
Esas No: 2016/7456
Karar No: 2016/7456
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
YASİN ÇETİNOĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/7456) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Selçuk KILIÇ |
Başvurucu |
: |
Yasin
ÇETİNOĞLU |
Vekili |
: |
Av. Süleyman
GÜLNAR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tam yargı davasında hakkaniyete aykırı karar
verilmesi ve yargılama sonucunda idare lehine yüksek vekâlet ücretine
hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/4/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş verilmesine gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmekte iken
19/3/2012 tarihinde atış nişangâhlarının dikilmesi görevi sırasında daha
önceden atılıp toprak altında kalan tüfek bombasının patlaması sonucunda
yaralanmış ve tek gözünü kaybetmiştir.
9. Tedavi altına alınan başvurucu, tam olarak iyileşememiş;
Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisinin (GATA) 6/5/2013 tarihli ve 5643 sayılı
raporu ile "H05.5 Orbitanın
penetran yaralanması sonrasında kalmış (eski) yabancı
cisim (sol göz penetran yaralanma+ primer sütürasyon+ keratoprotezli pars plana vitrektomi+
lensektomi+ endolzer + 5000
cs silikon enjeksiyonu+ tektonik keratoplasti
ameliyatlısı+ afak opere) (6/D/1, 6/D/4, 9/D/5) tanısıyla askerliğe elverişli değildir" kararı
verilmesi üzerine 2/10/2013 tarihinde terhis edilmiştir.
10. Başvurucuya Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) 1/6/2013
tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır. Ayrıca yine SGK
tarafından 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu"nun ek 79. maddesi uyarınca ek ödeme de yapılmıştır.
11. Başvurucu, olay nedeniyle uğradığı zararların tazmini talebiyle
14/4/2014 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına başvurmuş; başvurunun zımnen
reddi üzerine 17/6/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)
250.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle tam yargı
davası açmıştır.
12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), başvurucunun uğradığı
zararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre karşılanması gerektiği yönündeki
sonuç ve kanaatine istinaden başvurucunun maddi zararının hesaplanması için
bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.
13. 15/6/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun %33
çalışma gücü kaybı oranı karşılığı toplam maddi zararının sadece maddi
yararlarla ve 150.222 TL fazlasıyla karşılandığı, kendisine ayrıca 18.150 TL
nakdi tazminat yararı sağlandığı belirtilmiştir.
14. Başvurucu, her ne kadar askerlik öncesi ailesine yardım ve
okul harçlığını biriktirmek için asgari ücretli bir işte çalışmışsa da ömrü
boyunca asgari ücretle çalışacağı farzedilerek rapor
tanzim edilmesinin soyut bir kabulden ibaret olduğunu ve hayatın gerçekleriyle
ilgisinin bulunmadığını belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.
15. Daire 16/9/2015 tarihinde oyçokluğuyla verdiği kararla
başvurucunun bilirkişi raporuna yaptığı itirazı kabul etmemiş ve söz konusu
rapor uyarınca başvurucunun maddi zararının fazlasıyla karşılandığı
gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine, takdiren
ve sağlanan nakdi tazminat yararı dikkate alınarak 22.000 TL manevi tazminata
hükmetmiş; fazlaya ilişkin talebi ise reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; 5434
sayılı Kanun"un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin 11/1/2011 tarihli
ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 55. maddesi uyarınca ifa amacı taşıyan bir ödeme olduğu,
tazminat miktarı belirlenirken bu ödemenin toplam tazminat hesabından düşülmesi
gerektiği belirtilmiş ve bu değerlendirmeden hareketle başvurucu yönünden bir
yarar unsuru olarak kabul edilen söz konusu ödeme de zarar miktarından
indirilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Daire ayrıca 2/11/2011 tarihli ve 28103
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 659 sayılı Genel
Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk
Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (659 sayılı KHK)
uyarınca reddedilen tazminat miktarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte
bulunan tarife uyarınca 23.040 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak
davalı idareye ödenmesine karar vermiştir.
16. Karşıoy gerekçesinde ise davacıya
5434 sayılı Kanun"un ek 79. maddesi kapsamında yapılan tütün ikramiyesi
ödemesinin vazife malullüğü aylığı gibi hesaplanacak maddi tazminat miktarından
mahsup edilmemesi ve bu husus gözetilerek maddi tazminata hükmedilmesi
gerektiği ifade edilmiştir.
17. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 16/3/2016
tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Nihai karar 4/4/2016 tarihinde başvurucuya
tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 20/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. 6098 sayılı Kanun"un 55. maddesi şöyledir:
"Destekten yoksun kalma zararları ile
bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre
hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile
ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez;
zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak
hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve
işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı
zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."
20. 5434 sayılı Kanun"un ek 79. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri,
5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, 2330 sayılı Kanun
veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren
kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananlara,
bu madde uyarınca ek ödeme verilir.
Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar
sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihten
geçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde
T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır..."
21. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanunu’nun 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen ve 30/4/2013
tarihi itibarıyla yürürlüğe giren cümle şöyledir:
"Ancak,
tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul
kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek
suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına
ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ
edilir."
22. 659 sayılı KHK"nın “Davalardaki
temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı”
kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar
ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar
tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine
neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde
ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine
vekâlet ücreti takdir edilir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye Erişim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu; davanın reddedilen kısmına ilişkin olarak idare
lehine 23.040 TL vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, Anayasa Mahkemesinin
söz konusu duruma yönelik iki adet kararının dosyaya sunulmuş olmasına karşın
bu kararlar dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu belirterek mahkemeye erişim
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
25. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen
veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme
kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:
2012/791, 7/11/2013, § 52).
26. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre
kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme
masraflarını ödemesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim
hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun
talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir
amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu
yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil
dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş
olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61,
62).
27. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlık
ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına
yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi
için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması
gerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 659 sayılı
KHK ile idarenin taraf olduğu davaların idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu
hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi
hâlinde idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi düzenleme altına
alınmıştır. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve
böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul
sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir.
Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek, kamu otoritelerinin takdir yetkisi
içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da
aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği
söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan
avukatlık ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38, 39).
28. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan
başvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık
ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli
dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye
başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel
koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim
hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan
Şen, § 54).
29. Başvurucunun 17/6/2014 tarihinde AYİM’de
açtığı davada, uğradığı zarar için 250.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi
tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. AYİM, başvurucunun talebini
kısmen kabul kısmen reddettikten sonra başvurucunun reddedilen fazlaya ilişkin
tazminat talepleri üzerinden davalı idare lehine 23.040 TL vekâlet ücreti
ödemesine karar vermiştir.
30. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve
benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde
belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak
kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya
öngörülmesi mümkün değildir (Özkan Şen,
§ 56; İbrahim Can Kişi, B. No:
2012/1052, 23/7/2014, § 38). Bu nedenle tazminat miktarının tam olarak
hesaplanabilir olmadığı durumlarda başvurucuların sırf dava dilekçesinde talep
ettikleri miktarın yüksek olması nedeniyle aşırı bir harç külfeti altına
sokulmaları halinde mahkemeye erişim hakkı ihlal edilebilir. Dolayısıyla
tazminat miktarının ancak bilirkişi incelemesi ve benzeri yöntemlerle hesaplanmasının
gerektiği durumlarda bireylerin mahkemeye erişim hakkından tam olarak
yararlanmalarının temin edilebilmesi için tazminat miktarının henüz
hesaplanabilir olmadığı dönemde harç hususunda davacılara belli ölçüde esneklik
sağlayan mekanizmaların oluşturulması gerekebilir. Bu bağlamda tazminat
miktarının ıslah yoluyla artırılması imkânının getirilmesinin davacıların aşırı
harç yükü ile karşılaşmalarını önlemeye elverişli bir mekanizma olduğu
söylenebilir (Hikmet Erçin, B.
No: 2014/2917, 23/1/2019, § 73).
31. Askerî idari yargıda 30/4/2013 tarihinden önce tazminat
miktarının ıslah yoluyla artırılmasının mümkün olmaması nedeniyle Anayasa
Mahkemesi 1602 sayılı mülga Kanun"da, talep edilen tazminat miktarının sonradan
ıslah yoluyla artırılmasının mümkün bulunmadığı bu tarihten önceki dönemde
askerî idari yargıda açılan davalarda davacılar aleyhine hükmedilen vekâlet
ücretinin ölçüsüz olması durumunda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine
hükmetmiştir (örnek olarak bkz. Özkan Şen,
§§ 47-67; İbrahim Can Kişi, §§
28-45).
32. Somut olayda ise başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını
açtığı 17/6/2014 tarihi itibarıyla yürürlükteki usul hükümlerinde, dava
dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın sonradan ıslah yoluyla
değiştirilmesini öngören düzenleme ile dava sonucunda haksız çıkan davacının
her hâlükârda davalı idare lehine reddedilen miktar üzerinden nispi avukatlık
ücreti ödemesini gerektiren düzenlemenin yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır.
Başvurucunun dava dilekçesinde tazminat talebini düşük tutmak suretiyle daha az
harç yükü ile karşı karşıya kalması mümkündür. Mahkeme tarafından bilirkişi
incelemesi yoluyla tespit edilecek zarar tutarına göre başvurucunun talep
ettiği tazminat miktarını ıslah yoluyla artırması imkân dâhilinde bulunduğundan
tazminat talebinin başta düşük tutulmasının başvurucu aleyhine önemli bir
dezavantaj oluşturmadığı açıktır. Başvurucunun kendi özgür iradesiyle bu yolu
tercih etmediği, diğer bir ifadeyle ilk dava dilekçesinde tazminat tutarını
düşük tutmadığı gözetildiğinde başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin
mahkemeye erişim hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale teşkil etmediği
değerlendirilmiştir (Hikmet Erçin, §
75).
33. Somut olayda hükmedilen vekâlet ücretinin gözetilen meşru
amaç ile korunmak istenen hak açısından orantılı olduğu ve başvurucu üzerinde
ağır bir yük oluşturmadığı görüldüğünden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir
ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır (Hikmet
Erçin, § 76).
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
1. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu 5434 sayılı Kanun"un ek 79. maddesi uyarınca
yapılan ek ödemelerin maddi tazminat hesabına dâhil edilmemesi gerektiğini,
Mahkemece mevzuatın yanlış değerlendirildiğini ve uygulandığını,
yükseköğrenimine devam ettiğini ve eğitimi sonrasında yüksek maaşlı bir işe
girebileceğini, bu husus değerlendirilmeksizin tazminat hesabının sadece asgari
ücret baz alınarak belirlendiğini, Mahkemenin bir üyesinin karara muhalif
kalarak söz konusu yanlışlıkları belirttiğini, davalı idarenin ağır hizmet
kusuru sonucunda tek gözünü kaybetmesi nedeniyle ağır manevi ızdıraplar çektiğini, aylarca süren tedaviler sebebiyle
ekonomik varlığının sarsıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 48. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa
Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
37. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri
önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece
mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup
olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece
mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda
açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun
kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır.
Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi
kararları açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa
Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve
Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
38. Başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların özü, derece
mahkemelerinin deliller ile mevzuat hükümlerine yönelik değerlendirmesinde
isabetsizlik bulunduğuna ve esas itibarıyla da yargılamayla vardığı sonucun
adil olmadığına ilişkindir. Başka bir ifadeyle başvurucu, Mahkemenin 5434 sayılı
Kanun"un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemelerin maddi tazminat hesabına
dâhil edilmesi ile tazminat hesabının sadece asgari ücret baz alınarak
belirlenmesine ilişkin değerlendirmelerinde yanılgıya düştüğünü ve bu suretle
adil bir sonuca ulaşılmadığını iddia etmiştir.
39. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu
deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve
iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve
iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatına sahip olmadığına ya da
uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri
tarafından dinlenmediğine veya gerekçelerin hangi nedenle kabul edilemez
olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi derece mahkemelerince
verilen kararlarda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir (bkz. § 15).
40. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin Engin Selek (B. No: 2015/19816, 8/11/2017,
§ 77) kararında, AYİM"in 5434 sayılı Kanun"un ek 79.
maddesi uyarınca yapılan ek ödemelerin maddi tazminat hesabına dâhil edilmesine
yönelik yorumunun öngörülemez nitelikte olmadığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine
zarar verecek şekilde bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik
de içermediği sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurucu tarafından ileri sürülen bu
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararlarının
bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de
içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da,
diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.