
Esas No: 2015/4443
Karar No: 2015/4443
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NİHAT SEFER BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/4443) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Hüseyin MECEK |
Başvurucu |
: |
Nihat SEFER |
Vekili |
: |
Av. Hasan Hüseyin EVİN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlilerinin bir gösteriye müdahalesi
sırasında gerçekleşen yaralama olayıyla ilgili olarak soruşturma izni
verilmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) elde edilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. 1957 doğumlu ve emekli öğretmen olan başvurucu, Gezi Parkı
olayları sırasında yaralandıktan sonra vefat eden B.E.nin
cenazesinin İstanbul’da defnedileceği 12/3/2014 tarihinde İzmir Konak
Meydanı’nda yapılan gösteriye katılmıştır.
10. Başvurucu, toplumsal olaylara müdahale aracıyla (TOMA)
yaklaşık bir metre mesafeden sıkılan gaz ve basınçlı suyla yapılan müdahalede
kolunun kırıldığı ve gözlerinde yanma oluştuğu iddiasıyla araçta görevli
polisler hakkında Kemeraltı Polis Merkezi Amirliği’ne
müracaat etmiştir.
11. İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 12/4/2014 tarihli
raporunda, vücut fonksiyonlarına etkisi ağır olan ve sağ üst kolda humerus (kolun omuzdan dirseğe kadar uzanan
kısmı) parça kırığına neden olan yaranın basit tıbbi müdahaleyle
giderilemeyeceği kaydedilmiştir.
12. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) 4/7/2014 tarihli ve
2014/28474 Sor. sayılı yazısıyla, şikâyete konu eylemin 2/12/1999 tarihli ve
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun
kapsamında olduğu kanaatine vararak İzmir Valiliğinden soruşturma izni
istemiştir.
13. İzmir Valiliği İl İdare Kurulu 5/9/2014 tarihinde, iddialara
ilişkin olarak hazırlanan ön inceleme raporunda yer verilen tespitlere
dayanarak soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin
ilgili kısmı şöyledir:
“12.
03.2014 tarihinde saat 12.00 sıralarında Konak Meydanı saat kulesi önünde
İstanbul"da ölen [B.E.] için KESK İzmir Şubeler Platformu, DİSK Ege Bölge
Temsilciliği, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu ile İzmir Emek ve Demokrasi güçleri
tarafından basın açıklaması yapılmak istenilmesi ve Valilik binasına yürümek
istemesiyle olay yerinde bulunan rütbeli personel tarafından gruba hitaben
yapılan yürüyüşün kanunlara aykırı olduğunu bildirmelerine, Valilik önüne
yürümelerine izin verilmeyeceğini megafonlarla uyarmalarına rağmen olay yerinde
bulunan TOMA araçlarına ve görevli polislere yerden söktükleri kilit taşları,
sopa, soda şişesi ve çevreden söktükleri çöp kovaları, trafik dubalarını
sürekli olarak atmaya başlamaları, atılan taşlar neticesi bazı görevli polis memurlarının
yaralanması, çevrede bulunan işyerlerinin zarar görmesi, grubun 2911 Sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununa aykırı davranıp ihlal etmesiyle grubun
görevli personele ve çevreye daha fazla zarar vermesini engellemek amacıyla
gruba Kanunların verdiği yetki çerçevesinde müdahale edildiği, şikayetçilerin
almış oldukları darp-cebir raporlarına rağmen olayla ilgili tanık
göstermedikleri, müdahale yerinde görev yazısına göre sadece TOMA-2 aracının
olduğunun yazıldığı ancak toplumsal olayın büyümesi sebebiyle çeşitli
noktalardaki TOMA araçlarının da Konak Meydanına sevk edildikleri, o tarihte
Çevik Kuvvet Şubesi bünyesinde 7 (yedi) toma ve 2
(iki) panzer aracının olduğu, bu haliyle şikayetçilerin iddiaları doğru kabul
edilse bile suyun hangi araçtan sıkıldığının tespitinin teknik olarak mümkün
olmadığı anlaşılmıştır.”
14. Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz, İzmir Bölge İdare
Mahkemesi 1. Kurulunca 30/10/2014 tarihinde reddedilmiştir. Kararın
gerekçesinde ön inceleme raporu ve ekindeki belgelerin Savcılıkça soruşturma
yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlilikte olmadığına işaret edilmiştir.
15. İzmir Bölge İdare Mahkemesinin kararı 10/2/2015 tarihinde
İzmir Valiliğince başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/3/2015 tarihinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Öte yandan Savcılık tarafından 20/11/2014 tarihinde, Bölge
İdare Mahkemesinin itirazın reddine ilişkin kararının kesinleştiği, yetkili
merci tarafından usulüne uygun olarak verilmiş soruşturma izni bulunmadığı,
buna göre soruşturma şartının gerçekleşmediği gerekçeleriyle hakkında ön
inceleme talebi bulunanlarla ilgili olarak inceleme yapılmasına gerek
olmadığına karar verilmiştir. Kararda ayrıca Danıştay 1. Dairesinin 3/3/2005
tarihli ve E.2004/794, K.2005/301 sayılı kararı ile Bakanlık Ceza İşleri Genel
Müdürlüğünün 16/5/2003 tarihli görüş yazılarına atfen kararın tebliğ edilmesine
gerek bulunmadığı ve itiraza tabi olmadığı belirtilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Selçuk Yıldız, B. No: 2014/10382,
15/2/2017, §§ 21-29.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
19. Başvurucu; idari soruşturmada İzmir Emniyet Müdürlüğünün
personelini nerede, hangi araçta görevlendirdiğinin tespit edilememesinin
mümkün olmadığını, delillerin toplanması vazifesinin idari soruşturmayı yapan
muhakkike ait olmasına karşın kendisinden tanık ismi gösterilmesinin
beklendiğini, olay mahallinde yedi TOMA ve iki panzer aracı bulunduğunu,
yaralamanın hangi araçtaki polis ya da polisler tarafından
gerçekleştirildiğinin tespitinin mümkün olmadığı gerekçesiyle soruşturma izni
verilmemesinin suç işleyen polislere yargısal bağışıklık sağladığını belirterek
kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal
edildiğini öne sürmüştür.
20. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin (AİHM) kararlarına atıf yapılarak bu kararların dikkate alınması
gerektiği belirtilmiştir.
21. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru
formundaki iddialarını tekrar etmiştir.
2. Değerlendirme
22. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı ile 5. maddesi
şöyledir:
“Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı
Madde 17- Herkes, yaşama, maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse
insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
…""
""Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 5- Devletin temel amaç ve görevleri,
Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
23. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki
iddialarının tümü kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü
muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
25. Güç kullanılması sırasında kötü muamele yasağının usul
yükümlülüğüne ilişkin ilkeler Özge Özgürengin kararında açıklanmıştır (B. No:
2014/5218, 19/4/2018, §§70-74).
26. Başvurunun özü, toplantı ve gösteri sırasında yapılan
müdahale üzerine başvurucuyu yaraladığı öne sürülen kolluk görevlileri hakkında
4483 sayılı Kanun uyarınca Savcılığın soruşturma izni istemesine rağmen
soruşturma izni verilmemesinin kötü muamele yasağını ihlal ettiği iddiasıdır.
27. Anayasa Mahkemesi Hidayet
Enmek ve Eyüpsabri Tinaş (B. No: 2013/7907, 21/4/2016) ve Selçuk Yıldız başvurularında, gösteri
yürüyüşünde yaralanan kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesini etkili
soruşturma yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuç özetle şu
gerekçelerle temellendirilmiştir: Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına
ifa etmesi sırasında ortaya çıkan bazı durumlarda sık şikâyet edilme ve
soruşturma tehdidi altında bulunmaları, adli soruşturmaların belli makamların
iznine bağlanmasını gerektirebilir. Bununla birlikte soruşturma izni şartına
bağlı olmayan suçlarda izin mekanizmasının işletilmesi soruşturmanın etkililiği
bakımından sorun oluşturmaktadır.
28. Nitekim somut olayda Savcılığın, atılı suçların 4483 sayılı
Kanun"un izin şartına bağlı olmaksızın resen kovuşturulması gereken suçların
düzenlendiği 2. maddesinin beşinci fıkrası kapsamında olup olmadığını
tartışmadan İzmir Valiliğinden soruşturma izni istediği görülmektedir. Öte
yandan başvuru konusu edilmemekle beraber -başvuru konusu Bölge İdare Mahkemesi
kararına dayanarak verilen- kovuşturmaya yer olmadığı kararında da 4483 sayılı
Kanun hükümleri çerçevesinde kolluk görevlileri hakkında yürütülen ve
soruşturma izni verilmemesi ile sonuçlanan ön inceleme aşamasına atıf
yapılırken bu yönde bir tartışma yapılmamıştır. Bu nedenle yukarıdaki
paragrafta zikredilen kararlardaki sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir yön
bulunmadığı anlaşılmıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve Gösteri
Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
30 Başvurucu, katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin
biber gazı ve basınçlı suyla yaptığı müdahalede kolunun kırılarak toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına
atıf yapılmış; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından olay
tarihi olan 12/3/2014 tarihinden yaklaşık bir yıl sonra 10/3/2015’te yapılan
bireysel başvurunun süresinde olmadığı bildirilmiştir. Başvurucu hakkında
yapılmış bir ceza soruşturmasının bulunmaması bu görüşe dayanak oluşturmuştur.
32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru
formundaki iddialarını tekrar etmiştir.
2. Değerlendirme
33. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa"nın
34. maddesi şöyledir:
"Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkı
Madde 34- Herkes, önceden izin almadan,
silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,
milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve
genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve
kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının
kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
34. Başvuruda öncelikle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkı yönünden başvurucu hakkında açılmış bir ceza davasının bulunmaması
nedeniyle gösterinin yapıldığı andan itibaren otuz günlük süre içinde bireysel
başvuruda bulunmamasına dayanılarak kabul edilemezlik kararı verilmesi
doğrultusundaki Bakanlık görüşünün ele alınması gerekmektedir.
35. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar
açısından toplantıya yapılan müdahaleler ve müdahale sonucundaki yaralanmalara
ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetler, bir bütün hâlinde toplantı
ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak
kabul edilmelidir (benzer yöndeki karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015,
§ 62). Nitekim bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile
meydana gelen sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru
gibi şikâyetlerde kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkını birbirinden ayırmanın zorluğu, bireysel başvuruda
bulunabilmek için her iki hak bakımından ayrı ayrı başvuru yolu gösterilmesini
anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun kötü muamele yasağı ile toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik müdahalelere dair şikâyetinde iki
iddia birlikte ileri sürüldüğünden Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturmayı aynı
temelde incelemiştir. Bu nedenle her iki hak için ayrı yargılama mercilerine
başvurulmasını beklemek hak ihlali iddiasına konu olayların aydınlatılmasında
ve hakların özünün korunmasında yetersiz ve gereksiz bir sonuca yol
açabilecektir (Onur Cingil, B.
No: 2013/7836, 16/4/2015, § 61).
36. Bu nedenle incelenen başvuru gibi toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında
ihlal edildiğine ilişkin başvurularda kötü muamele yasağına neden olduğu iddia
edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı savcılığa yapılan şikâyet,
tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak yeterli kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62).
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
38. Kolluğun kuvvet kullanması neticesinde toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarında uygulanacak ilkeler Özge Özgürengin
(§§ 88-95) başvurusunda açıklanmıştır.
39. Kabul edilebilirlik incelemesinde yapılan
değerlendirmelerden anlaşılacağı üzere kötü muamele soruşturmasının dayanağı
olan fiziksel saldırı, aynı zamanda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkını etkileyen bir unsurdur.
40. Toplantı ve gösteriye kolluğun güç kullanarak yaptığı
müdahalelerden kaynaklanan iddialarda kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamak
kamu makamlarına aittir (Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172, 12/6/2018, § 63).
Kötü muamele yasağının incelendiği bölümde belirtilen nedenlerle devletin bu
yükümlülüğünü yerine getirdiği söylenemeyeceğinden Anayasa’nın 34. maddesinde
güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak
şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
42. Başvurucu 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
43. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
44. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun
belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği
vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda
6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için
yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan,
§§ 57, 58).
45. Başvuruda, Anayasa"nın 17. ve 34. maddelerinde düzenlenen
kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının,
olaydaki suçun izin şartına bağlı olup olmadığının tartışılmamasından ve buna
dair ilgili ve yeterli gerekçe ortaya konulmamasından dolayı ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
46. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere İzmir Bölge İdare
Mahkemesi 1. Kuruluna (E.2014/304, K.2015/10) gönderilmesine karar verilmesi
gerekir.
47. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama
yapılmasına karar verilmesi, ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan
başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Üstelik
ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına
karar verilmekle birlikte başvurucunun muhatap olduğu yargısal süreç devam
etmektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme
kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için
yalnız ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen toplam 226,90 TL harç ve
2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı vegösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir Bölge İdare Mahkemesi
1. Kuruluna (E.2014/304, K.2015/10) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için İçişleri Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.