
Esas No: 2015/4787
Karar No: 2015/4787
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
CEBRAİL BEKTAŞ VE YÜKSEL ŞAHİN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/4787) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 22/10/2019-30926 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Hüseyin KAYA |
Başvurucular |
: |
1. Cebrail BEKTAŞ |
|
|
2. Yüksel ŞAHİN |
Vekili |
: |
Av. Mehmet Ruştu
TİRYAKİ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir protesto gösterisine kolluk görevlilerince
orantısız şekilde müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkının; müdahale sırasında yaralanma ve bu olaya ilişkin olarak
yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle de eziyet yasağının
ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular öğretmen olup bir eğitim sendikasının
yöneticisidir.
9. Öğretmenler Günü öncesi 23/11/2013 tarihinde bir eğitim
sendikasının öncülüğünde Ankara"da protesto gösterisi düzenlenmiştir.
Başvurucuların da aralarında bulunduğu grup Tandoğan Meydanı"nda toplanmış ve
Kızılay Meydanı"na kadar herhangi bir taşkınlık yapmadan yürüyüş
gerçekleştirmiştir. Yürüyüş esnasında kolluk görevlilerince gerekli tedbirler
alınmış, bölünmüş yolun bir tarafı trafiğe kapatılarak göstericilerin güvenliği
temin edilmiştir.
10. Göstericiler Kızılay Meydanı"na geldiklerinde kolluk
görevlilerince oluşturulan barikatla karşılaşmışlar ve bu noktadan ileri
gitmelerine izin verilmemiştir. Amaçlarının Millî Eğitim Bakanlığı önünde basın
açıklaması yapmak olduğunu belirten göstericiler ile kolluk görevlileri
arasında yapılan müzakere sonucunda uzlaşı sağlanamamıştır. Kolluk görevlileri
bu esnada kalabalığa hitaben gösterinin yasal olmadığı ve dağılmaları
gerektiği, aksi takdirde zor kullanılacağı yönünde hoparlörle uyarı yapmaya
başlamıştır. Bir süre sonra ise kolluk kuvvetince göstericilerin üzerine tazyikli
su sıkılarak güç kullanılmaya başlanmış ve göz yaşartıcı gaz kapsülleri ile
müdahale edilmiştir. Göstericiler bu şekilde Tandoğan istikametine doğru kademe
kademe uzaklaştırılarak kalabalık dağıtılmıştır.
11. Başvurucu Cebrail Bektaş kolluk görevlilerince atılan göz
yaşartıcı gaz kapsüllerinden birinin sol ayağına isabet etmesiyle
yaralanmıştır. Diğer başvurucu Yüksel Şahin ise üzerine sıkılan tazyikli suyun
etkisiyle baygınlık geçirmiştir. Başvurucular bu nedenle ilgililer hakkında
şikâyetçi olmak üzere Çankaya Polis Merkezine müracaatta bulunmuşlardır.
12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)
olay hakkında çok yönlü adli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma
kapsamında başvurucuların da aralarında olduğu toplam on yedi gösterici
hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu"na muhalefet suçlamasıyla adli işlem yapılmıştır. Ancak başvurucular
hakkında ilk etapta 2911 sayılı Kanun"a muhalefet suçlamasıyla herhangi bir
gözaltı işlemi yapılmamıştır. Öte yandan başvurucuların şikâyetlerine ilişkin
olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli kimlik bilgilerinin temin edilmesi ve
savunmalarının alınması yönünde bir belgeye rastlanmadığı gibi bu yönde
herhangi bir girişime de dosya kapsamından erişilememiştir.
13. Yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığınca,
Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü tarafından çekilen olay anına ilişkin
kamera görüntüleri temin edilmiş ve bu kayıt üzerinde bilirkişi incelemesi
yaptırılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuların müşteki-şüpheli
sıfatıyla ifadeleri alınmış ve başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli
raporlar da dosyaya konulmuştur. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucular
hakkında kati adli rapor temin edildiğine ilişkin bir bilgi, belge ya da bu
yönde bir girişime soruşturma dosyası kapsamında rastlanmamıştır. Soruşturma
dosyasının bulunduğu Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinden gelen yazı ekinde de
sadece başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporların olduğu
görülmüştür.
14. Başvurucular hakkında düzenlenen her iki geçici adli raporda
da tespit edilen yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile giderilip
giderilemeyeceği noktasında sarih bir değerlendirmede bulunulmadığı
görülmektedir.
i. Başvurucu Cebrail Bektaş hakkında düzenlenen adli raporda,
olay öyküsü "Toplumsal olayda arbede
sırasında düşen hasta, bacağına gaz bombası geldiğini ifade ediyor"
şeklinde tanımlanmış ve başvurucunun sol ayak bileğinde şişlik olduğu tespit
edilmiştir. Raporda konsültasyon bulgusu olarak X-Ray: sol lateral
(yan) malleol
(ayak bileği üst kısmı) kırığı bulgusuna yer verildiği ve hastaya 10 iş günü
istirahat önerildiği görülmektedir.
ii. Başvurucu Yüksel Şahin hakkında düzenlenen adli raporda,
olay öyküsü "toplumsal olayda biber
gazına ve tazyikli suya maruz kaldığını ifade eden hasta"
ibarelerine yer verilerek açıklanmış ve gözlerde bilateral (iki yanda) hiperemi
(kanlanma) lezyonu tespit edilmiştir. Raporda, akut
konjonktivit (gözde bulunan konjonktiva tabakasının iltihabı) tanımlanmadığı tespitine
de yer verilerek başvurucunun üç gün istirahatinin uygun olduğu belirtilmiştir.
15. Her iki başvurucu da verdiği ifadede 24 Kasım Öğretmenler
Günü nedeniyle Millî Eğitim Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmak
istediklerini, bunun demokratik hakları olduğunu, ancak kolluk görevlilerince
buna müsaade edilmeyerek gösterinin orantısız güç kullanılarak dağıtıldığını,
bu nedenle yaralandığını ve ilgililer hakkında şikâyetçi olduğunu dile
getirmiştir. Söz konusu ifadelere göre başvurucu Cebrail Bektaş kolluk
görevlilerince atılan gaz kapsülünün sol ayak bileğine isabet etmesiyle,
başvurucu Yüksel Şahin ise yaya üst geçidinde tek başına olduğu hâlde kolluğa
ait toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) yüzüne sıkılan tazyikli suyla
yaralanmıştır. Başvurucu Yüksel Şahin ifadesinde ayrıca kolluğun topluluğu
dağıtırken göz yaşartıcı gaz da kullandığını belirtmiştir.
16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/4/2014 tarihinde kovuşturmaya
yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"Yukarıda açık kimlik
bilgileri yazılı şüphelilerin KESK’e (Kamu Emekçileri
Sendikaları Konfederasyonu) bağlı olarak düzenlenen "24 Kasım Öğretmenler
Gününü Anma" amacıyla miting yaptıkları, Çankaya İlçesi GMK Bulvarı Tandoğan
Kavşağında bulunan mahalle geldikleri, sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı önüne
giderek basın açıklaması yapmak istedikleri, gösterinin yasa dışı olduğu ve
Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmalarının mümkün olmadığı, bu
nedenle Kızılay’da basın açıklamasında bulunup dağılmaları yönünde kolluk
kuvvetlerince taraflarla görüşmelerin yapıldığı, eylemlerinde ısrar eden
şüphelilerin tüm ihtarlara rağmen dağılmamakta direnmeleri üzerine kolluk kuvvetlerince
orantılı şekilde güç kullanıldığı ve müdahale edildiği, bu sırada
göstericilerin, Colins Mağazasının bulunduğu yerde
oluşan yoğunluktan ve göstericilerin buraya sığınma gayretinden dolayı kapı
camının kırılmasına sebebiyet verdikleri, olaylar devam ederken kolluk
kuvvetlerinin topluluğun dağılmaması üzerine, müdahalesi sırasında atılan gaz fişeğinden
müşteki şüpheli Cebrail Bektaş’ın yaralandığı, yine tazyikli su nedeniyle
Yüksel Şahin’in de bayıldığı belirlenmiş ise de;
...
Türk Ceza Kanununun 256. maddesinde düzenlenen
kamu görevlisinin görevi yaptığı sırada kişilere karşı görevin gereklerinin
gerektirdiği ölçünün dışına çıkarak zor kullandığı yönünde herhangi bir delil
elde edilemediği, dağılın ihtarına rağmen dağılmayan gruba orantılı şekilde güç
kullanırken söz konusu yaralanmaların meydana geldiği, kasten işlenmesi mümkün
bu suçta şüphelilerin bu eylemi kasten yaptıklarına dair herhangi bir bulguya
ulaşılmadığı,
Müşteki şüphelilerden Yüksel Şahin ve Cebrail
Bektaş’ın söz konusu eylemlere katılmakla birlikte dağılın ihtarlarına rağmen
dağılmadıklarına dair herhangi bir delilin bulunmadığı, yalnızca toplantı
mahalline yürürken görüntülerinin yer aldığı, burada da kolluk kuvvetlerinin
herhangi bir müdahalelerinin bulunmadığı anlaşılmakla, delil yokluğu nedeniyle
şüpheliler hakkında mala zarar verme ve yaralamaya neden olma ve 2911 Sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet suçlarından Kovuşturmaya Yer
Olmadığına [karar verilmiştir]"
17. Bu karara başvurucular itiraz etmiş, Ankara 4. Sulh Ceza
Hâkimliğince 21/1/2015 tarihli kararla itiraz reddedilmiştir. Ret kararı
başvuruculara 12/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucular 16/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
19. Öte yandan başvurucular dışındaki on beş gösterici hakkında
21/4/2014 tarihinde iddianame tanzim edilerek kamu görevlisine hakaret, görevi
yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Kanun"a muhalefet suçlarından göstericilerin
cezalandırılması talep edilmiştir.
20. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame
sonrası başlayan kovuşturma aşaması 1/7/2019 tarihinde 2911 sayılı Kanun"a
muhalefet suçu açısından verilen beraat kararı ile sona ermiş, ancak kanun yolu
aşaması henüz tamamlanmamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması"
kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:
"(1) Zor kullanma
yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı
görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten
yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."
22. 5237 sayılı Kanun"un "Kasten
yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısımları
şöyledir:
"(1) Kasten başkasının
vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden
olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki
etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması
halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli
para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz
kötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,
verilecek ceza yarı oranında artırılır."
23. 5237 sayılı Kanun"un "Neticesi
sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin
(3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kasten yaralamanın
vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde, yukarıdaki
maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki
etkisine göre, yarısına kadar artırılır."
24. 5237 sayılı Kanun"un "Kanunun
hükmü ve amirin emri" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
"(1) Kanunun hükmünü
yerine getiren kimseye ceza verilmez.
(2)
Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir
emri uygulayan sorumlu olmaz.
(3)
Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde
yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
(4)
Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği
hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur."
25. 5237 sayılı Kanun"un "Sınırın
aşılması" kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
"Ceza sorumluluğunu
kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle
işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın
altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur."
26. 5237 sayılı Kanun"un "Taksirle
yaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ile (2) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Taksirle
başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin
bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para
cezası ile cezalandırılır.
(2)
Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
...
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
...
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen
ceza, bir kat artırılır."
27. 2911 sayılı Kanun"un "Yasak
yerler" kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısımları
şöyledir:
"...kamu hizmeti
görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ... gösteri yürüyüşleri
düzenlenemez.
Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve
ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca
yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."
28. 2911 sayılı Kanun"un "Kanuna
aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri" kenar başlıklı 23.
maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"a) ... uygun biçimde
bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten
önce veya sonra;
...
e) ...22 nci
maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,
...
Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri
Kanuna aykırı sayılır."
29. 2911 sayılı Kanun"un "Toplantı
veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması" kenar başlıklı 24.
maddesinin altıncı fıkrası şöyledir:
"Toplantı veya gösteri
yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri
mensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber
vermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale
eden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor
kullanılarak dağıtılıcakları ihtarında bulunur ve
topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."
30. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet
Kanunu"nun "Zor ve silah kullanma" kenar
başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Polis, görevini
yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak
ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine
ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli
olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları
gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere
karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı
veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı
ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis
köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye
devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.
Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar
yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında
direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı
zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak
müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve
gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir
saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237
sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde
savunmada bulunur.
..."
31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
"Bir suçun işlendiğini öğrenen
Cumhuriyet savcısının görevi"
kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyet
savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir
hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek
üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2)
Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın
yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin
lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve
şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."
B. Uluslararası Hukuk
1. Mevzuat
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı
3. maddesi şöyledir:
"Hiç
kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi
tutulamaz."
33. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni
ve Siyasi Haklar Sözleşmesi"nin 7. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane,
insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz
bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da
bilimsel deneylere tabi tutulamaz."
34. Sözleşme"nin "Toplantı
ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesinin ilgili
kısımları şöyledir:
"1. Herkes barışçıl
olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir...
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen
ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,
kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın
veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar
dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz..."
2. İçtihat
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) devlet görevlileri
tarafından güç kullanılması nedenine bağlı olarak yaşam hakkının ihlal edildiği
iddiasını incelediği bir başvuruda Sözleşme"nin 2. maddesinin sadece kasıtlı
öldürmeleri korumadığını, bunun yanı sıra gerekli olmayan güç kullanımı sonucu
meydana gelen ölüm olaylarının da anılan koruma kapsamında kaldığını
vurgulamıştır (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.
No: 18984/91, 27/9/1995, § 148). AİHM, Sözleşmede kullanılan gücün "kesinlikle gerekli olması" ifadesine dikkat çekerek
yapacağı incelemede Sözleşme"nin 8., 9., 10. ve 11. maddelerinde bu testi
"Demokratik Toplumda Gereklilik"
başlığı altında uyguladığından daha katı bir orantılılık değerlendirmesine
gideceğini de belirtmektedir (aynı kararda bkz.§ 149).
36. Devlet görevlilerinin güç kullanımına bağlı olarak ileri
sürülen kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarını incelerken de AİHM"in benzer yaklaşımını sürdürdüğü görülmektedir (Rehbock/Slovenya, B. No: 29462/95, 28/11/2000; R.L. ve M.-J.D./Fransa, B. No: 44568/98,
19/5/2004; Dembele/İsviçre, B. No: 74010/11, 24/9/2013; Anzhelo Georgiev ve
diğerleri/Bulgaristan, B. No: 51284/09, 30/9/2014; Şakir Kaçmaz/Türkiye, B. No: 8077/08,
10/11/2015; İzci/Türkiye, B. No:
42606/05, 23/7/2013). AİHM, Sözleşme"nin 3. maddesi kapsamında yaptığı
incelemede devlet görevlilerinin güç kullanımının gerekliliğini ve hedeflenen
amaçla orantılı olmasını değerlendirirken ayrıca kamusal gücün kasıt unsuruyla
ortaya çıkmış olması şartını aramamaktadır. Başka bir ifadeyle Sözleşme"nin 3.
maddesi sadece kasıtlı güç kullanımı ile ortaya çıkan kötü muamele iddialarını
değil aynı zamanda devletin dikkat ve özen yükümlülüğü bağlamında ortaya çıkan
sorumluluğunu da inceleme kapsamına almaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların
İddiaları
38. Başvurucular, katıldıkları barışçıl bir gösteride kolluk
görevlilerinin orantısız güç kullanması sonucu yaralandıklarını belirterek
Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ve Sözleşme"nin 3. maddesinde
güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ve eziyet
yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca olaya
ilişkin olarak yürütülen soruşturmada olay anına ilişkin görüntü kayıtlarının
ham hâlinin çeşitli yayın organlarından temin edilmesi yerine kolluk tarafından
montajlanan kayıt üzerinden inceleme yapılmasının etkili soruşturma
yapılmadığını gösterdiğini iddia ederek Anayasa"nın 36. maddesi ile
Sözleşme"nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının da
ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların kolluk görevlilerince
kullanılan güç sonucu yaralanmalarına ve bu olaya ilişkin yürütülen
soruşturmanın etkili olmadığına ilişkin şikâyetleri açısından Anayasa"nın 17.
maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele yasağı ve eziyet yasağı çerçevesinde bir inceleme yapılması
gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucuların adil yargılanma hakkı ihlali
olarak ileri sürdükleri şikâyetlerin ise anılan yasağın usul boyutuna ilişkin
olduğu anlaşıldığından, bu hakla ilgili ayrı bir inceleme yapılmamıştır.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eziyet
yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
41. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve
eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye
tabi tutulamaz."
42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç ve
görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmaktır."
43. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin
devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul
boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif
yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da
cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem
bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir
soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma
yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,
negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün
alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer
yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve
diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas,
B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
44. Anayasa Mahkemesi Cemil
Danışman (B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44) kararında, devlet
görevlilerince güç kullanılmasına bağlı olarak ileri sürülen hak ihlali
iddialarını devletin negatif yükümlülüğü bağlamında ele alacağını belirtmiş ve
bu yükümlülüğün hem kasıtlı hem de kasıtlı olmayan eylemleri içerdiğini
vurgulamıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, devlet görevlilerinin güç kullanımına
başvurduğu bazı durumlarda olayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin yaralanmasını
devletin negatif yükümlülüğü kapsamında inceleme yoluna gitmiş ve kolluğun bu
gibi durumlarda olayla ilgisi bulunmayan kişilerin zarar görmemesini de
gözetmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Özlem
Kır, B. No: 2014/5097, 28/9/2016; Pınar
Durko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018).
45. Başvurucuların şikâyetine konu ettiği orantısız güç kullanma
eylemi devlet görevlilerinden sâdır olduğu için kural olarak devletin negatif
yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Ayrıca başvurucuların şikâyetine konu kamusal eylem nedeniyle yapılan
soruşturmanın etkili olmadığı ve bunun sonucunda kovuşturmasızlık kararı
verildiği iddiası ise pozitif yükümlülükler bağlamındaki etkili soruşturma
yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.
i. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
(1) Genel
İlkeler
46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin
birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında ise
kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya
muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
47. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme"nin 3.
maddesi istisna öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele
ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele
yasağının mutlak mahiyeti Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş
veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna
öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme"nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir
düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna
öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri
[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).
48. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu
hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen
şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını
gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme
yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 81).
49. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki
etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.
Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler
arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip
nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan
haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki
ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır
ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma
işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan
ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet
ve hakaret suçlarının
unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
50. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığının
yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele
veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,
cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı
veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).
51. İşkence
seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde
saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana
gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan
acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının
belli bir amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,
psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği
bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin
kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir
süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi
muameleler Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
52. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde
kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya
mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye
sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir
Canan, § 22). Burada eziyetten
farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte
küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).
53. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisine uyduğunu
belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde
değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı
ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı
durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü
muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da
alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın
belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir
muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda
insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle
bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde
olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı
davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,
engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan
bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve
diğerleri, § 90).
(2) İlkelerin Olaya
Uygulanması
54. Başvurucuların olay tarihinde düzenlenen gösteriye
katıldıkları ve bu gösteriye kolluk görevlilerince güç kullanılarak yapılan
müdahale sırasında yaralandıkları iddiasının Cumhuriyet Başsavcılığınca da
kabul edildiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinden
anlaşılmaktadır (bkz. § 16). Bu nedenle, söz konusu kamusal müdahaleye ilişkin
olarak kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkilerinin bulunup bulunmadığı, söz
konusu yetkinin kullanımının gerekli olup olmadığı ve zor kullanmadaki şiddetin
orantılı olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapılacaktır (benzer
yöndeki inceleme usulünü içeren karar için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §§
52, 53).
55. Toplumsal olaylar karşısında kamu gücünü kullanan kolluk
görevlilerinin nasıl davranacağı ve hangi şartlarda toplantı ve gösteri
yürüyüşüne müdahalede bulunabileceği yasal birtakım güvencelere bağlanmış
durumdadır (bkz. §§ 27-29). Ayrıca kolluk görevlilerinin zor kullanmaları
gerektiğinde nasıl ve ne şekilde hareket etmeleri gerektiği hususunda belli bir
prosedür belirleyen yasal kurallar da mevcuttur (bkz. § 30). Anılan mevzuat
uyarınca somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuların da aralarında
bulunduğu göstericilere karşı güç kullanma eyleminin kanuni bir dayanağının
olmadığı söylenemeyecektir. Başka bir ifadeyle kolluk gücünün kanunla öngörülen
bir zor kullanma yetkisinin olduğu açıktır.
56. Başvurucuların gerek Tandoğan Meydanı"nda toplanmaları
gerekse buradan Kızılay meydanına kadar yaptıkları yürüyüş esnasında barışçıl
olmayan herhangi bir tutum içinde olduklarına ya da suç işlediklerine dair
soruşturma evrakına yansıyan bir tespitin bulunmadığı görülmektedir. Bilakis bu
süreçte kolluk görevlilerin de aldığı bazı yapıcı tedbirlerle (bkz. § 9)
yürüyüşün sağlıklı şekilde gerçekleştirilebildiği anlaşılmaktadır. Kızılay
Meydanı"nda kolluk görevlileri tarafından kurulan barikata ya da kolluk görevlilerine
başvurucuların saldırdığı veya barışçıl olmayan eylemlerde bulundukları yönünde
herhangi bir yargısal tespit bulunmadığı gibi başvurucuların kolluğa karşı
aktif bir direnme dahi sergilemediği de kovuşturmaya yer olmadığına dair
karardan anlaşılabilmektedir. Buna göre kolluk görevlileri tarafından
başvuruculara karşı kullanılan gücün gerekli olduğu söylenemeyecektir. Gerekli
olmadığı anlaşılan zor kullanımın orantılığı hususunda ise daha ileri bir
değerlendirme yapılmasına gerek duyulmamıştır. Ancak başvurucu Cebrail
Bektaş"ta meydana gelen yaralanmanın kemik kırığı oluşturacak ağırlığa ulaştığı
da gözetildiğinde bu başvurucu açısından kullanılan gücün orantılı olmaktan
uzak olduğu da söylenmelidir.
(a) Başvurucu
Yüksel Şahin Yönünden
57. Başvurucu Yüksel Şahin"e karşı kolluk görevlilerince
gereksiz şekilde uygulanan kamusal gücün -özellikle bilgi almak, cezalandırmak
veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle- kasten ağır acı veya ızdırap verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir.
Eylemin uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da
yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olacak şekilde
ortaya çıkmış olduğu da iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkence
veya eziyet boyutuna varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya
uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana
gelen yaralanmaların niteliği bir bütün olarak ele alındığında eylemin insan
haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür.
58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
(b) Başvurucu
Cebrail Bektaş Yönünden
59. Başvurucu Cebrail Bektaş"a uygulanan şiddetin düzeyi,
süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmaların
niteliği bir bütün olarak ele alındığında ise eylemin eziyet olarak
tanımlanması mümkündür.
60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağı ve Eziyet Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine
İlişkin İddia Yönünden
(1) Genel
İlkeler
61. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu
usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının
sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek
etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın
temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde
uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya
da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap
vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve
diğerleri, § 110).
62. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka
aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye
tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde
Anayasa’nın bu maddesi, “Devletin temel amaç
ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle
birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını
gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde
sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet
görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).
63. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve
cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.
Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma
makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların
tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele
iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli
olarak yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları
ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını
temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
64. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın
soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir
analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın bireylerin vücut
bütünlüğüne yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan
kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığı noktasında yeterli bir
değerlendirme de içermesi gerekmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. Cemil Danışman, § 99).
(2) İlkelerin Olaya
Uygulanması
65. Başvurucuların polis karakoluna müracaatları üzerine
Cumhuriyet Başsavcılığınca olay hakkında derhâl adli bir soruşturma
başlatılması kamu makamlarının insan haklarına saygı yükümlülüğü açısından
olumlu bir adım olarak belirtilmelidir. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet
Başsavcılığınca kolluğun ilgili birimi tarafından kaydedilen olay anına ilişkin
görüntüler temin edilmiş, bu görüntüler üzerinde bilirkişi incelemesi
yaptırılmış ve başvurucuların ifadeleri alınarak olaya ilişkin şikâyetleri
dinlenmiştir. Başvurucular hakkında düzenlenen geçici adli raporlar da dosyaya
konulmuştur. Ancak başvuruculardaki yaralanmanın tam olarak tespit edilmesi
amacıyla kati adli rapor tanzimi için soruşturma makamınca herhangi bir
girişimde bulunulmaması delillerin özenle toplanması ilkesi açısından
sorunludur.
66. Başvurucuların şikâyetlerine muhatap olan kolluk
görevlilerinin kimliklerinin belirlenmesi ve savunmalarının alınması ile ilgili
olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca herhangi bir girişimde bulunulduğu konusunda
da soruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Bunun
yanı sıra soruşturmanın seyrini ve sonucunu etkileme noktasında oldukça önemli
ve objektif bir delil olma yönü bulunan olay anına ilişkin kamera
görüntülerinin sadece kolluk tarafından kaydedilen ve gönderilen kısmı ile
yetinilmesi, başvurucular tarafından soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasına
dayanak yapılmıştır. Ne var ki verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda
Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucularda meydana gelen yaralanmaların kolluk
görevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığı kabul edilmiştir (bkz. § 16). Bu
nedenle söz konusu kabulden sonra daha kapsamlı bir kamera görüntüsü
araştırmasına gidilmemiş olması delil toplama faaliyetinde özensiz hareket
edildiği anlamına gelmeyecektir.
67. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinde,
başvurucuların dağılın ihtarına uymadıklarına ilişkin herhangi bir delil elde
edilemediği belirtilmesine rağmen başvurucuların kasten yaralandıkları
hususunda yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kolluk görevlileri hakkında
söz konusu kararın verildiği görülmektedir. Yukarıda yer verilen AİHM içtihadı
ve genel ilkelerde (bkz. §§ 35-36, 44) de değinildiği üzere Anayasa Mahkemesi
negatif yükümlülük ihlali kapsamında yaptığı incelemede kamu görevlilerinin
kastından bağımsız olarak inceleme yapmaktadır. Bu doğrultuda, kamu
otoritelerince kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğu hususunun ilgili
yargı makamlarınca yeterli bir gerekçeyle açıklanması önem arz etmektedir.
Kovuşturmasızlık kararında başvurucuların, kolluğun güç kullanmasını haklı
kılacak herhangi bir eylem içinde olduklarından bahsedilmemekte, bilakis
başvurucuların suç içeren bir eylemlerinin olmadığı belirtilmektedir. Buna göre
kendilerine karşı güç kullanılmasının gerekli olmadığı anlaşılan başvurucuların
kullanılan güç sonucu yaralanmaları olayı hakkında verilen kovuşturmaya yer
olmadığına dair karar, soruşturma kapsamında elde edilen tüm bulguların
kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olma ilkesiyle çelişmektedir.
(a) Başvurucu
Yüksel Şahin Yönünden
68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
(b) Başvurucu Cebrail
Bektaş Yönünden
69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların
İddiaları
70. Başvurucular demokratik bir haklarını kullanmak maksadıyla
barışçıl bir şekilde toplandıklarını ve yürüyüş gerçekleştirdiklerini, buna
karşın kolluk görevlilerince yapılan orantısız bir müdahale ile Anayasa"nın 34.
ve Sözleşme"nin 11. maddelerinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
71. Anayasa’nın "Toplantı
ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi
şöyledir:
"Herkes, önceden izin
almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına
sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,
milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve
genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve
kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
72. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
73. Başvurucuların katılmış olduğu bir gösteri sırasında kolluk
görevlileri tarafından güç kullanılması ile toplantının dağıtıldığı, bunun
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul
edilmelidir.
ii. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
74. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve
hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik
toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
75. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen
ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın
ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
76. 2559 sayılı Kanun"un 16. maddesinin kanunla sınırlama
ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru
Amaç
77. Başvuruculara gösteri sırasında müdahale edilmesinin
Anayasa"nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik
önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3)Demokratik
Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a) Genel
İlkeler
78. Anayasa Mahkemesi demokratik
toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini
daha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup
bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir
araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde
kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan
yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin
gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve
yayılmasını güvence altına almaktadır (Ferhat
Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan
[GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali
Rıza Özer ve diğerleri, §
115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve
diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015,
§ 45).
79. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun
kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması(Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,
18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§
103-105; Tansel Çölaşan, B. No:
2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte toplantı
hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48) olması
gerekir.
80. Anayasa’nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade
ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,
şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin
haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve
barışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi
fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilme
imkânı sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya
düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla
toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde
ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,
§ 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54). Barışçıl
amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni
açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin
sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan,
§ 36; Osman Erbil, § 54).
81. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin demokratik
toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun, müdahalenin kamu
düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması sebebiyle
yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken sahip
oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun
davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya
derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan,
§ 53).
82. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün
hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya
gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleri
açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ali
Rıza Özer ve diğerleri, §
119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut olayın
özellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak olan
toplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisin
müdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 145).
(b) İlkelerin
Olaya Uygulanması
83. Başvurucuların katıldığı bir gösterinin kolluk
görevlilerince yapılan müdahale ile dağıtılması sırasında başvurucu Cebrail
Bektaş"ın sol ayağına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle kırık oluşacak şekilde,
başvurucu Yüksel Şahin"in ise yüzüne gelen tazyikli suyun etkisi ile
gözlerinden yaralandığı anlaşılmaktadır.
84. Başvurucular dışında kalan on beş kişi hakkında düzenlenen
iddianamede bazı göstericilerin kolluk görevlilerine karşı barışçıl olmayan
tutum ve davranışlar içinde olduğu belirtilmektedir (bkz. § 19). Ancak
başvurucuların da barışçıl olmayan eylemler içinde yer aldıkları yönünde
soruşturma evrakına yansıyan bir bilgi ya da belge olmadığı gibi kolluk
görevlilerine aktif bir direnme sergiledikleri yönünde delil elde edilemediği
de kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilmiştir. Şu hâlde kolluk
görevlilerince toplantıya güç kullanımı ile yapılan müdahalenin başvurucuların
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından zorunlu sosyal bir
ihtiyaca karşılık geldiği söylenemeyecektir.
85. Öte yandan müdahale sonucunda başvurucularda meydana gelen
yaralanmaların düzeyine bakıldığında müdahalenin orantılı olmaktan da uzak
olduğu görülmektedir. Bu durumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşılamayan ve
orantılı da olmayan müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
değildir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa"nın 34.
maddesinde güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının
ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
87. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme
sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar
verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
88. Başvurucular ileri sürdükleri hak ihlali iddialarının tespit
edilmesini ve yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesini talep
etmişlerdir. Başvurucular maddi ya da manevi tazminat talebinde
bulunmamışlardır.
89. Anayasa Mahkemesi Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair
vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda
ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan
içtihat doğrultusunda 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu
olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
90. Kolluk görevlilerince başvurulan güç kullanımı sonucunda
başvurucu Yüksel Şahin açısından insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş açısından ise eziyet yasağının maddi ve
usul boyutları itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca
toplantıya yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı
olması nedeniyle her iki başvurucu açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
91. Eziyet yasağıyla insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir
örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına
(Basın Soruşturma No: 2014/204) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin
başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise eziyet
yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Başvurucu Yüksel Şahin yönünden Anayasa’nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının, başvurucu Cebrail Bektaş yönünden ise Anayasa’nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının, maddi ve usul
boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ile insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutuna ilişkin ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.