
Esas No: 2015/12734
Karar No: 2015/12734
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
SİNAN IŞIK BAŞVURUSU (2) |
(Başvuru Numarası: 2015/12734) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Hüseyin MECEK |
Başvurucu |
: |
Sinan IŞIK |
Vekili |
: |
Av. Nezahat
PAŞA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında maruz kalınan
kötü muameleden doğan zararların karşılanmaması nedeniyle kötü muamele
yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar
verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. 1991 doğumlu başvurucu 5/9/2011 tarihinde İstanbul Kasımpaşa
Askerî Hastanesi Emniyet Hizmet Birlik Komutanlığında askerlik hizmetine
başlamıştır.
10. Başvurucu, zorunlu askerlik vazifesini er olarak yaptığı
sırada Şubat 2012 başında üstleri tarafından darbedilerek
dalağının alınmasına yol açacak derecede yaralandığını ileri sürmüştür.
11. Başvurucunun babasının 7/3/2012 tarihinde suç ihbarında
bulunması üzerine ceza soruşturması başlatılmış, 2/5/2013 tarihinde ise tam
yargı davası açılmıştır.
A. Ceza Soruşturması
Süreci
12. Başvurucunun yaralanması konusunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı
Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından yürütülen soruşturma
sonucunda27/11/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu
karara karşı Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda etkili
soruşturma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere kararın Askerî
Savcılığa gönderilmesine karar verilmiştir (ceza soruşturmasına ilişkin olay ve
olgular için bkz. Sinan Işık, B.
No: 2013/2482, 13/4/2016, §§ 9-30).
B. İhlal Kararından Sonra Ceza Soruşturması
Süreci
13. İhlal kararından sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca
(Savcılık) yeniden soruşturma başlatılmıştır.
14. Savcılık, iddia edilen darp ile başvurucunun dalağının
yaralanması arasında illiyet bağı olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu 2.
İhtisas Kurulundan rapor almıştır. 26/12/2016 tarihli raporun ilgili kısmı
şöyledir:
"...kişi
hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin incelenmesinde kişinin uğradığı
iddia olunan darp olayı tarihinde bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı, söz
konusu yaralanması ile ilgili tıbbi belge düzenlenmediği, ayrıca uğradığı iddia
olunan darp olayı ile dalak yırtılması arasında geçen süreçte (yaklaşık 3
hafta) de kişinin karın ağrısı şikayeti ile bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı
ve her hangi bir tıbbi görüntüleme yapılmadığı anlaşıldığı cihetle, dalak
yırtılması ile 3 hafta kadar önce uğradığı iddia olunan darp olayı arasında
illiyet bağı kurmaya yeter ölçüde tıbbi delil bulunmadığı oy birliği ile
mütalaa olunur."
15. Savcılık; bu rapora dayanarak ve tanıkların olayın şakalaşma
amacıyla meydana geldiğini ifade ettiklerini, suç işleme kastıyla hareket
edildiğine dair yeterli delil bulunmadığını belirterek 4/7/2017 tarihinde
kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
16. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul 3. Sulh Ceza
Hâkimliğince 6/10/2017 tarihinde kabul edilerek karar kaldırılmıştır. Kararda,
mağdurun hastaneye ilk kaldırıldığında darbedildiğini
beyan etmemesinin kendisini baskı altında hissetmesinden kaynaklanabileceğine
işaret edilmiştir.
17. Savcılık 13/2/2018 tarihinde şüpheli H.İ.D. hakkında işkence
suçundan kamu davası açmıştır. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Bu itibarla dosyada mevcut müşteki Sinan Işık"ın
iddiaları ve şüphelinin beyanları, tanık anlatımları, aşamalardaki tıbbi
raporlar ve tüm evrak kapsamından,
Dz. Sıh.Onb. olan
şüpheli [H.İ.D.nin] askeri gazinoda müştekiyi diğer
askerlerin de bulunduğu bir ortamda kelepçe ile kalorifer peteğine bağlayıp
omuz ve karın bölgesine vurarak darp eyleminde bulunduğu, bu olaydan yaklaşık 3
hafta kadar sonra müştekinin dalağının travmaya bağlı olarak gelişen dalak
yırtılması sebebiyle alındığı, tanıklarca sözü edilen olayın şakadan ibaret
olduğu belirtilmiş ise de söz konusu tanıkların asker olduklarından ifadelerini
verirlerken yönlendirebilmiş de olabilecekleri, ayrıca mağdurun eylemin şaka
olduğunu kabul etmediği, bu itibarla tıbbi kanıtlar yanında tanıkların
beyanlarının da mahkemece değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Olay tarihi itibarıyla müşteki ve şüphelinin
askerlik görevlerini ifa etmekte oldukları, bu sebeple şüphelinin darp suçu
yönünden eyleminin 1632 S. Askeri Ceza Kanunu"nun 118. maddesi kapsamında
kalabileceği anlaşılmasına karşın şüphelinin iddia olunan eylemi işleyiş
biçimi, müştekiyi kelepçeledikten sonra kendisini darp etmesi ve bunun
sonucunda da müştekinin dalağının alınmış oluşu dikkate alındığında eylemin
işkence suçu kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.
…”
18. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin baktığı dava 17/9/2019
tarihinde sonuçlanmıştır. Asta müessir fiil suçundan 10 ay hapis ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın gerekçesi henüz yazılmadığından
kesinleşmemiştir.
C. Tam Yargı Davası
Süreci
19. Başvurucu 14/2/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığından
(MSB) olayla ilgili maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
20. MSB başvurucunun talebine cevap vermemiştir. Başvurucu bunun
üzerine 2/5/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci
Dairesinde tam yargı davası açmıştır.
21. Denizli Devlet Hastanesinin 21/5/2013 tarihli özürlü sağlık
kurulu raporunda, splenektomi (ameliyatla dalağın alınması) ve travma
sonrası stres bozukluğu saptanan hastanın %37 oranında vücut fonksiyon kaybı
bulunduğu bildirilmiştir.
22. AYİM’in Ankara Gülhane Askerî Tıp
Akademisinden (GATA) aldırdığı 11/7/2014 tarihli raporun ilgili kısımları
şöyledir:
“…
GATA Genel Cerrahi AD Başkanlığının 27.06.2014
tarihli raporunda, yapılan incelemede GATA Haydarpaşa Eğitim Hast. Genel Cerrahi kliniğinin 25.02.2012/190 tarihli
ameliyat raporu ve 27.02.2012/B013522Û12 tarihli patoloji raporuna istinaden
hastaya yapılan “splenektomi” ameliyatının dış
etkiler sebebiyle meydana geldiğinin değerlendirildiği kayıtlıdır.
Splenektomi ameliyatı yapılmasına neden olan olayın;
1. Yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLDUĞU.
2. Vücutta kemik kırık ve çıkığına neden
OLMADIĞI,
…
4. Dalağın anatomik kaybının organlardan
birinin işlevinin YİTİMİ niteliğinde OLDUĞU,
…
6. …tespit edilen "splenektomi"nin
11 Ekim 2008 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri
Yönetmeliğinden yararlanılarak ve mesleği bildirilmemekle meslek grup numarası
grup (1) alınarak … yaşına (21) göre (E Cetveli) %14,3 (yüzde ondört virgül üç) oranında meslekte kazanma gücünden
kaybetmiş sayılacağı,
7. Kişiye ait 25.02.2012 tarihli ameliyat
notunda, batında 1500-2000 cc hemorajik vasıfta mayi
saptandığı, dalakta hilusa uzanan grade
3-4 laserasyon olduğu ve splenektomi
yapıldığı, 27.02.2012 tarihli patoloji raporunda; 186 gr olan splenektomi materyali kesitlerinde özellik izlenmediği,
normal histolojik görünüm tespit edildiği, 25.02.2014 tarihli hematoloji
konsültasyonunda; kişide splenektomi gerektirecek ve
aynı zamanda kanama bozukluğu veya travma sonrası kanamaya yatkınlık
oluşturabilecek primer hematopatoloji
saptanmadığı bildirildiği dikkate alındığında;
a. Kişide splenektomi
(ameliyatla dalağın alınması)"ye neden olan rahatsızlığının bünyesel bir
hastalıktan dolayı meydana geldiğinin tıbbi delillerinin OLMADIĞI,
b. Splenektomiye
neden olan batın içi kanama ve dalak laserasyonunun, künt travma sonucu tıbben husulünün mümkün OLDUĞU,
c. Bu hususun_askerlik
hizmeti yeya Askeri Savcılığın KYOK kararında
belirtilen olaya bağlı olup olmadığının adli soruşturma ile belirlenebileceği
kanaatini bildirir rapordur.”
23. 5/11/2014 tarihinde dava oyçokluğuyla reddedilmiştir.
Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“...
Dava dilekçesinde davacı vekili tazminat
istemini aynı birlikte görevli başka bir personelin davacıyı darp etmesi
sebebiyle davacının dalağının parçalanması sonucunda oluşan sakatlığa
dayandırmaktadır. Davacı vekilinin iddia ettiği darp olayı ile ilgili olarak
Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığınca yapılan soruşturma esnasında
ifadesine başvurulan tanıkların hiçbirisinin davacı vekilinin iddialarını
doğrulamadığı, iddia edilen olay Şubat 2012 ayının başında meydana gelmesine
rağmen davacının rahatsızlığının olaydan yaklaşık olarak 20 gün sonraki bir
tarih olan 24 Şubat 2012 tarihinde meydana geldiği, davacıyı muayene ve
ameliyat eden doktorların tümünün bahse konu rahatsızlığın bir travma sonucu
oluştuğu kanaatinde olmaları sebebiyle, davacıya ısrarla sormalarına rağmen
davacının her defasında başından herhangi bir darp ve cebir olayının geçmediği
şeklinde cevap verdiğini beyan ettikleri, yine aynı doktorların bu seviyede bir
travma sonucu oluşan rahatsızlığın birkaç saat içinde hastanın dalağının
alınmasını gerektireceğini, bu sürenin en fazla 12 saate kadar uzayabileceğini
beyan ettikleri, oysa ki iddia edilen olayın dalak yaralanması olayından
yaklaşık olarak 20-25 gün önce meydana geldiği, tüm bu sebeplerle soruşturma
sonucunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 27 Kasım 2012 gün ve
2012/90 Karar sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
dolayısıyla dava konusu olayda davalı idarenin tazmin sorumluluğunu doğuracak
hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektiren bir durumun söz konusu
olmadığı bu nedenle maddi ve manevi tazminat istemli davanın reddine karar
verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
..."
24. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karar düzeltme istemi
3/6/2015 tarihinde aynı Dairece kararın usul ve yasaya uygun olduğu
gerekçesiyle reddedilmiştir.
25. 29/6/2015 tarihinde tebliğ edilen ret kararına karşı
27/7/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Mevzuat
26. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
131. maddesi şöyledir:
“Cezai
kovuşturma ile disiplin kovuşturmasının bir arada yürütülmesi
Madde 131- Aynı olaydan dolayı memur hakkında
ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını
geciktiremez.
Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya
olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.
160 sayılı Devlet Personel Dairesi Kurulması
Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kuruluşlarda çalışan personel
hakkında; görevden doğan veya görevi sırasında işledikleri suçlarla kişisel
suçları sebebiyle Cumhuriyet savcıları veya askeri savcılar veya sorgu
hakimlikleri veya Memurun Muhakematı hakkında Kanun
uyarınca yetkili kurullarca yapılan soruşturma sonunda düzenlenen takipsizlik,
meni muhakeme, iddianame, talepname veya lüzumu muhakeme karar suretleri ile
ilgili mahkemelerce verilen kesinleşmiş karar suretleri bu personelin bağlı
olduğu bakanlık veya kurum veya kuruluşa gönderilir.”
27. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74.
maddesi şöyledir:
“I.
Ceza hukuku ile ilişkisinde
Madde 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup
olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza
hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi
tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.”
28. Ayrıca ilgili hukuk için bkz. Utku Kalı (2), B. No: 2014/1358,
12/1/2017, § 34.
B. Danıştay İçtihadı
29. Danıştay Onuncu Dairesinin 2/11/1999 tarihli ve E.1999/1746,
K.1999/5376 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
“İdari
eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari
karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir
idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
Söz konusu eylemlerin idariliği
ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen
de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu
ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf
yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve
gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde,
ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları
kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını
önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini
istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,
bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru
sonucumu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
…
Dava konusu olayda tazmini istenen zarar
işkence sonucu ölüm nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre ölümün işkence
nedeniyle meydana gelip, gelmediğinin, işkence eylemini idarenin personelinin
resmi görev ve yetkisini kullanarak gerçekleştirip, gerçekleştirmediğinin
belirlenmesine bağlıdır.
...”
30. Danıştay Beşinci Dairesinin 11/10/2017 tarihli ve
E.2016/16018, K.2017/21064 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…
Öte yandan; 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu"nun 131. maddesinde, "Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza
mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması disiplin kovuşturmasını
geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri,
ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz." hükmü yer
almaktadır.
Yasa"nın anılan hükmü bağlamında ceza
mahkemesi kararlarının disiplin cezalarına etkisinin değerlendirilmesi
gerekmektedir. Disiplin cezasının sebebini oluşturan eylem ve davranışlar, aynı
zamanda ceza kanununda da suç sayılabilir. Bu durumda, disiplin cezası
yaptırımı ile birlikte ceza yaptırımı da uygulanabilir. Bu iki yaptırım türünün
hukuki dayanağı, amaç ve sonuçları birbirlerinden farklıdır. Ceza
yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve
kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden
farklı olduğundan, idarenin, kamu görevlisi hakkında disiplin cezası vermemesi,
ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı
şekilde, ceza yargılaması sonucu beraat kararı verilmiş olmasının da, kuramsal
olarak, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.
Ancak; ceza yargılaması neticesinde suçun
unsurlarının oluşmadığı ya da suçun o kişi tarafından işlenmediği gerekçesiyle
verilen beraat kararının, disiplin cezası bakımından da sadece birebir aynı suç
nev"i bakımından etkili olacağı, başka bir ifadeyle, ceza yargılamasındaki
beraat kararının konusunu teşkil eden suç, disiplin hukuku yönünden de aynı suç
kapsamında değerlendirilerek disiplin cezası verilemeyebileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan, ceza yargılaması neticesinde suçun
unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ya da delil yetersizliğinden dolayı beraat
eden memurun eylem, tutum ve davranışlarının başka bir disiplin suçu kapsamına
girmesi halinde, disiplin hukuku yönünden başka bir disiplin cezası ile
cezalandırılmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Bir memura isnat olunan disiplin cezasına konu
fiillerin, Türk Ceza Kanunu mucibince de cezalandırılmasının gerekli olması
durumunda, disiplin cezası hakkında karar verilmesi için mevcut deliller
yeterli görülmeyerek ceza mahkemesi kararına ihtiyaç duyulduğu kanaati hasıl
olmuşsa, disiplin cezasına konu fiilin hukuki denetiminden önce ceza mahkemesi
kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerekir.
…”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
32. Başvurucu;
i. Zorunlu askerlik hizmeti esnasında üstleri tarafından sürekli
olarak darbedilip dalağı alınacak ve %37 oranında
engelli hâle gelecek şekilde kötü muameleye maruz kaldığını,
ii. Sivil hâkimlerden oluşmayan ve askerî işleyişin hüküm
sürdüğü AYİM’de davanın görülmesinin bağımsızlık ve
tarafsızlığı zedelediğini,
iii. Yargılamanın aleniyet ilkesine aykırı biçimde, duruşma
yapılmadan icra edildiğini,
iv. Bazı tanıkların darp olayını teyit ettiğini, ceza soruşturmasında
beyanı alınan tanıklardan hiçbirine olay tarihinin sorulmadığını,
v. Alınan raporlarda dalaktaki yaralanmanın hastalığa dayalı
olmadığının ve darp nedeniyle meydana geldiğinin tespit edilmesine karşın
olaydan yaklaşık yirmi gün sonra rahatsızlığın ortaya çıktığı gerekçesiyle
davanın reddedildiğini,
vi. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla bağlı
olmayan AYİM’in bunu kararına dayanak yaptığını,
vii. Karar düzeltme talebinin ilk kararı veren dairece
değerlendirilmesinin bu yolu etkisiz kıldığını,
viii. Millî Savunma Bakanlığı lehine 5.100 TL vekâlet ücretine
hükmedildiğini, karar düzeltme başvurusu reddedilince de 248 TL para cezasına
çarptırıldığını
belirterek mülkiyet, etkili başvuru, mahkemeye erişim, duruşmalı
ve aleni yargılanma hakkı, hak arama hürriyeti ile kötü muamele yasağının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
33. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısımları ile 5. maddesi
şöyledir:
“Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı
Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse
insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
…""
""Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 5- Devletin temel amaç ve görevleri,
Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
34. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kötü muamele yasağının usul
yükümlülüğü kapsamında kaldığı değerlendirilen etkili başvuru, duruşmalı ve
aleni yargılanma hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları
yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
35. Birden fazla başvuru yolunun bulunduğu kötü muamele
yasağında birbirinin seçeneği olmayan, aksine birbirini tamamlayıcı bu
yollardan hangisinin etkili olduğunun vebir yolun
kullanılması hâlinde diğer başvuru yollarının durumunun ne olacağının başvuru
yollarının tüketilmesi koşulu bakımından değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme
esas hakkındaki incelemeyle birlikte yapılacaktır.
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü
muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
37. Askerlik görevi sırasında kötü muamelede bulunulduğuna
ilişkin iddialar, daha önce Anayasa Mahkemesinin Sinan Işık, Utku Kalı (2) ve Emrah
Kaplan (B. No: 2014/11469, 30/10/2018) başvurularında ele alınmıştır
(genel ilkeler için bkz. Sinan Işık,
§§ 55-64; Utku Kalı (2), §§ 43-50).
38. Başvurucunun zorunlu askerlik vazifesi sırasında üstleri
tarafından darbedildiği iddiasıyla yaptığı suç
ihbarında Askerî Savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bazı
tanıkların Bölük Çavuşu şüpheli H.İ.D. ve diğer askerlerin şakalaşırken
başvurucuyu kelepçeyle kalorifer peteğine bağlayıp omzuna vurduğu, omuz
bölgesine vurulan darbelerin dalak alınması sonucunu doğurmasının ihtimal dışı
olduğu, omuza yapılan darbın suç kastı içermediği şeklindeki beyanları,
başvurucunun verdiği beyanlarda suç tarihi konusunda farklılık olması,
başvurucudaki yaralanmalarla organ kaybı arasında uygun illiyet bağı
kurulamaması karara gerekçe olarak gösterilmiştir (Sinan Işık, § 28).
39. Başvurucunun bu karara karşı bireysel başvuruda bulunması
sonucunda Anayasa Mahkemesi etkili soruşturma usul yükümlülüğünün ihlal
edildiğine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“…
83. Başvurucunun tedavisini ve ameliyatını
gerçekleştiren doktorların, dalağın travma sonucu parçalanmış olması ihtimali
üzerinde durdukları anlaşılmaktadır.
84. Soruşturma dosyasında mevcut olan
bilirkişi raporunda, travmaya bağlı dalak yaralanmalarının %15"inin travmadan sonraki
bir tarihte (büyük oranda ilk bir ay içinde) yoğun fiziksel aktiviteye bağlı
olarak dalak parçalanmasına yol açabileceği bunun da başvurucunun olay
öyküsüyle uyumlu olduğu belirtilmektedir.
85. Soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya
yer olmadığına ilişkin kararda bilirkişi raporundaki gecikmiş dalak
yırtılmalarına ilişkin anılan tespitlere yönelik bir değerlendirme yapılmadığı
anlaşılmaktadır.
…
87. Zorunlu askerlik görevinin ifası sırasında
başvurucunun büyük oranda devletin gözetimi altında bulunduğu kabul
edilmelidir. Bir kişinin devletin gözetimi altında bulunduğu bir zaman
diliminde yaralandığının tespiti hâlinde, söz konusu yaralanmanın nasıl
oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir.
Gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin gözetimi altında bulunduğu hâllerde
olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla birlikte anılan ilke, başvurucunun
travma sonucu ortaya çıkması muhtemel şekilde dalağının parçalandığı somut
verisi karşısında, anılan yaralanmanın ne şekilde meydana geldiğinin tespit
edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
88. Başvurucunun olay anlatımıyla uyumlu
bilirkişi raporunun dikkate alınmadığı değerlendirildiğinde, maddi olayın
açıklığa kavuşturulmasını ve olası bir sorumluluğun tespiti yönünde gerekli
özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
…”
40. İhlal kararından sonra işkence suçundan açılan dava İstanbul
1. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
41. Askerlik görevi sırasında kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin
iddiaya istinaden açılan tam yargı davasının başvuru konusu edildiği somut
olayda ilk sorun, iddianın hangi hak kapsamında ele alınacağı ve etkili yolun
hangisi olduğudur.
42. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamındaki bu pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Usul
yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal
saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa
cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek
durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları
önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu
görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları
altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,
17/7/2014, § 110).
43. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma
türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin
yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak
tespiti gerekir. Bu şekilde gündeme gelen yaşam hakkı ya da kötü muamele
iddialarına konu davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin
sorumluların tespit ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte ceza
soruşturması yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari
ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak
ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:
2012/752, 17/9/2013, § 55).
44. Nitekim Anayasa Mahkemesi, katıldığı gösteriden sonra kolluk
görevlilerince darbedildiğini iddia eden kişi
tarafından açılan tam yargı davasının incelendiği bir başvuruyu kötü muamele
yasağı kapsamında görmüştür. Tek başına tam yargı davası, kötü muamele
vakalarında mağdur sıfatının ortadan kalkması için yeterli değildir. Bu sonuca
ulaşılırken, tam yargı davasının tazminat imkânı sunmakla birlikte kötü muamele
vakasının aydınlatılmasına, sorumluların tespitine ve cezalandırılmasına
yönelik bir sonuç elde edilmesi için yetersiz ve etkisiz olduğu, etkili yolun
ise ceza soruşturması olduğu, başvurucunun adli makamları harekete geçirmek
için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkate alınarak başvuru yollarının
tüketilmediği neticesine varılmıştır (Zeki
Güngör, B. No: 2013/8491, 31/3/2016, §§ 39-45).
45. Kemalettin Rıdvan Yalın (B.
No: 2014/6220, 18/7/2019) başvurusunda da, gösteri yürüyüşü yapan gruba
müdahale eden polis memurunun açtığı ateş sonucu yaralanan kişinin, ceza
yargılamasındaki mahkûmiyet kararı üzerine açtığı tam yargı davasındaki
tazminatın yetersizliği iddiası da kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiş ve
tazminat miktarının giderim bakımından yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
46. Anılan iki karardaki açıklamalar karşısında başvuru konusu
olayda başvurucunun, kötü muamele vakasında ceza soruşturması ve tam yargı
davası seçeneklerinin her ikisini de kullanma iradesini gösterdiği
anlaşıldığından, başvuru yollarının tüketildiği değerlendirilmiştir.
47. Başvuru dosyasında çözülmesi gereken sorunlardan biri de
aynı olaydan kaynaklanan ceza soruşturması ve tazminat davasının birbirine
etkisidir. Bu kapsamda, -bilhassa etkili soruşturma yürütülmediği Anayasa Mahkemesi
kararıyla tescillenmiş- ceza soruşturmasına ilişkin verilen ihlal kararının tam
yargı davasına konu bireysel başvuruya ne ölçüde tesir edeceği önemlidir.
48. Haksız fiillerden doğan borç ilişkileriyle ilgili olarak
ceza ve hukuk mahkemeleri kararları arasındaki irtibat, Borçlar Kanunu’nda
düzenlenmiştir (§ 27). Ne var ki tam yargı davası ve ceza soruşturmasının
irtibatı konusunda ne idari ne de ceza usul mevzuatında bir düzenleme
bulunmaktadır. Bunda, idari yargının kodifiye edilmemiş, içtihada dayalı bir
hukuk dalı olması da etkendir. Fakat disiplin soruşturması ve ceza soruşturması
arasındaki bağlantı konusunda Danıştay içtihadı konuya ışık tutabilecek
mahiyettedir.
49. Tutulma koşullarını ilgilendirenler hariç olmak üzere kötü
muamele vakaları kasıt unsuru taşıdığından ceza soruşturması maddi gerçeğin
ortaya çıkarılmasında en etkili yöntemdir. Zira ceza soruşturmasında -hukuka
uygun olmak koşuluyla- delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Birbirinin devamı
niteliğindeki bu başvurular birlikte değerlendirildiğinde yaptırımın
caydırıcılığı ve mağduriyetin giderilmesi işlevini görür. Ceza ve disiplin
soruşturmasından sonra giderim olarak mağdura uygun miktarda tazminat
verilmesiyle mağdur sıfatı ortadan kalkabilir (benzer yöndeki değerlendirme
için bkz. Kemalettin Rıdvan Yalın, §§
73-76).
50.
""İlgili Hukuk"" kısmındaki mevzuat ve içtihat ışığında ceza soruşturmasının
mahkûmiyet kararıyla sonuçlanması durumunda şu değerlendirmelerde
bulunulabilir: Tam yargı davası, ceza ve disiplin soruşturmalarıyla birlikte
birbirini tamamlayıcı ve birbirine tesir eden zincirin halkalarını
oluşturmaktadır. Cezai yaptırım gücü de nazara alındığında ceza soruşturması
kuşkusuz daha önemlidir. Bu durum, kötü muameleye karşı asıl koruyucu ve etkili
yolun ceza yaptırımı ve dolayısıyla ceza soruşturması olduğu manasını taşır.
Nitekim kötü muamele vakalarında ceza soruşturması devletin yükümlülüğü
olmasından dolayı zorunlu iken tam yargı davası başvurucunun iradesine
bırakılmış bir giderim yoludur.
51. Mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmasa dahi bir ceza
soruşturmasındaki eksikliklerin diğer başvuru yollarına da doğrudan sirayet
edebileceği söylenebilir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi hâlinde tam yargı davasına
bakan idare mahkemelerinin ceza soruşturmasında toplanan delilleri de dikkate
alarak farklı bir sonuca ulaşmalarını engelleyen bir düzenleme ya da içtihat
bulunmamaktadır. Başvuruya konu olayda AYİM’in
değerlendirmelerinin neredeyse tümünün ceza soruşturmasında toplanan deliller
ve ceza soruşturmasında varılan sonuç üzerine inşa edilmesi, bunlar arasında
sıkı bir irtibat bulunduğunun göstergesidir.
52. Kötü muamele vakasının aydınlatılması ve mağduriyetin
giderilmesi açısından bu kadar iç içe girmiş başvuru yollarının diğerinden
bağımsız olarak değerlendirilmesi aynı olayda birbiriyle çelişkili sonuçlar
ortaya çıkarma tehlikesi barındırır. Zira her iki soruşturmada ispat ve
değerlendirme araçlarının farklılığı, adli ve idari yargının
değerlendirmelerine de bağlı olarak farklı sonuçlara ulaşılmasına sebebiyet
verebilir.
53. Somut başvuruda kötü muamele iddiasına dayanan ceza
soruşturması Askerî Savcılığın 27/11/2012 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına
dair kararıyla sonuçlanmıştır. Bu karar 23/1/2013 tarihinde itiraz sürecinden
geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, ceza soruşturmasında verilen karara karşı
8/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bundan
sonra başvurucu aynı olaya dayalı olarak 2/5/2013 tarihinde AYİM"de
tam yargı davası açmıştır.
54. Görüldüğü üzere tam yargı davası, ceza soruşturmasında
verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği 23/1/2013
tarihinden sonraki bir tarihte açılmıştır. Ceza soruşturmasına karşı
başvurucunun Anayasa Mahkemesine yaptığı müracaat 13/4/2016 tarihinde etkili
soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği kararıyla neticelenmiştir. Tam yargı
davasında verilen kararın bütünüyle ceza soruşturmasında verilen kovuşturmaya
yer olmadığı kararındaki değerlendirmelere dayandığı yukarıda açıklanmıştır. O
hâlde ceza soruşturmasının başvuru konusu yapıldığı bireysel başvuruda verilen
bu ihlal kararının -aynı şekilde- tam yargı davası yönünden de geçerli olduğu
sonucuna ulaşılmıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
56. Askerî yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin
iddialar, ceza soruşturmasına konu ilk kararda yerinde görülmemiştir (Sinan Işık, §§ 65-80). Eldeki başvuruda da
bu karardan ayrılmayı gerektiren bir husus tespit edilmemiştir.
57. Kötü muamele iddialarında etkili başvuru yolunun ceza
soruşturması olması, aynı olaydan kaynaklanan ceza soruşturmasının
etkisizliğinden dolayı önceden verilmiş ihlal kararı bulunması, bunun üzerine
yapılan soruşturmanın sürmekte oluşu, bu soruşturmanın sonucuyla sıkı sıkıya
bağlı tam yargı davasında ceza soruşturmasındaki bilgi ve belgelerin izinin
sürülmesi, kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiasının
inceleme dışında bırakılmasını gerektirmiştir.
58. Başvurucu ayrıca tam yargı davasını kaybettiği için aleyhe
vekâlet ücretine hükmedilmesi, karar düzeltme talebinin reddedilmesinden dolayı
para ceza verilmesi nedeniyle mülkiyet ve mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiğini öne sürmüştür. Bu iddialar mahkemeye erişim hakkı kapsamında
kalmakla birlikte aşağıda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi sebebiyle, ödenen vekâlet ücreti
ve para cezasının bu süreçte iadesi mümkün bulunduğundan anılan iddialar
üzerinde durulmamıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Erdal İmrek, B.
No: 2015/4206, 17/7/2019, § 101).
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
60. Başvurucu, kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle 200.000
TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca
kolluk görevlileri hakkında yeniden soruşturma yapılmasını talep etmiştir.
61. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
62. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun
belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği
vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda
6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için
yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan,
§§ 57, 58).
63. Başvuruda, Anayasa"nın 17. maddesinde düzenlenen kötü
muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
64. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden
yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel
başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)
numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması
gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan
kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri
gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden
ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere
ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
65. Ceza soruşturmasına dair ilk başvuruda tazminata
hükmedildiği de dikkate alınarak yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın
mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası
açısından yeterli tatmin sağladığı, kanaatine varıldığından başvurucunun tazminat
talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
66. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere
-Anayasa"nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt
bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (AYİM 2.
Dairesinin 5/11/2014 tarihli ve E.2013/782, K.2014/1569 sayılı kararı),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.