 ve 25/1/2016 tarihli iki heyetten bahsedildiğini, bu tarihlerde ve anılan görüşmelerin yapıldığı 21/1/2016 tarihinde 15. Dairede görevli olmadığını, dolayısıyla böyle bir plana dâhil olmasının mümkün olmadığını, ayrıca kararın hukuka uygun olduğunu, hukuki saikle hareket ettiğini, anılan dosyada idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilmesi gereken bir durumun söz konusu olduğunu, aynı konuda benzer yönde başka kararların da bulunduğunu ileri sürmüştür. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve imtiyaz dosyalarında örgüt adına hareket ettiği iddiasıyla ilgili olarak bu iddiaların soyut olduğunu, spesifik olarak bir dosya örneği belirtilmeden böyle bir suçlama yapılamayacağını, H.E.nin beyanında bahsedilen dosyaların iddia edilenin aksine idare lehine sonuçlandığı, kendisinin de bu yönde oy kullandığını belirtmiştir. Sivil imamlarla bir arada bulunduğu iddiasına ilişkin olarak bu kişileri tanımadığını, buluştukları iddia edilen adreslerin baz istasyonlarının bulunduğu adresler olduğunu, dolayısıyla böyle bir buluşmadan bahsedilemeyeceğini, baz istasyonlarının kapsama alanı düşünüldüğünde evine yakın olan bu adreslerden sinyal alınmasının mümkün olduğunu, belirtilen saat aralıklarının da telefonundan alınan sinyal zamanlarıyla uyumlu olmadığını belirtmiştir. Aleyhindeki şüpheli beyanlarına ilişkin olarak ise bu beyanların baskı altında ve suçlamalardan kurtulmak amacıyla verildiğini, bu ifadelerin özgür iradenin ürünü olmadığını, Danıştaya yeterli donanıma sahip olduğu için seçildiğini, emsalleri arasında temayüz etmiş birisi olduğunu, ifadelerin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür.

30.Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2/4/2019 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili bölümü şöyledir:

"Sanık Edat Yüksel Seyhan"ın, 38440 sicil numarası ile İzmir İdare Mahkemesi üyesi olarak göreve başladığı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi üyeliği görevinde bulunduğu, 24/2/2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği, Danıştay 13. ve 15. Dairesinde üye olarak görev yaptığı,

Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün içerisinde örgüt üyesi olarak idari yargı hakim adaylığı staj döneminden itibaren yer aldığı, mensubiyetini idare mahkemelerinde görev yaptığı dönemde de devam ettirdiği,

2010 yılında yapılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri sonucunda, Kurulun çoğunluğunu ele geçirip istedikleri kararı çıkarma yetkisi elde eden örgüt mensuplarının, yapılan yasa değişikliğiyle Yargıtay ve Danıştay"a seçilecek üyelerin isimlerinin belirlenmesi noktasında listeler oluşturup toplantı yaptıkları, 2011 yılında Danıştay üyeliği seçimleri için M.K.nın evinde yapılan örgüt toplantısında örgüt mensubu olarak HSYK üyelerine önerildiği, 24.02.2011 tarihinde HSYK’nun FETÖ mensubu olduğu iddia edilen üyelerinin gündeme getirmesi ve ısrarı ile örgüt kontenjanından sanık Edat Yüksel Seyhan"ın Danıştay üyeliğine seçildiği, 2013 yılında Danıştay"da örgüt mensubu olmayan üyelerin yapmış oldukları toplantılara örgüt mensubu olduğundan sanığın çağrılmadığı,

Tanık H.E.nin de içerisinde bulunduğu ve örgütsel bağlılığı sürekli kılmak, örgüt talimatlarını iletmek, toplanan istihbari bilgileri üst sorumlulara aktarmak gibi amaçlarla oluşturulan gruplara dahil olup sohbet toplantılarına katıldığı,

2012 yılında örgüt liderinin bir dönem kaldığı İstanbul Çamlıca FEM Dershanesi ziyaretinin de dahil olduğu örgüt mensubu Danıştay üyeleri için düzenlenen örgütün propaganda toplantılarına iştirak ettiği,

Başta bazı bylock yazışmalarında hastane dosyası olarak bahsedilen Fatih Üniversitesi hakkındaki davalar olmak üzere örgüte ait kurum ve kişilere ilişkin davaların takibinde ve örgüt lehine kararların çıkmasında etkili olduğu, ayrıca örgüt ile iltisaklı olması nedeniyle kapatılan HUKAB (Hukuk Adamları Birliği Derneği)’nin Danıştay’daki örgüt mensupları ile görüşme talebinde bulunduğu H.T. tarafından sanık Edat Yücel Seyhan ve diğer örgüt mensupları ile konuluşulup ne yapılması gerektiğinin Y.Ç.ye iletildiği,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne örgüt üyesi olarak dahil olup bu birlikteliğini ve örgüte bağlılığını yakalandığı 20.07.2016tarihinekadar devam ettirdiği, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun temadi eden kesintisiz suçlardan olup temadi yakalanma ile kesileceğinden sanığın yakalandığı tarihte temadinin kesildiği (20.07.2016 tarihli Yakalama Tutanağı), bu nedenle suç tarihinin 20.07.2016 ve öncesi olduğuanlaşılmakla;

Sonuç olarak, tanıklar İ.O., V.B., B.E., A.Ş., H.E. beyanları, bilirkişi raporları, tutanaklar, HTS kayıtları, müzekkere cevapları ile tüm dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; eylemlerinde çeşitlilik ve yoğunluk bulunan sanığın, örgütün amacı, stratejisi devlet içinde özellikle üst yargı organları içinde yapılanması ve faaliyetleri itibariyle ülke genelinde devletin güvenliğine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik cebir, şiddet ve ağır suç teşkil edecek şekilde vahamet arz eden olayları gerçekleştiren FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyararşik yapı ve organik bütünlüğüne dahil olduğu ve üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bu haliyle sübut bulduğu, sübut bulan suçtan sanığın cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Her ne kadar sanık savunmalarında suçlamaları kabul etmemiş ise de; oluşa uygun ve samimi bulunan sanıkla ilgili tanık beyanları, HTS kayıtları, müzekkere cevapları, bilirkişi raporları ile tüm dosyada bulunan deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın savunmalarının suçlamadan kurtulma amacına matuf olduğu anlaşıldığından oluş ile uyumsuz olan savunmalarına itibar edilmemiştir.

15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü ile eylemlerinden bir kısmı, ülkemiz ve dünya barışı bakımından tehlikelilik durumu yukarıda izah edilen bir örgütün (FETÖ/PDY) mensubu olmakla sanığın da tehlikelilik durumunun ortaya çıktığı, sanığın örgüt tarafından yerleştirildiği kamu kurumunun yüksek mahkemelerden Danıştay olduğu, silahlı terör örgütüne üye olan sanığın amaç ve saiki, örgütün güttüğü amaçla değerlendirilebileceğinden örgütün amaç ve saiki ilgili husus hükmün gerekçe kısmında açıklanmış olup örgütün, özellikle 2012 yılı ve sonrasında gün yüzüne çıkan eylemleri nazara alındığında, örgüt hiyerarşisi içinde "mahrem alan" kapsamında yer alan yargı mensubu olan sanığın, eğitim düzeyi, sahip olduğu sosyo-kültürel birikimi, yaptığı görev nedeniyle edindiği mesleki bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun devlet otoritesini ele geçirmeyi amaçlayan bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma imkanının da bulunmadığı kanaatine varılmıştır."

31. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmuş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. 5271 sayılı Kanun"un "Tanımlar" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

...

e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,

f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,

g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,

h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,

...

j) Suçüstü:

1. İşlenmekte olan suçu,

2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,

3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,

...

İfade eder."

33. 5271 sayılı Kanun"un "Gözaltı" kenar başlıklı 91. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

 (5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

34. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

 (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

 (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

35. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

 (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

36. 5271 sayılı Kanun"un "Adlî kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

 (3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek."

37. 5271 sayılı Kanun"un "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" kenar başlıklı 116. maddesi şöyledir:

"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."

38. 5271 sayılı Kanun"un "Arama kararı" kenar başlıklı 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."

39. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

40. 5271 sayılı Kanun"un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."

41. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

42. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun "Terör tanımı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

43.3713 sayılı Kanun"un "Terör suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

44. 3713 sayılı Kanun"un "Terör suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

45. 3713 sayılı Kanun"un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."

46.2575 sayılı Kanun"un "Şahsi suçların kovuşturma usulü " başlıklı 82. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır."

47. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun "Kişisel ve görevle ilgili suçlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.

 (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/4 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır."

48. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK"nun 2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır.

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.

...

Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür ..."

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

... Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

...

... millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği ... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.

..."

49. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..."

50. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi halindetüm eylemleringeçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri de nazara alınıphukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır] ..."

51. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

...

Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:

TCK"nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK"nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK"nın 220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu; suç işlediğine dair somut deliller ortaya konulmadan, Danıştay üyeleri için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık görüşünde; 5271 sayılı Kanun"un 161. maddesinin (8) numaralı fıkrasında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile belirli suçlar hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılabileceğinin düzenlendiği, başvurucuya isnat edilen suçun da bu kapsamda olduğu, dolayısıyla özel soruşturma usullerinin bu suçlar yönünden geçerli olmadığı belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca 2575 sayılı Kanun"un 82., 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesine atıf yaparak ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağının belirtildiğini, başvurucuya isnat edilen suçun temadi suç olduğunu, yakalama anına kadar bu temadinin devam edeceğini, dolayısıyla ağır cezalık suçüstü hâlinin oluştuğunu vurgulamıştır.

55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu hususa ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

56. Anayasa"nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

58. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

59. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

60. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

61. Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

62. Kaldı ki yakalanan veya gözaltına alınan kişi, 5271 sayılı Kanun"un 91. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca yakalama işlemine veya gözaltına almaya ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı hemen serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine başvurabilmektedir. Kanun bu başvurunun yakalanan kişinin yanı sıra müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısmı tarafından da yapılmasına izin vermektedir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun yakalama işlemine veya gözaltı emrine karşı sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunduğuna ve bu başvurusunun sonuçsuz kaldığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye yer verilmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 101).

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir.

65. Öte yandan başvurucu; isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işleyip işlemediği, örgüte üyeliğinin, örgütle irtibat veya iltisakının bulunup bulunmadığı hususlarında tutuklamayı haklı kılacak şekilde bir araştırma yapılmadan tutuklanmasına karar verildiğini, bu nedenle kamuoyunda suçlu olduğuna yönelik bir imaj oluştuğunu ifade ederek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, haksız yere tutuklanması nedeniyle maaşının yarısının kesildiğini de ileri sürmüştür.

66. Bakanlık; yakalama ve gözaltının hukuka aykırı olduğu şikâyeti hakkındaki değerlendirmelerine ek olarak başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken isnat edilen suça ilişkin dosyada somut delillerin olduğunun belirtildiğine değinerek olayda tutuklamaya yeterli belirtinin ve tutuklama nedenlerinin bulunduğunu, tutuklamanın ölçülü bir tedbir olduğunu, tutuklamanın hukukiliği değerlendirilirken olağanüstü hâl şartlarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir.

67. Bakanlık sonuç olarak başvurucunun bu bölümdeki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.

68. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında; tutuklanmasını gerektirecek somut bir olgunun on ay geçmesine rağmen hâlâ gösterilmediğini, Bakanlık görüşünde de herhangi bir açıklama yapılmadığını, hakkındaki soruşturmanın hukuksuz ve keyfî olduğunu belirtmiştir.

b. Değerlendirme

69. Anayasa"nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

70. Anayasa"nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

71. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

72. Anayasa"nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

73. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir, § 57).

74. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Genel İlkeler

75. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak genel ilkeler için bkz. Özcan Güney (B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62) başvurusu hakkında verilen karar.

iii. İlkelerin Olaya Uygulanması

76. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

77. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

78. Diğer taraftan başvurucu, Danıştay üyeleri ile ilgili öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

79. 2575 sayılı Kanun"un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin kişisel suçlarının takibinde Yargıtay üyelerinin kişisel suçları ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesine göre Yargıtay üyelerinin (Somut olayda danıştay üyesinin) görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun (Danıştay üyeleri için Danıştay Başkanlık Kurulu) kararına bağlıdır. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayın ilgili ceza dairesinde yapılacaktır.

80. Sorgu sırasında başvurucu, Mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğu yönünde itirazda bulunmuş; hâkim anılan itirazı, şüpheliye isnat edilen suçların ağır cezayı gerektiren suçüstü hâllerinden olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun"un 2. maddesinin (j) bendi ve 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu"nun 94. maddesi uyarınca reddetmiştir (bkz. § 21).

81. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararı, fezleke ve iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu, başvurucu yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu itibarla soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.

82. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun"un 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Bir suçun niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa"ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması ve bunun temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez.

83. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken, isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna dayanılmaktadır.

84. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 48-50; aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

85. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma, Anayasa"yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 47; aynı doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

86. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu" değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir.

87. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında (20/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. Genel hükümlere göre yürütülen soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hakimliğince tutuklanmasının hukuki ve olgusal temellerinin bulunmadığının ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.

88. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun Danıştay üyesi olması nedeniyle 2575 sayılı Kanun"dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın yetkili ve görevli olmayan mahkeme tarafından kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

89. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

90. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 21).

91. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve fezlekede ise başvurucunun isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine dair delil olarak tanık ve şüpheli beyanlarına, diğer kişiler arasında ByLock üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine ve cep telefonlarına ilişkin sinyal bilgilerine dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 25-27).

92.İddianame ve fezlekede başvurucunun dışındaki bazı kişiler (Ö.İ., Y.Ç., A.E. ve kimliği belirlenemeyen başka bir kişi) arasında ByLock programı üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine atıf yapılmıştır. Bu kişilerden yurt dışında olduğu tespit edilen Ö.İ.nin FETÖ/PDY"nin yargı mensuplarından sorumlu sivil imamı olduğu iddia edilmiştir ve hakkında yakalama kararı bulunmaktadır. Danıştay üyesi olan A.E. ve Y.Ç., kamu görevinden çıkarılmış ve FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan dolayı başlatılan soruşturmalarda haklarında tutuklama tedbiri uygulanmıştır.

93. Bu kapsamda ByLock görüşmelerinde soruşturma makamlarınca Fatih Üniversitesiyle ilgili olduğu iddia edilen bir dava ile ilgili olarak dairede örgüt mensubu olmayan üyelerin yürütmenin durdurulması kararı verilmesi yönünde sıkıntı çıkarabileceği düşüncesiyle dosyanın hangi heyete geleceğinin belirlenmeye çalışıldığı, pazartesi olması hâlinde kararın kesin olacağının, aksi hâlde örgüt mensubu olmayanların sıkıntı çıkarabileceğinin belirtildiği ileri sürülmüştür. Ayrıca anılan dosyada, daire başkanının karşıoy kullandığı, başvurucunun da dâhil olduğu diğer üyelerin ise (ihraç edilen) yürütmenin durdurulması yönünde oy kullandıklarının tespit edildiği belirtilmiştir.

94. Bunun yanı sıra Eski Adalet Bakanlığı müsteşarı, HSYK üyesi ve Danıştay üyeleri başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğu yönünde beyanda bulunmuşlardır.

95. Son olarak FETÖ/PDY"nin sivil imamları oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma yürütülen bazı kişilerin kullandıkları cep telefonları ile başvurucunun kullandığı cep telefonunun farklı tarihlerde aynı baz istasyonundan sinyal aldığı bilgisinin bulunduğu, bu sivil imamların FETÖ/PDY ile bağlantılarının olması nedeniyle meslekten çıkarılan çok sayıda Yüksek Mahkeme üyesiyle de farklı tarihlerde bir araya geldiklerinin tespit edildiği görülmektedir.

96. Bu itibarla başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

97. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

98. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY"nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY"ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78).

99. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan FETÖ/PDY"nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79). Ayrıca Danıştay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

100. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 33, Gülser Yıldırım (2), § 148).

101. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması tehlikesine, adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).

102. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

103. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

104. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

105. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

106. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

107. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

108. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğa Yönelik İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

109. Başvurucu; tutukluluğa itirazının makul sürede karara bağlanmadığını ileri sürmüştür.

110. Bakanlık görüşünde, başvurucunun tutukluluğa itirazı üzerine tutuklama kararı veren 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/7/2017 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin (KHK) 3. maddesi uyarınca tanınan on günlük süreyi beklemeksizin beş gün içinde dosyayı itirazı incelemeye yetkili merciye gönderdiği, itirazı inceleyen 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin de 5271 sayılı Kanun"un 271. maddesine uygun olarak üç gün içinde karar verdiği, anılan sürelerin kanuna uygun ve fiilî durumla orantılı olduğu ileri sürülmüştür.

111. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu hususa ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

112. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

113. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

114. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-73) başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle itirazın incelenmesi süresinin Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile düzenlenen kısa sürede karar verilmesi zorunluluğu ile uyumlu olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

115. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu talebin karara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de kısa sürede karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.Kararın gereken süratle alınıp alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir (Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128, 18/11/2015, § 71).

116. Ceza muhakemesi hukukumuzda itiraz usulünün düzenlendiği 5271 sayılı Kanun"un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kararına itiraz edilen hâkim veya mahkemenin itiraz incelemesini en çok üç gün içinde yapması, itirazı yerinde görmezse yetkili merciye göndermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu süre, 668 sayılı KHK ile 5237 sayılı Kanun"un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümü"nde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü hâlin devamı süresince on gün olarak düzenlenmiştir.

117. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme açısından itiraz incelemesi yönünden 5271 sayılı Kanun"da bir süre öngörülmüş ise de itiraz merciinin incelemesini ne kadar süre içinde tamamlaması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa"nın yukarıda değinilen 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “kısa sürede” ibaresi, hürriyeti kısıtlanan kişinin bu kısıtlamanın hukukiliğine karşı yaptığı itirazın mümkün olan en kısa sürede karara bağlanmasını zorunlu kılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ulaş Kaya ve Adnan Ataman,§ 73).

118. 5271 sayılı Kanun"un 268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde itirazı inceleyecek merciler ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Bu düzenlemede, eğer kararına itiraz edilen hâkimlik ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki bir sulh ceza hâkimliği ise ve aynı zamanda o yerde tek sulh ceza hâkimliği bulunuyorsa itirazı inceleme yetkisinin en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine ait olduğu ifade edilmiştir.

119. Somut olayda başvurucunun tutuklama kararına itiraz dilekçesini 27/7/2016 tarihinde Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine verdiği anlaşılmıştır. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 2/8/2016 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek dosyayı incelenmek üzere Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine göndermiştir. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu kapsamda başvurucunun itirazının itirazda bulunulduktan dokuz gün sonra karara bağlanmasının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi Nursel Aydoğan (B. No: 2016/35718, 30/10/2018, §§ 112-114) kararında on dört günlük süreyi makul bulmuştur.

120. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

121. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalenin Anayasa"da bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

4. Sulh Ceza Hâkimliğinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

122. Başvurucu; tutuklama kararına karşı yaptığı itirazın kapalı devre işleyen bir sistem içinde bir başka sulh ceza hâkimliği tarafından reddedildiğini, bu yargı yerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir başvuru mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

123. Bakanlık; sulh ceza hâkimliklerini kuran 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un Anayasa"ya aykırı olduğu itirazının Anayasa Mahkemesinin E.2014/164, K.2015/12 sayılı kararıyla reddedildiğini, öte yandan Hikmet Kopar ve diğerleri kararında da benzer şikâyetin kabul edilemez bulunduğunu belirterek bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesini yapmıştır.

124. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; tutuklama kararı veren hâkimliğin tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, tutuklama kararını 2575 sayılı Kanun"a göre oluşturulacak organ tarafından verilmesi gerektiğini, sulh ceza hâkimliklerinin tarafsızlık ve bağımsızlık şartlarını karşılamadığını, bu hâkimliklerin kapalı devre işleyen bir sistemle çalıştığını belirtmiştir.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik Yönünden

125. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-72) başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle itiraz merciinin başta Anayasa"nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

126. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

127. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

128. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

129. Buna göre başvurucunun tutuklanmasına yönelik itirazın sulh ceza hâkimliğince karara bağlanmasının Anayasa"da -başta 19., 138., 139. ve 140. maddeler olmak üzere- bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

130. Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle suçlamalara ilişkin ve tutuklamaya temel teşkil eden temel delillere erişemediğini, atılı suçla ilgili fiiller ve somut delillerin kendisine gösterilmediğini, bu şekilde ifade ve sorgu işleminin yapıldığını, tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

131. Bakanlık görüşünde, başvurucunun tüm belgelere erişiminin kısıtlanmadığı, özellikle ifade ve sorgu tutanaklarına erişimin mümkün olduğu, başvurucunun bu şekilde suçlamaları öğrendiği, Savcılıkta suçlamaların ayrıntılı olarak başvurucuya bildirildiği ileri sürülmüştür.

132. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; Bakanlığın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, herhangi bir delilin henüz kendisine gösterilmediğini, Savcılıktaki sorguda somut bir suçlama veya delille ilgili soru sorulmadığını, suçlamalar konusunda bilgi sahibi olmadığını vurgulamıştır.

b. Değerlendirme

133.Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

134. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

135. Yukarıda açıklanan gerekçelerle (bkz. §§ 70-72). başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın Anayasa"nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir.

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

136. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176; Hidayet Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

137. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı görülmektedir.

138. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

139. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunan müdahalenin Anayasa"nın bu hakka dair 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Özel Hayata Saygı ve Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

140. Başvurucu; görevli ve yetkili olmayan merci tarafından yasal şartları oluşmadığı hâlde evinde arama ve elkoyma işleminin gerçekleştirildiğini belirterek özel hayata saygı, konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

141. Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi uyarınca arama kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tazminat yoluna başvurulabileceği fakat başvurucu tarafından bu usule ilişkin yola başvurulmadan bireysel başvuru yapıldığı ifade edilmiştir.

142. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; bu ihlallerin tespiti için tazminat davası açma gibi bir şartın olmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

143. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında; daha önce bireysel başvuru formunda dile getirmediği mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetini ileri sürmüştür.

144. Başvurucunun bu iddiayı yeni bir başvuru yapmaksızın ve harç ödemeksizin öne sürdüğü anlaşıldığından bu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

145. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için bkz. Hülya Kar, §§21-46).

146. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin, suç delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

147. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

148. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

149. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.

b. Elkoyma Kararı Yönünden

150. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271 sayılı Kanun"un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkün olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Dolayısıyla başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı anlaşılmaktadır.

151. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUGUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın arama kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi