
Esas No: 2015/9815
Karar No: 2015/9815
Karar Tarihi: 12/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
BEHÇET TAŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/9815) |
|
Karar Tarihi: 12/9/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 3/10/2019 -
30907 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan y. |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Özgür DUMAN |
Başvurucu |
: |
Behçet TAŞ |
Vekili |
: |
Av. Hikmet AYDIN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü mensuplarınca döşenen mayının patlaması
sonucu iş gücü (efor) kaybı tazminatı ödenmesi yönündeki talebin reddedilmesi
nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1960 doğumlu olup Muş ilinde ikamet etmektedir.
9. Başvurucu Muş Sağlık Müdürlüğü Sıtma Savaş biriminde sıtma
işçisi olarak görev yapmakta iken Muş"un merkez ilçesine bağlı İnardı köyünde terör örgütü mensuplarınca döşenen mayının
17/9/1997 tarihinde patlaması sonucu yaralanarak sol bacağını diz altından
kaybetmiştir. Sağlık Kurulunun 26/11/1998 tarihli raporuna göre başvurucunun
çalışma gücü kaybı %65 olarak belirlenmiştir. Başvurucu olaydan sonra aynı
yerde ve aynı görev unvanıyla çalışmaya devam etmiştir.
10. Başvurucu söz konusu olayda yaralanmasından dolayı çalışma
gücü kaybı nedeniyle uğradığı zararına karşılık olarak 15.000 TL maddi; çekmiş
olduğu acı ve ıstırabı karşılığında da 2.000 TL manevi tazminat talebiyle
İçişleri Bakanlığı aleyhine Van 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı
davası açmıştır.
11. Mahkeme 15/3/2001 tarihinde başvurucunun maddi tazminat
talebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne karar
vermiştir. Taraflarca temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesi (Daire)
tarafından 25/12/2002 tarihinde manevi tazminatın kısmen kabulü yönünden
onanmış, maddi tazminat isteminin reddi yönünden ise bozulmuştur.
12. Bozma kararının gerekçesinde, uygulamada, kişinin kalıcı
sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı nedeniyle gelirlerinde ve
dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi tazminatın
gerekeceğinin kabul edildiği ve bunun, efor kaybı tazminatı olarak tanımlandığı
açıklanmıştır. Daire, beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı işi zarardan
önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir efor sarfıyla yaptığı
gerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararı, bu fazladan sarf edilen gücün
oluşturduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daireye göre mahkemece
yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle başvurucunun çalışma gücündeki kaybın
varlığının ve bu nedenle görevini ve hayatın olağan akışı içindeki diğer
işlerini yerine getirirken daha fazla güç sarfedip
etmeyeceği hususunun araştırılması gerekmektedir. Daire sonuç olarak daha fazla
güç sarfedileceğinin saptanması hâlinde maddi
tazminata hükmedilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak verilen
kararda hukuki isabet olmadığını belirtmiştir.
13. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/12/2004 tarihinde maddi
tazminat isteminin kabulüne karar vermiştir. Ancak İçişleri Bakanlığı
tarafından temyiz edilen bu karar aynı Daire tarafından 20/11/2007 tarihinde
bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde;
i. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zararın; idari işlem veya
eylem nedeniyle kişinin mal varlığının aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle
uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu
uğranılan zarar olduğu açıklanmıştır. Bedensel nitelikteki maddi zararın ise
kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün
azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı
ifade ettiği belirtilmiştir.
ii. Söz konusu olaydan önce Sıtma Savaş biriminde sıtma işçisi
olarak görev yapan başvurucunun, kaza sonrasında da aynı görevi sürdürdüğüne ve
aylık ücretinde herhangi bir eksiklik olmadığına dikkat çekilmiştir.
Başvurucunun aynı görevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarfettiğini ileri sürmediğine vurgu yapılmış; başvurucuya,
idarece mayın patlaması sonrası oluşan ve Sağlık Kurulu Raporu ile belirlenen
sakatlık durumuna uygun görev verileceği dikkate alınarak bu sebeple meslekte
kazanma gücü kaybı oranına göre hesaplanan efor kaybı tazminatının ödenmesi
yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı belirtilmiştir.
14. Mahkeme bozma kararına uymuş ve 27/3/2009 tarihinde maddi
tazminat istemine ilişkin davanın reddine karar vermiştir.
15. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından 20/6/2013
tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin
19/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucu vekiline 22/5/2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
17. Başvurucu 8/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İdari
dava türleri şunlardır:
…
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam
yargı davaları
…”
19. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“İdari
eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu
eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten
itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili
idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu
isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini
izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği
takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava
açılabilir.”
2. Danıştay İçtihadı
20. Danıştay Onuncu Dairesinin birçok kararında, tazminat
hukukunda çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla kişinin
kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı nedeniyle gelirinde ve
dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi efor kaybı
tazminatı diye tanımlanan tazminatın ödenmesi gerektiğinin, beden gücü kaybına
uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre
daha fazla efor sarfederek yaptığı gerçeğinden
hareket edilerek kişinin bu zararını bizzat kendisinin daha fazla bir güç harcayarak gidermiş
olması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğuna gidildiğinin belirtildiği
anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 25/9/2007 tarihli ve E.2004/5845,
K.2007/4387 sayılı; 22/2/2008 tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılı
kararları).
21. Danıştayın; somut olaya benzer
nitelikteki davalarda efor kaybı tazminatına ilişkin fiziksel bütünlüğü ihlal
edilen kişinin, meydana gelen sakatlıktan sonra daha az güç harcayarak
yürütebileceği bir göreve atanıp atanmadığı, aynı görevi yürütmekle birlikte
kalıcı sakatlığının aynı iş için daha fazla efor harcamasını gerektirecek boyut
ve nitelikte olup olmadığı, sakatlık durumuna uygun başka bir göreve atanıp
atanmadığı gibi kriterlere göre değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır (Danıştay
Onuncu Dairesinin 18/9/2009 tarihli ve E.2007/57, K.2009/8097 sayılı; 19/2/2010
tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararları).
22. Yine Danıştay kararlarında, vücut bütünlüğü zarara uğrayanın
görev yerinin değişmesi nedeniyle aylık gelirinde meydana gelen azalma
tutarının, efor kaybı tazminatı kapsamında değerlendirilmediği anlaşılmaktadır
(Danıştay Onuncu Dairesinin 22/2/2008 tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847
sayılı; 19/2/2010 tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararları).
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 6/6/2018 tarihli ve E.2017/4202, K.2018/2053
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Tazminat hukukunda çağın gereklerine
uygun olarak geliştirilen içtihatlarla kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle
beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir
eksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarak
adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücü
kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere
göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek,
bir anlamda zararı, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası
benimsenmektedir.
Öte yandan, idare hukuku ilkelerine göre maddi
zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle,
uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu
uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına
kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok
olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmay
ıifade etmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve
etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemleri,
mahkemece aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde bilirkişi incelemesi
yaptırılmak suretiyle hesaplanıp karara bağlanmalıdır.
A-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü
kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, idarece
bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık
gelirinde bir azalma olmamış ise, mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi
ile kamu görevlisi olan davacının yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsali
kamu görevlilerine nazaranne kadar daha fazla güç
(efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli
ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak
suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
B-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü
kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, bedensel
kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde
bir azalma olmuş ise, davacı kamu görevlisinin önceki görev yeri aylık geliri
ile yeni görev yeri aylığı arasındaki "fark"kadar ve
ayrıca davacının yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine
nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği
hususu oran olarak tespit edilmeli ve davacı kamu görevlisinin aylık net
gelirine tespit edilen bu oran uygulanmak suretiyle belirlenecek "tutar" kadar
toplam güç (efor) zararı bulunduğu dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.
C-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü
kaybına uğrayan davacı kamu görevlisi aynı işi yapmaya devam ediyor ise,
mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile kamu görevlisi davacının aynı
işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit
edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle
güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
Nitekim, sağlık kurulu raporuna göre %20
oranında çalışma gücü kaybına uğrayan bir davacının güç (efor) tazminatı
ödenmesi isteminin idare mahkemesince, olaydan sonra davacının aynı yerde, aynı
görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında her hangi bir
değişiklik olmadığı gerekçesiyle reddi ile sonuçlanan dava ile ilgili olarak
yapılan bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 23/3/2016 tarih, Başvuru
No: 2013/5670 sayılı kararında, mahkeme tarafından ulaşılan sonucun
başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı,
başvuranın Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan
kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği sonucuna
ulaşmıştır..."
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"ne (Sözleşme) ek 1 No.lu
Protokol"ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin
kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da
başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel
getirmez."
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyet
hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin
bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk
bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz
[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,
30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,
§ 129).
26. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Sözleşme"ye
ek 1 No.lu Protokol"ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına
almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve
diğerleri/Letonya [BD], B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.
No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
27. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak
müdahalenin Sözleşme"ye ek 1 No.lu Protokol"ün 1.
maddesinin anlamı kapsamında bir mülk
ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre
alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet
hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında
değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,
28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,
12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar
için Pine Valley Developments
Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,
29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,
24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:
17849/91, 20/11/1995, § 31).
28. Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya
(B. No: 66590/10, 3773/11, 13/11/2018) kararına konu olayda terör olayları
sebebiyle uğranılan zararlar bakımından yapılan değerlendirmede başvurucuların
yerleşik idari uygulama çerçevesinde tazminat elde etme yönünde meşru bir beklentilerinin olduğu kabul
edilmiştir (Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya,
§ 48). AİHM, devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri çerçevesindeki
ilkelerin büyük ölçüde benzeştiğini belirtmiş, başvuruculara somut olayda
tazminat ödenmemesinden dolayı Sözleşme"ye ek 1 No.lu
Protokol"ün 1. maddesinde güvence altına alınan mülkiyetten barışçıl yararlanma
hakkından doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediği sonucuna varmıştır (Arzhiyeva ve Tsadayev/Rusya,
§§ 51-58).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu mayın patlaması sonucu %65 oranında efor kaybına
rağmen hukuka aykırı olarak maddi tazminat talebinin reddedildiğinden yakınarak
bu efor kaybının maddi bir değere tekabül etmediğinin kabul edilmesinin doğru
olmadığını, Danıştay Dairesinin ilk başta ret kararını bozmuş iken sonradan
kararını değiştirdiğini ve hukuki güvenlik ilkesini bozduğunu belirtmiştir.
Başvurucu günlük yaşamında daha fazla efor sarf etmek zorunda kaldığının gözardı edildiğini ve davanın reddedilmesiyle tazminat
hukukunun bütün ilke ve ölçütlerinden uzaklaşıldığını ifade ederek mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Başvurucu 25/4/2016 tarihli dilekçe ile Anayasa Mahkemesinin
Osman Konuktar (B.
No: 2013/5670, 23/3/2016) başvurusunda verdiği kararı emsal olarak sunmuştur.
B. Değerlendirme
32. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa"nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı
35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz."
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
i. Genel İlkeler
34. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,
önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:
2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa"nın 35.
maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup
olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §
26; İhsan Vurucuoğlu,
B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
35. Anayasa"nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet
hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal
varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu
bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve
gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynî hakların ve
fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet
hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve
diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
36. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen
mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda
kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından
bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B. No:
2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu
ve diğerleri, § 51).
37. Anayasa"nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut
mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi
olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki
menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa"yla korunan mülkiyet kavramı
içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa"nın 35. maddesi soyut
bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil
mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli
durumlarda bir ekonomik değer
veya icrası mümkün bir alacağı
elde etmeye yönelik meşru bir beklenti
Anayasa"da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:
2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet
Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).
38. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp
belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu
gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynî menfaatle ilgili hukuki bir
işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,
20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,
§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme"nin ortak koruma kapsamında olan meşru
beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia
edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri
ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen
Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).
Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri
sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir
(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,
§ 37).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
39. Öncelikle bir ekonomik değer ifade eden tazminat alacağının
mülkiyet hakkının konusunu teşkil edebileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır.
Somut olayda tartışma konusu olan başvurucunun bu tazminat alacağının varlığını
kanıtlayıp kanıtlayamadığı hususudur. Başvurucunun açtığı tazminat davası
reddedildiğine göre mevcut bir mülkün varlığından söz edilemez. Ancak
başvurucunun bu alacağı elde etmeye yönelik somut bir temele dayalı meşru
beklentisinin olup olmadığı da belirlenmelidir.
40. Anayasa Mahkemesi yukarıda da değinildiği üzere meşru
beklentinin tespiti bakımından başvurucunun talebini bir kanun hükmüne veya
yerleşik bir yargısal içtihada dayandırmasını beklemektedir. Diğer bir deyişle
ancak böyle bir somut temelin varlığı hâlinde meşru beklentinin varlığından söz
edilebilecektir (yargı kararına dayalı olarak meşru beklentinin kabul edildiği
karar için bkz. Osman Ukav,
B. No: 2014/12501, 6/7/2017, §§ 55-59; buna karşılık böyle bir somut temel
olmadığı için meşru beklentinin mevcut olmadığının tespit edildiği karar için
bkz. Mehmet Şentürk, §§ 40-54).
41. Somut olayda ise başvurucunun mayın patlaması sonucu
yaralandığı ve %65 oranında çalışma gücü kaybına uğradığı kamu makamlarınca
tespit edilmiş durumdadır. Başvurucunun efor kaybı tazminatı talebi ise derece
mahkemelerince reddedilmiştir. Bununla birlikte Danıştay Onuncu Dairesinin
yerleşik içtihadına göre kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden
gücü kaybı nedeniyle gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme
meydana gelmemiş olsa dahi efor kaybı tazminatı diye tanımlanan tazminatın
ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği görülmektedir. Buna göre beden gücü
kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere
göre daha fazla efor sarfıyla yaptığı vurgulanarak kişinin bu zararını bizzat
kendisinin daha fazla bir güç
harcayarak gidermiş olması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğuna
gidildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 20-23).
42. Dolayısıyla mayın patlaması sonucu yaralanan başvurucunun
uğradığı efor kaybı zararının tazmini bakımından yerleşik Danıştay içtihadına
dayalı Anayasa"nın 35. maddesi anlamında meşru bir beklentisinin mevcut olduğu
kabul edilmelidir.
b. Pozitif
Yükümlülüklerin İhlal Edilip Edilmediği
i. Genel İlkeler
43. Başvuru konusu olayda terör örgütü mensuplarınca döşenen bir
mayının patlaması sonucu yaralanan başvurucunun bu olay nedeniyle efor kaybına
uğradığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun belirtilen maddi zararı
yönünden mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir
müdahale mevcut değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi daha önce pek çok
kararında kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi devlete
düşen pozitif yükümlülükler olduğunu kabul etmiştir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §
34; Eyyüp Boynukara, B.
No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu
İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,
15/2/2017, § 44; Selahattin Turan,
B. No: 2014/11410, 22/6/2017, §§ 36-41).
44. Anayasa"nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence
altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde
korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.
Anayasa"nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına
ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi
durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet
hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, §§
39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik
Hizmetleri A.Ş., § 44).
45. Ancak hemen belirtmek gerekir ki bazı durumlarda devletin
pozitif ve negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkün
olamamaktadır. Üstelik devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülükleri
söz konusu olsun, uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüde
benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve
Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).
46. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan
müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sağlayan yargısal yolları da
içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve
kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan
uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etme
sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin
Turan, § 41).
47. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler
arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü
olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz
konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından
söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve
yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk
davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte
mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia
ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek
karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,
24/5/2018, § 53).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Başvurucu Muş İl Sağlık Müdürlüğü Sıtma Savaş biriminde
sıtma işçisi olarak görev yapmakta iken terör örgütü mensuplarınca döşenen bir
mayının patlaması sonucu yaralanmıştır. Başvurucunun %65 oranında çalışma gücü
kaybına uğradığı sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiştir.
49. Başvurucu efor kaybına uğradığını belirterek tazminat
talebinde bulunmuş ancak açtığı davada ilk derece mahkemesi başvurucunun
olaydan sonra da aynı birimde ve aynı unvanla çalıştığı gerekçesiyle talebi
reddetmiştir. Bu karar Danıştay Dairesince onanmış ve karar düzeltme talebinin
reddiyle birlikte kesinleşmiştir.
50. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere Danıştay
Dairesinin diğer kararlarında kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücü
kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme
meydana gelmemiş olsa dahi efor kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatın
ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre Danıştay Dairesince kamu
görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan efor kaybına
dayanan maddi tazminat istemlerinin, kararlarda belirtilen ilkeler çerçevesinde
bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesaplanıp karara bağlandığı
görülmektedir (bkz. §§ 20-23).
51. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa"nın 17. maddesinin
ihlal edildiği iddiasına ilişkin Osman Konuktar başvurusunda derece mahkemelerince
ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz
kaldığı, ihlalin tespiti ve giderilmesi için devletin etkin yargılama mekanizması
kurma ve adil bir şekilde yargılamayı yürütmeye ilişkin pozitif yükümlülüğü
açısından Anayasa’nın koruması kapsamındaki hak için öngörülen standartlara
uygun bir denge sağlanmadığı sonucuna ulaşmıştır (Osman Konuktar, §§ 36-48).
52. Bu durumda mayın patlaması sonucu yaralanan başvurucunun
yerleşik yargısal içtihada dayalı olarak meşru beklenti teşkil ettiğini
gösterdiği efor kaybı tazminatı talebinin reddedildiği olayda derece
mahkemelerinin davanın reddine ilişkin gerekçelerinin konu ile ilgili ve
yeterli olmadığı anlaşılmakla mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükleri
çerçevesinde etkili ve adil bir karar verme yükümlülüğünün yerine getirilmediği
sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence
altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin
ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin
ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep
olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen
diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet
Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
56. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna
göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama
işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim
yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216
sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için
yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §
58).
58. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği
hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece
mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine
bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri
yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,
§ 59).
59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken
şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından
bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali
gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,
kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit
edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır
(Mehmet Doğan, § 60).
60. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
61. Başvurucunun yerleşik yargısal içtihada dayanan meşru
beklentisi kapsamında görülen efor kaybı tazminatı talebinin derece
mahkemelerince reddedilmiş olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından
kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
62. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun"un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle
ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna
uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere Van 1. İdare Mahkemesine (E.2009/69,
K.2009/778) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
63. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi mülkiyet
hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından yeterli görüldüğünden
başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Van 1.
İdare Mahkemesine (E.2009/69, K.2009/778) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.