
Esas No: 2016/2519
Karar No: 2016/2519
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
KUMKAPI SURP HARUTYUN ERMENİ KİLİSESİ VE
MEKTEBİ VAKFI BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/2519) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Özgür DUMAN |
Başvurucu |
: |
Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi
ve Mektebi Vakfı |
Vekili |
: |
Av. Sebu ASLANGİL |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların
iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davada verilen yargı
kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının;
ilgili kanun hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle de mülkiyet hakkı
bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2015/2520, 2015/2521, 2015/2522 ve 2015/2523 numaralı başvuru
dosyalarının konu ve kişi yönünden irtibat nedeniyle 2015/2519 numaralı
bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden
yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
7. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar
Kanunu"nun 3. maddesinde tanımı yapılan gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.
8. Başvurucu 5737 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesi kapsamında
dokuz adet taşınmazın iade edilmesi için Vakıflar İstanbul 11. Bölge Müdürlüğünden
talepte bulunmuştur.
9. Vakıflar Meclisi 28/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabul
etmiştir. Bu kararla talebe konu bir taşınmazın başvurucu vakıf adına tescili
uygun görülmüş, altı taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin
iki ay içerisinde tamamlanması istenilmiş, iki taşınmaz yönünden ise anılan
Kanun maddesinin kapsamında olmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
10. Karar başvurucuya tebliğ edilmiş, Vakıflar Meclisi 20/4/2010
tarihinde başvurucuya verilen iki aylık süreyi 16/7/2010 tarihine kadar
uzatmıştır. Başvurucunun yeniden yaptığı başvuruyu da Vakıflar Meclisi bu defa
28/12/2010 tarihinde reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Vakıf tarafından
sunulan belgelerin 5737 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesi çerçevesinde
taşınmazların Vakıf adına tesciline dayanak teşkil edecek nitelikte olmadığı
belirtilmiştir. Söz konusu taşınmazlardan İstanbul"un Kadıköy İlçesine bağlı
Osmaniye Mahallesi"nde bulunan 985 ada 74 parsel sayılı taşınmazın 1/14 payının
bir şirket adına tescilli olduğu, Fatih İlçesine bağlı Mahmutpaşa Mahallesi ile
Kumkapı ilçesine bağlı Çadırcı Ahmet Çelebi ve Kürkçübaşı
Bayram mahallelerinde bulunan dört taşınmazın ise tapusunun veya tapu
bilgilerinin bulunmadığı açıklanmıştır.
11. Başvurucu, İstanbul"un Fatih İlçesine bağlı Kumkapı Kürkçübaşı Bayram, Kumkapı Çadırcı Ahmet Çelebi ve
Mahmutpaşa mahalleleri ile Kadıköy İlçesine bağlı Osmaniye Mahallesi"nde
bulunan beş adet taşınmaz yönünden ayrı ayrı Vakıflar Meclisinin 28/12/2009
tarihli kararının iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme)
2/8/2010 tarihinde davalar açmıştır.
12. Mahkeme 31/10/2011 tarihinde davaları reddetmiştir.
Kararların gerekçelerinde özetle;
i. Cemaat vakıflarının dinî, hayrî,
sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhî amaçları gerçekleştirebilmeleri amacıyla
taşınmaz edinmelerine izin verildiği belirtilmiştir. Ancak bir taşınmazın
cemaat vakfı adına tescil edilebilmesi için 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup
kendi hak ve tasarruflarında bulunması veya daha sonradan satın alma veya
bağışla iktisap edilip mal edinememe gerekçesiyle adına tescilli olmamasının
gerektiği açıklanmıştır. Başka bir tüzel veya gerçek kişi adına kayıtlı olup
vakfın hak ve tasarrufunda olmayan taşınmazların ise vakıf adına tescil
edilemeyeceği ifade edilmiştir.
ii. Olayda ise Vakıf adına tescili talep edilen taşınmazların
1936 beyannamelerinde kayıtlı olup vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu ya da
1936 yılından sonra iktisap edilip Maliye Hazinesi veya Genel Müdürlük adlarına
tapuda kayıtlı olduğu yolunda bir bilginin ve belgenin olmadığı vurgulanmıştır.
Buna göre uyuşmazlığa konu taşınmazların tescili için 5737 sayılı Kanun"un
geçici 7. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ifade edilmiştir.
iii. Tapuda diğer kamu veya özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek
kişiler adına kayıtlı taşınmazların davacı vakıf adına tescil edilmesi
talebinin ise ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasında
irdelenebileceği belirtilmiştir. Bu gibi taşınmazların davalı idarece,
başvurucu vakıf adına idari yoldan tescil edilmesi yönünde karar verilmesine
ise olanak bulunmadığı açıklanmıştır.
iv. Sonuç olarak dava konusu taşınmazların 5737 sayılı Kanun"un
geçici 7. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle tescil
talebinin reddine yönelik işlemlerin hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen kararlar Danıştay Onuncu
Dairesince 27/10/2015 tarihinde onanmıştır.
14. Onama kararları 5/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. 3/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
16. Başvurucunun karar düzeltme talepleri ise daha sonra
28/4/2016 tarihinde reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. Boyacıköy Panayia Evangelistra
Kilisesi ve Mektebi Vakfı, B. No: 2015/17576, 1/2/2017, §§ 12-24,
47-48.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu uyuşmazlığa konu taşınmazların 1936 yılında
verilmiş vakıf malları listesinde yer aldığı hâlde Vakfa iade edilmediğinden
yakınmıştır. Başvurucu 1936 yılında beyan edilmekle birlikte çeşitli sebeplerle
adına tapuda tescil edilmeyen taşınmazların tescili için Vakıflar Bölge
Müdürlüğüne müracaat ettiklerini, ancak yapılan başvuru hakkında Vakıflar
Meclisince talepten vazgeçmiş sayılmasına karar verildiğini belirtmiştir.
Başvurucu hukuken geçerli olan belgelerin davalı idarenin elinde olmasına
rağmen talebin eksik belge nedeniyle kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu
ifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
20. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz."
21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının
tüketilmiş olması gerekir.
22. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini
öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu
konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu
süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra
İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
23. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi
için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin
başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması
gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını
giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir
nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip
bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan
beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını
düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî
koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan
uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,
16/2/2017, § 39).
24. Somut olayda başvurucu Vakıf söz konusu taşınmazların 5737
sayılı Kanun"un geçici 7. maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tescil
edilmesi istemiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur. Bu talebi
değerlendiren Vakıflar Meclisi bir taşınmazın iadesine karar vermiş, ancak altı
taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanması
için süre vermiş ve iki taşınmaz yönünden talebi reddetmiştir. Vakıflar Meclisi
tarafından bu süre uzatılmasına rağmen söz konusu belgelerin başvurucu
tarafından tamamlanamadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu bu karara karşı iptal
davaları açmış, yapılan yargılamalar neticesinde derece mahkemeleri, tescili
talep edilen taşınmazların Vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu veya 1936
yılından sonra iktisap edilip Hazine veya Vakıflar idaresi adına kayıtlı olduğu
yönünde bilgi veya belge bulunmadığını belirterek anılan maddede öngörülen koşullar
gerçekleşmediği için davaları reddetmiştir.
25. 5737 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesinde;
i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen tasarruflarında
bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,
ii. 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın
alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal
edinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet
edenler yahut bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan
taşınmazların talepte bulunan cemaat vakıfları
adına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır (Boyacıköy
Panayia Evangelistra
Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
26. Olayda ise Vakıflar Meclisinin ve İdare Mahkemesinin
tespitlerine göre uyuşmazlık konusu taşınmazların nam-ı müstear veya nam-ı
mevhumlar adına tapuda kayıtlı ya da Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, cemaat
vakfına vasiyet edenler, bağışlayanlar adına kayıtlı olduğu yönünde bir bilgi
veya belgeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvuru formları ve
eklerinde de bu taşınmazların anıla madde kapsamında iadesi gereken söz konusu
taşınmazlardan olduğunu gösterir herhangi bir bilgi veya belgeye yer
verilmemiştir.
27. Diğer taraftan tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan bir
taşınmazın bu kişi adına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun"un geçici 7.
maddesi kapsamında idari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tescil
edilebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi"yle
bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genel
hükümler çerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu
iptali ve tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun"un geçici 11.
maddesinin ikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararın
tazmini imkanı da bulunmaktadır (Boyacıköy Panayia Evangelistra
Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
28. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazların
5737 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesine göre idari yoldan başvurucu adına
tescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafından tercih
edilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır. Nitekim
idare tarafından verilen süre içerisinde başvurucu söz konusu taşınmazların
idari yoldan tescili mümkün taşınmazlardan olduğunu ortaya koyamadığı gibi
gerek derece mahkemeleri önünde gerekse de bireysel başvuru kapsamında buna
yönelik herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucu esas itibarıyla bu
taşınmazların anılan madde kapsamında olup olmadığını ispat etmek yerine bu
hususun idare tarafından ilgili belgelere ulaşılmak suretiyle tespit
edilebileceğini öne sürmüştür. Ancak yapılan yargılama sonucunda idare
tarafından sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınarak başvurucunun tescil
talebine konu taşınmazların anılan kanun hükmü kapsamında olmadığı belirtilmiş
ve bu kapsam dışındaki diğer kişiler adlarına kayıtlı taşınmazlara yönelik
olarak adli yargı yerlerinde tapu iptali ve tescil davası açılabileceği
açıklanmıştır.
29. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğini
ileri sürdüğü taşınmazların anılan Kanun ile idari yoldan tescil edilmesinin
mümkün olmadığı yönündeki kamu makamlarının tespitleri karşısında ancak kayıt
maliki üçüncü kişiler aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılabileceği
anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi daha önce ilgili Yargıtay içtihadına atıfla
söz konusu şikâyet yönünden bu yolun etkin, başarı şansı sunan ve ulaşılabilir
bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Boyacıköy Panayia Evangelistra
Kilisesi ve Mektebi Vakfı, §§ 47-48). Başvurucu ise bu yola
başvurmadığı gibi söz konusu yolun etkin olmadığını da ortaya koyamamıştır. Öte
yandan 5737 sayılı Kanun"un geçici 11. maddesiyle taşınmazın rayiç bedeli
üzerinden tazminat ödenebilmesi olanağının getirildiği de görülmektedir.
30. Başvurucunun bazı taşınmazlara yönelik talepleri ise tapu
bilgileri verilmediği için Kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle
reddedilmiştir. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun"un geçici 7. maddesiyle belirli
bir süre dâhilinde müracaat koşulunun getirildiği, başvurucuların müracaat için
öngörülen belgeleri ibraz etmemesi üzerine Vakıflar Meclisince ek süre de
verildiği, ancak başvurucuların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine
getirmedikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu belgelere erişiminin engellendiği
veya sınırlandırıldığı yönünde herhangi bir şikâyeti de bulunmayan başvurucular
bu yükümlülükleri niçin yerine getirmediklerini de başvuru formlarında
açıklamamışlardır.
31. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna
başvurulmaksızın yapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru
yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir. Sonuç olarak ihlale neden
olduğu ileri sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce
tüketilmemiştir.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, açtığı iptal davalarında verilen kararlarda
yeterli gerekçe olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı bağlamında
gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
34. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından
açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine "ile adil yargılanma"
ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine
dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36.
maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı
güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
35. Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma
yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa
kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,
§ 76). Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı
şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe
gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,
§ 51).
36. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların,
davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarak
verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir.
Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve
gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik
bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkı
Bağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu, gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların
iadesi için çıkarılan kanunların yanlış, eksik ve olumsuz bir yorumla uygulanması
suretiyle ayrımcılık yapıldığından yakınarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
39. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1)
ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden
olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,
bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna
ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli
Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
40.Somut olayda başvurucunun uyuşmazlığa konu taşınmazların
iadesi talebi bu taşınmazların idari yoldan tescilinin mümkün olmadığı
gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun bu taşınmazlar yönünden adli yargı
yerinde tapu iptali ve tescili davası açması veya tazminat talep etmesi
yönünden herhangi bir engelin bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olay
bağlamında kamu makamlarının ayrımcılığa yol açacak biçimde farklı bir
muamelede bulunduğu başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Bu durumda
başvurucu ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğünün
ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine
getirmemiştir. Bu nedenle, başvurucunun söz konusu iddiasının
temellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.