
Esas No: 2016/5849
Karar No: 2016/5849
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
AS ELMASLAR NAK. HARF. İNŞ. MADEN TAAH. TİC.
VE SAN. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/5849) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Selçuk KILIÇ |
Başvurucu |
: |
As Elmaslar
Nak. Harf. İnş. Maden Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. |
Vekili |
: |
Av. Resul
ELMAS |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; sahte fatura kullanma fiili sebebiyle yapılan vergi ziyaı cezalı tarhiyata karşı açılan davada, aynı nedenle
açılan kamu davasında verilen beraat hükmünün dikkate alınmaması nedeniyle adil
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/3/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş verilmesine gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Şirketin 2009 yılı hesapları üzerinde 2012 yılında
yapılan vergi incelemesinde başvurucunun sahte fatura ticareti yapan İ. İnş. Nak. Taah. Ltd. Şti.nden sahte fatura aldığı, bu sahte belgeleri
resmî defterlerine kaydettiği ve anılan sahte faturaları kullanarak haksız yere
katma değer vergisi indiriminden yararlanmak suretiyle vergi ziyaına yol açtığı tespiti yapılmıştır.
9. Söz konusu incelemeye istinaden başvurucu Şirket adına
2009/2, 3, 5, 6 ve 7 dönemleri için vergi ziyaı
cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılmış ve özel usulsüzlük cezası
kesilmiştir.
A. Ceza Davası
10. Gölcük Cumhuriyet Başsavcılığının 2/1/2013 tarihli
iddianamesiyle başvurucu Şirketin mesul müdürü İ.E.nin
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu"na muhalefet suçundan dolayı
213 sayılı Kanun"un 359. maddesinin (b) fıkrası ile 26/9/2004 tarihli ve 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 43. maddesinin birinci fıkrası ve 53. maddesinin
birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
11.Gölcük 1. Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul
edilmesiyle başlanan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde 14/4/2015
tarihli kararla sanık İ.E.nin beraatine
hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Dosya içerisinde bulunan soruşturma
evrakı, iddianame, sanık savunması, katılan vekilinin beyanı, tanık
anlatımları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı içeriği birlikte
değerlendirildiğinde; her ne kadar sanık hakkında salt KDV ödemelerini düşürmek
amacı ile gerçeği yansıtmayan sahte fatura temin etme ve kullanma olayına bir
çok kez gittiği, vergi ziyanına sebebiyet verdiği ve 213 Sayılı Vergi Usul
Yasası"na Muhalefet ettiği iddiasıyla kamu davası açılmış ise de, tanık
anlatımlarına binaen sanığın kayıtlara istinaden alındığı gözüken yakıtı
gerçekte de almış olduğunun beyan edildiği, makine bilirkişisi raporunda toplam
tank hacminin 41.865,494 litre olduğunun belirtildiği, üçlü bilirkişi raporunda
ise fatura muhteviyatı malların alındığı ve hizmetlerin görüldüğü anlaşıldığından
sanığın 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu"nun 359/b-1 maddesinde yazılı suçu
işlemediği sonucuna varıldığının bildirildiği anlaşılmakla sanığa sabit
sayılabilecek bir eylem isnadının bu delillerle mümkün olmadığı, iddianın sabit
olması için tüm şüphe sebeplerinden arınmış tarafsız delillerle sübuta
varılması gerektiği, savunmanın aksinin kanıtlanamamış olup var olan şüphe
sebepleri de sanık lehine yorumlanarak sanığın atılı suçu işlediğine dair
mahkumiyetine yeterli somut her türlü şüpheden uzak ve cezalandırmaya yeterli
delil elde edilemediğinden isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğinin
sabit olmaması nedeniyle atılı suçtan beraatine dair
aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."
12. Kararın temyiz edilmesi nedeniyle dosya Yargıtay 11. Ceza
Dairesinde derdesttir.
B. İptal Davası
13. Başvurucu Şirket tarafından 17/1/2013 tarihli dilekçe ile
cezalı tarhiyata karşı dava açılmış; Kocaeli 2. Vergi Mahkemesinin (Mahkeme)
28/6/2013 tarihli kararıyla davanın özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmı
kabul edilmiş, vergi ziyaı cezalı tarhiyata ilişkin
kısmı ise reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ret ile sonuçlanan kısmı
şöyledir:
"İ. İnş.Nak.Taah.
Ltd. Şti hakkında düzenlenen 04.05.2011 gün ve 619/2 sayılı vergi tekniği
raporunda; şirketin 2006 yılında sahte fatura kullandığı gerekçesiyle
incelemeye alındığı, çeşitli tarihlerde yapılan yoklamalarda işyerinde
bulunmadığı ve tanınmadığı, vergi borçlarını ödemediği, 2006 ve 2007 yılında
çok yüksek tutarlar içeren katma değer vergisi beyannameleri verdiği, Ba, Bs bildirimlerinde çelişkili
ve hatalı bilgiler yer aldığı, sahte fatura kullandığı, şirket yetkilisinin
faaliyette bulunmadıklarını belirttiği dönemlerde de yüksek tutarlı matrahlar
içeren beyannameler vermeye devam ettiği, defter tasdik ettiğine ilişkin kayıt
bulunmadığı, muhtelif tür ve dönemlere ait vergi beyannameleri vermediği gibi
tespitlerin yer aldığı ve bu tespitler doğrultusunda mükellefiyetlerinin resen
terk ettirildiği görülmektedir.
Buna göre davacının faturalarını kullandığı
mükellefin vergi tekniği raporunda tespit edilen ve yukarıda ayrıntılı şekilde
belirtilen bu olumsuz özellikleriyle, düzenlediği belgelere göre kısa süre
içinde çok yüksek tutarlı hasılatlarını elde edebileceği gerçek bir
faaliyetinin mevcut olması ekonomik ve ticari hayatın olağan icaplarına uygun
düşmemektedir. Bu ölçekte hasılatı bulunan mükellefin adreslerinde yapılan
yoklamada bulunmaması, asgarivergisel ödevlerini
yerine getirmemesi gibi hususlar dikkate alındığında, bu mükellefin düzenlediği
belgelerin gerçek bir alım satım ilişkisine dayalı olarak düzenlenmediği sonucu
açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla davacı şirketin bu mükelleften
aldığı faturaların gerçeği yansıtmadığı ve içeriği vergilerin hazineye intikal
ettirilmemiş olması nedeniyle yukarıda anılan yasal düzenlemeler gereği olarak
indiriminin kabulü hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla yasal kayıtlara alınan
ve beyannamelere konu edilen ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge niteliği
taşıyan bu faturalar içeriği vergilerin indirimlerinin reddi suretiyle salınan
vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinde hukuka
aykırılık görülmemiştir."
14. Karar temyiz edilmiş ve Danıştay Dokuzuncu Dairesinin
28/1/2015 tarihli ilamıyla kararın onanmasına hükmedilmiştir.
15. Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 23/12/2015 tarihli
kararıyla 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 54.
maddesinde yazılı karar düzeltme nedenlerinin bulunmadığı gerekçesiyle
reddedilmiştir.
16. Nihai karar, 22/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. 18/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. 213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin ilgili kısımları
şöyledir:
"Resen vergi tarhı, vergi matrahının
tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak
tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir
komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili
olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah
kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre
belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır.
Aşağıdaki hallerden herhangi birinin bulunması
durumunda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya
kanuni ölçülere dayanılarak tespitinin mümkün olmadığı kabul edilir.
...
6. Tutulması zorunlu olan defterlerin veya
verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delil bulunursa.
.."
19. 213 sayılı Kanun’un 134. maddesi şöyledir:
“Vergi
incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak
tespit etmek ve sağlamaktır.
İncelemeye yetkili olanlar tarafından lüzum
görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin fiili
envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikına da teşmil edilebilir. Fiili envanterin
yapılmasının gerektirdiği ve incelemeyi yapan tarafından tasdik edilen giderler
Hazinece mükellefe ödenir.”
20. 213 sayılı Kanun"un 341. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
"Vergi ziyaı,
mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine
getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk
ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder"
21. 213 sayılı Kanun"un 344. maddesinin birinci fıkrası ile
ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"341 inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu
hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında
vergi ziyaı cezası kesilir.
Vergi ziyaına 359
uncu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat ...
olarak uygulanır."
22. 213 sayılı Kanun’un 367. maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun
dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve
mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce
verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz."
23. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi
Kanunu’nun 29. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Mükellefler, yaptıkları vergiye tabi
işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda aksine hüküm
olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri indirebilirler:
a) Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler
dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen
katma değer vergisi."
24. 3065 sayılı Kanun"un 34. maddesi şöyledir:
“1.
Yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer
Vergisi, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden
ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla
indirilebilir.
2. Katma Değer Vergisinin fatura ve benzeri
vesikalarda ayrıca gösterilmesine gerek görülmeyen işlemlerde Vergi indiriminin
nasıl belgelendirileceği Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit olunur.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; vergi ziyaına neden
olma suçundan dolayı açılan ceza davasında beraat kararı verildiğini ve ortada
vergi ziyaına neden olan bir suçun bulunmadığının
mahkeme kararı ile hüküm altına alındığını, söz konusu beraat hükmünün cezalı
tarhiyatın kaldırılması istemiyle açılan davanın karar düzeltme aşamasında dile
getirilmesine karşın gözönünde bulundurulmadığını ve
kararın düzeltilmesi isteminin reddine karar verildiğini, bu nedenle aynı
konuda ceza mahkemesi ile vergi mahkemesi kararları arasında çelişki oluştuğunu
ve beraat kararı dikkate alınmadan karar verildiğini belirterek adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, ceza yargılamasında verilen
beraat hükmü dikkate alınmadan karar düzeltme talebinin reddedildiğini ve bu
nedenle aynı konuda ceza mahkemesi ile vergi mahkemesi kararları arasında
çelişki oluştuğunu belirtmiştir. Somut olayda başvurucunun temel iddiası, ileri
sürdüğü iddiaların karşılanmamasına ilişkindir. Buna göre başvurucunun
iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden
incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının
somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa"nın 36. maddesinde
yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de
Anayasa"nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü
Sözleşme"nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek
Sözleşme"nin lafzi içeriğinde yer alan gerekse AİHM içtihadıyla adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa"nın 36. maddesi
kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve
diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
31. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ancak gerekçeli karar hakkından
açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine
ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de
güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği
vurgulanmıştır. Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki
hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da
dâhil olduğu AİHM"in birçok kararında vurgulanmıştır.
Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının
gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868,
19/4/2017, § 75).
32. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma
yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa
kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,
§ 76).
33. Gerekçeli karar hakkı ile, kişilerin adil bir şekilde
yargılanmalarının sağlanması amaçlanmaktadır. Mahkemeler, kararlarını
tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun
biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda onlar
adına verilen yargı kararlarının sebeplerinin toplum tarafından öğrenilmesinin
sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat
ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
34. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen
her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt
verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine
sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değillerse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,
§ 56) gerekçeli karardan davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu
anlaşılmalıdır.
35. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,
davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut
bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması
başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde
davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile
yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve
diğerleri, § 35).
36. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu
kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve
yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul
veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden
olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,
§ 39).
37. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin
kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir
atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus temyiz
merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,
derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu
göstermesidir (Yasemin Ekşi, B.
No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
b. İlkelerin Olaya
Uygulanması
38. Uyuşmazlığa konu olayda başvurucu; incelemede tenkit edilen
faturalara konu malların gerçekten alındığını, ödemelerin banka havalesi veya
çekle yapıldığını ve sahte fatura temininin söz konusu olmadığını belirterek
cezalı tarhiyatın kaldırılması istemiyle 17/1/2013 tarihinde Kocaeli 2. Vergi
Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 28/6/2013 tarihinde, başvurucu Şirketin
aldığı faturaların gerçeği yansıtmadığı ve içeriği vergilerin Hazineye intikal
ettirilmemiş olduğu gerekçesiyle davanın vergi ziyaı
cezalı tarhiyata ilişkin kısmının reddine, özel usulsüzlük cezasına ilişkin
kısmının ise kabulüne karar vermiştir (bkz. § 13). Temyiz edilen karar Danıştay
Dokuzuncu Dairesinin 28/1/2015 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi
de aynı Dairenin 23/12/2015 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
39. İdari davada da dayanak alınan inceleme ve vergi suçu
raporları uyarınca başvurucu Şirketin mesul müdürü hakkında yürütülen ceza
soruşturması neticesinde 213 sayılı Kanun"a muhalefet suçundan iddianame
düzenlenerek Gölcük 1. Asliye Ceza Mahkemesinde de kamu davası açılmıştır. Bu
dava sonucunda verilen 14/4/2015 tarihli kararda, idare tarafından ve vergi
mahkemesince sahte fatura düzenleyicisi olarak kabul edilen İ. İnş. Nak. Taah. Ltd. Şti.nin gerçek bir faaliyetinin bulunup
bulunmadığı hususuyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmamış; sadece
emtianın gerçekten alınıp alınmadığı yönünde inceleme yapmak suretiyle hüküm
kurmuştur. Söz konusu kararda, dosya içinde bulunan soruşturma evrakı,
iddianame, sanık savunması, katılan vekilinin beyanı, tanık anlatımları,
bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı içeriği birlikte değerlendirildiğinde
sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli somut her türlü
şüpheden uzak ve cezalandırmaya yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle
sanığın beraatine karar verilmiştir (bkz. § 11).
Sanık hakkında verilen beraat hükmü temyiz edilmekle birlikte uyuşmazlık
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E.2018/6961 sayılı dosyasında derdest durumdadır.
40. Sahte fatura, gerçek bir muamele veya durum bulunmadığı
hâlde bunlar varmış gibi düzenlenen faturayı ifade etmektedir. Muhteviyatı
itibarıyla yanıltıcı belge ise gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla
beraber bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı
şekilde yansıtan belgeyi tanımlamakta ve bu iki durum farklı iki suçu
oluşturmaktadır. Bu nedenle ceza yargılamasında irdelenen emtianın gerçekten
alınıp alınmadığı hususu, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma suçu
bakımından önem taşımakla birlikte sahte fatura kullanımına yönelik herhangi
bir sonuç doğurmamaktadır.
41. Somut olayda idari yargılama süreci devam ederken başvurucu
Şirketin mesul müdürü hakkında Gölcük 1. Asliye Ceza Mahkemesinde 213 sayılı
Kanun"a muhalefet suçundan yapılan ceza yargılamasında, sadece emtianın
gerçekten alınıp alınmadığı yönünde inceleme yapılarak beraat kararı verildiği,
sahte fatura kullanımı ile ilgili herhangi bir inceleme ve değerlendirmenin ise
yapılmadığı görülmüştür. Buna karşılık vergi mahkemesi tarafından, sahte fatura
kullanma fiili çerçevesinde inceleme yapılarak bu kapsamda İ. İnş. Nak. Taah. Ltd. Şti.nin faaliyetinin gerçek olup olmadığı
hususuyla ilgili detaylı bir değerlendirme yapılmış, bu Şirketin faaliyetinin
gerçek olmadığı sonucuna ulaşılmış ve bu sebeple davanın reddine
hükmedilmiştir.
42. İdari yargı mercileri kural olarak -ceza davasında verilen
karar ile bağlı olmamakla birlikte- davacının yargılamanın sonucuna etkili
olabilecek itirazları nedeniyle bu karara konu maddi olguları değerlendirerek
davacının itirazlarını karşılamak yükümlülüğü altındadır (Erkan Akış ve diğerleri, B. No: 2013/6133,
13/4/2016, § 62).
43. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde
ise vergi mahkemesinin yaptığı değerlendirme ile ceza mahkemesinin yaptığı
değerlendirmenin tamamen farklı suçlara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Ceza
mahkemesi kararında sahte fatura kullanma suçuna ilişkin bir değerlendirme ve
bu suça yönelik beraat kararı bulunmaması üzerine vergi mahkemesinin bu karar
uyarınca hüküm kurması ya da kararında bu hususa yönelik itirazları karşılaması
mecburiyetinden söz edilemeyeceği anlaşılmış ve gerekçeli karar hakkı
bakımından bir ihlalin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar haklarının ihlal edilmediğine
karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.