Abaküs Yazılım
İkinci Bölüm
Esas No: 2017/17773
Karar No: 2017/17773
Karar Tarihi: 25/9/2019

        Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA OKUMUŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/17773)

 

Karar Tarihi: 25/9/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

M.Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Mustafa OKUMUŞ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak kullanılamaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve tutuklama tedbirinin makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; bazı taleplerin dikkate alınmaması ve müdafi ile görüşmeye birtakım kısıtlamalar getirilmesi nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş verilmeyeceğini bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin Süreç

8. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) yapılanması ve faaliyetleri öteden beri toplumda tartışma konusu olmuştur. Ancak bu yapılanmaya ve faaliyetlerine ilişkin olarak son yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve üst düzey devlet görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat faaliyetlerini deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme sınavlarına ilişkin soruları önceden elde edip mensuplarına verme gibi eylemler temelinde çok ciddi soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüştür (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 27).

9. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde yüzlerce kişi hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığı bu soruşturma ve kovuşturmaların genelinde FETÖ/PDY"nin bir terör yapılanması olduğuna değinilmiş ve haklarında dava açılan kişilerin diğer bir kısım suçun yanı sıra "silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üyesi olma" ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçlarından cezalandırılmaları talep edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 28).

10. Diğer yandan "Şemdinli", "Ergenekon", "Balyoz", "Askerî Casusluk", "Devrimci Karargâh", "Oda TV" ve "Şike" davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davanın -FETÖ/PDY"nin amaçları doğrultusunda- başta TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı ileri sürülmüştür (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 29).

11. Kamuoyunda bilinen ismiyle şike soruşturması sürecindeki (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Aziz Yıldırım, B. No: 2014/1957, 23/7/2014, §§ 9-13) bazı eylemler dolayısıyla başvurucu da dâhil olmak üzere gazeteci, yapımcı ve emniyet görevlilerinin de aralarında olduğu çok sayıda şüpheli hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) bir soruşturma başlatılmıştır.

12. Başsavcılık 10/9/2015 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya içindeki belgeleri incelemelerinin ve bu belgelerden örnek almalarının kısıtlanmasına karar verilmesini İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik, şüpheli ve şüpheli müdafileri ile diğer soruşturma süjelerinin soruşturma dosyasını incelemelerinin ve örnek almalarının soruşturmanın selametini tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle 14/9/2015 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesinin veya belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

13. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 21/4/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Başsavcılık 22/4/2016 tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, ilk olarak Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) genel özelliklerine ilişkin birtakım bilgilere yer verilmiştir. Tutuklama talep yazısının devamında FETÖ/PDY"nin amaçlarından birinin de futbol dünyasında söz sahibi olmak olduğu, bu kapsamda önemli futbol kulüplerine yönelik olarak birtakım faaliyetlerde bulunulduğu, bu faaliyetlerin başında kamuoyunda şike soruşturması olarak bilinen soruşturmanın geldiği, bu soruşturmanın -tanık beyanlarından anlaşıldığına göre- FETÖ/PDY"nin üst düzey sorumluları tarafından kararlaştırıldığı ve örgütün amaçları doğrultusunda yürütüldüğü belirtilmiştir. Tutuklama talep yazısında ayrıca şike soruşturmasının başlaması ile birlikte başkaca delil yöntemlerine başvurulmadan öncelikle -ilgili mevzuata aykırı bir şekilde- iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, şüpheli olarak adı geçen herkese suç örgütü kurmak veya yönetmekten eylem isnat edilerek iletişim tespiti yoluna başvurulmasına ilişkin mevzuatta öngörülen yasağın aşıldığı, şike eyleminin ceza hukuku mevzuatımızda henüz suç olarak düzenlenmediği bir dönemde bu suçtan iletişim tespiti yapıldığı, içeriği suç oluşturmayan konuşmaların rapor hâline getirilerek iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, hakkında iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu hâlde bir kısım kişilerin adına fezlekede yer verilmediği ifade edilmiştir.

15. Tutuklama talep yazısında başvurucu yönünden yapılan değerlendirmede ise özetle başvurucunun bu soruşturmanın yürütüldüğü dönemde iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dayanak oluşturan on adet raporda imzasının ve bir adet Savcılık üst yazısında parafının bulunduğu, ayrıca ilk iletişimin tespiti kararı talep yazısında ilgili raporları İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube müdürüne sunan kişi olduğu ifade edilmiştir.

16. Başvurucunun sorgusu İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde 23/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı sorgu işlemi öncesinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçun anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...2010 aralıkta başladım Temmuz 2011 yılına kadar görev yaptım, benim fezlekede falan hiçbir şekilde parafım yoktur, ben Proje 3 bürosuna gittim, ordan silah mühimmat bürosuna gittim, sonra da infaz bürosuna gittim, Proje 3 te mahallelerdeki küçük çaplardaki örgütlerin tespiti yapılıyordu, orda fazla çalışmadım, sonra silah ve mühimmat bürosuna geçtim, sonra da infaz bürosunda çalıştım, benim mahkemeye yazılan hiçbir yazıda parafım yoktur, sadece şubeye sunulan O.A. grubu ile ilgili bir rapor var sadece orda bir parafım var, eğer benim yazmış olduğum bu raporların teknik büro tarafından değiştirilmeden aynı şekilde mahkemeye sunuldu ise benim bunda bir suçum yoktur, sadece içeriklerde bazı eksiklikler vardır, ben Artvin Botçka İlçe Emniyet müdürüyüm, salı günü operasyonu 2-3 saat sonra öğrenince telefonla emniyeti arayarak teslim olmak istediğimi söyledim, görev yaptığım yerden kaçmak istesem 2-3 saatte yürüyerek dış ülkelere kaçardım, 1400 km lik yolu karayolu ile katederek teslim olmaya geldim, eşim de hastadır ve tedavi görmektedir, hiçbir şekilde kaçmam gibi bir durum söz konusu değildir, serbest bırakılmayı talep ederim..."

17. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etme suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Lider, yönetici ve üyelerinin bir kısmının firari olduğu, bir kısmının da çeşitli soruşturmalardan tutuklu bulunduğu, FETÖ/PYD terör örgütünün her alanda var olma iradesi doğrultusunda bir kısım yöneticilerince futbol alanında da etkinliğe kavuşma adına sosyal, ekonomik olarak topluma etkisi büyük olan bir kulübü ele geçirmeye yönelik iradenin oluştuğu, bu irade doğrultusunda alınan karar ve talimatlar ile Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında soruşturmaya başlandığı esnada henüz suç olarak tanımlanmayan ve iddia olunan şike eyleminden dolayı Fenerbahçe Spor Kulübünün Başkanının ve bir kısım yöneticilerinin, Futbol Federasyon Başkanının ve bir takım spor kulübü yöneticilerinin ve futbol camiasına ilişkin isimleri yasadışı yollarla silahlı örgüt lideri, yöneticileri kurduğu iddiasıyla teknik ve fiziki takibe maruz bırakıldığı, birbirleriyle doğrudan bağlantısı olmayan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Futbol Federasyon Başkanının silahlı suç örgütüyle ilişkiliymiş gibi gösterilerek söz konusu takibe ve silahlı örgüt iddialarına zemin hazırlandığı, hedeflerine aldıkları ve haklarında yeterli delil olmayan veya yasal olarak herhangi bir suç isnat edilemeyecek şahısları masumiyet karinesine muhalif olarak silahlı suç örgütü haline dönüştürmek ve bu doğrultuda yargılanmalarını sağlamak amacıyla gerekçesiz bir şekilde şüphe arzetmeyen görüşmeleri örgütsel bağlantı gibi gösterdikleri, herhangi bir şekilde doğrudan irtibatları olmayan O.A.P."le kulüp başkanı A.Y.ı irtibatlı ve örgütsel bağlantılı kılmak adına, dönemin Federasyon Başkanıyla o dönem kulüp başkanlığı yapan şahısların hiçbir tape ve HTS kaydına dayanmayan ve iddiadan ibaret olan görüşmelerini soruşturmaya vasıta kıldıkları, sözde örgütsel bağlantıyı sağlayan dönemin Federasyon Başkanı M.Ö. hakkında takipsizlik kararının verildiği, 6222 sayılı yasa çıkmadan önce suç teşkil etmeyen eylemlere ilişkin yerel mahkemece CMK 223/2-a maddesi gereğince unsurların oluşmaması nedeniyle dolandırıcılık yönünden beraat kararı verildiği, bilahare İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince ilgili soruşturmaya yönelik beraat kararı verildiği,bir takım soruşturmalara konu olduğu ve kamuoyunca FETÖ/PYD"nin beyin organı olarak bilinen Taraf, Bugün, Zaman, Samanyolu TV gibi yayın organlarıyla bu operasyon doğrultusunda içlerinde firari örgüt yöneticilerinin de bulunduğu kişilerce soruşturmaya yönelik algı yönetimi yapıldığı, toplum nezdinde bu soruşturmaya meşruiyet kazandırılmaya çalışıldığı, firari E.D."nın 11.07.2011 tarihli yazısında "şike bir milattır ve herşey tepeden tırnağa yeniden şekillenir" içeriğiyle bu şike operasyonunun ve ardından örgütçe yapılacak diğer operasyonların imasını içerir yazı yazıldığı, bu doğrultuda sanıkların firari ve tutuklu olan diğer örgüt üyeleriyle fikir ve eylem birliği içeresinde hareket ettiği, müsnet suçlara yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu anlaşılmakla şüpheliler... Mustafa Okumuş ..."ın yukarda anlatıldığı üzere Organize Suçlar Şube Müdürlüğünde bu konuyla ilgili olarak etkin görevlerde bulundukları, çoğu dinleme raporlarına imza ve paraf attıkları, bu soruşturmanın genişletilmesine yönelik eylemlerinin aktif ve belirleyici olarak yer alması, bu doğrultuda müsnet suçları işlediklerine yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunması, müsnet silahlı terör örgütüne üye olma suçunun kanunda öngörülen ceza miktarı, suçun işleniş şekli nazara alınarak müsnet haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ...CMK.100 [Ceza Muhakemesi Kanunu] ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına...[karar verildi.]"

18. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/5/2016 tarihinde, Başsavcılığın talebi üzerine başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etme suçundan tutukluluğun uzatılması talebinin reddi ile şüphelilerin bu suçtan tahliyelerine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir. Tahliyeye ilişkin karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Her ne kadar şüpheliler ...Mustafa Okumuş, ...hakkında TCK [Türk Ceza Kanunu] 132/1-1.cümle uyarınca haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek suçundan tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi talep edilmiş ise de, atılı suçun suç tarihi 2010 olup, TCK "nın 132/1-1.cümlesindeki suçun anılan tarihte cezası 6 aydan 2 yıla kadar olup, CMK 100/son gereğince üst sınırı nazara alındığında tutuklama yasağı bulunduğundan bu nedenle tutuklama kararı verilemeyeceğinden tüm şüphelilerin haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek suçundan tutukluluğun uzatılması talebin reddi ile şüphelilerin bu suçtan ayrı ayrı tahliyesine...[karar verildi.]"

19. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutukluluğun devamına ilişkin kararının gerekçesinin ilgili kısmı ise şöyledir:

"...İstanbul 2.Sulh Ceza Hakimliği"nin 2016/135 ve 2016/145 sayılı sorgularındaki tutuklamaya ilişkin somut gerekçelerinin halen geçerli olduğu ve atılı suçun CMK 100 maddesindeki tutuklama nedenleri var kabul edilen suçlardan oluşu nedeniyle CMK 100 ve 108. maddeleri gereğince şüphelilerin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına ...[karar verildi.]"

20. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılığın talebi üzerine 21/8/2016 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

21. Başvurucu 29/8/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.

22. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 23/9/2016 tarihinde bu itirazı yerinde görmemiş ve itirazın değerlendirilmesi amacıyla dosyayı İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine göndermiştir.

23. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 26/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumu tarafından 26/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu 11/11/2016 tarihinde Başsavcılık aracılığıyla İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. Başsavcılık da 17/11/2016 tarihinde aynı Hâkimlikten başvurucunun tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi ve tutukluluğun devamına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Hâkimlik, başvurucunun ve Başsavcılığın taleplerini 17/11/2016 tarihinde birlikte değerlendirmiştir. Dosya üzerinden yapılan bu değerlendirme sonucunda tahliye talebinin reddi ile tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

25. Hâkimliğin bu kararı başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumu tarafından 25/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

26. Başvurucu 30/11/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiş, İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 2/12/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

27. UYAP üzerinden yapılan incelemede bu kararın başvurucuya tebliğ edildiğine dair bir kayda rastlanmamıştır.

28. Başvurucu 2/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

29. Başsavcılığın 1/12/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal etme, iftira, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları dinleme ve kaydetme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etme suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

30. İddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 9/12/2016 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2016/62 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.

31. Mahkeme 30/5/2019 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

32. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.

B. İlgili Süreç

33. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25).

34. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili hukuk için bkz. Erdal Tercan (GK), B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 45-74.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; lehine olan birtakım hususların araştırılmasını talep ettiği hâlde bu talebinin dikkate alınmadığını, bazı hukuki yollara başvurabilmesi için gerekli olan belgeleri talep etmesine rağmen belgelerin kendisine verilmediğini, hâkimin reddi talebinde bulunmasına rağmen bu talebinin değerlendirilmediğini, müdafiiyle görüşmesine gün ve saat sınırlaması getirildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

41. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit edilmiştir (bkz. § 32). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltı Süresinin Aşıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu; hakkındaki gözaltı kararını öğrenmesi üzerine kendiliğinden İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne giderek teslim olduğunu, bir günlük gözaltı süresi dolmasına rağmen gözaltının uzatılması kararı olmadan hukuksuzca beş saat fazladan tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

45. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

46. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı süresinin aşıldığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu; tutuklama yasağı olan bir suçtan da tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu, somut olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgili olarak kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

49. Anayasa"nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

51. İlgili genel ilkeler için bkz. Hüseyin Korkmaz (B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 67-72) başvurusu hakkında verilen karar.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

52. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

54. Somut olayda başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında ve tutuklama kararında genel olarak yapılan değerlendirmede FETÖ/PDY"nin amaçlarından birinin de futbol dünyasında söz sahibi olmak olduğu, bu kapsamda önemli futbol kulüplerine yönelik olarak birtakım faaliyetlerde bulunulduğu, bu faaliyetlerin başında kamuoyunda şike soruşturması olarak bilinen soruşturmanın geldiği, bu soruşturmanın -tanık beyanlarından anlaşıldığına göre- FETÖ/PDY"nin üst düzey sorumluları tarafından kararlaştırıldığı ve örgütün amaçları doğrultusunda yürütüldüğü, şike soruşturmasının başlaması ile birlikte başkaca delil yöntemlerine başvurulmadan öncelikle -ilgili mevzuata aykırı bir şekilde- iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, daha şike eyleminin suç olmadığı dönemde bu suçtan iletişimin tespiti yapıldığı, suç unsuru olmayan konuşmalar rapor hâline getirilerek iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, hakkında iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu hâlde birtakım kişilerin adına fezlekede yer verilmediği ifade edilmiştir (bkz. §§ 14,15, 17).

55. Tutuklama talep yazısında ve tutuklama kararında başvurucu yönünden yapılan değerlendirmede ise başvurucunun bu soruşturmada aktif olarak görev aldığı, bu kapsamda soruşturmanın yürütüldüğü dönemde iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dayanak oluşturan on adet raporda imzasının ve bir adet Savcılık üst yazısında parafının bulunduğu, ayrıca ilk iletişimin tespiti kararı talep yazısında ilgili raporları İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube müdürüne sunan kişi olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 15, 17).

56. Şike soruşturmasının özellikleri (bkz. §§ 11, 14) başvurucunun soruşturma sürecindeki konumu ile tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliğinin atıf yaptığı deliller ve bunların içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde soruşturma mercilerinin başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin soruşturma dosyasında mevcut olduğu yönündeki kabullerinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

57.Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

58. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken, işlendiği iddia olunan suça ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına ve suçun işleniş şekline dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

59. FETÖ/PDY"nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esas alınan silahlı terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içindeki ağır cezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 35) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Yine anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 35).

60. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

61. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151).

62. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

63. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutuklamaya Karşı İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddialar

a. Tutukluluğun Devamı Kararına Yönelik İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu; İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 21/8/2016 tarihinde tutukluluğunun devamına karar verildiğini, bu karara süresi içinde itiraz ettiğini ancak İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince kanuni süre dikkate alınmaksızın talebinin bir ay sonra üst merciye gönderildiğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

66. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

67. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

68. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu talebin karara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de kısa sürede karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.Kararın gereken süratle alınıp alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir (Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128, 18/11/2015, § 71).

69. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

70. Somut olayda başvurucunun şikâyetine konu ettiği karar İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/8/2016 tarihli kararıdır. Başvurucu bu karara 29/8/2016 tarihinde itiraz etmiş, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 23/9/2016 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek incelenmek üzere itiraz merciine göndermiştir. İtiraz mercii olan İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 26/9/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiş ve bu karar 26/10/2016 tarihinde başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumunda tebliğ edilmiştir.

71. Başvurucu 26/10/2016 tarihi itibarıyla itirazının geç değerlendirildiğini öğrenmiştir. Bu nedenle başvurucunun İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/8/2016 tarihli kararına karşı yaptığı itirazın geç değerlendirildiği şikâyetini 26/10/2016 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 2/1/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluk İncelemesi Sonunda Verilen Kararların Yakınlarına Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, hakkında verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

74. Başvurucunun bu şikâyetinin Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

75. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa"da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye"nin taraf olduğu Sözleşme"ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme"nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular, bireysel başvuru kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

76. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa hükmü, esas olarak tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30). Buna göre başvurucunun tutukluluğun devamı kararlarından haberdar olması ve bu kararlara karşı etkin şekilde itiraz edebilmesi için anılan kararların başvurucuya tebliğ edilmesi/bildirilmesi gerekir ve bu husus Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında güvence altına alınmıştır.

77. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesi" kenar başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verileceği hususu düzenlenmiştir.

78. Somut olayda başvurucu tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ edilmediğinden şikâyet etmektedir. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki düzenleme başvurucunun tutuklama veya tutukluluğun devamı kararlarından haberdar edilerek bu kararlara karşı etkin şekilde itiraz edebilmesini amaçlamaktadır. Tutukluluğun devamına dair kararların başvurucunun yakınlarına tebliğinin başvurucunun bu kararlara etkin şekilde itiraz edebilmesi için gerekli olduğu söylenemez. Dolayısıyla tutukluluğun devamına ilişkin kararların başvurucunun yakınlarına tebliği hususu Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında koruma altına alınmamıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, § 95).

79. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun"un 107. maddesine göre yapılacak olan bildirim/tebliğ Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (Ali Efendi Peksak, § 96).

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Tutukluğun Devamına Dair Karara Yapılan İtirazın Sürüncemede Bırakıldığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

81. Başvurucu; İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 17/11/2016 tarihinde tutukluluğunun devamına karar verildiğini, bu karara süresi içinde itiraz ettiğini ancak itirazına ilişkin olarak bir karar verilmediğini, eğer verilmiş ise kendisine bu kararın gönderilmediğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

82. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

83. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

84. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilerin, yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiği ya da sürüncemede bırakıldığı şikâyetleri ile ilgili olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde öngörülen yolun tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucular yönünden bkz. Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B. No: 2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda tahliyesine karar verilen başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu; tutukluluğa itirazda bulunabilmesi için gerekli olan birtakım belgelerin tarafına verilmediğini hatta kanunen verilmesi zorunlu olan belgelerin dahi kendisine verilmesinden imtina edildiğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

87. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

88. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok başvuruda incelemiş ve soruşturma sürecinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya bildirilmiş olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176; Hidayet Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257). Somut olay bakımından soruşturma dosyası incelendiğinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların başvurucuya bildirildiği ve tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda yeterli imkânın tanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadan makul, ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğunun hukuka aykırı bir şekilde devam ettirildiğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

91. Anayasa"nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir."

92. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

93. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

94. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda 30/5/2019 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucu yönünden anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir durumun olmadığı anlaşılmıştır.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gözaltı süresinin aşılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluk incelemesi sonunda verilen kararların yakınlarına tebliğ edilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluğun devamına dair karara yapılan itirazın sürüncemede bırakılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi