
Esas No: 2016/32996
Karar No: 2016/32996
Karar Tarihi: 25/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
İZZETTİN ÜŞÜMEZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/32996) |
|
Karar Tarihi: 25/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
M.Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Yusuf Enes
KAYA |
Başvurucu |
: |
İzzettin
ÜŞÜMEZ |
Vekili |
: |
Av. Nihal
YILMAZ BAŞKÖY |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hâkim olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma
dosyasına erişimin kısıtlanması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;
arama kararının hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına
saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü
hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son
bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu
teşebbüsün arkasında Türkiye"de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son
yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve
diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da
doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY"nin
kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil
toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar
yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri
uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)
[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
8. Başvurucu, 2001 yılında hâkim olarak göreve başlamış; en son
Yargıtay 22. Ceza Dairesinde tetkik hâkimi olarak görev yapmıştır.
9. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu
değerlendirilerek FETÖ/PDY"ninhiyerarşik
yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.
10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin
16/7/2016 tarihli kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve
24/8/2016 tarihinde meslekten ihraç edilmesine karar verilmiştir.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ankara 1.
Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında yürütülen
soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin ve tarafların dosya içeriğini
incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye
düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu"nun 153. maddesi uyarınca kısıtlanmasına, yakalanan kişinin veya
şüphelilerin ifadelerini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı
geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin
tutanakların kısıtlama kararından ayrı tutulmasına karar vermiştir.
12. 20/7/2016 tarihinde konutunda yapılan arama sonunda
başvurucunun bilgisayarlarına, cep telefonuna ve ruhsatlı silahına el
konulmuştur. Başvurucu aynı gün gözaltına alınmıştır.
13. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında
başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik
sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda başvurucuya FETÖ/PDY"ye
mensup kişilerle irtibatının olup olmadığı, bu yapıya ait evlerde, yurtlarda
kalıp kalmadığı, örgütün dershanelerine gidip gitmediği, çocuklarına bu yapıya
ait okullara gönderip göndermediği, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine
katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi Sınav Komisyonlarında ve soru hazırlayan
komisyonlarda görev alıp almadığı, darbe girişimi sırasında nerede olduğu,
darbe sonrasına ilişkin olarak görevlendirilip görevlendirilmediği, HSYK
seçimlerinde bu yapıya yönelik yönlendirmede bulunup bulunmadığı sorulmuştur.
Başvurucu, ifadesinde; bu yapının yurtlarında ve evlerinde kalmadığını,
dershanelerine gitmediğini, üniversite eğitimi sırasında iki yıl dayısının
yanında iki yıl da ailesinin yanında kaldığını, çocuklarını bu yapıya ait
okullara göndermediğini, Bank Asyada hesabının
olmadığını, bu Bankaya para yatırmadığını, darbe girişimi sırasında evinde
olduğunu, kendisine herhangi bir görev verilmediğini, HSYK seçimlerinde kimseyi
arayıp yönlendirmediğini belirtmiştir.
14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde, tutuklanması istemiyle Ankara
1. SulhCeza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya
sevk yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu
belirtilmiştir.
15. Başvurucu, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016
tarihli kararıyla, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.
Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye
olma suçunu vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren
deliller, şüphelilerin saklanma veya kaçma şüphesini uyandıran somut olguların
varlığı, fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, suçların CMK"nın 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 5. maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkin
şartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersiz
kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK"nın 100. vd.
maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar
verildi.]"
16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 10/10/2016
tarihinde Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutukluluk durumu
incelenmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
17. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Ankara 3. Sulh Ceza
Hâkimliğince11/11/2016 tarihinde reddedilmiştir.
18. Başvurucu, bu karar üzerine 9/12/2016 tarihinde bireysel
başvuruda bulunmuştur.
19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 9/5/2017 tarihli
iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
cezalandırılması istemiyle Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası
açılmıştır.
20. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular özetle
şöyledir:
- HTS analiz raporunda, başvurucunun FETÖ/PDY"ye
üye oldukları isnadı ile soruşturulan diğer şüphelilerle görüşmeler yaptığı
belirtilmiştir.
- Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 21/4/2017 tarihli ByLock
sorgulama raporunda, başvurucunun 17/9/2014 tarihinde ByLock uygulamasını kullandığı
ileri sürülmüştür.
-K.Y. adlı şahıs,Akşehir
Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla
alınan 1/11/2016 tarihli ifadesinde; başvurucunun üniversite döneminde cemaat
evinde kaldığını bildiğini beyan etmiştir.
21. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 13/6/2017 tarihinde
iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama E.2017/74
sayılı dosya üzerinden başlamıştır.
22. Başvurucu 25/10/2017 tarihinde tahliye edilmiştir.
23. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2019 tarihli kararıyla
başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis
cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"yapılan yargılama neticesinde de, her ne
kadar sanığın, kendisini alacağı cezadan kurtarmaya matuf olarak aşamalarda
inkar etse de, silahlı terör örgütü üyelerinin kendi aralarında iletişim amaçlı
kullandıkları Bylock isimli şifreli ve gizli
mesajlaşma ve iletişim yazılımını kendisinin kullandığı ... IMEI numaralı cihaz
ve ... nolu
hat ile 17/09/2014 tarihinden itibaren kullanmaya başladığı, BTK"dan alınan cevabi yazıya göre sanığın ByLock sunucu/sistemlerine bir çok kez temasta bulunduğunun
belirlendiği, alınan tanık beyanına göre de sanığın FETÖ/PDY terör örgütünün
nihai amacı olan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik olan toplantılarına
düzenli olarak katıldığı, bu delil durumuna göre dijital materyal inceleme
sonuçlarının beklenmesine gerek olmadığı kanaatinin mahkememizde hasıl olduğu,
böylece sanığın belirlenen bu eylemlerinin örgütün amaçları doğrultusunda örgüt
lehine faaliyetlerde bulunduğuna, sanığın silahlı örgütün kuruluş amaçlarını,
faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisi
içerisinde olmayı tercih etmek suretiyle, örgütün yapısına dahil olduğuna,
FETÖ/PDY nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek
amacıyla örgüt stratejisini benimsediğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu
yöndeki iddia ile tereddütsüz olarak örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin
sübut bulduğu, yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları, BTK"dan gelen cevabi yazı ve özellikle belirlenen ByLock tespit tutanağına göre sanığın üzerine atılı eylemi
gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla, sanığın bu eylem nedeniyle kendisini
alacağı cezadan kurtarmaya matuf bulunan savunmasına itibar edilmeyerek, sabit
olan eylemine uyan TCK nın 314/2, 3713 sayılı yasanın
5/1, TCK nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince
cezalandırılmasına, karar vermek gerekmiş[tir].
24. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf
incelemesi devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§
24-39.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve görevinden
kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını, tutuklama
nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu ve adli
kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
28. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
29. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini
önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda
gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının
Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
31. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:
2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya
yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe
teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu
iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli
kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
32. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının
Anayasa"nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere ilgili maddelerinde yer alan
güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde
ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Genel İlkeler
33. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak
genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B.
No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.
iii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
34.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
35. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında
silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi
uyarınca tutuklanmıştır.
36. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun"da -hâkimlerle
ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin
tutuklandığını iddia etmektedir.
37. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli
bulunduğu değerlendirilerek soruşturma başlatılmıştır (bkz. § 9). 2802 sayılı
Kanun"a göre suçun ağır ceza mahkemesinin
görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda
uygulanacak soruşturma usulü Kanun"un 94. maddesinde hüküm altına alınmıştır.
Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin
görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre
yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat
yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur.". Benzer yöndeki diğer bir düzenleme de
5271 sayılı Kanun"un161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun
302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı
maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı
işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.
01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü
saklıdır." şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun"un 94.
maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi
ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
38. Başvurucuya isnat edilen, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu"nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma
suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)
suçlardan olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır (Adem Türkel, §§ 28-34, 54).
39. Yargıtayın yerleşik uygulamasına
göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Adem Türkel §§ 36-39; aynı doğrultudaki
kararlar için bkz. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,
K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;
6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza
Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).
40. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, darbe teşebbüsü
sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev
yapan bir şüpheli hakkında FETÖ/PDY"ye üye olma,
Anayasa"yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet
Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini
yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul
23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza
Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında
anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların
kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılmasına karar vermiştir (Adem Türkel,
§ 36; aynı doğrultudaki kararlar için diğerleri arasından bkz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı;
10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).
41. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan
hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel
başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna
dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin
Özçelik, B. No:
2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde
görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla işledikleri ileri sürülen FETÖ/PDY
üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin
olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen
hükmün temyiz incelemesi sırasında, bu kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı
gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve
tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"
yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında
açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma
suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması
gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla
kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre
belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda
ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"
değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul
etmemiştir.
42. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları
ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe
teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün
arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör
örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması
birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü
üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma
mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve
keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun"un 94. maddesi
gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı
olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumda
başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının
olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün
görülmemiştir.
43. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna
aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde olmadığından, uygulanan tutuklama
tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi
gerekir.
45. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suç
şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu belirtilmiştir
(bkz. § 15).
46. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede başvurucunun
FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock
uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir.
47. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı
kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına
yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir
belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).
Buna göre soruşturma makamlarınca veya tutuklama tedbirine karar veren
mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının
ve/veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlara yüklemesinin somut olayın
koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli
belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri
itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.
48. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç
şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
49. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların
toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY"nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz
ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde
binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on
binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde
kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili
olmasa da FETÖ/PDY"ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle
soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu
olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,
§ 78).
50. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle
bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan
yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi
ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan
FETÖ/PDY"nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve
kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve
ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili
olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt
dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§
79).
51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör
örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar
öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda
öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir
(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin
Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).
Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni
varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 29; Gülser Yıldırım (2), [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
52. Somut olayda Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun
tutuklanmasına karar verilirken, işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne
üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına,
suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesini uyandıran
somut olguların varlığına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).
53. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara Sulh
Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde
başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal
temellerinin olmadığı söylenemez.
54. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151).
55. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize
olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini
aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 214; Devran Duran,
§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle
bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve
niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri (gizlilik,
hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık
atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate
alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve
karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 350).
56. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması
sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında
soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için
herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
57. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı
söylenemeyecektir.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
59. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19. maddelerde)
yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15.
maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek
bulunmamaktadır.
2. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
60. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon
gerekçelerle tutukluluğunun devam ettirildiğini, bu kararlara yaptığı
itirazların da gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini ve tutukluluğunun devam
ettirilmesini gerektirecek makul bir sebep kalmadığını belirterek kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
61. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin
derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte
bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, § 17).
62. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami
süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular
bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye
edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf
yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma
imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,
28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,
B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).
63. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 25/10/2017
tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi
aştığına ilişkin iddiası 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak
davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre
başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece
başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun,
telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu
tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğunun makul
süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden
bireysel başvuru yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme
Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
65. Başvurucu; tutukluluğun devamı ile ilgili incelemelerin ve
itiraz üzerine yapılan incelemelerin mahkeme önüne çıkarılmaksızın dosya
üzerinden, kendisi ve müdafii dinlenilmeden
yapıldığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
66. Anayasa Mahkemesi Erdal
Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018) kararında; bu şikâyete
ilişkin olarak yaptığı inceleme kapsamında darbe teşebbüsünden sonraki süreçte
darbe teşebbüsü, teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörle
bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin on sekiz
aya kadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl
döneminde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna
varmıştır. Somut olay bakımdan 22/7/2016 tutuklanıp 25/10/2017 tarihinde
hâkim/mahkeme önüne çıktığı anlaşılan başvurucunun bu kapsamdaki şikâyeti
bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
67.Açıklanan gerekçelerle
başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
4. Sulh Ceza
Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı
Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
68. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza
hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu, tarafsız ve bağımsız bir
mahkeme niteliğinde bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
69. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim
güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve
tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten
yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle
getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza
hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların
açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:
2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§
64-78, 94-97).
70. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak
anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum
bulunmamaktadır.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza
hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı
olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
5. Soruşturma Dosyasına
Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
72.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle
suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, hangi delilere dayanılarak
suçlandığını bilmediğini, bu nedenle savcılık makamı karşısında dezavantajlı
bir konuma düşürüldüğünü ve tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz edemediğini ileri
sürmüştür.
b. Değerlendirme
73.Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
74. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
75. Başvurucunun şikâyetine konu kısıtlama kararının verildiği soruşturma
dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama, olağanüstü hâl ilanına sebebiyet
veren olaylarla ilgilidir. Söz konusu kısıtlama kararı olağanüstü hâl sürecinde
verilmiştir. Bu nedenle kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle
kararın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında
öncelikle kısıtlamanın Anayasa"nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı
olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15.
maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242, bkz. §§ 44-47).
ii. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
76. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik
olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum
bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok
kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan kişiye
yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi
gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas
tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun
tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate
alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri
[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107;
Süleyman Bağrıyanık
ve diğerleri, §§ 248-257).
77. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin
kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin
dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde
başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar
olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk
durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı
görülmektedir.
78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
79. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması suretiyle yapıldığı iddia olunan
müdahalenin bu hakka dair Anayasa"nın 19. maddesinde yer alan güvencelere
aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan
ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Özel Hayata ve Aile
Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
80. Başvurucu; evinde ve işyerinde yapılan aramaların hâkimler
için öngürülen güvencelere ve 5271 sayılı Kanun"da
öngörülen düzenlemelere aykırı olduğunu ve bu aramada elde edilen delillerin
hukuka aykırı olduğunu belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
81. Anayasa Mahkemesi Hülya
Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin
maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması
gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren
makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme
yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları
kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan
zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî
uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden
daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için
bkz. Hülya Kar, §§21-46).
82. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama
kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Söz
konusu tedbirin, suç delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği
anlaşılmaktadır.
83. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi
kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma
tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi
bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir
hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar
önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka
tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin
durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak
bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.
84. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma
tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde
başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma
tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru
formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
85. Başvurunun özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına
yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
2. Tutukluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.