
Esas No: 2016/73184
Karar No: 2016/73184
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ZANA GÜNEŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/73184) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Zehra
GAYRETLİ |
Başvurucu |
: |
Zana GÜNEŞ |
Vekili |
: |
Av.
Selahattin KAYA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, beyanları mahkûmiyete delil olarak alınan tanığın
sorgulanmasına fırsat verilmemesi, tanık dinletme talebinin gerekçe
gösterilmeden reddedilmesi, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılama
yapılmaması, delillerin eksik değerlendirilmesi sonucu hatalı hüküm verilmesi
nedenleriyle adil yargılanma hakkının; telefon görüşmelerinin hukuka aykırı
şekilde kayda alınması nedeniyle de haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. 1974 doğumlu olan başvurucu, olayların geçtiği tarihte Muş"un
Bulanık ilçesi Gülçimen köyünde ikamet etmektedir.
10. 19/8/2011 tarihinde Muş-Bulanık kara yolu üzerinde bulunan
Cankurtaran köyü ile Arakonak köyü arasında
PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarınca yol
kesme eylemi yapılarak ulaşım
araçları alıkonulmuştur. Olay tarihinde Bulanık İlçe Jandarma Komutanlığına
yapılan telefon ihbarında söz konusu eyleme katılan grupta başvurucunun da
olduğu iddia edilmiştir.
11. Olayla ilgili olarak Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığınca
başlatılan soruşturma kapsamında Bulanık Sulh Ceza Mahkemesinden alınan
iletişimin dinlenmesi, izlenmesi, tespit edilmesi, kayda alınması ve sinyal
bilgilerinin değerlendirilmesi yönündeki karar uyarınca başvurucunun da
aralarında yer aldığı şüphelilere ait telefonlar dinlemeye alınmıştır.
12. Başvurucunun bir kısım şüpheliyle yaptığı iddia edilen
telefon konuşmalarından bazıları şöyledir:
"-B.E.:DEDİ
GİTMİŞLER SİZİN TARAFINIZA GELMİSLER ÖYLE BİRSEY VARMIYDI
-ZANO GÜNEŞ : BUGÜN
-B.E. : HE
-ZANO GÜNEŞ :HİÇ YOK
BURDA BİZ BİRŞEY GÖRMEDİK
-B.E. : MOLLAKENT
-ZANO GÜNEŞ:DÜN
EVELSİ GÜNDEN VAR DÜN EVELSİ GÜNDEN ÇOKTULAR
-B.E.:YOK YOK BEN
DEDİM MOLLAKENT
-ZANO GÜNEŞ :HE
-B.E.:ACİLEN ORDAN
BİRSEY ÖĞREN AHA ŞİMDİ İÇİNDE BİRŞEY VARMIBANA BİR BİLGİ VER DEDİ (...)
-ZANO GÜNEŞ :HIM
-B.E.: DEDİ BİR ŞEY VAR MI BEN BİZE BİR HABER
VER BEN SENDEN BİLGİ ALAYIM.
-ZANO GÜNEŞ:
TAMAM (...)
-A. : ALO
-ZANO GÜNEŞ : ALİ NE YAPIYON -A. :
-ZANO GÜNEŞ : EVDEMİSİN
-A. :EVET
-ZANO GÜNEŞ:ULA ORDA
O KARAKOLA BAK O ASKERİ MASKERİ GELDİ GİRDİ ORAYA NE TARAFA GİDİYORLAR
-A : TAMAM
-ZANO GÜNEŞ:TAMAM
DİKKAT ET BU TARAFA DOĞRU ÇIKTIĞINDA BANAHABER VER
13. Diğer taraftan terör örgütü mensuplarının Bulanık ilçesine
bağlı Günbatmaz köyünde saklandıklarının ihbar
edilmesi üzerine kolluk kuvvetlerince anılan bölgeye 12/12/2011 tarihinde
operasyon düzenlenmiştir. Bu operasyonda M.B. isimli örgüt üyesi başvurucu ile
birlikte sağ olarak yakalanmıştır.
14. Olay tarihinde yaşı küçük olan M.B. Cumhuriyet
Başsavcılığındaki ifadesinde; kendi iradesiyle terör örgütüne katıldığını,
pişmanlık duyarak örgütten kaçmaya karar verdiğini, İzmir"de ikamet etmekte
olan ailesinin yanına dönmek için otobüs bileti aldıktan sonra başvurucunun
kendisini yakaladığını, bu sırada kolluk görevlilerini fark etmesi üzerine
rastgele bir eve girdiğini ve bu evde saklandığı sırada jandarma tarafından
yakalanarak gözaltına alındığını beyan etmiştir. M.B. nin
15/12/2011 tarihli Savcılık ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...o gün için saat 15:00 a İzmir iline
gitmek üzere bilet aldım, saat 09:00 - 09:30 sıraları idi, diğer örgüt
mensuplarının gelip beni bulamayınca arayabileceklerini düşünerek otobüs
saatine kadar tekrar kaldığım eve gitmeye karar verdim, tam Mollakent
beldesine girmekte olduğum sırada daha önceden tanımadığım o köyden olduğunu
anladığım esmer, uzun boylu iri yapılı görsem tanıyabileceğim, yakalandıktan
sonra adının Zana olduğunu öğrendiğim şahıs beni
yakaladı, köye götürmekte olduğu sırada askerleri fark etti, bunun üzerine
köyde rastgele bir eve girdik, bu evde yaklaşık 5-10 dakika kadar bekledikten
sonra askerler gelerek beni yakaladılar, ben örgüte katıldığım için pişmanlık
duymaktayım, zaten bu yüzden yakalandığım gün örgütten kaçmaya
çalışıyordum..."
15. Soruşturma kapsamında 15/12/2011 tarihinde Cumhuriyet
Başsavcılığında müdafi eşliğinde ifadeleri alınan şüpheliler H.B. ve A.A.M.H.,
Cankurtaran köyü ile Arakonak köyü arasında
gerçekleştirilen yol kesme eylemini kendilerinin plandığını,
bu eylem sırasında başvurucunun da yanlarında bulunduğunu beyan etmişlerdir.
16. Şüphelilerden A.D. 15/12/2011 tarihinde Cumhuriyet
Başsavcılığında müdafi eşliğinde alınan ifadesinde; kendilerini PKK dağ
kadrosunun üyesi olarak tanıtan bazı şüphelilerin başvurucu eşliğinde muhtelif
tarihlerde Günbatmaz köyünde ikamet etmekte olduğu
eve gelerek saklandıklarını, başvurucunun söz konusu şüpheliler için eve erzak
getirdiğini belirtmiştir.
17. Soruşturma kapsamında PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne üye olma
(yardım ve yataklık) suçundan gözaltına alınan başvurucu 16/12/2011 tarihinde
tutuklanmıştır.
18. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığında müdafii
eşliğinde verdiği ifadesinde; Gülçimen köyünde bakkal
dükkânı işletmekte olduğunu, örgüt mensuplarının muhtelif tarihlerde
kendisinden zorla gıda malzemesi istediğini, bu durumu jandarmaya bildirdiğini,
ayrıca daha önceden tanıdığı örgüt üyesi M.B.yi kolluk görevlilerine teslim olması hususunda ikna
ettiğini, M.B.nin Günbatmaz
köyünde saklanmakta olduğu evi kolluk görevlilerine kendisinin gösterdiğini
beyan etmiştir.
19. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından Bulanık Cumhuriyet
Başsavcılığınca hazırlanan soruşturma dosyası, Van Cumhuriyet Başsavcılığına
(TMK 10. madde ile görevli) (Başsavcılık) gönderilmiştir.
20. Başsavcılığın 19/11/2012 tarihli iddianamesi ile
başvurucunun da aralarında olduğu bazı şüpheliler hakkında devletin birliğini
ve ülke bütünlüğünü bozma, silahlı terör örgütüne üye olma, birden fazla kişi
tarafından birlikte cebir ve tehdit kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma, ulaşım araçlarının alıkonulması ve sair suçlardan kamu davası
açılmıştır.
21. İddianamede başvurucunun örgüt adına keşif ve istihbarat
faaliyetlerinde bulunduğu, Cankurtaran köyü ile Arakonak
köyü arasında yol kesme eylemi
gerçekleştiren grup içinde silahlı ve yüzü kapalı olarak yer aldığı, örgüte
gıda malzemesi tedarik ettiği ve örgütten kaçan Canfeda kod adlı M.B. isimli
örgüt mensubunu yakalayarak örgüte teslim etmek amacıyla örgüt mensupları ile
görüşmeler yaptığı iddialarına yer verilmiştir. İddianamenin başvurucunun
eylemleri ile ilgili kısmı şöyledir:
"...Tape
kayıtları, şüphelinin savunması, diğer örgüt mensupları; [H.B.], [A.A.M.H.],[M.B.], [N.Ö.]
ve [A.D.nin] beyanları ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı
üzere, şüpheli Zana Güneş"in PKK/ KONGRA GEL adına milislik faaliyetinde bulunduğu, bu faaliyetlerin;
keşif-istihbarat sağlama, örgüt mesuplarına barınma
yeri, erzak ve yaşamsal içerikli malzeme temin etme ve ayrıca örgütün silahlı
kanadı olan HPG"nin üyeleriyle birlikte yol kesme
eylemine katılma ile örgütten kaçmak isteyen yaşı küçük örgüt mensubu Canfeda
kod [M.B.yi] örgütle bağlantılı diğer şahıslarla birlikte yakalama ve sonrasında
örgüte teslim etme girişiminde bulunmaya yönelik olduğu;
Şüphelinin eylemleri bir bütün olarak
değerlendirildiğinde, bu eylemlerin örgütle organik bağ kurma ile süreklilik,
yoğunluk ve çeşitlilik kriterleri doğrultusunda ve ayrıca şüphelinin özellikle
keşif ve istihbarat faaliyetleri bakımından, örgütün kendisinin güvenmediği,
kefil olmadığı kişiyi bu zincirin içerisine almayacağı ve kendi güvenliğini
tehlikeye atmayacağı da göz önünde bulundurularak Türk Ceza Kanunu"nun 314.
maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçuna vücut verdiğidiğer
taraftan şüphelinin Bulanık ilçesinde 19 Ağustos 2011 tarihinde Bulanık-Muş
karayolu üzerinde Cankurtaran köyü ile Arakonak köyü
arasında yol kesme eylemi gerçekleştiren grup içesinde silahlı ve yüzünü puşi ile kapatmış olarak yer aldığı ve yol kesen grubun
emniyetini sağladığı, yine şüphelinin örgütten kaçmaya çalışan yaşı küçük örgüt
mensubu Canfeda Kod [M.B.yi] örgütle bağlantılı diğer şahıslarla birlikte
yakaladığı, sonrasında örgüt mensuplarına teslim etmeye çalışırken jandarma
ekiplerince yakalandığı,bu iki eylemin vahim
nitelikte olduğu ve bu doğrultuda TCK"nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna vücut verdiği,diğer
yandan aynı maddenin 2. fıkrasında, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların
işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı cezaya hükmolunacağının kabul
edildiği;
Buna göre; şüphelinin yol kesme eylemi
bakımından, silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte, cebir ve tehdit
kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve ulaşım araçlarının
alıkonulması; örgütten kaçan yaşı küçük örgüt mensubu Canfeda Kod[M.B.yi] örgütle
bağlantılı diğer şahıslarla birlikte yakalama, eylemi bakımından, çocuğa karşı,
birden fazla kişi tarafından birlikte, cebir, tehdit ve hile kullanmak
suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılmasuçlarından
ayrıca cezalandırılmasının gerektiği kanaatine varılmıştır." (İddianame s. 40)
22. Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde (TMK 10. madde ile görevli)
başlayan yargılamanın 19/2/2013 tarihli celsesinde başvurucu, duruşma salonunda
müdafii eşliğinde savunma yapmıştır. Başvurucu,
savunmasında Savcılık huzurunda verdiği beyanın baskı ve zora dayalı olduğunu
belirterek bu beyanları kabul etmediğini ifade etmiştir.
23. Başvurucu, yargılamanın 18/6/2013 tarihli celsesinde
soruşturma aşamasında aleyhinde beyanda bulunan A.D. isimli şüphelinin
duruşmada dinlenmesi yönünde talepte bulunmuştur. Söz konusu şüphelinin savcı
huzurunda, müdafii eşliğinde ayrıntılı olarak beyanının
alındığı, yeniden dinlenmesine gerek duyulmadığı gerekçesiyle başvurucunun bu
talebi reddedilmiştir.
24. Başvurucu 26/11/2013 tarihli celsede duruşma salonunda hazır
bulunarak esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmış ve suçlamaları kabul
etmediğini beyan etmiştir.
25. Başvurucu, aleyhinde beyanda bulunan M.B.nin
duruşmada dinlenmesi yönünde yargılama sürecinde birkaç kez talepte
bulunmuştur. Başvurucunun talepleri, yargılamanın geldiği aşama ve mevcut delil
durumu dikkate alınarak reddedilmiştir.
26. Başvurucu; duruşmanın 25/6/2014 tarihli celsesinde telefon
kayıtlarında adı geçen B.Ç., A.G., A.T. ve S.A. isimli şahısların tanık olarak
dinlenilmesini talep etmiştir. Talebin takip eden celsede değerlendirilmesine
karar verilmiş; takip eden 9/9/2014 tarihli celsede ise yargılamanın geldiği
aşama dikkate alınarak dinlenmesi istenen tanıkların yargılamaya katkıda
bulunmayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
27. Diğer taraftan yargılama sırasında yürürlüğe giren 21/2/2014
tarihli ve 6526 sayılı Kanun"un 1. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu"na eklenen geçici 14. maddenin (4) numaralı fıkrası
uyarınca 3713 sayılı Kanun"un 10. maddesi ile görevli mahkemelerin
kaldırılmasına karar verildiğinden dava dosyası Patnos Ağır Ceza Mahkemesine
(Mahkeme) devredilmiştir.
28. Başvurucu, yargılamanın devam eden celselerine Ses ve
Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılmıştır.
29. Başvuru formunun ekinde yer verilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden
başvurucunun SEGBİS aracılığıyla duruşmalara katılmak istemediği yönünde
Mahkemeye bildirimde bulunduğuna dair herhangi bir beyanına rastlanmamıştır.
30. Mahkemenin 11/12/2014 tarihli kararı ile başvurucu devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, cebir ve tehdit kullanmak suretiyle kişiyi
hürriyetinden yoksun kılma, ulaşım araçlarının alıkonulması ve çocuğa yönelik
cebir ve tehdit kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
suçlarından mahkȗm edilmiştir. Gerekçeli kararın
ilgili kısımları şöyledir:
"Sanığın Bulanık ilçesinde 19 Ağustos 2011 tarihinde Bulanık-Muş
karayolu üzerinde Cankurtaran köyü ile Arakonak köyü
arasında yol kesme eylemi gerçekleştiren grup içesinde yeraldığı,
silahlı olduğu, yüzünü puşi ile kapattığı, yol kesen
grubun emniyetini aldığı ve sivil olduğu,bu husus her
ne kadar sanık tarafından inkar edilse de bu dosyadaki diğer sanıklar [H.B.] ve [A.A.M.H.nin] hazırlık aşamasında verdikleri beyanlar, eylem
evrakları, tutanaklar, sanıkların Bulanık Cumhuriyet Başsavcılığı"nda vermiş
olduğu ifade,ele geçirilen malzemeler ve tüm dosya
kapsamı ile sübuta ermiştir.
Sanıklardan [H.B.] hazırlık aşamasındaki beyanında; "..Bulanık
ilçesinde bize yardımcı olan milisler bulunmaktadır, fakat burada bulunan milisler
silahlı eylemlerde kullanılabilecek kişiler olmayıp sadece istihbari
bilgi sağlamak, yiyecek, içecek malzeme temini ve konaklamak için yer temini
sağlamaktaydılar, sadece 2011 yılı Ağustos ayında gerçekleştirdiğimiz yol kesme
eylemine Zano GÜNEŞ, [V.Ç.] ve [B.E]
isimli milisler katılmıştı bu kişiler de bizim zorlamamız sonucunda eylemi
gerçekleştirdiler." şeklinde beyan verdiği ve böylece bu hususu doğruladığı
anlaşılmıştır.
Ayrıca sanıklardan [A.A.M.H.] e hazırlık aşamasındaki beyanında; "...Bu eylemi ben
ve Bulanık Gücü sorumlusu Emin (k) [H.B.] ile birlikte gerçekleştirdik, bu eylemde bizden başka Zana ve tanımadığım ama görürsem tanıyabileceğim başka bir
şahıs daha vardı, biz Mollakent beldesinden taksi ile
beyaz renkli bir otomobil ile Gebala Tirba Ziro bölgesine kadar
geldik, burda tanımadığım şahıs arabasıyla aracı
kullanan şahıs bizi bıraktıktan sonra gitti, Zana da kaleşnikof silah vardı yüzünü puşi
ile kapatmıştı, benim ve Emin (k) un yüzü açıktı, Emin (k) araçları durdurdu
ben kimlik kontrolü yaptım, Zana da bizim
emniyetimizi alıyordu, yaklaşık 45 dakika araçları durdurarak yakşık 80 araç durduruydu. araçların içerisinden vatandaşları indirip bir araya
topladık, yaklaşık 150-200 kişi vardı. ben
vatandaşlara hitaben Akpartiye (AKP) oy vermeyinvatandaşlara hakaret etmeyin yoksa karşınızda bizi
bulursunuz diyerek propaganda yaptım daha sonra yolu açarak vatandaşları
serbest bıraktık yol kestiğimizde üzerimizde örgüt kıyafeti vardı, Zana da sivildi..." şeklinde beyanda bulunarak sanık Zana Güneş"in bu eylemde yer aldığını doğrulamıştır.
Sanık Zana Güneş bu
konu ile alakalı olarak hazırlık aşamasında: "...Bu olaydan bilgim vardır, Mollakent" te terörist grupla buluşmalarımızdan birinde bu
husustan bahsedildi, o gün hatırladığım kadarıyla Emin kod adlı terörist Mollakent" ten [Z.] olarak tanıdığım şahıs Welat
kod adlı terörist ve [F.Y.] buluşma
yerindeydi. Buluşma[Z.nin] evinin
ilerisindeki bahçede gerçekleşti.[Z.] de oradaydı bu şahıslar kendi aralarında 19.08.2011 tarihinde Gülçimen köyü ile Arakonak
arasında akşam saatlerinde yol kestiklerini bu yoldan gelip geçen araçları
durdurduklarını kimlik kontrolü yaptıklarını anlatıyorlardı. Konuşmalardan
duyduğum kadarıyla bu eylemi gerçekleştirenler arasında Welat
ve Emin kod isimli teröristler varmış. Bu buluşma yerinde [V.Ç.nin] olup olmadığını
hatırlamıyorum..." şeklinde savunma yapmış ise de yukarıda belirtildiği gibi
beyanları alınan örgüt mensuplarının olayı bütün açıklığı ile anlatmış olmaları
karşısında sanığın bu savunmasının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu
anlaşıldığından sanığın bu yöndeki beyanına itibar edilmemiştir.
...
Sanığın örgütten kaçmaya çalışan yaşı küçük
örgüt mensubu Canfeda Kod [M.B.yi] örgütle bağlantılı diğer şahıslarla birlikte
yakaladığı, sonrasında örgüt mensuplarına teslim etmeye çalışırken jandarma
ekiplerince yakalandığı, sanığın tevil yollu ikrarı ve eylem evrakları,bu konuya ilişkin olarak dosya arasında yer alan tape kayıtları ,tutanaklar, fotoğraflar, sanığın Bulanık
Cumhuriyet Başsavcılığı"nda vermiş olduğu ifade, arama tutanakları, tanık ifade
tutanakları, [A.D.nin] ve [M.B.nin] beyanları ve tüm dosya kapsamı ile sübuta ermiştir.
Sanık hazırlık aşamasında Bulanık C.başsavcılığı"nda
vermiş olduğu beyanında bu konu ile alakalı olarak: "...12.12.2011 tarihinde
ben işlerim nedeniyle Bulanık İlçe merkezine gelmiştim. Tekrar Gülçimen" e döndüğümde orada Canfeda kod adlı teröristi
gördüm. Yanına gittim, ne olduğunu sorduğumda bana Serhat" la aralarında
sorunlar yaşandığını, kendisini Eminin yanına götürmemi istedi. Bu esnada orada
[A.D.yi] de gördük kendisi ile tesadüfen karşılaştık, ben [A.D.yi de] görünce [A.D.
ye] bir taksi tutalım Canfeda" yı Günbatmaz" a götürelim dedim. [A.D. ] hsöylemedi, Canfeda" nın kim
olduğunu niye götürdüğümüzü de sormadı. Ben bir ticari taksi şoförünü aradım
ulaşamadım. Bunun üzerine [A.D.] Erentepe" den tanıdığı bir taksiciyi aradı o şahıs
taksisiyle geldi. Canfeda ben ve [A.D.] ile birlikte Günbatmaz köyüne geldik. [A.D.] bana Emin" in kendi evinden ayrılmış olduğunu
söyledi. Ben de ne yapacağız diye düşünürken daha önceden teröristlerin kendi
aralarında konuşurlarken kendilerine yardımcı olduklarını duyduğum, Günbatmaz köyünde ikamet eden soy isimlerini bilmediğim [B.] ve [E.] isimli
şahısların evlerine gidip Emin" i onlardan sormaya karar verdim. Hatta Canfeda
da bana Emin" in bu şahısların yanında olabileceğini söyledi. Önce[B.nin] evine gittik.[B.] işi olduğunu söyleyerek beni[E.nin] evine
yönlendirdi.[E.nin] evine gittik. Canfeda eve girdi ben dışarıda
bekledim. Evde kimse yoktu sadece iki tane çocuk vardı. Canfeda evde kaldı ben
merkeze doğru geri dönerken Jandarmalar beni gördü ve yanlarına çağırdı. Bende
yanlarına gittim, bana kimliğimi sordular söyledim. Yanımda kim olduğunu
sordular, bende bunun üzerine Jandarmalara yanımda PKK terör örgütüne mensup
Canfeda kod adlı teröristtin yanımda olduğunu teröristin Günbatmaz
köyünde [E.] isimli şahsın
ikametinde olduğunu, şahsı getirebileceğimi söyledim. Jandarma ile beraber[E.nin] evine gittik. Ben
eve girdim ve Canfedayı teslim olması hususunda ikna
ederek Jandarmalara teslim ettim. Ben Canfedanın
bulunduğu evin[E.] isimli şahsın evi olduğunu biliyorum, ancak emin
değilim. Canfeda" yı teslim ettikten sonra ben
yukarıda size anlatmış olduğum olayların tamamını Jandarmaya anlattım Çataklı" daki teröristlerin sığınma evinin yerini söyledim. Orada
kalan Teröristlerin kod isimlerini anlattım. [A.D.nin] evinde de teröristlerin kaldığını izah ettim. Daha
sonra beni karakola götürdüler..." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Dosyada yer alan [A.D.] isimli şahıs ise [Cumhuriyet Savcılığına
verdiği ifadesinde] :"...Ben Bulanık" a doğru ilerlerken Zano beni telefonla aradı bana hemen Gülçimen"
e gel dedi. Zano benim yukarıda size vermiş olduğum
cep telefonundan aradı, şuanda beni aradığı numarayı
hatırlayamıyorum. Ben korktuğum için Zano" nun dediğini yaptım ve Gülçimen"
de indim. Araçtan indiğimde Zano beni bekliyordu, Zano bana PKK dağ kadrosundan bir çocuğun kaçtığını,
çocuğun kod isminin Canfeda olduğunu bu çocuğu bulmamız gerektiğini söyledi.
Ben kendisine çocuğu tanımadığımı kendisine yardımcı olamayacağımı söyledim.
Ancak Zano ısrar ediyordu. Bir süre konuştuktan sonra
ben bulunduğumuz yerdeki dereye doğru ilerlerken orada bir çocuk gördüm.
Kendisine Ali" nin oğlumusun
dedim hayır dedi. Sonra çocuğun Mahmut" un oğlu olduğunu öğrendim bu esnada Zano yanımıza geldi ve aradıkları çocuğun bu çocuk
olduğunu, çocuğun kod isminin Canfeda olduğunu söyledi ve benden çocuğu evime
götürmemi istedi ben kendisine olumsuz yanıt vermeme rağmen Erentepe"
de taksicilik yapan [M.] isimli
şahsı aradı.[M.] taksisiyle beraber geldi. Ben Zano
ve Canfeda taksiye bindik ben takside hala Zano" ya
bu çocuğu evime alamayacağımı söylüyordum. Zano kabul
etmedi bunun üzerine Günbatmaz Köyünde taksiden
indim, Zano ve Canfeda taksi ile beraber Mollakent istikametine doğru devam ettiler. Canfeda Zano" yu gördüğünde korkmuştu, Zano ile gelmek istemiyordu. Zano"
ya beni Serhat" a götürme ben aileme gideceğim diyordu. Zano"
da çocuğa ben seni ailene teslim edeceğim diyordu. Ancak çocuk kendi rızasıyla
araca bindi..."şeklinde beyanda bulunmuştur,
Canfeda Kod[M.B.] de konuya ilişkin olarak alınan beyanında:"...Daha
önce tanımadığım o köyden olduğunu anladığım esmer,uzun
boylu, iri yapılı, görürsem tanıyabileceğim yakalandıktan sonra adının Zana olduğunu öğrendiğim şahıs beni yakaladı; köye
götürmekte olduğu sırada askerler fark etti, bunun üzerine köyde rastgele bir
eve girdik..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanığın yukarıda belirtilen savunması ile
birlikte dosyada yer alan ve sanığın birçok kez bu olaya ilişkin görüşme
yaptığı anlaşılan tape kayıtları ve [M.B.] ve[A.D.]
isimli şahısların beyanları birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütten
kaçmaya çalışan yaşı küçük örgüt mensubu Canfeda kod isimli [M.B.yi] örgütle
bağlantılı diğer şahıslarla birlikte yakaladığı, sonrasında örgüt mensuplarına
teslim etmeye çalışırken jandarma ekiplerince yakalandığı anlaşılmıştır, bu
husus dosyada yer alan beyanlar, tape kayıtları,
jandarmanın yaptığı operasyon sonucu sanık Zana
Güneş"in yanında Canfeda kod [M.B.]
olduğu halde yakalanmış olması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında
sanığın üzerine atılı suçu işlediği sübuta ermiştir.
...
Sanık Zano Güneş"in
yukarıda belirtilen eylemlerinden Bulanık ilçesinde 19 Ağustos 2011 tarihinde
Bulanık-Muş karayolu üzerinde Cankurtaran köyü ile Arakonak
köyü arasında yol kesme eylemi gerçekleştiren grup içesinde silahlı ve yüzünü puşi ile kapatmış olarak yer aldığı ve yol kesen grubun
emniyetini sağladığı, yine şüphelinin örgütten kaçmaya çalışan yaşı küçük örgüt
mensubu Canfeda Kod [M.B.yi] örgütle bağlantılı diğer şahıslarla birlikte
yakaladığı, sonrasında örgüt mensuplarına teslim etmeye çalışırken jandarma
ekiplerince yakalandığı,bu iki eylemin vahim
nitelikte olduğu ve bu doğrultuda TCK"nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna vücut verdiği,sanığın
bu vahim nitelikteki eylemlere katılarak üzerine atılıdevletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçunu işlediği hazırlık aşaması
savunmaları ,diğer sanıklar ve tanık beyanları,arama tutanakları,dosya kapsamında yer alan tape
kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığından..."
31. Başvurucu; usulsüz telefon dinlemeleri sonucu elde edilen
delillere dayalı olarak hüküm verildiğini, bu delillerin hükme esas
alınamayacağı yönündeki itirazlarının dikkate alınmadığını, delillerin hatalı
yorumlandığını, eksik inceleme ve araştırma yapıldığını belirterek hükmü temyiz
etmiştir.
32. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 5/10/2016 tarihli kararı ile
hüküm onanmıştır.
33. Başvurucu 29/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
34.
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü
bozmak" kenar başlıklı 302. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
""(1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/36 md.) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı
bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını
zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan
topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen
kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka
suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre
cezaya hükmolunur.""
35. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı
201. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil
sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere
ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak
doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim
aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun
yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir.
Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.”
36. 5271 sayılı Kanun’un
“Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206.
maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden
veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.”
37. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada
okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan
sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade
tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak
belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik
durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.”
38. 5271 sayılı Kanun’un
“Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı 210. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından
ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme
sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme
yerine geçemez.”
39. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada
okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı 211. maddesi
şöyledir:
“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş
veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,
b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada
hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi
olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı
değilse,
c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın
duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,
Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce
yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu
belgeler okunabilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili,
sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin
dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.”
40. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri
takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda
tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle
serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde
elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi
41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Bir suç ile itham edilen herkes
aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya
çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında
davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;"
2. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi İçtihadı
42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ulusal
hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık
kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No:
1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37),
mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya,
B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§
81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasın
ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler,
Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık
olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85,
20/11/1989, § 40).
43. AİHM, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların beyanlarının
mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken
iki hususa vurgu yapmakta ve ilk olarak tanığın duruşmaya katılmaması için
geçerli nedenlerin olup olmadığını incelemektedir. AİHM ikinci olarak -makul
bir gerekçenin olduğu durumda bile- sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı
bir tanık tarafından verilen ifadenin hükmün dayandığı tek veya belirleyici
temel olup olmadığını değerlendirmektedir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca bu
nitelikteki tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılamalar detaylı incelemelere
tabi tutulmalıdır (Al-Khawaja
ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], B. No:
26766/05, 22228/06, 15/12/2011, §§ 119, 147; Cevat
Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03,23/9/2014, § 75).
44. AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin
6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d)
bendinin sanığa aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin
alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı
tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No:
21363/93..., 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre,
B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/7/2012, §
38).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
45. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Tanık Sorgulama
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
46. Başvurucu, beyanı mahkûmiyet hükmüne delil olarak kabul
edilen M.B.yi
sorgulayamaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
47. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir beyanda
bulunmamıştır.
b. Değerlendirme
48.Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
i. Kabul Edilebilirlik Yönünden
49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tanık
sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
(1) Genel
İlkeler
50. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin
yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu
olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
Anayasa"nın 36. maddesine "adil
yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,
Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan
adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim
Sözleşme"nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde bir suç ile
itham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekme hakkının olduğu
belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkının tanık sorgulama hakkını
da kapsadığının kabul edilmesi gerekir.
51.Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü
başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık
sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre bir
ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme
hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın
tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların
beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın
yapılabilmesi bakımından gereklidir. Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya
belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya
sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere
dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa"nın 36. maddesindeki güvencelerle
bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila
Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az. M., B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§
46-67; Levent Yanlık, B. No:
2013/1189, 18/11/2015, §§ 67-77; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§ 44,
45). Bu bakımdan adli makamlar, beyanı hükme dayanak yapılacak tanıkların
duruşmada hazır edilmesi için makul bir çaba sergileme yükümlülüğü altındadır.
52. Somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen
tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip
vermediğini değerlendirmek için iki aşamalı bir test uygulanmalıdır. İlk olarak
tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine
dayanmalıdır. İkinci olarak ise okunmasıyla yetinilen ifadenin karara götüren
tek ya da belirleyici kanıt olması hâlinde savunma haklarının adil
yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak ölçüde sınırlandırılıp
sınırlandırılmadığına bakılacaktır (Abdurrahim Balur, B. No:
2013/5467, 7/1/2016, § 80).
53. Nitekim bu anayasal gereklilikler ilgili usul kanunlarında
da belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasına
göre de olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık
duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş
tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.
Yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin
bulunmadığı hâllerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiği ifade
edilerek doğrudan doğruyalık ilkesine açık bir vurgu
yapılmıştır. Dolayısıyla olayın tek delilinin bir tanığın açıklamalarından
ibaret olması hâlinde 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası
uyarınca bu tanığın duruşmada dinlenilmesi yerine önceki beyanlarının okunması
ile yetinilebilmesi mümkün değildir (Az. M.,
§ 58).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
54. Somut olayda başvurucu; terör örgütünden kaçmaya çalışan
M.B. isimli örgüt üyesini örgütle bağlantılı diğer şahıslarla birlikte
yakalayarak örgüte teslim etmeye çalıştığı, terör örgütünce düzenlenen yol
kesme eylemine katıldığı, örgüte yardım ettiği iddialarına dayalı olarak
yargılanmıştır. Mahkeme; iletişimin tespiti sonucu elde edilen telefon
kayıtlarını, sanık ifadelerini, kolluk tarafından düzenlenen operasyon
kapsamında M.B.nin başvurucu ile birlikte yakalanmış
olmasını ve M.B.nin soruşturma aşamasında başvurucu
aleyhine verdiği kendisinin "başvurucu tarafından yakalanarak örgüte teslim
edilmeye çalışıldığı" yönündeki beyanlarını birlikte
değerlendirmek suretiyle 5237 sayılı Kanun"un 302. maddesinde düzenlenen
devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun oluştuğu sonucuna
ulaşmıştır. Buna göre mahkûmiyet kararının gerekçesinde M.B.nin
soruşturma aşamasında başvurucu aleyhine verdiği beyanlarının delil olarak
kabul edildiği görülmektedir.
55. Mahkeme, başvurucu aleyhinde beyanda bulunan tanığı (M.B.)
duruşmada dinlememiş; bu tanığın soruşturma kapsamında kollukta verdiği ifadeyi
delil olarak kabul etmiştir. Başvurucu, yargılamanın muhtelif celselerinde M.B.nin duruşmada dinlenilmesi yönünde talepte bulunmuş;
başvurucunun bu talebi yargılamanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu
dikkate alınarak Mahkemece reddedilmiştir. Tanık sorgulama talebinin
reddedilmesine ilişkin gerekçenin -somut olayın koşullarında- geçerli bir
nedene dayanmadığını belirtmek gerekir.
56. Öte yandan beyanları mahkûmiyet hükmüne delil olarak kabul
edilen tanığın duruşmada dinlenmemiş olması adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucuna ulaşılabilmesi bakımından tek başına yeterli değildir. Bu
nedenle tanığın duruşmada dinlenilmemiş ve başvurucu tarafından sorgulanmamış
olmasının genel olarak yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediği de
belirlenmelidir. Bu bağlamda mahkûmiyet hükmünün yalnızca veya büyük ölçüde
sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye
dayalı olup olmadığı önem taşımaktadır. Ayrıca hükmün yalnızca veya büyük
ölçüde sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen
ifadeye dayanması durumunda savunma tarafına dengeleyici güvenceler sağlayan
bir usulün takip edilip edilmediği ve dengeleyici imkânlar tanınıp tanınmadığı
da tespit edilmelidir.
57. Başvurucu hakkındaki gerekçeli karar incelendiğinde M.B.nin soruşturma evresinde başvurucu aleyhine verdiği
ifadenin ağırlığı hususunda derece mahkemesince herhangi bir değerlendirme
yapılmadığı görülmektedir. Bununla birlikte M.B.nin
beyanlarının mahkûmiyet için yegâne veya belirleyici delil niteliğinde
olmadığı, birçok delil yanında M.B.nin beyanlarının
da delil olarak hükme esas alındığı anlaşılmaktadır (bkz. 30).Ayrıca
başvurucunun yargılama sırasında olayların kendi versiyonunu ve tanığın
ifadesine karşı beyanlarını mahkemeye bildirme imkânından yoksun bırakıldığı
yönünde bir şikâyeti de bulunmamaktadır.
58. Söz konusu yargılamada başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet
kararı dosyada yer alan tanık beyanlarına, iletişimin tespitine ilişkin
tutanaklara ve kolluk görevlilerince yapılan operasyon sonucu M.B.nin başvurucunun yanında yakalanmış olmasına
dayandırılarak verilmiştir. Dolayısıyla duruşmada sorgulanamayan tanığın
beyanının delil olarak kabul edilmiş olmasının yargılamanın bir bütün olarak
adilliğine zarar vermediği ve bunun tanık sorgulama hakkına aykırılık
oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
2. Tanık Dinletme
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
60.Başvurucu; suç isnadından kurtulmak için telefon kayıtlarında
adları geçen B.Ç., A.G., A.T. ve S.A.nın
tanık olarak dinlenilmelerini talep ettiği hâlde bu tanıkların da gerekçesiz
olarak dinlenilmediğini ileri sürmüştür.
61. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir açıklamada
bulunmamıştır.
b. Değerlendirme
62. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil
yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ancak tanık dinletme hakkından
açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının somut
görünümlerinden biri olan tanık dinletme hakkı esasen Anayasa’nın 36.
maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da zımni bir unsurudur (Ali Fırtına, B. No: 2014/14575, 6/7/2017,
§ 24).
63. Diğer yandan Anayasa"nın 36. maddesine adil yargılanma
ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine
dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme"nin 6. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının (d) bendinde; bir suç ile itham edilen herkesin iddia tanıklarını
sorguya çekme veya çektirme, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı
koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme
hakkı düzenlenmiştir (Ali Fırtına,
§ 25).
64. Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğü
başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık dinletme hakkıyla ilgili
ilkeleri belirlemiştir.
65. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar
altında davet edilmelerinin ve dinlenilmelerinin sağlanmasını isteme hakkı,
silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenilmek üzere
çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, kural olarak derece
mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan
bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenilmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin
esas amacı, sanığın aynı koşullar altında ve silahların eşitliği ilkesine uygun
olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir
sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca
bu tanıkların dinlenilmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin
ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme
talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila
Oğuz Boyalı,§
47; Ahmet Zeki Üçok, B. No:
2013/1966, 25/3/2015, § 70).
66. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda
verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda söz konusu tanıkların
beyanlarının hangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin ortaya çıkması için
neden gerekli olduğu açıklanmak suretiyle tanık dinletme talebinin
desteklenmemesi nedeniyle tanık dinletme hakkına yönelik bir ihlalin
bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Bağımsız ve Tarafsız
Bir Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
68. Başvurucu; yargılamayı gerçekleştiren hâkimlerin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması
(FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla
mesleklerinden ihraç edilerek tutuklandıklarını, bu hususun da yargının
tarafsızlığı ve bağımsızlığına zarar verdiğini ileri sürmüştür.
69. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak da bir
açıklamada bulunmamıştır.
b. Değerlendirme
70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.
maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu
gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre
özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal
edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,
§§ 19, 20).
71. Somut olayda bu iddianın başvuruya konu yargılamayı yapan
mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden hususlara ya da
kendisine isnat edilen ve derece mahkemesince sabit görülen fiilleri, bu
fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini etkilediğine ilişkin somut ve
hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama başvurucu tarafından
yapılmamıştır. Bu itibarla başvurucu, ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma
ve temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma
yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından
ileri sürülen bu iddianın temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Silahların Eşitliği
İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
73. Başvurucu; esas hakkındaki savunmasının SEGBİS aracılığı ile
alındığını, bu nedenle hâkim önünde yüz yüze savunma yapamadığını ileri
sürmüştür.
74. Bakanlık tarafından bildirilen görüşte; başvurucunun
yargılama süresince SEGBİS aracılığı ile duruşmalara katılmak istemediğine
ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı ve bu yöndeki şikâyetini temyiz
dilekçesinde de ileri sürmediği belirtilerek bireysel başvuru konusu şikâyetin
değerlendirilmesi konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.
75. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta duruşmaya
katılma hakkından açıkça feragat etmediğini belirterek adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği iddiasını tekrarlamıştır.
b. Değerlendirme
76. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak
olağan kanun yollarında ve mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar ile bu
mahkemelere sunulmayanbilgi ve belgeler bireysel
başvuru konusu edilemez (Bayram Gök,
B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).
77. Somut olayda başvurucunun ihlale neden olduğunu ileri
sürdüğü iddiaları yargılama sürecinde ve temyiz dilekçesinde dile getirmediği,
bu iddialarına ilişkin bilgi veya belge sunmadığı ve böylece başvuru yollarını
usulüne uygun tüketmediği anlaşılmaktadır.
78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Diğer İhlal İddiaları
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
79. Başvurucu, eksik inceleme ve araştırma yapıldığını,
delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmek suretiyle mahkûm edildiğini
ileri sürmüştür.
80. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak da bir
beyanda bulunmamıştır.
b. Değerlendirme
81. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun
yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava
konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin
değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile
uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu
olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
82. Somut olayda başvurucunun iddialarının ilk derece mahkemesi
tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet
olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.
Yapılan yargılamada mahkemenin ve Yargıtayın
kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.
83. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının
yukarıda belirtilen içtihat kapsamında, kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu
sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
B. Haberleşme
Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
84. Başvurucu, başka bir dosya kapsamında yapılan telefon
dinlemesi sonucu elde edilen bilgilerin delil olarak hükme esas alındığını
belirterek haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
85. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin bir beyanda
bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
86. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:
"Herkes, haberleşme
hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak
usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin
yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.
Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli
hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz
saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve
kuruluşları kanunda belirtilir."
87. Haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliğine saygı
hakkı, Anayasa’da ve Sözleşme"de güvence altına
alınmıştır. Anılan düzenlemelerde ifade edilen haberleşme kavramının telefon
vasıtasıyla yapılan iletişimi de kapsadığı, dolayısıyla başvurucunun telefonlarının
hukuka aykırı olarak dinlendiği ve haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği
iddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yer aldığı
konusunda tereddüt yoktur (Yasemin Çongar ve
diğerleri [GK], B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § 33).
88. Anayasa’nın 22. maddesi ve Sözleşme"nin ortak koruma alanı,
haberleşme hürriyetinin yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa olsun
haberleşmenin içeriğinin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme
bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel
iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir (Yasemin Çongar ve diğerleri, § 49).
89. Haberleşme hürriyeti, mutlak nitelikte olmayıp meşru
birtakım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri,
Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı
fıkralarında sınırlanmakta ve bu sınırlamanın usulüne ilişkin birtakım ek
güvenceler getirilmektedir (Yasemin Çongar
ve diğerleri, § 52).
90. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasına göre millî
güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve ahlakın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına
bağlı olarak ve usulüne göre verilmiş hâkim kararı ile veya aynı sebeplere
bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri ile haberleşme hürriyetine ve
haberleşmenin gizliliğine müdahale edilebilir. Yetkili mercinin
kararı, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını
kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde karar kendiliğinden kalkar (Yasemin Çongar ve diğerleri, § 53).
Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da haberleşme hürriyetine
yönelik müdahalenin hukuka uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile
ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya
düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış olması gerekli olup bu şartlar
altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır (Yasemin
Çongar ve diğerleri, § 54).
91. Anayasa Mahkemesinin Ahmet
Temiz (B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§ 28-34) kararında haberleşme hürriyetine yapılan
müdahalelerin değerlendirilmesine ilişkin temel ilkeler belirlenmiştir. Gizli
uygulanması nedeniyle kötüye kullanılma riski barındıran, haberleşmenin
gizliliğine yönelen tedbirlerin uygulama alanı ve usulünün açık kanun hükümleri
ile düzenlenmesi şarttır. Buna göre haberleşme hürriyetine yapılan müdahale
öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan
mevzuatın ulaşılabilir, yeterince açık ve belirli bir eylemin
gerektirdiği sonuçlar açısından
öngörülebilir olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma meşru bir amaca dayalı olmalıdır. Bunun
yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır.
92. Somut olayda 19/8/2011 tarihinde Muş-Bulanık kara yolu
üzerinde bulunan Cankurtaran köyü ile Arakonak köyü
arasındaki yol PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarınca kesilmiş ve olayla ilgili olarak alınan
istihbarat üzerine başlatılan soruşturma çerçevesinde bazı şüpheliler hakkında
suç ve delillerinin tespiti açısından ve şüphelilerin 5271 sayılı Kanun"un 135.
maddesinde belirtilen katalog eylemi gerçekleştirdikleri yönünde kuvvetli
şüpheler bulunduğu gerekçesiyle iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda
alınması kararı verilmiştir. Bu karar kapsamında silahlı terör örgütüne üye
olma, örgüt adına suç işleme ve silahlı terör örgütüne yardım ve yataklıkta bulunma
suçlarına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında yer aldığı bazı
şüphelilerin kullandığı telefonlardaki iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve
kayda alınması işlemleri gerçekleştirilmiştir.
93. Başvuruya konu yargılama dosyası incelendiğinde başvurucu
hakkında Bulanık Sulh Ceza Mahkemesinden alınan iletişimin dinlenilmesi,
izlenmesi, tespit edilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesi yönündeki karara dayalı olarak dinleme yapıldığı
görülmektedir (bkz. § 11). Bu kapsamda 5271 sayılı Kanun"un 135. maddesindeki
koşullara uygun olarak verilen karara dayanılarak görüşmelerin kaydedildiği ve
içeriklerinin de yargılama makamları tarafından delil olarak kabul edildiği
anlaşılmaktadır.
94. Başvuru konusu olayda, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç
kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik olarak 5271 sayılı Kanun’un 135.
maddesi uyarınca mahkeme kararıyla iletişimin tespiti kararı verilmiş ve
başvurucunun da aralarında yer aldığı şüphelilerin birbirleri ile yaptıkları
telefon görüşmeleri bu karara dayalı olarak dinlenilmiştir. 5271 sayılı
Kanun’un 135. maddesi, telefonların dinlenilmesi tedbirleri karşısında
kişilerin özel hayatları ve haberleşme hürriyetlerinin korunması bağlamında
yeterli güvenceleri düzenlemekte olup somut olayda da anılan Kanun hükmüyle
getirilen güvencelere uyulmuştur. Daha açık bir ifadeyle anılan Kanun"un 135.
maddesinde sınırlı sayıda sayılmış olan suçlardan biri dolayısıyla Bulanık Sulh
Ceza Mahkemesi kararına dayalı olarak başvurucunun görüşmeleri dinlenilmiştir. Buna
göre kamu düzenini tehdit eden nitelikte bir suçun işlenmesinin önlenmesi ve
suç kanıtlarının elde edilmesi amacı kapsamında alınan dinleme kararına
dayanılarak başvurucunun yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenilmesinin
demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez.
95. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 22. maddesinde güvence
altına alınan haberleşme hürriyetine yönelik bir ihlalin olmadığı açık
olduğundan, başvurunun bu kısmının da açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Diğer ihlal iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.