
Esas No: 2015/11159
Karar No: 2015/11159
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
D.K. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/11159) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Fatih ALKAN |
Başvurucu |
: |
D.K. |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kişilik haklarının korunmaması nedeniyle kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının; aile birliğini
korumaya yönelik tedbirlerin alınmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının
ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği
kurulamaması nedeniyle evlenme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
6. Başvurucu 2009 yılında evlenmiştir.
A. Boşanma ve Tazminat Davasına İlişkin Süreç
7. Başvurucu; eşinin kendisini aldattığını, başka bir erkekle
kaçarak ortak konutu terk ettiğini ve kaçtığı kişi ile birlikte yaşadığını
ileri sürerek 16/5/2012 tarihinde zina sebebiyle boşanma davası açmıştır.
Başvurucu ayrıca eşinin söz konusu eylemleri nedeniyle rencide olduğunu, küçük
düşürüldüğünü ve kişilik haklarının zedelendiğini belirterek 50.000 TL maddi,
30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
8. Hatay 2. Aile Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 5/11/2013 tarihli
kararıyla başvurucu ile eşinin boşanmalarına karar verilmiştir. Karar
gerekçesinde; tarafları birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün
görülmediği, kusuru olmayan başvurucunun kişilik haklarının ve aile
bütünlüğünün haksız şekilde saldırıya uğradığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca
başvurucunun eşinin tam kusurlu olduğu ifade edilmiş ve başvurucu lehine 10.000
TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkin talebi
ise eşinin sürekli ve düzenli bir gelirinin olmadığı gerekçesiyle
reddedilmiştir.
9. Dava sürecinde gerçekleştirilen on duruşmanın ikisine
başvurucu ya da vekili katılmamıştır. Diğer duruşmalarda ise tanıklar dinlenmiş
ve başvurucunun taraf olduğu farklı mahkemelerdeki dava dosyalarından dava konusu
ile ilgili olan belgeler talep edilerek usule ilişkin işlemler yerine
getirilmiştir.
10. Anılan karara karşı temyiz talebinde bulunan başvurucu,
davaya konu olayların kişilik haklarına saldırı içerdiğini ve uğradığı
zararların tazmin edilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, boşanma davası
neticesinde verilen karar kesinleşinceye kadar eşi ile birlikte yaşadığı
kişinin bir araya gelmelerinin engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini
talep etmiştir.
11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27/5/2014 tarihli kararıyla
boşanmaya ve manevi tazminata ilişkin hükmün onanmasına, maddi tazminatın
reddine ilişkin hükmün ise bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının
gerekçesinde; aile birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla
yıkıldığı, kusuru olmayan başvurucunun dirlik ve düzeninin bozulduğu, bu
nedenle lehine uygun miktarda maddi tazminatın tayin edilmesi gerektiği
belirtmiştir.
12. Karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 15/10/2014 tarihli
kararıyla reddedilmiş, böylece tarafların boşanmasına ve manevi tazminata
ilişkin karar kesinleşmiştir. Söz konusu karar 11/11/2014 tarihinde başvurucu
vekiline tebliğ edilmiştir.
13. Bozma kararı yönünden yeniden yapılan yargılama neticesinde
ise Aile Mahkemesinin 30/12/2014 tarihli kararıyla başvurucu lehine 5.000 TL
maddi tazminata hükmedilmiştir. Kararda; kusurlu olan davalı kadının, somut
olayda olduğu gibi koşulları oluştuğu takdirde maddi tazminat ödemekle de
yükümlü kılınabileceği belirtilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay 2. Hukuk
Dairesinin 8/4/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
B. İhtiyati Tedbir
Talebine İlişkin Süreç
14. Başvurucu, Aile Mahkemesine sunduğu 7/8/2012 tarihli dava dilekçesinde
ortak konutu terk eden ve üçüncü bir kişiyle birlikte yaşayan eşi tarafından
kişilik haklarına zarar verildiğini ileri sürerek boşanma davası sonuçlanıncaya
kadar eşi ile söz konusu üçüncü kişinin aynı çatı altında yaşamalarının
engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
15. Aile Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli kararıyla söz konusu
ihtiyati tedbir talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın
gerekçesinde; evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellenmesi
yönündeki talebin dava konusu olamayacağı, bu bağlamda başvurucunun talebinin
uyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirmede
bulunulmuştur. Ayrıca kararda; tarafların evlilik birliğinin sona erdiği,
dolayısıyla ihtiyati tedbir talebinin konusuz kaldığı ifade edilmiştir.
16. Başvurucu 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun "Zina" kenar başlıklı 161.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Eşlerden biri zina ederse, diğer eş
boşanma davası açabilir."
18. 4721 sayılı Kanun"un
"Terk" kenar başlıklı 164. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı
bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş
ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan
ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir..."
19. 4721 sayılı Kanun"un
"Evlilik birliğinin sarsılması" kenar başlıklı 166.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Evlilik birliği, ortak hayatı
sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa,
eşlerden her biri boşanma davası açabilir."
20. 4721 sayılı Kanun"un "Boşanmada
yargılama usulü" kenar başlıklı 184. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar
saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının
dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış
sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re"sen,
gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları
hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir
eder..."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar
başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes
davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai
alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık
olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
22. Sözleşme"nin "Özel
ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi
şöyledir:
"l. Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,
kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,
genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda
gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale
yapılamaz. "
23. Sözleşme"nin
"Evlenme hakkı" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
"Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın,
bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve aile
kurma hakkına sahiptir."
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), boşanma davası
sürecinde tarafların yeni bir aile kuramaması nedeniyle Sözleşme"nin 8.
maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla gerçekleştirilen başvurularda öncelikle
aile hayatına saygı hakkının konusu olabilecek mevcut bir ailenin bulunması
gerektiğini vurgulamıştır (Berlin/Lüksemburg,
B. No: 44978/98, 15/7/2003, § 64; Aresti Charalambous/Kıbrıs, B. No: 43151/04, 19/7/2007,
§ 51).
25. AİHM, uzun sürdüğü iddia edilen boşanma davası sürecinde
başvurucunun yeni bir evlilik gerçekleştirmesine imkan
sağlanmaması yönündeki şikâyetini evlilik hakkı yönünden de incelemiş ve
boşanma işlemlerinin makul bir süre içinde tamamlanmaması gibi hakkın özünü
zedeleyecek nitelikteki koşulların bazı durumlarda Sözleşme"nin 12. maddesi
bağlamında sorun oluşturabileceğini belirtmiştir (Aresti Charalambous/Kıbrıs, § 56).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
27. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecek
durumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
28. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler
dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama
giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça
dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi
gerekir.
B. Kişinin Maddi ve
Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; boşanma davası açtığı eşinin eylemleri nedeniyle
kişilik haklarının zedelendiğini, kişilik haklarına yönelen saldırılara karşı
yargısal makamlarca yeterli koruma sağlanmadığını belirterek maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvurucu ayrıca, başvuruya konu olayların özel hayatına ilişkin olması
nedeniyle kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebinde
bulunmuştur.
2. Değerlendirme
a. Genel İlkeler
30. Anayasa ve Sözleşme"nin ortak koruma alanı kapsamında kalan
temel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil kimi zaman
özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekilde üçüncü
kişilerin müdahaleleriyle de zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusu
güvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tüm
yükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta ise
de ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere ne
tür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülükler
taşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerde
bulunulması gerekmektedir (Ömür Kara ve
Onursal Özbek, B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 45).
31. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve
geliştirme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere
aykırı şekilde Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen bu
hakka müdahale etmemelerini gerektirir.
32. Ayrıca Anayasa"nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine
bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine
yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bunun
yanında Anayasa"nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin
korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların
hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu
düzenlemeler ışığında devletin bireylerin maddi ve manevi varlıklarına keyfî
olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hakka yönelik
saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif
yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (Ali
Çığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32).
33. Dolayısıyla Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen hak kapsamında devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında
bulunan bireylerin maddi ve manevi varlıklarını gerek kamusal makamların ve
diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek
risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.
34. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne
ilişkin etkili yargısal bir sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz
konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve
sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl
gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup
bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını
gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarına
göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine
getirilebilir (Ali Çığır, § 34; Erol Kumcu, § 34).
35. Anayasa"nın 17. maddesi, özel hukuk kişilerinin birbirleri
ile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulmasını,
söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden
güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalarda
temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin
denetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler, üçüncü kişilerin bireylerin hak ve
özgürlüklerine yaptığı haksız müdahalelere karşı kamusal makamlar tarafından
müsamaha gösterilmemesi zorunluluğundan kaynaklanır. Zira derece mahkemeleri,
özel hukuk ilişkisi kapsamındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bağlayıcı
kararlar vererek güvencelerin korunup korunmamasında rol almaktadır. Bu noktada
uyuşmazlıkların yargısal makamlar önüne taşınması ve hakkaniyete uygun bir
yargılama yapılarak çözümlenmesi, kamusal makamların pozitif yükümlülüklerinin
bir parçasını oluşturur (Ömür Kara ve
Onursal Özbek, § 47).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
36. Somut başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki bir
uyuşmazlığa ilişkindir. Dolayısıyla kamu makamlarının herhangi bir müdahalesi
söz konusu değildir.
37. Başvuruya konu edilen yargılama süreci incelendiğinde,
başvurucunun boşanmak istediği eşi tarafından gerçekleştirildiği ve
başvurucunun kişilik haklarını zedelediği iddia edilen birçok eylemin boşanma
davasının sebebi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu söz konusu
davada, boşanmaya hükmedilmesinin yanı sıra maddi ve manevi zararlarının tazmin
edilmesini de talep etmiştir.
38. Öncelikle başvurucunun boşanma davasını yürüten derece
mahkemeleri önünde delillerini sunduğu, iddia ve savunma hakkını herhangi bir
engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı görülmektedir.
39. Aile Mahkemesi 15/11/2013 tarihli kararıyla, tarafların
boşanmasına ve başvurucunun kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne yapılan
saldırıların ağırlığını dikkate alarak tam kusurlu bulduğu eşinin başvurucuya
10.000 TL manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. Mahkeme, her ne kadar kusurlu
olsa da kadının sürekli ve düzenli gelirinin olmadığı gerekçesiyle maddi
tazminata ilişkin talebi reddetmiştir.
40. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 2. Dairesi ise, aile
birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla yıkıldığını, dolayısıyla
başvurucuya uygun miktarda maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi
gerektiğini belirterek hükmün maddi tazminata ilişkin kısmını bozmuştur. Anılan
karar üzerine Aile Mahkemesi, başvurucunun uğradığı ya da uğraması muhtemel
zararlarının sorumlusu olarak belirlediği eski eş tarafından başvurucuya 5.000
TL maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay
incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
41. Derece mahkemelerince verilen kararlarda; başvurucunun eski
eşinin tutum ve davranışlarının başvurucunun kişilik haklarına yönelen haksız
saldırılar olarak nitelendirildiği, başvurucunun kusursuz, eski eşinin ise tam
kusurlu olduğunun tespit edildiği, kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne
yönelik saldırılar nedeniyle mağdur olduğu belirlenen başvurucu lehine 10.000
TL manevi tazminat ile 5.000 TL maddi tazminata hükmedildiği görülmektedir. Bu
çerçevede başvurucunun uğradığı zararın yapılan yargılama neticesinde derece
mahkemelerince tespit edildiği ve lehine hükmedilen tazminat miktarının maddi ve
manevi yönden uğranılan zararlar yönünden etkili bir giderim sağlamaya
elverişli olduğu değerlendirilmektedir.
42. Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında araştırmalara
ve incelemelere dayalı olarak verilen derece mahkemesi kararlarının konuyla ilgili
ve yeterli gerekçe içerdiği, davalı eski eşin kusurunun tespit edildiği ve
somut koşullar dikkate alınarak tazminata hükmedildiği, dolayısıyla
mağduriyetin giderilmesine yönelik etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün
yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Neticede başvurucunun maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkı çerçevesinde devletin yükümlülüklerinin
yerine getirildiği, kararlarda yer verilen tespit ve gerekçeler itibarıyla
yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı dikkate
alındığında söz konusu iddia yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
43. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44.Başvurucu, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarının
engellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini
ve Devletin ailenin korunması konusunda üzerine düşen yükümlülükleri yerine
getirmediğini belirterek, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
2. Değerlendirme
45. Anayasa"nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
"Herkes ... aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir... aile hayatının gizliliğine
dokunulamaz..."
46. Anayasa"nın 41. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler
arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
ananın ve çocukların korunması ... için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı
kurar..."
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul
edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun
ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin
olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya
zorlama şikâyetlerden ibaret başvuruların açıkça dayanaktan yoksun kabul
edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,
B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
48. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin birinci
fıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.
maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki
karşılığını oluşturmaktadır. Anayasa"nın 41. maddesinin ise Anayasa"nın
bütünselliği ilkesi gereği, aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif
yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde
bulundurulması gerekmektedir (Murat Atılgan,
B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
49. Aile hayatına saygı hakkı, öncelikle aile olarak
nitelendirilebilen bir birlikteliğin ya da bağın varlığını gerekli kılmaktadır.
Bu türden bir nitelendirmenin yapılamadığı durumlarda aile kavramı söz konusu
olamayacağından ilgili kişilerin aile hayatına saygı hakkının içerdiği
güvencelerden yararlanamayacağı açıktır.
50. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında, ailenin korunmasını
sağlamaya yönelik olarak devletin üstlenmesi gereken birtakım yükümlülükler
ortaya çıkabilir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut olayın koşullarına
göre tedbirler alınmasını ya da edimde bulunulmasını gerekli kılabilir. Bu
anlamda pozitif yükümlülüklerin gereklerinin her olayın kendine özgü koşullarına
göre değişiklik gösterebileceği kuşkusuzdur.
51. Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki
şikâyeti, boşanma aşamasında da olsa devam eden evliliğin korunması yönünden
kamusal makamların üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkindir.
52. Öncelikle boşanma aşamasında da olsa devam eden resmî
evlilik birliktelikleri aile hayatına saygı hakkının konusunu oluşturabilir.
Başvurucu anılan iddiasını, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarının
engellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin mahkemelerce reddedilmesine
dayandırmıştır.
53. Somut başvuruda, başvurucunun talep ettiği türde bir tedbire
başvurulmasını gerekli kılabilecek ölçüde bir zorunluluk bulunmadığı gibi
derece mahkemelerince belirtildiği üzere bu türden bir tedbirin alınması
hukuken de mümkün değildir. Zira devletin aileyi koruma yükümlülüğü, bu ailenin
bir parçası olan diğer eşin iradesine aykırı olarak onun özel hayatına müdahale
edilmesini haklı kılmaz. Ayrıca devletin sadakatsizliğe uğrayan eşe, boşanma ve
gerekirse tazminat elde etme imkânını sağladığı da dikkate alındığında koruma
yükümlülüğüne ilişkin uygun ve yeterli vasıtaların hayata geçirildiği açıktır.
54. Öte yandan başvurucu tarafından ileri sürülen hususların
yargısal süreçlerde değerlendirildiği, ilgili ve yeterli gerekçelerle
karşılandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar gözönüne
alındığında başvurucunun bu iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalin
varlığından söz edilemeyecektir.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Evlenme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları
56. Başvurucu, açtığı boşanma davasının gereksiz yere uzatıldığını
ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği
kuramadığını belirterek evlenme hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
57. Evlenme hakkı, Sözleşme"nin 12. maddesinde ayrıca
düzenlenmiş olup bu hak Sözleşme"nin 8. maddesinde yer verilen özel hayata ve
aile hayatına saygı hakkı ile yakından ilişkilidir. Anayasa"da ise evlenme
hakkı ile ilgili açık bir normatif düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte
bu hakkın Anayasa"da yer verilen bazı hükümlerde mündemiç olduğunun kabulü
mümkündür. Bu bağlamda Anayasa"nın 20. ve 41. maddeleri, evlenme ve aile kurma
hakkı açısından önemli birer normatif dayanaktır. Zira evlenmek veya evlenmemek
kişinin özel yaşamının ve aile yaşamının bir parçasını oluşturmakta, bu yönüyle
söz konusu hak Anayasa"nın 20. maddesinde yer verilen özel ve aile hayatına
saygı hakkının bir görünümünü oluşturmaktadır. Söz konusu hakla bağlantılı
diğer hüküm ise Anayasa"nın 41. maddesi olup belirtilen madde metninde de
açıkça evlenme hakkından bahsedilmemekle birlikte madde gerekçesinde yer alan
"Ailenin korunması fikrinin, her şeyden
önce Medenî Kanun anlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmak ve
kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir" ifadesinden yola çıkarak amaçsal bir yorum ile belirtilen hakkın varlığı sonucuna
ulaşılabilir (Hüseyin Kesici, B.
No: 2013/3440, 20/4/2016, § 44; Ö.Ç.,
B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 51).
58. Aynı yorum aile kurma hakkı açısından da geçerlidir.
Anayasa"nın 20. maddesi aile kurma hakkını değil daha önce gerçekleşen bir
evlilikle ortaya çıkan aile yaşamına saygıyı korumakla birlikte aile kurma
hakkı da kişinin özel yaşamına ve aile yaşamına ilişkin bir konu olduğundan
aile kurma hakkını da içermektedir. Bu kapsamda Anayasa"nın 41. maddesinde aile
kurma hakkına değil kurulmuş bir ailenin devlet tarafından korunmasına yer
vermekle birlikte madde gerekçesindeki “Ailenin
korunması fikrinin, her şeyden önce Medenî Kanun anlamında evliliklerin
kurulmasını yaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir” ifadesinden
aile kurma hakkının elde edilmesi mümkündür (Hüseyin
Kesici, § 45; Ö.Ç., §
52).
59. Anayasa Mahkemesi birçok kararında, Anayasa"nın 41.
maddesinde aile kurumunun özel olarak düzenlendiğini, anayasal güvenceye
bağlandığını ve korumaya alındığını ifade ederek aile kurma hakkının da
korumaya alınmasını mümkün kılmıştır. Buna göre aileyi Türk toplumunun temeli
olarak tanımlayan Anayasa"nın 41. maddesinde, ailenin birey ve toplum
hayatındaki önemine işaret edilmiş; devlete ailenin korunması için gerekli
düzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir.
Böylece aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır (AYM, E.2005/26, K.2008/105,
15/5/2008; E.1999/35, K.2002/104, 12/11/2002; E.2013/158, K.2014/68,
27/3/2014).
60. Ailenin korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve
teşkilatın kurulması biçimindeki yükümlülüklerin yanı sıra ailenin kurulmasına
ve evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki koşulların düzenlenmesi ve
uygulanması konusunda da devletin yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir.
61. İlgili mevzuatta sayılan nedenlerin gerçekleşmesi durumunda
resmî bir evliliğin sona ereceği açıktır. Bu nedenlerden biri de yetkili ve
görevli mahkemece verilen ve neticede kesinleşen boşanma kararıdır. Boşanan eş,
evlilik için gerekli olan koşulları taşıdığı müddetçe yeniden evlenme hakkına
sahiptir. Ancak boşanma işlemlerinin de hakkın özünü zedelemeyecek şekilde
uygun bir zaman dilimi aralığında tamamlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
Boşanma talebinin haklı ve makul nedenlere dayandığı çok açık olmasına rağmen
davanın sürüncemede bırakılması durumunda ise, evlenme hakkının özünün
zedelenebileceği gözardı edilmemelidir.
62. Somut olayda, başvurucunun 16/5/2012 tarihinde açtığı
boşanma davası hakkında Aile Mahkemesi tarafından 5/11/2013 tarihinde boşanma
talebinin kabulü yönünde karar verildiği görülmektedir. Söz konusu kararın da
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/10/2014 tarihli hükmüyle kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
63. Derece mahkemeleri tarafından dava sürecinde
gerçekleştirilen yargılamaya ilişkin işlemler incelendiğinde, toplamda on
duruşmanın yapıldığı ve ikisine başvurucu ya da vekilinin katılmadığı
görülmektedir. Diğer duruşmalarda ise tanıkların dinlenmesine ve dava konusuyla
ilgili bilgi ve belgelerin toplanmasına ilişkin işlemlerin yerine getirildiği
anlaşılmaktadır.
64. Toplam iki yıl beş ay sürdüğü görülen boşanma davasının
sürüncemede bırakılmadığı açık olduğu gibi derece mahkemelerince tarafların ileri
sürdüğü hususların araştırılması konusunda gerekli özen ve dikkatin de
gösterildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla hakkın özünü zedelemeyecek
şekilde boşanma davasının makul bir sürede tamamlandığı açık olduğundan somut
başvuruda evlenme hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu
anlaşılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE,
C. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Evlenme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine
neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF
TUTULMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.