Abaküs Yazılım
İkinci Bölüm
Esas No: 2015/18595
Karar No: 2015/18595
Karar Tarihi: 25/9/2019

        Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FATMA ÖNCEL VE NUSRET ÖNCEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/18595)

 

Karar Tarihi: 25/9/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hasan SARAÇ

Başvurucular

:

1. Fatma ÖNCEL

 

:

2. Nusret ÖNCEL

Vekili

:

Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir olayda yaralanarak engelli hâle gelen kişinin daha sonra intihar etmesi nedeniyle yapılan tazminat isteminin ve davanın reddedilmesinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucular ölen Y.Ö.nün anne ve babası olup Diyarbakır"da yaşamaktadır.

7. Nüfus kaydına göre 1974 yılında doğduğu anlaşılan Y.Ö. 10/7/1991 tarihinde Diyarbakır"da Halkın Emek Partisi İl Başkanı V.A.nın öldürülmesi nedeniyle yapılan gösteriler sırasında başvurucuların beyanlarına göre dershaneye gitmekteyken, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) iddianamesine göre ise gösterilere katıldığı sırada kim tarafından atıldığı belli olmayan bir ateşli silah mermisinin omiriliğine saplanması ve vücuduna aldığı darbeler nedeniyle Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş ve Y.Ö.nün tedavisine başlanmıştır. Y.Ö. 12/7/1991 tarihinde taburcu edilmiştir.

8. Dosyada, Y.Ö.nün yaralanmasıyla ilgili olarak herhangi bir adli soruşturma yürütüldüğüne dair belge ve bulguya rastlanılmamıştır.

9. Aralarında başvurucuların oğlunun da bulunduğu 330 şüpheli hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun"un muhtelif maddelerinde düzenlenen suçlar nedeniyle Başsavcılık tarafından açılan kamu davasında Diyarbakır (1) No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 10/3/1995 tarihinde Y.Ö.nün beraatine karar vermiş ve karar kesinleşmiştir.

10. 6/10/1993 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık raporuna göre ""T3 seviyesinde siolda muhtemel peraspinal kas dokusu içerisinde kurşuna ait görünüm.. eski torakal ASY..."" gerekçesi ile Y.Ö. hakkında "Askerliğe elverişli değildir" kararı verilmiştir.

11. Daha sonra Y.Ö.nün 22/5/2000 tarihinde ası suretiyle intihar ettiği Derik Cumhuriyet Başsavcılığının aynı tarihli defin ruhsatından anlaşılmıştır. Olayla ilgili olarak başvurucuların sunduğu belgelerde defin ruhsatı dışında bir belgeye rastlanmamıştır.

12. Başvurucular, Y.Ö.nün ölümünün terör olaylarından kaynakladığını iddia ederek Diyarbakır Valiliği bünyesindeki Tazminat Komisyonuna 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca başvurmuşlardır.

13. Diyarbakır Valiliği Tazminat Komisyonu 4/8/2006 tarihli kararı ile başvurucuların talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

""...5233 sayılı Terör ve Terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hakkındaki kanun kapsamında müracaat eden Müracaatçının dosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarih ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, maktulun dilekçede de belirtildiği gibi intihar ederek öldüğü bu nedenle ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle 5233 sayılı yasa kapsamına girmediği tespit edildiğinden tazminat talebinin REDDİNE Komisyonumuzca karar verildi.""

14. Başvurucu anılan kararın iptali ve tazminat talebiyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 11/12/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

""Dosyanın incelenmesinden, davacının murisi [Y.G.] nın Diyarbakır HEP il başkanı [V.A]nın10/07/1991 tarihindeki cenaze merasimi sırasında çıkan olaylarda aldığı darbaler ve vücuduna isabet etmesi sonucu yaralandığı, oluşan beyin ve sinir tahribatı nedeniyle akli dengesini kaybettiği, 2000 yılında da intihar ederek öldüğü, ölüm sebebiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca tazminat ödenmesi talebiyle davacılar tarafından davalı idareye başvurulduğu, bu başvurunun murisin intihar ederek öldüğü ve ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı, bu nedenle Yasa kapsaamına girmediği gerekçesiyle rededilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, söz konusu başvuru "ölüm olayının şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı ve 5233 sayılı Yasa kapsamına girmediğinden dolayı" reddedildiğinden dolayı, uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.5233 sayılı Kanun hükümlerinden faydalanabilmek için; meydana gelen zararın; ya bizzat terör eylemi sebebiyle oluşması, ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşması gerekmektedir. Olayda ise; davacıların murisinin gösteride çıkan olaylarda yaralandığı ve daha sonra akli dengesini kaybettiği ve 2000 yılında da intihar sonucu öldüğü açık olmakla birlikte, murisin 1991 yılındaki olaylarda yaralanması ile 2000 yılında intihar ederek ölmesi arasında doğrudan bir illiyet bağı ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır. Bunun yanında davacıların murisinin yaralandığı olayla intihar ederek ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu kabul edilse bile, dosyada bulunan Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E:1991/300, K:1995/82 sayılı kararı incelendiğinde söz konusu olayların oluşumu anlatılırken, "... Diyarbakır HEP il başkanı [V.A]nın öldürülmesi nedeniyle HEP il teşkilatınca Diyarbakırda düzenlenen cenaze merasimine çok sayıda vatandaşın katıldığı, tören ve yürüyüş için resmi mercilerden gerekli izin alındığı, bu izin çerçevesinde gerçekleştirilen sürenin bilahare bazı kişilerin ve konuşmacıların kışkırtması sonucu kanunsuz gösteriye dönüştüğü, topluluğun bölücü çete PKK"yı temsil eden kırmızı renkli ERNK bayrağına sarılı [V.A]nın cenazesini eller üzerine alarak taşımaya başladığı, bu arada topluluğun ....şeklinde sloganlar atarak kendilerini ikaz eden güvenlik güçlerine taşla saldırdıkları, topluluğun bu arada Mardin Kapı karakolu önüne taşkınlıklarını sürdürerek geldikleri, Mardin Kapı karakolu önündeki polisleri taş yağmuruna tuttukları, polislerin karakola sığınmaları üzerine karakolun silahlarla tarandığı, güvenlik güçlerinin buna rağmen havaya ikaz ataşı yaptığı, bu arada meydana gelen panik nedeniyle topluluğun kaçışmaya başladığı, topluluk tarafından çok sayıda resmi ve özel işyerleri ile araçların tahrip edildiği, olay yerinde bulunan HEP seçim otobüsünden topluluğa ateş açıldığı, bilahare güvenlik güçlerinin duruma hakim olduğu, olaylar sırasında altı kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı..." belirtilmiş olup, olayların bir anda ortaya çıkan, anlık gelişen ve davacıların iddia ettiği gibi yolda yürürken bir anda içerisine düşülecek nitelikte olmadığı, davacıların murisinin gelişim süreci zaman alan ve kanunsuz gösteriye dönüşen olayların gerçekleştiği yerden ve gruptan uzak durması gerektiği, bunu yapmayarak yaralanmasının ve daha sonra ölmesinin 5233 sayılı Kanunun 2/e maddesinde ifadesini bulan ve karşılanması kanunun kapsamı dışında tutulan, kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan zararlar arasında yer aldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu durumda, davacıların murisinin ölümünün kendi kusuru sonucu gerçekleştiği gerekçesiyle davacılar tarafından yapılan başvurunun reddi yönündeki dava konusu işlemdehukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, DAVANIN REDDİNE [karar verilmiştir.]""

15. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 25/3/2015 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 1/10/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

16. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 17/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve 26/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. lgili hukuk için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/21/2019, §§ 21-33.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

19. Başvurucular; Y.Ö.nün 1991 yılında dershaneye giderken sokakta meydana gelen olaylar ortasında kaldığını, kimliği tespit edilemeyen ve yakalanamayan şüpheli veya şüphelilerin eylemleri neticesinde başına aldığı kurşun ile çeşitli darp ve cebir fiilleri sonucunda yaralanıp felçli kaldığını, felç olması nedeniyle askere alınamadığını, yaşamış olduğu travma neticesinde akli dengesinin bozulduğunu, bundan dolayı 2000 yılında intihar ettiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, olayın terör kaynaklı olması nedeniyle sosyal risk ilkesi çerçevesinde zararlarının ödenmesi talebiyle Tazminat Komisyonuna başvuru yapmalarına rağmen Komisyonun ölümün kişisel kusurdan kaynaklandığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddettiğini, kararın iptal edilmesine yönelik olarak açılan davanın da hakkaniyete ve hukuka aykırı olarak reddedildiğini ve olayda nedensellik bağının aranmasının sosyal risk ilkesine aykırılık oluşturduğunu belirterek Anayasa"nın 6., 10., 19., 20. ve 36. maddelerinden düzenlenen haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 6., 10., 19., 20. ve 36 maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, oğullarının yaralanmasına sebebiyet verenlerin tespit edilememiş ve yakalanamamış olması nedeniyle duydukları manevi eleme karşın kendilerine manevi tazminat verilmemesi iddiaları karşısındabaşvurucuların asıl şikayetinin, tazminat taleplerinin Komisyon ve Mahkeme tarafından kabul edilmemesine yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Bir diğer ifadeyle, başvurucuların Y.Ö.nün yaralanması ve daha sonra intihar etmesine yönelik diğer iddialarının manevi tazminat taleplerinin haklılıkları delillendirmek amacıyla ifade edildiği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle ihlal iddiaları sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Tazminat Taleplerinin Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar Yönünden

21. Başvurucular Komisyon kararının iptal edilmesi istemiyle açmış oldukları davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

22. Anayasa"nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

23. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

24. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdir edilmesi neticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının reddedildiğini; bu kapsamda derece mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, başvurucuların iddialarının özünün derece mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

25. Başvuru konusu Mahkeme kararında; 5233 sayılı Kanun"un başvurucu açısından uygulanabilmesi için meydana gelen zararın ya bizzat terör eylemi ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelmesi gerektiği, başvurucuların oğlunun ise 1991 yılında yapılan gösterilerde çıkan olaylar sırasında yaralandığı, 1991 yılında meydana gelen yaralanma ile 2000 yılındaki intihar eylemi arasında doğrudan bir sebep-sonuç bağı kurulamayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca, 5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırmama nedeniyle açılan bu davada öncelikle ilgilinin zarara uğramasına sebebiyet veren olayın bu Kanun kapsamında olup olmadığı hususunun Mahkemece incelendiği ve olayın Kanun kapsamında olmaması sebebiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların iddiaları temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle Mahkeme kararı onanmış, karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir. Başvurucuların iddialarına yönelik olarak bu çerçevede derece mahkemelerinin kararlarında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurucular tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

27. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

28. İlgili hukuk kısmında yer verilen 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici 2. maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

29. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).

30. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkanının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

31. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

32. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tazminat taleplerinin reddedilmesinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi