
Esas No: 2017/17773
Karar No: 2017/17773
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MUSTAFA OKUMUŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2017/17773) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Ömer MENCİK |
Başvurucu |
: |
Mustafa
OKUMUŞ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutuklamaya karşı itiraz
hakkının etkin olarak kullanılamaması, soruşturma dosyasına erişimin
kısıtlanması ve tutuklama tedbirinin makul süreyi aşması nedenleriyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının; bazı taleplerin dikkate alınmaması ve müdafi
ile görüşmeye birtakım kısıtlamalar getirilmesi nedenleriyle de adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/1/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş verilmeyeceğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Tutuklamaya İlişkin
Süreç
8. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)
ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) yapılanması ve faaliyetleri öteden
beri toplumda tartışma konusu olmuştur. Ancak bu yapılanmaya ve faaliyetlerine
ilişkin olarak son yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve
üst düzey devlet görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat
faaliyetlerini deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme
sınavlarına ilişkin soruları önceden elde edip mensuplarına verme gibi eylemler
temelinde çok ciddi soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüştür (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:
2016/22169, 20/6/2017, § 27).
9. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde yüzlerce kişi hakkında
tutuklama tedbirinin uygulandığı bu soruşturma ve kovuşturmaların genelinde
FETÖ/PDY"nin bir terör yapılanması olduğuna
değinilmiş ve haklarında dava açılan kişilerin diğer bir kısım suçun yanı sıra
"silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üyesi olma" ve
"Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını
engellemeye teşebbüs" suçlarından cezalandırılmaları talep edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 28).
10. Diğer yandan "Şemdinli", "Ergenekon",
"Balyoz", "Askerî Casusluk", "Devrimci Karargâh",
"Oda TV" ve "Şike" davaları gibi kamuoyunda yoğun
tartışmalara neden olan birçok davanın -FETÖ/PDY"nin
amaçları doğrultusunda- başta TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve
kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini tasfiye etmek ve
farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı davrandığını düşündüğü
kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı ileri sürülmüştür (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 29).
11. Kamuoyunda bilinen ismiyle
şike soruşturması sürecindeki (anılan soruşturmalara ilişkin
bilgiler için bkz. Aziz Yıldırım,
B. No: 2014/1957, 23/7/2014, §§ 9-13) bazı eylemler dolayısıyla başvurucu da
dâhil olmak üzere gazeteci, yapımcı ve emniyet görevlilerinin de aralarında
olduğu çok sayıda şüpheli hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca
(Başsavcılık) bir soruşturma başlatılmıştır.
12. Başsavcılık 10/9/2015 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre
şüphelinin ve müdafiinin dosya içindeki belgeleri
incelemelerinin ve bu belgelerden örnek almalarının kısıtlanmasına karar
verilmesini İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik,
şüpheli ve şüpheli müdafileri ile diğer soruşturma süjelerinin soruşturma
dosyasını incelemelerinin ve örnek almalarının soruşturmanın selametini
tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle 14/9/2015 tarihinde dosya içeriğinin
incelenmesinin veya belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar
vermiştir.
13. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 21/4/2016 tarihinde
gözaltına alınmıştır.
14. Başsavcılık 22/4/2016 tarihinde başvurucuyu tutuklanması
istemiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep
yazısında, ilk olarak Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)
ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) genel özelliklerine ilişkin
birtakım bilgilere yer verilmiştir. Tutuklama talep yazısının devamında FETÖ/PDY"nin amaçlarından birinin de futbol dünyasında söz
sahibi olmak olduğu, bu kapsamda önemli futbol kulüplerine yönelik olarak
birtakım faaliyetlerde bulunulduğu, bu faaliyetlerin başında kamuoyunda şike soruşturması olarak bilinen
soruşturmanın geldiği, bu soruşturmanın -tanık beyanlarından anlaşıldığına
göre- FETÖ/PDY"nin üst düzey sorumluları tarafından
kararlaştırıldığı ve örgütün amaçları doğrultusunda yürütüldüğü belirtilmiştir.
Tutuklama talep yazısında ayrıca şike
soruşturmasının başlaması ile birlikte başkaca delil yöntemlerine
başvurulmadan öncelikle -ilgili mevzuata aykırı bir şekilde- iletişimin tespiti
talebinde bulunulduğu, şüpheli olarak adı geçen herkese suç örgütü kurmak veya
yönetmekten eylem isnat edilerek iletişim tespiti yoluna başvurulmasına ilişkin
mevzuatta öngörülen yasağın aşıldığı, şike eyleminin ceza hukuku mevzuatımızda
henüz suç olarak düzenlenmediği bir dönemde bu suçtan iletişim tespiti
yapıldığı, içeriği suç oluşturmayan konuşmaların rapor hâline getirilerek
iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, hakkında iletişimin tespiti talebinde
bulunulduğu hâlde bir kısım kişilerin adına fezlekede yer verilmediği ifade
edilmiştir.
15. Tutuklama talep yazısında başvurucu yönünden yapılan
değerlendirmede ise özetle başvurucunun bu soruşturmanın yürütüldüğü dönemde
iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dayanak oluşturan on adet raporda
imzasının ve bir adet Savcılık üst yazısında parafının bulunduğu, ayrıca ilk
iletişimin tespiti kararı talep yazısında ilgili raporları İstanbul Emniyet
Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube müdürüne sunan kişi olduğu ifade
edilmiştir.
16. Başvurucunun sorgusu İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde
23/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı sorgu işlemi öncesinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından
başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçun
anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır
bulunmuştur. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...2010 aralıkta başladım Temmuz 2011
yılına kadar görev yaptım, benim fezlekede falan hiçbir şekilde parafım yoktur,
ben Proje 3 bürosuna gittim, ordan silah mühimmat
bürosuna gittim, sonra da infaz bürosuna gittim, Proje 3 te mahallelerdeki
küçük çaplardaki örgütlerin tespiti yapılıyordu, orda fazla çalışmadım, sonra
silah ve mühimmat bürosuna geçtim, sonra da infaz bürosunda çalıştım, benim
mahkemeye yazılan hiçbir yazıda parafım yoktur, sadece şubeye sunulan O.A. grubu
ile ilgili bir rapor var sadece orda bir parafım var, eğer benim yazmış olduğum
bu raporların teknik büro tarafından değiştirilmeden aynı şekilde mahkemeye
sunuldu ise benim bunda bir suçum yoktur, sadece içeriklerde bazı eksiklikler
vardır, ben Artvin Botçka İlçe Emniyet müdürüyüm,
salı günü operasyonu 2-3 saat sonra öğrenince telefonla emniyeti arayarak
teslim olmak istediğimi söyledim, görev yaptığım yerden kaçmak istesem 2-3
saatte yürüyerek dış ülkelere kaçardım, 1400 km lik
yolu karayolu ile katederek teslim olmaya geldim,
eşim de hastadır ve tedavi görmektedir, hiçbir şekilde kaçmam gibi bir durum
söz konusu değildir, serbest bırakılmayı talep ederim..."
17. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği sorgu sonucunda başvurucunun
silahlı terör örgütüne üye olma ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etme
suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Lider, yönetici ve üyelerinin bir
kısmının firari olduğu, bir kısmının da çeşitli soruşturmalardan tutuklu
bulunduğu, FETÖ/PYD terör örgütünün her alanda var olma iradesi doğrultusunda
bir kısım yöneticilerince futbol alanında da etkinliğe kavuşma adına sosyal,
ekonomik olarak topluma etkisi büyük olan bir kulübü ele geçirmeye yönelik
iradenin oluştuğu, bu irade doğrultusunda alınan karar ve talimatlar ile
Türkiye Cumhuriyeti Yasalarında soruşturmaya başlandığı esnada henüz suç olarak
tanımlanmayan ve iddia olunan şike eyleminden dolayı Fenerbahçe Spor Kulübünün
Başkanının ve bir kısım yöneticilerinin, Futbol Federasyon Başkanının ve bir
takım spor kulübü yöneticilerinin ve futbol camiasına ilişkin isimleri yasadışı
yollarla silahlı örgüt lideri, yöneticileri kurduğu iddiasıyla teknik ve fiziki
takibe maruz bırakıldığı, birbirleriyle doğrudan bağlantısı olmayan Fenerbahçe
Spor Kulübü Başkanı ve Futbol Federasyon Başkanının silahlı suç örgütüyle
ilişkiliymiş gibi gösterilerek söz konusu takibe ve silahlı örgüt iddialarına
zemin hazırlandığı, hedeflerine aldıkları ve haklarında yeterli delil olmayan
veya yasal olarak herhangi bir suç isnat edilemeyecek şahısları masumiyet
karinesine muhalif olarak silahlı suç örgütü haline dönüştürmek ve bu
doğrultuda yargılanmalarını sağlamak amacıyla gerekçesiz bir şekilde şüphe arzetmeyen görüşmeleri örgütsel bağlantı gibi
gösterdikleri, herhangi bir şekilde doğrudan irtibatları olmayan O.A.P."le kulüp başkanı A.Y.ı
irtibatlı ve örgütsel bağlantılı kılmak adına, dönemin Federasyon Başkanıyla o
dönem kulüp başkanlığı yapan şahısların hiçbir tape
ve HTS kaydına dayanmayan ve iddiadan ibaret olan görüşmelerini soruşturmaya
vasıta kıldıkları, sözde örgütsel bağlantıyı sağlayan dönemin Federasyon
Başkanı M.Ö. hakkında takipsizlik kararının verildiği, 6222 sayılı yasa
çıkmadan önce suç teşkil etmeyen eylemlere ilişkin yerel mahkemece CMK 223/2-a
maddesi gereğince unsurların oluşmaması nedeniyle dolandırıcılık yönünden
beraat kararı verildiği, bilahare İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince ilgili
soruşturmaya yönelik beraat kararı verildiği,bir
takım soruşturmalara konu olduğu ve kamuoyunca FETÖ/PYD"nin
beyin organı olarak bilinen Taraf, Bugün, Zaman, Samanyolu TV gibi yayın
organlarıyla bu operasyon doğrultusunda içlerinde firari örgüt yöneticilerinin
de bulunduğu kişilerce soruşturmaya yönelik algı yönetimi yapıldığı, toplum
nezdinde bu soruşturmaya meşruiyet kazandırılmaya çalışıldığı, firari E.D."nın 11.07.2011 tarihli yazısında "şike bir milattır ve herşey tepeden tırnağa yeniden şekillenir" içeriğiyle bu
şike operasyonunun ve ardından örgütçe yapılacak diğer operasyonların imasını
içerir yazı yazıldığı, bu doğrultuda sanıkların firari ve tutuklu olan diğer
örgüt üyeleriyle fikir ve eylem birliği içeresinde hareket ettiği, müsnet suçlara yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu
anlaşılmakla şüpheliler... Mustafa Okumuş ..."ın
yukarda anlatıldığı üzere Organize Suçlar Şube Müdürlüğünde bu konuyla ilgili
olarak etkin görevlerde bulundukları, çoğu dinleme raporlarına imza ve paraf
attıkları, bu soruşturmanın genişletilmesine yönelik eylemlerinin aktif ve
belirleyici olarak yer alması, bu doğrultuda müsnet
suçları işlediklerine yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunması, müsnet silahlı terör örgütüne üye olma suçunun kanunda
öngörülen ceza miktarı, suçun işleniş şekli nazara alınarak müsnet
haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak
suçlarından ...CMK.100 [Ceza Muhakemesi Kanunu] ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı
tutuklanmalarına...[karar verildi.]"
18. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 23/5/2016 tarihinde,
Başsavcılığın talebi üzerine başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda şüphelinin
tutukluluk durumunu incelemiş ve haberleşmenin
gizliliğini ihlal etme suçundan tutukluluğun uzatılması talebinin reddi ile
şüphelilerin bu suçtan tahliyelerine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
ise tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir. Tahliyeye ilişkin karar
gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Her ne kadar şüpheliler ...Mustafa
Okumuş, ...hakkında TCK [Türk Ceza Kanunu] 132/1-1.cümle uyarınca haberleşmenin gizliliğini
ihlal etmek suçundan tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi talep
edilmiş ise de, atılı suçun suç tarihi 2010 olup, TCK "nın
132/1-1.cümlesindeki suçun anılan tarihte cezası 6 aydan 2 yıla kadar olup, CMK
100/son gereğince üst sınırı nazara alındığında tutuklama yasağı bulunduğundan
bu nedenle tutuklama kararı verilemeyeceğinden tüm şüphelilerin haberleşmenin
gizliliğini ihlal etmek suçundan tutukluluğun uzatılması talebin reddi ile
şüphelilerin bu suçtan ayrı ayrı tahliyesine...[karar verildi.]"
19. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutukluluğun devamına
ilişkin kararının gerekçesinin ilgili kısmı ise şöyledir:
"...İstanbul 2.Sulh Ceza Hakimliği"nin
2016/135 ve 2016/145 sayılı sorgularındaki tutuklamaya ilişkin somut
gerekçelerinin halen geçerli olduğu ve atılı suçun CMK 100 maddesindeki
tutuklama nedenleri var kabul edilen suçlardan oluşu nedeniyle CMK 100 ve 108.
maddeleri gereğince şüphelilerin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına ...[karar
verildi.]"
20. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılığın talebi
üzerine 21/8/2016 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına karar vermiştir.
21. Başvurucu 29/8/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.
22. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 23/9/2016 tarihinde bu
itirazı yerinde görmemiş ve itirazın değerlendirilmesi amacıyla dosyayı
İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine göndermiştir.
23. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 26/9/2016 tarihinde itirazın
reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumu
tarafından 26/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
24. Başvurucu 11/11/2016 tarihinde Başsavcılık aracılığıyla
İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak tahliyesine karar verilmesini talep
etmiştir. Başsavcılık da 17/11/2016 tarihinde aynı Hâkimlikten başvurucunun
tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi ve tutukluluğun devamına karar
verilmesi isteminde bulunmuştur. Hâkimlik, başvurucunun ve Başsavcılığın
taleplerini 17/11/2016 tarihinde birlikte değerlendirmiştir. Dosya üzerinden
yapılan bu değerlendirme sonucunda tahliye talebinin reddi ile tutukluluk
hâlinin devamına karar verilmiştir.
25. Hâkimliğin bu kararı başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumu
tarafından 25/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
26. Başvurucu 30/11/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiş,
İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince 2/12/2016 tarihinde itirazın kesin olarak
reddine karar verilmiştir.
27. UYAP üzerinden yapılan incelemede bu kararın başvurucuya
tebliğ edildiğine dair bir kayda rastlanmamıştır.
28. Başvurucu 2/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
29. Başsavcılığın 1/12/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucunun
da aralarında olduğu şüphelilerin silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı
terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini
ihlal etme, iftira, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kişiler arasındaki aleni
olmayan konuşmaları dinleme ve kaydetme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme,
özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etme suçlarını işlediklerinden
bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu
davası açılmıştır.
30. İddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)
tarafından 9/12/2016 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2016/62 sayılı
dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.
31. Mahkeme 30/5/2019 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine
karar vermiştir.
32. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk
derece mahkemesinde derdesttir.
B. İlgili Süreç
33. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke
genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl
19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir
yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25).
34. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe
girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin
kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil
toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar
yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri
uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)
[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
IV. İLGİLİ HUKUK
35. İlgili hukuk için bkz.
Erdal Tercan (GK), B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 45-74.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu; lehine olan birtakım hususların araştırılmasını
talep ettiği hâlde bu talebinin dikkate alınmadığını, bazı hukuki yollara
başvurabilmesi için gerekli olan belgeleri talep etmesine rağmen belgelerin
kendisine verilmediğini, hâkimin reddi talebinde bulunmasına rağmen bu talebinin
değerlendirilmediğini, müdafiiyle görüşmesine gün ve
saat sınırlaması getirildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
38. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi
şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
40. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece
mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir
kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, §§ 16, 17).
41. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit
edilmiştir (bkz. § 32). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki
şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin
bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltı Süresinin
Aşıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; hakkındaki gözaltı kararını öğrenmesi üzerine kendiliğinden
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne giderek
teslim olduğunu, bir günlük gözaltı süresi dolmasına rağmen gözaltının
uzatılması kararı olmadan hukuksuzca beş saat
fazladan tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
44. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik
niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için
öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, §§ 16, 17).
45. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin
aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına
ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava
sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi
gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:
2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet
Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:
2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
46. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı süresinin aşıldığına
ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılan sonuçlardan
ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına
İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucu; tutuklama yasağı olan bir suçtan da
tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu, somut
olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgili olarak kuvvetli suç şüphesi ile
tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
49. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini
önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda
gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına
yönelik bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası
bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Genel İlkeler
51. İlgili genel ilkeler için bkz. Hüseyin Korkmaz (B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 67-72)
başvurusu hakkında verilen karar.
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
52. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında silahlı terör
örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca
tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin
kanuni dayanağı bulunmaktadır.
53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
54. Somut olayda başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında
ve tutuklama kararında genel olarak yapılan değerlendirmede FETÖ/PDY"nin amaçlarından birinin de futbol dünyasında söz
sahibi olmak olduğu, bu kapsamda önemli futbol kulüplerine yönelik olarak
birtakım faaliyetlerde bulunulduğu, bu faaliyetlerin başında kamuoyunda şike soruşturması olarak bilinen
soruşturmanın geldiği, bu soruşturmanın -tanık beyanlarından anlaşıldığına
göre- FETÖ/PDY"nin üst düzey sorumluları tarafından
kararlaştırıldığı ve örgütün amaçları doğrultusunda yürütüldüğü, şike soruşturmasının başlaması ile
birlikte başkaca delil yöntemlerine başvurulmadan öncelikle -ilgili mevzuata
aykırı bir şekilde- iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu, daha şike
eyleminin suç olmadığı dönemde bu suçtan iletişimin tespiti yapıldığı, suç
unsuru olmayan konuşmalar rapor hâline getirilerek iletişimin tespiti talebinde
bulunulduğu, hakkında iletişimin tespiti talebinde bulunulduğu hâlde birtakım
kişilerin adına fezlekede yer verilmediği ifade edilmiştir (bkz. §§ 14,15, 17).
55. Tutuklama talep yazısında ve tutuklama kararında başvurucu
yönünden yapılan değerlendirmede ise başvurucunun bu soruşturmada aktif olarak
görev aldığı, bu kapsamda soruşturmanın yürütüldüğü dönemde iletişimin tespiti
ve kayda alınmasına dayanak oluşturan on adet raporda imzasının ve bir adet
Savcılık üst yazısında parafının bulunduğu, ayrıca ilk iletişimin tespiti
kararı talep yazısında ilgili raporları İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize
Suçlarla Mücadele Şube müdürüne sunan kişi olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 15,
17).
56. Şike soruşturmasının
özellikleri (bkz. §§ 11, 14) başvurucunun soruşturma sürecindeki konumu ile
tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliğinin atıf yaptığı deliller ve
bunların içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde soruşturma mercilerinin
başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin soruşturma dosyasında
mevcut olduğu yönündeki kabullerinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
57.Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu
yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının
değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği
andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin
dikkate alınması gerekir.
58. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun
tutuklanmasına karar verilirken, işlendiği iddia olunan suça ilişkin olarak
kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına ve suçun işleniş şekline dayanıldığı
görülmektedir (bkz. § 17).
59. FETÖ/PDY"nin neredeyse ülkedeki
tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede
faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu
yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına
kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esas
alınan silahlı terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içindeki ağır
cezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 35) isnat edilen
suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret
eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,
§ 61; Devran Duran [GK], B. No:
2014/10405, 25/5/2017, § 66). Yine anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar
arasındadır (bkz. § 35).
60. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 2.
Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte
değerlendirildiğinde başvurucu yönünden tutuklama nedenlerinin olgusal
temellerinin olmadığı söylenemez.
61. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup
olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13.
ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151).
62. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize
olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini
aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 214; Devran Duran,
§ 64). Özellikle FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği
ile FETÖ/PDY"nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi
yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve
teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu
soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık
olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 350).
63. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen
yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde
tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu
sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
3. Tutuklamaya Karşı
İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddialar
a. Tutukluluğun Devamı
Kararına Yönelik İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
65. Başvurucu; İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 21/8/2016
tarihinde tutukluluğunun devamına karar verildiğini, bu karara süresi içinde
itiraz ettiğini ancak İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince kanuni süre dikkate
alınmaksızın talebinin bir ay sonra üst merciye
gönderildiğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
ii. Değerlendirme
66. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
67. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
68. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, hürriyeti
kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi hâlinde bu
talebin karara bağlanması için belirli bir süre öngörülmemişse de kısa sürede karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.Kararın gereken
süratle alınıp alınmadığı, her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir
(Ulaş Kaya ve Adnan Ataman, B. No: 2013/4128, 18/11/2015, § 71).
69. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin
(5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün
64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği
tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren
otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
70. Somut olayda başvurucunun şikâyetine konu ettiği karar
İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/8/2016 tarihli kararıdır. Başvurucu bu
karara 29/8/2016 tarihinde itiraz etmiş, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği
23/9/2016 tarihinde itirazı yerinde görmeyerek incelenmek üzere itiraz merciine
göndermiştir. İtiraz mercii olan İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 26/9/2016
tarihinde itirazın reddine karar vermiş ve bu karar 26/10/2016 tarihinde
başvurucuya bulunduğu ceza infaz kurumunda tebliğ edilmiştir.
71. Başvurucu 26/10/2016 tarihi itibarıyla itirazının geç
değerlendirildiğini öğrenmiştir. Bu nedenle başvurucunun İstanbul 3. Sulh Ceza
Hâkimliğinin 21/8/2016 tarihli kararına karşı yaptığı itirazın geç
değerlendirildiği şikâyetini 26/10/2016 tarihinden itibaren otuz gün içinde
yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 2/1/2017
tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.
72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Tutukluluk İncelemesi
Sonunda Verilen Kararların Yakınlarına Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
73. Başvurucu, hakkında verilen tutukluluğun devamına ilişkin
kararların yakınlarına tebliğ edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
ii. Değerlendirme
74. Başvurucunun bu şikâyetinin Anayasa"nın 19. maddesinin
sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
75. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun
incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın
Anayasa"da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye"nin taraf olduğu Sözleşme"ye
ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme"nin ortak
koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular, bireysel
başvuru kapsamında değildir (Onurhan Solmaz,
B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
76. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple
olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında
süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine
hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa hükmü,
esas olarak tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir
mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veya
tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır
(Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30). Buna
göre başvurucunun tutukluluğun devamı kararlarından haberdar olması ve bu
kararlara karşı etkin şekilde itiraz edebilmesi için anılan kararların
başvurucuya tebliğ edilmesi/bildirilmesi gerekir ve bu husus Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında güvence altına alınmıştır.
77. 5271 sayılı Kanun"un
"Tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesi" kenar
başlıklı 107. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her
karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hâkimin kararıyla
gecikmeksizin haber verileceği hususu düzenlenmiştir.
78. Somut olayda başvurucu tutukluluğun devamına ilişkin
kararların yakınlarına tebliğ edilmediğinden şikâyet etmektedir. Anayasa"nın
19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki düzenleme başvurucunun tutuklama veya
tutukluluğun devamı kararlarından haberdar edilerek bu kararlara karşı etkin
şekilde itiraz edebilmesini amaçlamaktadır. Tutukluluğun devamına dair
kararların başvurucunun yakınlarına tebliğinin başvurucunun bu kararlara etkin
şekilde itiraz edebilmesi için gerekli olduğu söylenemez. Dolayısıyla
tutukluluğun devamına ilişkin kararların başvurucunun yakınlarına tebliği hususu
Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında koruma altına
alınmamıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak,
B. No: 2017/29428, 17/7/2019, § 95).
79. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun"un 107. maddesine göre
yapılacak olan bildirim/tebliğ Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile
hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı
kapsamında değerlendirilemez (Ali Efendi Peksak, § 96).
80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutukluğun Devamına
Dair Karara Yapılan İtirazın Sürüncemede Bırakıldığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
81. Başvurucu; İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 17/11/2016
tarihinde tutukluluğunun devamına karar verildiğini, bu karara süresi içinde
itiraz ettiğini ancak itirazına ilişkin olarak bir karar verilmediğini, eğer
verilmiş ise kendisine bu kararın gönderilmediğini belirterek adil yargılanma
ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
ii. Değerlendirme
82. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
83. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,
§§ 16, 17).
84. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilerin, yakalama ve tutuklama işlemine
karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda
maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân
sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiği ya
da sürüncemede bırakıldığı şikâyetleri ile ilgili olarak bireysel başvurunun
incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle
gelmiş başvurucular yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde öngörülen yolun
tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye
olmuş başvurucular yönünden bkz. Cafer
Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,
§§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B. No: 2015/2394,
31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda tahliyesine karar verilen başvurucunun bu
kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir
durum mevcut değildir.
85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Soruşturma Dosyasına
Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
86. Başvurucu; tutukluluğa itirazda bulunabilmesi için gerekli
olan birtakım belgelerin tarafına verilmediğini hatta kanunen verilmesi zorunlu
olan belgelerin dahi kendisine verilmesinden imtina edildiğini belirterek adil
yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
ii. Değerlendirme
87. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
88. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin
kısıtlanması durumlarının kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına
karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok başvuruda incelemiş ve
soruşturma sürecinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların
başvurucuya bildirilmiş olması durumunda bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176; Hidayet Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve
diğerleri, §§ 248-257). Somut olay bakımından soruşturma dosyası
incelendiğinde tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurların
başvurucuya bildirildiği ve tutukluluk durumuna karşı itirazlarını sunma
konusunda yeterli imkânın tanındığı anlaşıldığından anılan kararlardan
ayrılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.
89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
90. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararların
gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara
dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadan
makul, ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğunun hukuka aykırı bir
şekilde devam ettirildiğini belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve
güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
91. Anayasa"nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde
yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme
hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır
bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye
bağlanabilir."
92. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
93. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,
§§ 16, 17).
94. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen azami
süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular
bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye
edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili
Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde
öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk
yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman
Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,
§§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B.
No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda 30/5/2019 tarihinde tahliyesine
karar verilen başvurucu yönünden anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir
durumun olmadığı anlaşılmıştır.
95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gözaltı süresinin aşılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazın kısa süre
içinde incelenmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluk incelemesi sonunda verilen kararların yakınlarına
tebliğ edilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından
yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Tutukluğun devamına dair karara yapılan itirazın sürüncemede
bırakılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/9/2019
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.