
Esas No: 2015/18595
Karar No: 2015/18595
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
FATMA ÖNCEL VE NUSRET ÖNCEL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/18595) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Hasan SARAÇ |
Başvurucular |
: |
1. Fatma ÖNCEL |
|
: |
2. Nusret ÖNCEL |
Vekili |
: |
Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir olayda yaralanarak engelli hâle gelen kişinin
daha sonra intihar etmesi nedeniyle yapılan tazminat isteminin ve davanın
reddedilmesinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/11/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre
ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucular ölen Y.Ö.nün anne ve
babası olup Diyarbakır"da yaşamaktadır.
7. Nüfus kaydına göre 1974 yılında doğduğu anlaşılan Y.Ö.
10/7/1991 tarihinde Diyarbakır"da Halkın Emek Partisi İl Başkanı V.A.nın öldürülmesi nedeniyle yapılan gösteriler sırasında
başvurucuların beyanlarına göre dershaneye gitmekteyken, Diyarbakır Devlet
Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) iddianamesine göre ise
gösterilere katıldığı sırada kim tarafından atıldığı belli olmayan bir ateşli
silah mermisinin omiriliğine saplanması ve vücuduna aldığı
darbeler nedeniyle Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine
götürülmüş ve Y.Ö.nün tedavisine başlanmıştır. Y.Ö.
12/7/1991 tarihinde taburcu edilmiştir.
8. Dosyada, Y.Ö.nün yaralanmasıyla
ilgili olarak herhangi bir adli soruşturma yürütüldüğüne dair belge ve bulguya
rastlanılmamıştır.
9. Aralarında başvurucuların oğlunun da bulunduğu 330 şüpheli
hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu ile 6/10/1983
tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun"un
muhtelif maddelerinde düzenlenen suçlar nedeniyle Başsavcılık tarafından açılan
kamu davasında Diyarbakır (1) No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 10/3/1995
tarihinde Y.Ö.nün beraatine
karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.
10. 6/10/1993 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporuna
göre ""T3 seviyesinde siolda
muhtemel peraspinal kas dokusu içerisinde kurşuna ait
görünüm.. eski torakal ASY..."" gerekçesi
ile Y.Ö. hakkında "Askerliğe elverişli
değildir" kararı verilmiştir.
11. Daha sonra Y.Ö.nün 22/5/2000
tarihinde ası suretiyle intihar ettiği Derik Cumhuriyet Başsavcılığının aynı
tarihli defin ruhsatından anlaşılmıştır. Olayla ilgili olarak başvurucuların
sunduğu belgelerde defin ruhsatı dışında bir belgeye rastlanmamıştır.
12. Başvurucular, Y.Ö.nün ölümünün
terör olaylarından kaynakladığını iddia ederek Diyarbakır Valiliği bünyesindeki
Tazminat Komisyonuna 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca
başvurmuşlardır.
13. Diyarbakır Valiliği Tazminat Komisyonu 4/8/2006 tarihli
kararı ile başvurucuların talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ilgili
kısmı şöyledir:
""...5233 sayılı Terör ve
Terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hakkındaki kanun kapsamında
müracaat eden Müracaatçının dosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarih ve
2004/7955 sayılı Yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması
nedeniyle yapılan incelemede, maktulun dilekçede de
belirtildiği gibi intihar ederek öldüğü bu nedenle ölüm olayının şahsın kendi
kusurundan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle 5233 sayılı yasa kapsamına
girmediği tespit edildiğinden tazminat talebinin REDDİNE Komisyonumuzca karar
verildi.""
14. Başvurucu anılan kararın iptali ve tazminat talebiyle
Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 11/12/2007
tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
""Dosyanın incelenmesinden, davacının murisi [Y.G.] nın Diyarbakır HEP il
başkanı [V.A]nın10/07/1991
tarihindeki cenaze merasimi sırasında çıkan olaylarda aldığı darbaler ve vücuduna isabet etmesi sonucu yaralandığı,
oluşan beyin ve sinir tahribatı nedeniyle akli dengesini kaybettiği, 2000
yılında da intihar ederek öldüğü, ölüm sebebiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca
tazminat ödenmesi talebiyle davacılar tarafından davalı idareye başvurulduğu,
bu başvurunun murisin intihar ederek öldüğü ve ölüm olayının şahsın kendi
kusurundan kaynaklandığı, bu nedenle Yasa kapsaamına
girmediği gerekçesiyle rededilmesi üzerine bakılmakta
olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, söz konusu başvuru "ölüm
olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı ve 5233 sayılı Yasa kapsamına
girmediğinden dolayı" reddedildiğinden dolayı, uyuşmazlığın bu çerçevede ele
alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.5233 sayılı Kanun hükümlerinden
faydalanabilmek için; meydana gelen zararın; ya bizzat
terör eylemi sebebiyle oluşması, ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen
faaliyetler nedeniyle oluşması gerekmektedir. Olayda ise; davacıların murisinin
gösteride çıkan olaylarda yaralandığı ve daha sonra akli dengesini kaybettiği
ve 2000 yılında da intihar sonucu öldüğü açık olmakla birlikte, murisin 1991
yılındaki olaylarda yaralanması ile 2000 yılında intihar ederek ölmesi arasında
doğrudan bir illiyet bağı ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır. Bunun
yanında davacıların murisinin yaralandığı olayla intihar ederek ölümü arasında
illiyet bağının bulunduğu kabul edilse bile, dosyada bulunan Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E:1991/300, K:1995/82
sayılı kararı incelendiğinde söz konusu olayların oluşumu anlatılırken, "...
Diyarbakır HEP il başkanı [V.A]nın
öldürülmesi nedeniyle HEP il teşkilatınca Diyarbakırda
düzenlenen cenaze merasimine çok sayıda vatandaşın katıldığı, tören ve yürüyüş
için resmi mercilerden gerekli izin alındığı, bu izin çerçevesinde
gerçekleştirilen sürenin bilahare bazı kişilerin ve konuşmacıların kışkırtması
sonucu kanunsuz gösteriye dönüştüğü, topluluğun bölücü çete PKK"yı temsil eden
kırmızı renkli ERNK bayrağına sarılı [V.A]nın
cenazesini eller üzerine alarak taşımaya başladığı, bu arada topluluğun
....şeklinde sloganlar atarak kendilerini ikaz eden güvenlik güçlerine taşla
saldırdıkları, topluluğun bu arada Mardin Kapı karakolu önüne taşkınlıklarını
sürdürerek geldikleri, Mardin Kapı karakolu önündeki polisleri taş yağmuruna
tuttukları, polislerin karakola sığınmaları üzerine karakolun silahlarla
tarandığı, güvenlik güçlerinin buna rağmen havaya ikaz ataşı yaptığı, bu arada
meydana gelen panik nedeniyle topluluğun kaçışmaya başladığı, topluluk
tarafından çok sayıda resmi ve özel işyerleri ile araçların tahrip edildiği,
olay yerinde bulunan HEP seçim otobüsünden topluluğa ateş açıldığı, bilahare
güvenlik güçlerinin duruma hakim olduğu, olaylar sırasında altı kişinin öldüğü,
çok sayıda kişinin yaralandığı..." belirtilmiş olup, olayların bir anda ortaya
çıkan, anlık gelişen ve davacıların iddia ettiği gibi yolda yürürken bir anda
içerisine düşülecek nitelikte olmadığı, davacıların murisinin gelişim süreci
zaman alan ve kanunsuz gösteriye dönüşen olayların gerçekleştiği yerden ve
gruptan uzak durması gerektiği, bunu yapmayarak yaralanmasının ve daha sonra
ölmesinin 5233 sayılı Kanunun 2/e maddesinde ifadesini bulan ve karşılanması
kanunun kapsamı dışında tutulan, kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararlar
arasında yer aldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu durumda, davacıların
murisinin ölümünün kendi kusuru sonucu gerçekleştiği gerekçesiyle davacılar
tarafından yapılan başvurunun reddi yönündeki dava konusu işlemdehukuka
ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, DAVANIN REDDİNE [karar
verilmiştir.]""
15. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 25/3/2015 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 1/10/2015 tarihli kararı ile
reddedilmiştir.
16. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 17/11/2015 tarihinde
tebliğ edilmiş ve 26/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. lgili hukuk için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No:
2015/4603, 19/21/2019, §§ 21-33.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları
19. Başvurucular; Y.Ö.nün 1991 yılında
dershaneye giderken sokakta meydana gelen olaylar ortasında kaldığını, kimliği
tespit edilemeyen ve yakalanamayan şüpheli veya şüphelilerin eylemleri
neticesinde başına aldığı kurşun ile çeşitli darp ve cebir fiilleri sonucunda
yaralanıp felçli kaldığını, felç olması nedeniyle askere alınamadığını, yaşamış
olduğu travma neticesinde akli dengesinin bozulduğunu, bundan dolayı 2000
yılında intihar ettiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, olayın terör kaynaklı
olması nedeniyle sosyal risk ilkesi çerçevesinde zararlarının ödenmesi
talebiyle Tazminat Komisyonuna başvuru yapmalarına rağmen Komisyonun ölümün
kişisel kusurdan kaynaklandığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddettiğini, kararın
iptal edilmesine yönelik olarak açılan davanın da hakkaniyete ve hukuka aykırı
olarak reddedildiğini ve olayda nedensellik bağının aranmasının sosyal risk
ilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek Anayasa"nın 6., 10., 19., 20. ve
36. maddelerinden düzenlenen haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların 5233
sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın
reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 6., 10., 19., 20. ve 36 maddelerinde güvence
altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki
nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi
takdir eder (Tahir Canan, B. No:
2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, oğullarının yaralanmasına sebebiyet
verenlerin tespit edilememiş ve yakalanamamış olması nedeniyle duydukları
manevi eleme karşın kendilerine manevi tazminat verilmemesi iddiaları karşısındabaşvurucuların asıl şikayetinin, tazminat
taleplerinin Komisyon ve Mahkeme tarafından kabul edilmemesine yönelik olduğu
değerlendirilmiştir. Bir diğer ifadeyle, başvurucuların Y.Ö.nün
yaralanması ve daha sonra intihar etmesine yönelik diğer iddialarının manevi
tazminat taleplerinin haklılıkları delillendirmek
amacıyla ifade edildiği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle ihlal iddiaları
sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Tazminat Taleplerinin
Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddialar Yönünden
21. Başvurucular Komisyon kararının iptal edilmesi istemiyle
açmış oldukları davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal
edildiğini iddia etmişlerdir.
22. Anayasa"nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun"un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara
ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye
tabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça
dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar
verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz
ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
23. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu
yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,
hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan
sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel
başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir
hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama
ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
24. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdir
edilmesi neticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının
reddedildiğini; bu kapsamda derece mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve
hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle,
başvurucuların iddialarının özünün derece mahkemesince delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına,
esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
25. Başvuru konusu Mahkeme kararında; 5233 sayılı Kanun"un
başvurucu açısından uygulanabilmesi için meydana gelen zararın ya bizzat terör
eylemi ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle
meydana gelmesi gerektiği, başvurucuların oğlunun ise 1991 yılında yapılan
gösterilerde çıkan olaylar sırasında yaralandığı, 1991 yılında meydana gelen
yaralanma ile 2000 yılındaki intihar eylemi arasında doğrudan bir sebep-sonuç
bağı kurulamayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca, 5233 sayılı Kanun hükümlerinden
yararlandırmama nedeniyle açılan bu davada öncelikle ilgilinin zarara
uğramasına sebebiyet veren olayın bu Kanun kapsamında olup olmadığı hususunun
Mahkemece incelendiği ve olayın Kanun kapsamında olmaması sebebiyle davanın
reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların iddiaları temyiz
merciince de incelenip reddedilmek suretiyle Mahkeme kararı onanmış, karar
düzeltme talebi ise reddedilmiştir. Başvurucuların iddialarına yönelik olarak
bu çerçevede derece mahkemelerinin kararlarında açık bir keyfîlik
bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurucular tarafından ileri sürülen
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından,
başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Makul Sürede Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
27. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen
giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama
prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.
maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia
etmişlerdir.
28. İlgili hukuk kısmında yer verilen 6384 sayılı Kanun"a
eklenen geçici 2. maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının
geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa
Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa
Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden
itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları
Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi
öngörülmüştür.
29. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı
ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin
mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).
30. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi,
yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç
veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018
tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat
Komisyonuna başvuru imkanının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,
başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı
yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
31. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli
giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
32. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tazminat taleplerinin reddedilmesinden dolayı adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.