
Esas No: 2015/53
Karar No: 2015/53
Karar Tarihi: 12/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MUSTAFA YILDIRIM BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/53) |
|
Karar Tarihi: 12/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan y. |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Eşref Uğur ŞENOL |
Başvurucu |
: |
Mustafa YILDIRIM |
Vekili |
: |
Av. Mustafa ÇİNKILIÇ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiği
gerekçesiyle binanın yıkımına karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal
edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucunun Adana"nın Seyhan ilçesinde bulunan konutu için
27/6/1998 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle ağır hasarlı olduğuna
ilişkin tespit raporu düzenlenmiştir. Başvurucunun beyanına göre bu rapor
kendisine tebliğ edilmemiştir.
9. Adana Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü (İdare), ağır
hasarlı olduğu gerekçesiyle 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına karar
vermiştir.
10. Başvurucu, konutun ağır hasarlı olduğuna ilişkin tespit ve
bu tespit üzerine verilen 5/4/2006 tarihli yıkım kararının hukuka aykırı olduğu
gerekçesiyle idari işlemin iptali istemiyle Adana 2. İdare Mahkemesinde
(Mahkeme) dava açmıştır.
11. Mahkeme 16/10/2007 tarihinde davanın kabulü ile idari
işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahallinde yapılan
keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 8/8/2007 tarihli bilirkişi
raporunda, binanın yıkılmasını gerektiren önemli bir hasarın gözlemlenmediği ve
binanın az hasarlı olduğunun tespit edildiği vurgulanmıştır. Öte yandan anılan
bilirkişi raporunun tebliği üzerine taraflarca herhangi bir itirazda
bulunulmadığı ve raporun karar ittihazı için yeterli olduğu belirtilmiştir.
12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbirinci
Dairesi 28/4/2010 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararın
gerekçesinde, başvurucunun konutunun ağır hasarlı olarak tespit edildiği ve bu
tespit raporunun itiraz edilmeksizin kesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora
istinaden verilen yıkım kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı
konutun tamir edilerek onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı
belirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından
23/9/2011 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme
dilekçelerinde ilgili idari işlemin -hasar tespit raporunun- tebliğ edilmediği
vurgulanmıştır. Ancak temyiz ve karar düzeltme kararlarında bu hususta bir
değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
13. Mahkeme, bu karara uyarak bozma ilamında belirtilen
gerekçelerle 17/11/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi 3/10/2012 tarihinde ilk derece mahkemesi
kararının onanmasına hükmetmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı Daire
tarafından 23/9/2014 tarihinde reddedilmiştir.
14. Nihai karar 2/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
15. Başvurucu 2/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir
Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak
Yardımlara Dair Kanun"un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su
baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları
ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi
muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu
kanun hükümleri uygulanır."
17. 7269 sayılı Kanun"un
"Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler" kenar başlıklı
13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Yapılacak işlemlere esas olmak üzere
İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana
geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar
tespit raporu düzenlenir.
Gereken hallerde, yapılarda meydana gelen
hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine
diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek
odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar
tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.
Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü
hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve
ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle
binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre
verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi
bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri
yapılmış sayılır.
Mal sahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3
gün içinde yetkili idare kurullarına itiraz edebilir. İdare kurulları bu
itirazı en geç 3 gün içinde inceler ve karara bağlar.
Süresinde itiraz olunmıyan,
yahut itiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları mal
sahibi yıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan elde
edilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirinin
emri ile yıktırılır.
...
Yapılacak asıl işlemlere esas olmak üzere, fen
kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit raporlarına
mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde itiraz edilebilir ve hasar
tespit raporları ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebilir.
Gayrimenkulleri kesin bir şekilde hasarsız olarak tespit edilenlerin veya
gayrimenkullerinin hasar tespiti hiç yapılmayanların, yargı yoluna gitmeden
önce, mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili idareye başvurmaları
zorunludur.
..."
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol"ün "Mülkiyetin korunması" kenar
başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin
kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da
başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her ne kadar Sözleşme"ye ek 1 No.lu Protokol"ün 1. maddesinde açık
olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî
müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun
dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve
itirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme
olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme
ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,
24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, §
45).
20. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler
arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında
taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §
100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler
kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olması
gerektiğine değinilmiştir. AİHM"e göre bu zorunluluk
davacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemekle
birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının
yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda
karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,
34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).
21. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda
idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların
tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin
kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki
iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği
tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme"ye
ek 1 No.lu Protokol"ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine
getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır
(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, İdarenin yıkım kararı aldığı konutun ağır hasarlı
olmadığını, depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararının alındığı tarihe
kadar yaklaşık sekiz yıl boyunca bu konutu kullanmaya devam ettiğini, bu süre
zarfında herhangi bir engelle karşılaşmadığını ve binanın ağır hasarlı olduğuna
ilişkin tespit raporunun kendisine tebliğ edilmediğini savunmuştur.
24. Başvurucu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda konutun ağır
hasarlı değil az hasarlı olduğunun tespit edilmesine rağmen, derece
mahkemelerince İdare tarafından düzenlenen tespit raporu ve bilirkişi raporu
arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini ifade etmiştir. Diğer
taraftan başvurucu, ağır hasarlı konutun yıkımı için 7269 sayılı Kanun"un 13.
maddesinde öngörülen prosedürün yerine getirilip getirilmediğinin de derece
mahkemelerince incelenmediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
25. Anayasa’nın
"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.”
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal
edildiğini ileri sürmekte ise de konutun yıkımına dair kararı alınması
yönündeki şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiği
anlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali
iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
28. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,
önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:
2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa"nın
35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin
olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §
26; İhsan Vurucuoğlu,
B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
29. Anayasa"nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet
hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal
varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
Somut olayda başvurucu tapu kayıtlarına göre hakkında yıkım kararı verilen
konutun malikidir. Buna göre başvurucunun Anayasa"nın 35. maddesi bağlamında
korunması gereken bir menfaatinin bulunduğu kuşkusuzdur.
b. Müdahalenin Varlığı ve
Türü
30. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence
altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve
yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği
gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, ayrıca ürünlerinden yararlanma imkânı
verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.
No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün
semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:
2014/1546, 2/2/2017, § 53).
31. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden
diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa"nın mülkiyet hakkına
müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa"nın
35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu
belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl
yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten
barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin
ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda
sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten
yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına
aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını
kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa"nın diğer bazı
maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel
hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma
ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
32. Somut olayda, meydana gelen deprem nedeniyle başvurucunun
konutunun ağır hasarlı olduğu belirtilerek İdare tarafından konutun
yıktırılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca alınan bir
karar sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz
konusudur.
33. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus, ağır
hasarlı olmamasına rağmen konutun yıkılması kararı alınmasına ilişkindir. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bu
müdahale, mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımadığı gibi mülkiyetin kamu
yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da
içermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin mülkiyetten
barışçıl yararlanma hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde
incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
34. Anayasa"nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
35. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak
olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla
sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri
düzenleyen Anayasa"nın 13. maddesinin de gözönünde
bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin
Anayasa"ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı
amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
36. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi
gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit
edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının
ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,
müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun
hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye
İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,
B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
37. Başvuru konusu olayda binanın ağır hasarlı olduğu ve bu
yöndeki tespit kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği, buna göre ağır
hasarlı olduğu tespit edilen binanın yıktırılması yönünde alınan kararın 7269
sayılı Kanun"un 13. maddesi kapsamında hukuka aykırı olmadığı derece
mahkemelerince kabul edilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin kanunilik ölçütünü
taşıdığı değerlendirilmiştir.
ii. Meşru Amaç
38. Anayasa"nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı
ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,
mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına
imkân vermesi sebebiyle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet
hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda
bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde
korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de
beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu
ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§
28, 29).
39. Somut olay bağlamında, başvurucuya ait konutun ağır hasarlı
olduğu gerekçesiyle yıkılmasının insan sağlığı ve çevre güvenliği açısından
kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel
İlkeler
40. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına
yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek
için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı
değerlendirilmelidir.
41. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik
öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını, gereklilik ulaşılmak
istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif
bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile
ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini
ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,
27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §
38).
42. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının
sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları
arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun
şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş
olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak
istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile
başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde
bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,
§§ 58, 60; Osman Ukav,
B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
43. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler
arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü
olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz
konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından
söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve
yeterli gerekçe bulunmalıdır. Bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap
verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın
sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca
özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.
Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
44. Somut olayda Adana ilinde 27/6/1998 tarihinde meydana gelen
deprem sonucunda başvurucunun konutunun ağır hasarlı olduğunun tespit edilmesi
üzerine İdare tarafından 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına karar
verilmiştir. Başvurucu depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararı alınan
tarihe kadar aynı konutta ikamet ettiğini, bu süre zarfında herhangi bir
engelle de karşılaşmadığını belirterek alınan yıkım kararının hukuka aykırı
olduğunu ileri sürmüştür.
45. Başvurucunun yıkım kararının iptali istemiyle açtığı davada
Mahkemece bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Bilirkişi kurulunun 8/8/2007
tarihli raporunda, binanın yıkılmasını gerektirecek derecede önemli bir hasarın
gözlemlenmediği ve binanın az hasarlı
olduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğ
edilmiş, başvurucu ya da İdare tarafından rapora itiraz edilmemesi üzerine
bilirkişi raporu hükme esas alınarak idari işlemin iptaline karar verilmiştir.
Anılan karar Danıştay tarafından ilk tespit raporunun itiraz edilmeksizin
kesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora istinaden verilen yıkım kararında
hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı konutun tamir edilerek
onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. (bkz.
§ 12). Mahkemece bu karara uyulmasına karar verilerek bozma kararında
belirtilen gerekçelerle davanın reddine hükmedilmiştir.
46. Bu durumda üzerinde durulması gereken husus,asıl
işlemlere esas olmak üzere idari kurullar tarafından oluşturulan teknik mahiyetteki
hasar tespit raporuna itiraz edilmemesinin söz konusu rapora karşı dava
açılmasına engel teşkil edip etmeyeceğidir. 7269 sayılı Kanun"un 13. maddesinde
afet işlerinin ivediliği nedeniyle üç günlük bir bildirim ve ilan süresi
öngörülmüştür. Diğer taraftan Kanun metninde, yapılacak asıl işlemlere esas
olmak üzere fen kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit
raporlarına mahallinde ilân edilmesinden itibaren otuz gün içerisinde itiraz
edilebileceği düzenlenmiştir. Afet sonrası işlemlerin çabuklaştırılması
bakımından idari süreçlerin kesinleştirilmesi için böyle bir bildirim ve ilan
süresi öngörülebileceğini kabul etmek gerekse de anılan Kanun maddesinde ayrıca
hasar tespit raporlarının ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebileceği
de hüküm altına alınmıştır. Ne var ki tespit raporuna itiraz edilmemesi
nedeniyle raporun kesinleştiği, bu nedenle anılan raporun içeriğine yönelik bir
değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle derece mahkemelerince
davanın esası yönünden bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
47. Mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin
yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için başvurucuya mülkiyet hakkına
yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde
uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir
biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması gerekmektedir. Somut olayda İdare
tarafından yapılan tespitte deprem nedeniyle konutun ağır hasarlı hâle geldiği
belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ise binanın yıkılmasını
gerektirecek derecede önemli bir hasarın bulunmadığının ifade edildiği
görülmektedir. Buna göre her iki rapor arasında yargılamanın sonucu
değiştirecek nitelikte farklılıklar bulunmasına rağmen, derece mahkemelerince
raporlar arasında çelişkinin giderilmesi yoluna gidilmediği, dolayısıyla
mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından önemli nitelikte olan
anılan iddialar yönünden derece mahkemelerince konu ile ilgili ve yeterli bir
değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
48. Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının başvurucunun
mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde davanın sonucuna etkili olabilecek
mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek ilgili ve yeterli bir gerekçe
içermediği tespit edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin
usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna
varılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence
altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal
sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi
hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
52. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve
hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca
eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.
Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın
veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa
ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda
uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).
53. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl
giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının
yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının
nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı
ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §
56).
54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal;
idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden
kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun
belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet
Doğan, § 57).
55. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216
sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için
yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §
58).
56. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği
hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece
mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine
bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri
yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,
§ 59).
57. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken
şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından
bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali
gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,
kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit
edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır
(Mehmet Doğan, § 60).
58. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
59. Derece mahkemelerinin kararlarının başvurucunun davanın
sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek
nitelikte yeterli gerekçe içermediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal
edildiği sonucuna varıldığından, somut başvuruda ihlalin Mahkeme kararından
kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
60. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun"un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. İhlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yapılacak yargılamada
mülkiyet hakkının usul yönünden ihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili,
ayrı ve açık yanıt gerektiren başvurucunun iddialarının derece mahkemelerince
yeterli ve makul bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu sebeple kararın
bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesine
gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı
merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir
giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine
karar verilmesi gerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana
2. İdare Mahkemesine (E.2011/1985, K.2011/2062) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.