
Esas No: 2016/9104
Karar No: 2016/9104
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NURSEN GÜL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/9104) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Selçuk KILIÇ |
Başvurucu |
: |
Nursen GÜL |
Vekili |
: |
Av. Ahmet
Neşet UNCU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, vazife malulü aylığı bağlanması talebiyle açılan
davada usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme ve esasa etkili
olacak iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının;
müteveffaya zamanında yeterli şekilde tıbbi müdahalede bulunulmaması nedeniyle
de yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/5/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş verilmesine gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucunun eşi, Jandarma Komando Tatbikat Kontrol Merkez
Komutanı olarak görev yapmaktayken eğitim alanı ve tesislerinin kontrolü
sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu 26/5/2003 tarihinde vefat etmiştir.
9. Vize Cumhuriyet Başsavcılığınca ilgilinin kalp krizi sonucu
vefat ettiği, başkaca herhangi bir şüpheli durumun ve suç unsurunun bulunmadığı
belirtilerek 27/5/2003 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir.
10. Başvurucuya ve çocuğuna 15/6/2003 tarihinde dul ve yetim
aylığı bağlanmıştır.
11. Başvurucu; eşinin görevi başında, görevi nedeniyle ve
vazifesini yaptığı sırada rahatsızlanması sonucunda vefat ettiğini belirterek
kendilerine ödenen dul ve yetim aylığının vazife malulü aylığına dönüştürülmesi
istemiyle 30/12/2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmuş ancak ölümün
kalp krizi nedeniyle gerçekleştiği, ölüm olayında görevin neden ve etkisinin
bulunmadığı gerekçeleriyle başvuru reddedilmiştir.
12. Bu işlemin iptali istemiyle 26/6/2015 tarihinde Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açılmış ve AYİM Üçüncü Dairesinin
24/3/2016 tarihli kararı ile dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde;
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu"nun
44. ve 45. maddelerine yer verildikten sonra ilgilinin rutin bir faaliyet
sırasında kalp krizi geçirerek eceli ile vefat ettiği, bu durumun ayrıntılı
olay raporu, Vize Cumhuriyet Başsavcılığının 27/5/2003 tarihli takipsizlik kararı
ve diğer evrakla ortaya konulduğu belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca tıbbi tedavi
ve müdahale konusunda yapılması gerekenlerin yapılıp yapılmadığı konusunda bir
tazminat davasına esas olmak üzere bilirkişi mütalaasına başvurulması mümkün
ise de vazife malullüğü aylığı konusunda bilirkişi marifeti ile
aydınlatılabilecek herhangi bir teknik ve fennî izaha gerek bulunmadığı ifade
edilerek, ölümün bir kalp krizi sonucu vuku bulduğu, hizmet hâlinde ve görülen
hizmetin etkisinden kaynaklanmadığı, kalp krizi sonucu ölümün mesai sonrası
tatil ve dinlenme anında da oluşabileceği, sadece bunun mesai saatlerinde
oluşmasının vazife nedeniyle ölüm olayını oluşturmadığı kanısına varıldığı ve
işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar verildiği
ifade edilmiştir.
13. Karar 21/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu karar
düzeltme isteminde bulunmamıştır.
14. Başvurucu 13/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
15. 5434 sayılı Kanun"un olay tarihinde yürürlükte olan mülga
44. maddesinde malullük şöyle tanımlanmıştır:
""Her ne sebep ve suretle olursa olsun
vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları
tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini
yapamayacak duruma giren iştirakçilere (malul) denir ve haklarında bu kanunun
malullüğe ait hükümleri uygulanır.""
16. 5434 sayılı Kanun"un olay tarihinde yürürlükte olan mülga
45. maddesinde vazife malullüğü ve vazife malulü şöyle tanımlanmıştır:
""44 üncü maddede yazılı malullük; a) İştirakçilerin
vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa; b) Vazifeleri
dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu
işlerden doğmuş olursa; c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle
bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabul
edilmesi şartıyla); ç) Fabrika, atelye ve benzeri
işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o
işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan
ileri gelen kazadan doğmuş olursa; buna (Vazife malullüğü) ve bunlara uğrıyanlara da (Vazife malulü) denir.""
17. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanunu"nun 52. maddesi şöyledir:
"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta
oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri
gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve
her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden
isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine
getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya
mahsus olmak üzere uzatılabilir.""
18. 1602 sayılı mülga Kanun"un 56. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
""Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde;
İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.""
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu; eşi M.G.nin kalp krizi
geçirerek vefat etmesinde ve kalp krizinin ortaya çıkmasında müteveffanın görev
şartlarının etkisinin bulunduğunu, müteveffaya zamanında yeterli şekilde tıbbi
müdahalede bulunulmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
2. Değerlendirme
21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)
numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin
başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve
kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,
§ 17).
22. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı”
kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama...
hakkına sahiptir."
23. Anayasa’nın "Devletin
temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmaktır.”
24. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan
Anayasa"nın 17. maddesini Anayasa"nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek
devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin
ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne
alacağı ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka
aykırı olarak öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü
tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif
yükümlülüğün maddi boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili
soruşturma yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel
başvurunun yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının
yaşam hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür
eden eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir.
Başka bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkili
makamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur.
Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri
sürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam
hakkından incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz
Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59).
25. Başvurucunun ölümün görevin koşullarından kaynaklandığı
iddiasının -kamu görevlilerinin herhangi bir kastının veya kusurunun bulunduğu
öne sürülmediğinden- yaşam hakkı kapsamında incelenmesi mümkün değildir.
26. Öte yandan başvurucu, müteveffaya zamanında tıbbi müdahale
yapılmadığını da iddia etmiştir. Ölüm olayları nedeniyle açılan tazminat
davaları sonrası yapılan bireysel başvuruların yaşam hakkı bağlamında
incelenebilmesi için söz konusu tazminat davalarının yaşam hakkına ilişkin
yükümlülüklerle ilgili olarak devletin sorumluğunu tespit etmeye elverişli
olması gerekmektedir.
27. Somut olayda, maluliyet aylığının bağlanması isteminin reddi
işlemine karşı açılan bir idari dava üzerine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
Anayasa Mahkemesi vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle açılan davaların
idarenin kusurunun varlığını ve sorumluluğunu tespite elverişli olmadığı, bu
nedenle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı
çerçevesinde yapılan bireysel başvurular açısından söz konusu dava yolunun
etkisiz olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda tazminat davası yolunun daha
yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu
olduğu belirtilmiştir (Tanju Bozkurt,
B. No: 2014/11917, 17/7/2018, § 38). Bu çerçevede etkisiz birtakım idari veya
yargısal yollara başvurulmasının meseleyi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından
yetkisinin kapsamına çekmeyeceğinin altı çizilmelidir (benzer yöndeki
değerlendirme için bkz. İzotek Yapı Elemanları Pazarlama İnşaat Sanayi ve Ticaret
Limitet Şirketi, B. No: 2014/7914, 11/5/2017, § 54).
28. Ayrıca başvuru konusu olayda başvurucu, eşinin ölümü
nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de söz konusu olaya
yönelik olarak Vize Cumhuriyet Başsavcılığınca 27/5/2003 tarihinde verilen
takipsizlik kararına (bkz. § 9) karşı herhangi bir kanun yoluna başvurulduğuna
dair bir beyanda bulunmamıştır.
29. Bu kapsamda maluliyet aylığı bağlanması talebiyle açılan bu
davanın yaşam hakkına ilişkin ihlalleri tespit etmeye elverişli olmadığı ve
başvurucunun ihlal iddialarının 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen karara
dayandığı dikkate alındığında başvurucunun ihlal iddialarının zaman bakımından
Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında kaldığı anlaşılmaktadır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Silahların Eşitliği
İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu, dosyada mevcut ve elde edilebilen sağlık
raporlarında eşinin tespit edilmiş herhangi bir rahatsızlığı ya da kalp krizine
yol açabilecek bir sağlık muayene kaydının bulunmadığını ve eşinin kalp krizi
geçirerek vefat etmesinde görev şartlarının etkisi olduğunu belirtmiştir.
Başvurucu ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli tüm subay ve astsubayların
mevzuat gereğince belli yaşa kadar üç senede bir, bu yaştan sonra iki senede
bir olmak üzere zorunlu olarak periyodik sağlık muayenesine gönderilmesi
gerekirken eşinin bu periyodik muayenelere gönderilmediğini, eşinin görev
dönemi içinde görev yaptığı komutanlıklar tarafından periyodik sağlık
muayenesine gönderilmesi sağlanmış olsaydı belki de bu rahatsızlığının önceden
tespit edilerek ölüme neden olmadan gerekli tedavi ve tedbirlerin alınmasının
mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Ölüm olayı ile müteveffanın meslek hayatı
boyunca yaptığı vazife şartları arasında ve son görev yerindeki vazifesi ile
çalışma şartları arasında illiyet bağının bulunduğunu, ancak bu hususun gözardı edildiğini, söz konusu illiyet bağı mevcudiyetinin
bilirkişi raporu ile ortaya çıkarılabilecekken bilirkişi incelemesi
yaptırılmadan karar verildiğini belirten başvurucu kararın esasına etkili olan
iddia ve itirazlarının da kararda karşılanmadığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa"nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve
adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa"nın anılan maddesinde adil yargılanma
hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi,
taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması
gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet
Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).
34. Diğer yandan Anayasa"nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine
ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de
güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği
vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca
inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla
adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen
silahların eşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında
yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve
içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun
yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması olanaklı değildir (Mehmet Fidan, § 38).
35. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule
ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin
diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını
makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına
gelir (Yaşasın Aslan, B. No:
2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına
da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını
kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B.
No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
36. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme,
başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının
değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer,
§ 19).
37. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın
yürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara delillerini
sunma ve inceletme bakımından uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkin
katılımlarının sağlanması gerekir. Silahların eşitliği ilkesi davanın
taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve
taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia
ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip
olması anlamına gelir.Bu
anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz olma iddiaları da
yargılamanın bütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni
hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere
yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altına
alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir
(Mustafa Kupal, B.
No: 2013/7727, 4/2/2016, §§
50-52).
38. Somut başvuruya konu davanın tarafları arasındaki ihtilaf,
başvurucunun eşinin ölümüne neden olan kalp krizinin vazife veya çalışma
şartları nedeniyle ortaya çıkıp çıkmadığına ilişkindir. Başvurucu, bir hafta
süren ve ölüm olayından bir gün önce biten geniş katılımlı tatbikat süresince
eşinin çok yoğun çalışıp yorulduğunu, bu yoğun çalışma ve yorgunluğa bağlı
olarak görevi başında ve görevi nedeniyle rahatsızlanması sonucu ölüm olayının
meydana geldiğini öne sürmekte iken idare, ölüm olayının görevin sebep ve
tesiriyle gerçekleşmediği görüşünü savunmuş; davaya bakan AYİM ise söz konusu
ölüm olayının vazife nedeniyle oluşmadığı sonucuna ulaşmıştır.
39. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada
bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek
değildir (Sencer Başat ve diğerleri
[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi
tarafların öne sürdüğü ve esasa etkisi olan iddiaların işin mahiyetinin
gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti
konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma
düşürülüp düşürülmediğini irdelemektedir (Ahmet
Korkmaz, § 29).
40. Somut başvuruya konu davada Mahkemece, başvurucunun eşinin
ölümünün rutin bir mesai faaliyetinde iken kalp krizi nedeniyle vuku bulduğu,
ilgilinin eceli ile vefat ettiği ve bu hususun Vize Cumhuriyet Başsavcılığının
27/5/2003 tarihli takipsizlik kararında ve diğer evraktan anlaşıldığı
belirtilmiştir. Ayrıca Mahkemece, tıbbi tedavi ve müdahale konusunda yapılması
gerekenlerin yapılıp yapılmadığı konusunda bir tazminat davasına esas olmak
üzere bilirkişi mütalaasına başvurulması umulabilir ise de vazife malullüğü
aylığı konusunda bilirkişi marifeti ile aydınlatılabilecek herhangi bir teknik
ve fennî izaha gerek bulunmadığı kanaatine ulaşıldığı hüküm altına alınmıştır.
41. Delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin
davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esasen derece
mahkemelerine ait olduğu, derece mahkemelerinin dava konusuna, elde edilen
delilerin ağırlığına ve iddia ile savunmalara göre, tanık beyanı, keşif icrası
ve bilirkişi incelemesi gibi delilleri toplamama veya incelememe konusunda
takdir yetkisine sahip olduğu dikkate alındığında (İlker Erdoğan, B. No: 2013/316, 20/4/2016, § 25), bilirkişi
incelemesi yaptırılmamasına ilişkin olarak ileri sürülen iddia yönünden
silahların eşitliği ilkesine yönelik bir ihlal olmadığı ve Mahkemece tarafların
davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı
dikkate alınarak davanın reddine karar verildiği sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; Mahkemece delillerin gereği gibi incelenmediğini,
genel bir kabulle davanın reddine hükmedildiğini ve hakkaniyete uygun bir karar
verilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, eşinin ölümü sonrasında vazife
malulü aylığı bağlanmamasının ve vazife malullerine yasal olarak tanınan bazı
haklardan yararlanamamasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın
Gürül, B. No: 2012/682, 2/10/2013, § 18). Başvurucuya ödenen dul
aylığının vazife malulü aylığına dönüştürülmesinin gerekip gerekmediğinin
yargılamanın sonucuna bağlı olması nedeniyle mülkiyet hakkı yönünden inceleme
yapılmamış, başvurucunun iddiaları yargılamanın sonucuna yönelik şikâyetler
kapsamında incelenmiştir.
45. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile
uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki
hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
46. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, derece
mahkemesince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının
yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir
keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate
alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.